254 TEMMUZ 2017 Salı

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Ecevit'ler ve Hükümet krizi
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 4 Ekim 2001 Perşembe 

19 Şubat 2001 tarihinde Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın MGK toplantısı esnasındaki tutum ve davranışları ile başlayan kriz bütün yıkıcılığı ile ve şiddetini çoğaltarak devam ediyor.

21 Şubat'ta konu ile ilgili kaleme aldığım DORUKTA KAVGA isimli yazımda o günlerdeki kritik gelişmeleri irdelemiş ve değişmeyen bir gerçeği vurgulamıştım.  Bu gerçek; yıllarca ülke yönetimine sahip olarak ülkeyi bugünkü durumlara sürükleyen eskimiş, bitmiş ve tamamen tükenmiş yöneticilerin süratle görevlerini gençlere terkederek artık tarihteki yerlerini almakta çok geç kalmış olmaları idi.

Yarım asırdan beri yöneticilik ve liderliği sadece kendi tekelinde görerek, devlet yönetiminin allahtan kendilerine bir vahiy ile geldiğini zannedip gitmemekte direnen Başbakan ECEVİT ve ekolünün biran önce bu milletin yaklasından düşmesini istemiştim. Bu davranışları ile kendilerinin yönetimde bulundukları yarım asır süre içinde bu ülkeye ve bu asil millete yapacakları en hayırlı iş olarak tarihe geçeceklerini vurgulamıştım.

Ayni konuları 31 OCAK 2000 tarihinde Cumhurbaşkanlığını terketmemek için uğraşan 9 ncu Cumhurbaşkanımız Sayın DEMİREL için dile getirmiştim.

Ne yazık ki geçen süre içinde fikir ve düşüncelerimi aksi yönde etkileyecek hiç bir gelişme olmadı. Ülke devri geçmiş yöneticiler elinde giderek içinden çıkamayacağı bir kaos'un içine sürüklendi. Bundan sonraki günlerde Sayın ECEVİT'lerin iktidarda kaldığı sürece giderek artan bir şekilde kötü günlerin geleceğini görmek için fazla bir çaba gerekmiyor.

Bulunduğumuz coğrafya, tarihi geçmişimiz, yetişmiş insan gücümüz, müthiş enerjiye sahip milli güç potansiyelimiz ile Türkiye yönetilmesi gerçekten zor bir ülke oldu... Çözülemeyen karmaşık sorunlarımız katlanarak büyüyor. Yine hepimiz biliyoruz ki Sayın Bülent ECEVİT'in sağlığı; içinde bulunduğumuz bu zor dönemde Türkiye'yi iyi yönetmesi için en büyük engel. ECEVİT ailesi ve birkaç DSP milletvekili dışında 65 milyonun tamamı bu durumun farkında.

Artık ECEVİT'in çekilmesi ve yerini gençlere bırakması zorunlu hale geldi. Fakat anlaşılmaz ve açıklanamaz bir inatla Sayın ECEVİT'ler gitmemekte direniyorlar. Sayın Ecevit'in bizzat kendisi Milli Şef İsmet İnönü'yü nasıl devirip yerini aldığını unutuyor. Batıdaki yüzlerce örneğini bilmesine rağmen Sayın Başbakanımız Bülent ECEVİT; "Ey benim Sevgili Halkım. Size yarım asra yakın bir süredir şevk ve heyecan ile hizmet ettim.Fakat artık çekilme zamanım geldi" diyemiyor. Bunu yapmayı başardığı anda her geçen gün düşen itibarı birdenbire saygınlık kazanacak. Sadece kendisinin inandığı "Ülkede benden sonra kaos olur". şeklindeki düşüncesi ise çok yersiz ve gereksiz.

Hiç bir şey olmaz bu ülkede . Bu ülkeden ECEVİT'lerden çok daha etkin ve saygın liderler geldi-geçti. Onlar tarih sayfalarında yerini alırken, millet yaşamına eskisi gibi ve çoğunlukla daha iyi bir şekilde devam etti. Özetle; bilge kişiliği, engin tecrübesi ve yeterli olgunluğa erişmiş bir kişiliği olan Sayın Başbakanımızın bir dakika dahi yönetimde kalmasına ülkenin ve milletin tahammülü kalmamıştır.

Halkın yönetime olan güvensizliği doğrudan doğruya kendisi ile ilgilidir. Ekonomik başarısızlığın sebebi kendisi ile ilgilidir... Millet nefesini tutmuş Sayın Ecevit'lerin gidişini bekliyor.Ancak bu şekilde ülkenin selâmete çıkabileceğini idrak ediyor. Şimdi bu konuda daha önce yazdığımız yazılardan bazı alıntılar yaparak konunun önemini bir kere daha vurgulamak istiyorum. (T.T.K.) 4 EKİM 2001

------------------------------------------------------------------------

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ(31 OCAK 2000)
Allah sağlıklı ve uzun ömürler versin. Sayın Demirel; 38 yaşında genç bir bürokrat iken yeni kurulan Adalet Partisi'ne girdi. 1964 yılında 40 yaşında iken partinin başına geçti. Siyaset alanında çok yeni ve tecrübesiz olmasına rağmen 41 yaşında ve fevkalade kritik günlerde başbakanlık koltuğuna oturdu.

1965-1971 yıllarında bu genç ve tecrübesiz politikacının önderliğinde ülkemiz; çok istikrarlı ve daima yükselen bir kalkınma hamlesi sergiledi. Demirel; başbakan olduğunda öğrenci idim. Gençliğim, orta yaşım ve emekliliğim SÜLEYMAN DEMİREL'in iktidar, muhalefet ve Cumhurbaşkanlığı ile geçti. Gözümüzü açtık O'nu gördük. Büyüdük ve hala O'nunla yaşıyoruz. Görünen manzara odur ki daha birkaç yıl yine O'nunla yaşayacağız. Bizim neslimizin değişmez kaderi ve yazısı bu.

Sayın Demirel'in bilgisine, görgüsüne, devlet tecrübesine erişmekve bu konuda olumsuz bir söz söylemek mümkün değil. Bu bakımdan herkezden tam puan alır. Fakat kendisine tam puan veremediğimiz hususlarda mevcuttur. Tam puan vermediğimiz hususlar bu yetenekleri ile ilgili değildir.Neden hala bu memlekette kendisine ihtiyaç duyulmasıdır. Sayın DEMİREL; kırk yaşında partisini iktidara taşımış, başbakan olmuş, bu örevide büyük bir başarıyla yerine getirmiş birdevlet adamı olarak kendisinden sonra gelen gençlere neden fırsat tanımamıştır. Daima en iyi kendisinin bu ülkeye hizmet edebileceğini göstererek yükselme yolundakilerin önünü tıkamıştır. Nerededir 2000'li yılların dünyasına yön vereceği varsayılan Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı, başbakan, bakan ve üst düzey yönetici dayları?

Demokrasi ve buna dayanan Cumhuriyet rejimleri şahıslarla kaim değildir. Demokrasi; sistemler ve kurallar rejimidir. Şahısların hakimiyeti kırallık ve dikta rejimlerinde görülür. Demokrasileri belirli şahıslarla yürütmeye çalışmak gerçekçi değildir ve sistemin tabiatına aykırıdır. Bugün burada halâ ayni şahısların vazgeçilmezliği tartışılıyorsa sistemde önemli arızaların olduğunu varsaymak gerekir.

Şimdi; sayın Cumhurbaşkanımızın çağdaşı olan ve 1957 yılında CHP milletvekili olarak başladığı siyasi hayatına bugün başbakan olarak devam eden ve yıllarca en büyük muhalifi olduğunu bildiğimiz Sayın Bülent ECEVİT'in önderliğinde "Sayın Demirel'i Yeniden Cumhurbaşkanı Seçme" kampanyası başlatıldı.
"Bu ülkeyi ancak Demirel yönetebilir. Başkasının seçilmesi ülkemiz için felaket olur." gibi ifadeler basınımızda sık sık görülmeye başlandı.

Sayın Başbakanımız haklıdır. Söyledikleri doğrudur. Bugün sadece ülkemizde değil, dünyada sayın Demirel'den daha tecrübeli ve yetenekli bir politikacı yoktur. Fakat bize göre artık bu bilgi ve tecrübesini yönetimde kullanmasının değil, yeni nesillere aktarmasının zamanı gelmiştir. Arkadan gelecek gençler nasıl yetişecekler.? Başbakan ve Cumhurbaşkanı olmak için 30-40 yıl bekleyecekler mi? Sayın Demirel 41 yaşında başbakan olduğu zaman bugün kendisinin oturduğu makamlar kendi önünü açmasalardı ve kendisine bu şansı vermeselerdi bugünkü tecrübesine erişebilir miydi.?

1965'lerin genç ve tecrübesiz başbakanı Süleyman Demirel ilk beş yılında adeta yönetim harikası gerçekleştirmişti. Atatürk 39 yaşında T.M.M.M. Başkanı, 40 yaşında Başkomutan, 42 yaşında Cumhurbaşkanı olmuştu.

 - Bu ülkede yeni Demireller artık yetişmiyor mu?
 - Bu ülkenin okullarından artık adam çıkmıyor mu?
 - Yoksa yetişiyorda kendilerine imkan mı verilmiyor?

Eğer yoksa ve yetişemiyorsa sistemde arıza var demektir. Eğer sistem iyi çalışıyorsa , bu ülkenin yetişmiş genç beyinleri neredeler ? Göreve talip değiller mi? Yoksa görev verildide görevdenmi kaçtılar? Gençlerin önü ne zaman ve nasıl açılacaktır.? Gençlere ne zaman güvenilecektir.?

Kanaatimce; millete güvenmek ve bu milletin içinde var olduğu bilinen değerleri destekleyerek , önemli görevleri üstlenmesinden korkmamak gerekir. Bu milletin içinden daha nice Demirel'ler, Ecevit'ler çıkacaktır. Ülkemizde nice yetişmiş beyin, kendilerine fırsat tanınmasını bekliyor.

Korkmayın verin fırsatı. Allah hepinize uzun ömürler versin. Ama bilinki; bu gençler yine sizi sayarlar ve engin tecrübenizden yararlanmak için sizi baştacı ederler.

Eğer kendinizi vazgeçilmez kabul edip yerinizi liyakatlı gençlere bırakmazsanız; ve yönetici olmakta israr ederseniz; engin tecrübelerinizi sizden sonra gelen nesillere anlatacak ve bilgi birikiminizi kağıda döküp gelecek kuşaklara aktaracak zamanı bulamayabilirsiniz. Sizin bilgi ve tecrübenize bu ülke insanının ihtiyacı vardır. Bunu kendinizle beraber götürmek lüksüne sahip değilsiniz. Günlük yoğun çalışma şartları içinde bunu yapabilmeniz ise imkansızdır. Bunun için;

 - LÜTFEN ARTIK ÇEKİLİN VE GENÇLERİN ÖNÜNÜ AÇIN... Koltuğa bu kadar yapışmanızın ve vazgeçilmez olduğunuzu düşünmenizin millete hizmet aşkından kaynaklandığını hepimiz biliyoruz.
 - Sizler büyüksünüz. Büyüklüğünüzü sıranın artık başkalarında olduğunu görerek aha iyi sergileyebilirsiniz.
 - Bu ülkenin siz olmadan da büyüyecek ve güçlenecek bir olgunluğa eriştiğini lütfen kabul edin ve gereğini yapın.
 - Bunu yapınki, bu millet vatanın her köşesine birer heykelinizi dikerek sizleri ölümsüzleştirsin ve tarihteki şanlı yerinize oturtsun.(T.T.K.)

-------------------------------------------------------------------------------------
21 ŞUBAT 2001 DORUKTA KAVGA

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde olduğu kadar Türk tarihindede önemli dönüm noktalarından biri. Devletin zirvesindeki iki isim kendi aralarındaki anlaşmazlığı maalesef Türk ve dünya kamuoyunun gündemine taşıyarak binlerce yıllık dünyaya örnek olmuş devlet yönetimimize bir kara damga vurdular.

Her tarafı baştanbaşa yanlış olan bir davranış. Yeri yanlış. Zamanı yanlış. Özellikle yanlışlığı yapan kişiler yanlış. 1957 yılından beri tam 44 yıl milletvekili, bakan ve başbakan olarak Cumhuriyet tarihimizde çok önemli bir sayfası bulunan ve siyasette kibarlığı ile tanınan 76 yaşındaki şair Başbakanımız Bülent ECEVİT; devletin en önemli sorunlarının gündeme getirildiği ve yine devletin en üst düzey yöneticilerinin biraraya geldiği Milli Güvenlik Kurulu toplantısını terk ediyor.
 - Gazetecilere; "Cumhurbaşkanı bana terbiyesizlik yaptı. Ben onun gibi terbiyesizlik yapmamak için toplantıyı terk ettim." diyor.
 - Toplanan Bakanlar Kurulu sonrasında Sayın Başbakan;" Cumhurbaşkanını çok sorumsuzca davrandı" diyor.
 - Bakanlar Kurulu Bildiri yayınlayarak; " Cumhurbaşkanı ile olan bütün ilişkilerin askıya alınacağını ve davetlerine bundan böyle icabet edilmeyeceğini" bildiriyor. Ayrıca ;"Cumhurbaşkanının başbakandan kamuoyu önünde özür dilemesi gerektiğini" belirtiyor.
 - Bir Devlet Bakanı Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Cumhurbaşkanına; " Seni oraya biz getirdik, getirdiğimiz gibi indirmesinide biliriz " şeklinde kafa tutuyor.
 - Milletin sorunlarına çare bulmak için seçip gönderdiğimiz Başbakanımız;" bu şekilde çok büyük bir devlet krizi doğdu" diyerek iç ve dış kamuoyuna adeta başınızın başınızın çaresine bakın diyor.

Bir tarihçi olarak, 2100 yılı tarihçilerinin bu olayı yazarken çok zorlanacağını sanıyorum. Çünkü hiç olmaması gereken ve son derece basit sebeplerle ve duygusallıkla, 44 yıllık bir Devlet Adamı sinirlerine hakim olamıyor. Bir kaç dakika sabredip eğer varsa, sorunlarını kendi aralarında çözmeleri gerekirken. En fazla birlik ve beraberliğe ihtiyacımız olduğu, veya en azından iç ve dış kamuoyuna böyle gösterilmesi gerektiği bir durumda, bu şekilde fevri davranışlarla ülke biranda hiç beklenilmeyen bir boyutta krize sokulabiliyorsa, artık fazla söylenecek bir şey kalmamıştır.

Maalesef gündeminden sansasyonel olaylar hiç eksik olmayan ülkemiz; bu boyut ve çapta bir krizle ilk defa tanışmaktadır. Medyamız olayı yine milli menfaatlerimiz açısından değil, ağırlıklı olarak rating arayışları içinde ele almıştır. " KİM DAHA HAKLI ? BAŞBAKAN 'MI YOKSA CUMHURBAŞKANI'MI? soruları çeşitli kesimlerden sorulmuş, cevapları ile adeta kamuoyu oluşturulmaya çalışılmıştır. Basit bir araştırma ile bunun sonucunda halkımızın büyük çoğunluğunun Cumhurbaşkanını haklı bulduğu ve arkasındaki halk desteğinin giderek arttığı görülmüştür.

GELELİM KİŞİSEL DEĞERLENDİRMEMİZE;

 - 12.000 bin yıllık kültüre sahip Türk Toplumlarının tarihinde belkide ilk defa meydana gelen bu olayın inşallah son olmasını diliyorum. 57 Başbakan ve 10 Cumhurbaşkanı ile yönetilen Cumhuriyet tarihimizde bugün içinde bulunduğumuz durumun gelebileceğimiz en kötü, ve görebileceğimiz en korkunç olay olduğunu belirtmek isterim.

 - 12 Eylül, 12 Mart öncesi anarşi ve terörün günde 40 kişinin canını aldığı dönemlerde dahi bu derece acz ve belirsizlik ortamı yoktu. Bugün mecliste en fazla desteğe sahip olan hükümetin icra erkini ve halk nezdindeki güvenirliğini tamamen kaybettiği görülmektedir.

 - Ne yazık ki bu hükümetin alternatifi olacak meclis muhalefeti yoktur. Ve demokrasilerde her olayın mutlak ve kesin çaresi olan parlamento ile parlamentoda yer alan siyasi partiler güvenirliğini ve arkalarındaki halk desteğini yitirmişlerdir.

 - Devletin her köşesinden yolsuzluk ve hırsızlık pislikleri çıkmaktadır. Mevcut mahkemeler hırsızlık ve yolsuzluk dosyaları ile tıkanmıştır. Bankalar ve kredi kuruluşlarına güven kalmamıştır.

Peki çıkış yokmudur?. Mutlaka vardır. Olmalıdır. Kanaatime göre bu hükümetin bir gün daha iktidarda kalması ülke ve millet için felaketttir. Ülkeyi sayın Ecevit Hükümetinin değil, IMF Temsilcisi ile, emrine verilen birkaç bürokratın idare ettiğini artık halkımızın en cahili dahi görmüş ve anlamıştır.

Her geçen gün ülkeyi karanlığa, kargaşaya ve kaosa, fakirliğe sürükleyen, ülke kaynaklarını ve yönetimini IMF'ye teslim eden bu hükümetin yönetimden istifa etmesi ile hiç bir şey kaybetmeyeceğimiz açıktır. Fakat bununla çok şeyler kazanmak için bir umut kaynağı yaratılacağından eminim.

Devletimiz ve milletimizin Milli Güç Kaynakları bu ülkeyi kısa sürede selamete çıkartacak kadar yeterlidir. Yeter ki liyakatli ve ehliyetli kadrolar elinde olsun. Bu yeterliliğin bu mecliste olmadığı son iki yıllık icraatinden belli olmuştur. Profesörlerin açlık sınırına geldiği, işsizlik ve kitlesel iflasların çığ gibi arttığı, üretimin tamamen durduğu bir dönemde Türkiyenin gündemine "KATİL VE EŞKİYANIN AFFINI" ve "NAZIM HİKMET'İN KEMİKLERİNİN TÜRKİYEYE GETİRİLMESİ'ni taşıyan bir kadronun derhal yönetimden ve hatta insanlarının yüzüne bakacak hali kalmadığı için bu ülkeden ayrılması lazımdır.

Yapılabilecek hareket tarzları ana başlıkları ile şöyle olmalıdır.

 1. Hükümet derhal istifa etmelidir.

 2. Tamamen meclis dışından tarafsız bir başbakan atanarak(veya Cumhurbaşkanı yönetiminde) azami onbeş kişiden oluşan bir teknokratlar hükümeti kurulmalıdır.

 3. Hükümet ilk icraat olarak İç borç faiz ödemelerini en az bir yıl için dondurmalıdır.

 4. İç borç ödemelerinden elde edilen gelirlerle atıl durumda bulunan işyerlerine verilecek kredilerle işyerleri canlandırılmalı ve yeni iş iş imkanları yaratılarak üretim arttırılmalıdır.

 5. Üretim hammaddeleri ve Türkiyede üretimi yapılamayan çok hayati bir kaç madde dışında ithalat tamamen durdurulmalıdır.

 6. İhracat her alanda teşvik edilmelidir.

 7. Silahlanma harcamalarına en az bir yıl son verilmelidir. Kaynak süratle ekonomiye kaydırılmalıdır.

 8. Anayasanın parti kapatmaları ve siyasi partilerle ilgili bölümleri değiştirilerek, halkın iradesinin meclise tamamen yansıyacağı Seçim Kanunu ve Siyasi Partiler Kanunu biran önce çıkartılmalıdır.

 9. Devlet kadrolarında iş yapmadan para alan yeteneksiz siyasi yandaşlar süratle temizlenmelidir.

 10. Hukukun üstünlüğü her alanda hakim kılınmalıdır. Yolsuzluk ve hırsızlıkların üzerine ciddiyetle gidilerek , herhangi bir şekilde devleti soymaya çalışanların mahkemelerine öncelik verilerek halkın gözünde temiz toplum imajı yeniden canlandırılmalıdır.

 11. Zarar eden bütün kamu kuruluşlarının faaliyetleri derhal durdurulmalıdır.(Bankalar dahil)

 12. Milletin yetiştirdiği, fakat meydanlarda kendileri gibi kimse bulunmadığı için siyasete katılmamış mümtaz vatan evlatları bütün yurtta göreve davet edilerek, eski siyasi kadroların tamamı devre dışı bırakılmalıdır. " DEVLET İDARE ETME SANATI " olarak tarif edilen siyaset alanı yeni değerlerle doldurularak temizlenmelidir.

Bunlara bu millet layık değildir. Millet; 25 yıldır enflasyon canavarı karşısında bütün maddi ve manevi değerlerini kaybettiren beceriksiz kadroların yönetimine layık değildir. Bunu hiç bir zaman haketmemiştir. Milletimizin hiç bir yabancı devletin ve kuruluşun ne aklına , ne parasına ve nede desteğine ihtiyacı vardır. Millet kendini idare edecek kabiliyetli ve gerçek vatansever erdemli insanlara sahiptir.

Ülkenin her yanını yangın yerine çeviren ve son olarak yarattıkları "SUNİ DEVLET KRİZİ" ile yurttaşlarını biraz daha fakir eden ve yoksulluğa iten bu kadroların yerini alacak vatansever ekipler çalışmalarına bütün yurtta başlamıştır. Her ilde ve her kasabada bu ülkeyi sevenler , bu ülke için kalbi çarpan vatan evlatları her köşede,her toplulukta "Neden bu hale getirildiklerinin" sebeplerini aramaya başlamışlardır.

İnsanlarımız ;kendilerini içine düştükleri bu çıkmazdan kurtaracak yeni bir ATATÜRK arayışı içine girmişlerdir. Aslında bu ülkede bir değil binlerce ATATÜRK vardır. Görevi devralmak ve ülkeyi dünya devletleri arasındaki layık olduğu düzeye çıkartmak için halkın desteğini beklemektedir.

Bu millet sağduyusu ve uzak görüşlülüğü ile yöneticilerine daima örnek olmuş ve her seçimde yöneticilerine çok önemli dersler vermiştir. Ne yazık ki mevcut sistem ile kendisinin ve gerçek temsilcilerinin yönetim kademelerine gelmesi engellenmiştir. Son Krizi gelinebilecek en son kötü nokta olarak görüyorum. Bu hükümetin derhal istifası ile başlayacak süreçte çok küçük ve inançlı kadrolarla ülkemizin selamete erişeceğine inanıyorum.

SÖZÜN KISASI; KALBİ BU ÜLKE VE BU MİLLET İÇİN ÇARPAN, BİRBİRİNE YUMRUK GİBİ KENETLENMİŞ 10 TEMİZ ADAM'IN ÜLKEYİ BUGÜNKÜ DÜŞTÜĞÜ ACZ'DEN KISA SÜREDE ÇIKARTIP EN GEÇ BİR YIL İÇİNDE SAYGIN BİR BÖLGE VE DÜNYA DEVLETİ SIFATINI KAZANDIRACAĞINA İNANIYORUM.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
4 Ekim 2001 Perşembe

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale