27 Nisan 2017 Perşembe

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Cumhurbaşkanı Gül, Erivan'a gitmemelidir
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Ermeni meselesi denilen ve Ermeni milletinin gerçek çıkarlarından ziyade dünya kapitalistlerinin ekonomik çıkarlarına göre halledilmek istenen mesele, Kars Antlaşması ile en doğru çözüm şeklini buldu. Asırlardan beri dostane yaşayan iki çalışkan halkın dostluk bağları memnuniyetle tekrar kuruldu. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1922)

 4 Eylül 2008 Perşembe 

Son haftaların güncel konusu Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Erivan'da yapılacak Türkiye-Ermenistan milli maçını izlemeye gidip gitmeyeceği idi. Konu kamuoyunda her yönü ile irdelendi. Gitsin diyenler ve gitmesin diyenler fikirlerini gerekçeleri ile söylediler. Sonunda Cumhurbaşkanı Gül Türk-Ermeni ilişkilerinin geçmişini adeta unutarak maça gideceğini bildirdi. Ben gitmemesinin Türkiye’nin milli menfaatleri açısından daha uygun olduğunu değerlendiriyorum..

Ülkeler arası ilişkilerde karşılıklı menfaatlerin elde edilmesi temel hedeftir. Menfaatlerin elde edilmesinde uzlaşma şarttır. Fakat uzlaşma tek taraflı taviz vererek olmaz. Eğer verilecek taviz varsa bunlar eşit ağırlıklı olmalıdır. Türkiye bugüne kadar hep dostluk arayan, uzlaşma ve diyalog yanlısı tutum izlemesine, yani hep taviz vermesine rağmen karşı taraf her platformda düşmanca davranmayı milli politika edinmiştir.

Evet, Ermenistan Türk düşmanlığını resmi devlet politikası olarak seçmiştir. Mevcut potansiyeli ile Türkiye ile baş edemeyeceğini bildiğinden “Soykırım Yalanları” ile dünya devletlerini kandırarak Türkiye’ye yaptırımlar gerçekleştirilmesini devlet stratejisi olarak uygulamaktadır. Başka bir deyişle küresel güçler Ermenistan’a böyle bir rol biçmişlerdir.

Ermenistan’ın hedefi asla uzlaşı ve diyalog değildir. Onlar Anadolu’nun yarısını ele geçirmek arzusundadır. Bu konuya anayasasında yer veren bir ülke ile nasıl bir dostluk politikası uygulayabilir? İşte sorun buradadır.

Cumhurbaşkanı Gül’ün ziyareti bu yüzden Türk milli menfaatlerine uygun değildir. Bugüne kadar uzatılan dostluk ellerini Ermenistan daima görmezden gelmiştir. Bir futbol maçının iki ülke arasındaki ilişkileri yumuşatmasını beklemek ise çok iyimser bir görüştür.

Kanaatimce Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Ermenistan ziyareti tek taraflı verilen bir tavizdir. Çünkü karşı taraf bu iyi niyetimizi anlayıp algılayacak seviyede değildir.

Bilindiği gibi Türkiye, Ermenistan'ın yıllardan beri dünya kamuoyunda Türkiye aleyhine yürüttüğü karalama kampanyalarına ve buna karşı Türk kamuoyunun duyduğu rahatsızlığa rağmen 1991 yılında Ermenistan'ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülkelerden birisi olmuştur. Türkiye her zaman bağımsız Ermenistan ile ekonomik ve siyasi ilişkilerin geliştirilmesi düşüncesiyle hareket etmiştir. Hatta Karadeniz'e kıyısı olmamasına rağmen 1993 yılında Ermenistan’ın Karadeniz Ekonomik işbirliği Örgütüne kurucu üye olarak davet edilmesini sağlamıştır.

O dönemde enerji sıkıntısı çeken Ermenistan'a kendi elektrik ağından elektrik sağlayan Türkiye, Ermenistan’ın sergilediği olumsuz tavırlara rağmen sınır ticaretine de izin vermiştir. Bunun karşılığında Türkiye, Ermenistan'dan soykırım iddialarından vazgeçmesini, Azerbaycan topraklarından çekilmesini, Gürcistan Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti'yle olduğu gibi doğal olarak sınır anlaşmasını yenilemesini gündeme getirmiş ancak Ermenistan olumsuz tavır sergilemiştir.

Ermenistan, söz konusu taleplerinden vazgeçmek yerine Türkiye'ye karşı olumsuz tavrını iyice yoğunlaştırmış ve Türk-Ermeni ilişkilerini gergin bir noktaya sürüklemiştir. Doğusunda Azerbaycan, batısında Türkiye, kuzeyinde Gürcistan ile önemli sorunlar yaşayan Ermenistan, kendi içerisinde de ciddi ekonomik, siyasi ve toplumsal sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Sadece ekonomik ilişkiler açısından bakıldığında dahi Ermenistan ile Türkiye arasında ikili ticari ilişkilerde Türkiye'nin hiç bir çıkarının olmadığı görülür.

Yeni Ermenistan’ın hedefi; Türkiye’nin toprak bütünlüğüne yöneliktir ve bizi bölüp parçalamayı öngörmektedir. Bugün bu strateji, fanatik üç-beş Ermeni örgütünün hedefi olmaktan çıkmış, Ermenistan’ın da ülküsü olmuştur. Bu husus Ermenistan’ın en önemli üç belgesinde açıkça yer almaktadır.

Bunlar “Bağımsızlık Bildirgesi”, “Bağımsızlık Kararı” ve 1995 yılında kabul edilen “Ermenistan Anayasası”dır.

Ermenistan, Sovyet SSCB Yüksek Sovyet’inin 23 Ağustos 1990 tarihli “Bağımsızlık Bildirisi”nin 12. maddesinde; “Ermenistan Cumhuriyeti, 1915 Osmanlı Türkiye’si ve Batı Ermenistan’da gerçekleştirilen soykırımın uluslar arası alanda kabulünün sağlanması yönündeki çabaları destekleyecektir” denilmektedir.

Ermenistan Parlamentosu, 23 Eylül 1991’de aldığı bağımsızlık kararında aynı konuyla ilgili olarak “Ermenistan Bağımsızlık Bildirisi’ne sadık kalacağını ” taahhüt etmiştir. Ayrıca 1995’de kabul edilen Anayasa’da ise “Ermenistan’ın bağımsızlık bildirisindeki ulusal hedeflere bağlı kalacağı ” hükme bağlanmıştır.
Bu belgelerde de açıkça ifade edildiği gibi olmayan bir soykırımın kabul ettirilmesi ve Batı Ermenistan olarak nitelendirilen Türkiye’nin doğusundan toprak talebi artık gizli bir emel olmaktan çıkmıştır. Belki de bir başka ülke anayasasında rastlanılmayacak şekilde resmen dünya kamuoyuna açıklanmıştır. Bizden toprak talep eden ve buna anayasasında yer veren bir ülke ile normal ilişkilerin nasıl kurulabileceği hususu önemli bir sorundur.

Ermenistan komşularıyla çözemediği sorunlarının yansımasını çöken ekonomisinde görmüştür. Bugün Türkiye’de kaçak olarak çalışan Ermenistanlı Ermenilerin sayısı 70.000 civarındadır ve ülke bunların gönderdikleri paralarla ayakta durmaktadır.

Bugün Kafkasya'da istikrar sağlama amaçlı olarak gerçekleştirilmeye çalışılan Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin normalleştirilmesi sürecinde ABD ve AB tarafından sadece Türkiye'ye yönelik baskı uygulanmakta, Ermenistan'dan ilişkileri geliştirici herhangi bir adım atması istenmemektedir. Yönetim üzerindeki bu baskı açıkça hissedilmektedir.

Özetlerse, dünya kamuoyunda Türkiye'ye sürekli sorun çıkartan bir Ermenistan ile karşı karşıya bulunmaktayız. Oysa Ermeni yönetiminin Türkiye ile ilişkilerinde radikal kararlar almaları gerekmektedir. Çünkü Türk-Ermeni ilişkilerindeki olumlu gelişmelerden Türkiye'den çok Ermenistan yararlanacaktır.
Ermenistan’ın kendisinin nefes borusu, denizlere ve batıya açılan kapısı olan Türkiye'yi iyi değerlendirmesi gerekmektedir. Her açıdan tam bir çıkmazın içerisinde olduğu bilinen Ermenistan, Türkiye yakınlaşmasından ciddi kazançlar elde edecektir.

Üç tarafı Türklerle çevrili bu küçük ülke yöneticilerinin akıllarını başlarına toplaması gerekmektedir. Eğer onlar bizi Osmanlı'nın devamı gibi görüp Osmanlı ile olan hesaplarını bizden sormaya kalkarlarsa. O zaman bizimde kendimizi Osmanlı gibi görme hakkımız doğar ki bu da;" asırlarca hâkimiyetimizde olan ata topraklarını bizimde geri isteme ve alma hakkımız var demektir". Bundan zararlı çıkanın kim olacağı açıktır.

Ermenistan yöneticileri; diaspora Ermenilerinin ABD, Fransa ve diğer ülkelerde yaptıklarının kendileri ile hiç bir ilgisi olmadığını vurgulayarak, Türkiye ve Azerbaycan ile gerçek bir dostluk ve komşuluk istediklerini açıkça ortaya koymalıdırlar. Bu kapsamda somut adımlar atmaları Ermeni milletinin menfaatleri gereğidir.

Şurası unutulmamalıdır ki, bütün ekonomik ve diğer güçlüklerine rağmen Türkiye; büyük, güçlü ve daima dikkate alınması, dostluğunun aranması ve düşmanlığından korkulması gereken bir ülkedir.
Türk halkının ülkemizde yaşayan Ermeni vatandaşları ile hiç bir sorunu yoktur. Yarında sorunumuz olmayacaktır. 20 sene sonra nüfusu 2 milyona düşeceği açıkça belli olan 200 milyonluk bir Türk Dünyası ile çevrilmiş bir Ermenistan'ın 100 milyonluk Türkiye ile barış içinde yaşama politikasından başka bir planı olamayacağını anlaması lazımdır.

Sonuç olarak, Sayın Cumhurbaşkanının Ermenistan ziyaretinin gereksiz ve zamansız olduğu değerlendirilmektedir.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
4 Eylül 2008 Perşembe

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale