26 Mayıs 2017 Cuma

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Yetmedi mi verdiğimiz şehitler? Terörle mücadele ne zaman başlayacak?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak insanlıktan uzak ve son derece üzülünecek bir sistemdir. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1931)

 16 Ağustos 2008 Cumartesi 

Birbiri peşi sıra kaldırılan şehit cenazeleri bütün yurdu kaplıyor. Mülki ve idari erkan cenazeden cenazeye koşuyor.. Yetkililer şehitlerimize son görevini yapmaktan, onların şehit olmalarını önleyici tedbirleri almaya zaman bulamıyorlar..

Yıkılan ocakların, sönen yuvaların sayısı her geçen gün artıyor...

“Şehitler Ölmez.. Vatan Bölünmez..”, “ Kanları yerde kalmayacak” nidaları yeri göğü inletiyor.. Evet, şehitler ölmüyor. Onlar Allah katında en yüce mertebeye erişiyorlar. Ama vatan hızla bölünmeye gidiyor ve kanları hep yerde kalıyor..

Peki, bu durum normal mi?

Devletin temel ve öncelikli görevi vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlamaktır.. Devlet vergiyi bunun için toplar. Bunun için güvenlik güçleri kurar. Bu güçleri donatır, eğitir ve vatandaşlarının güvenliğini sağlamak için göreve yollar.. Bu çok doğal ve rutin işlemi Türk insanı seve seve yapar canını bu ülke için feda eder..

Peki, sonuç nedir? Anneler ve babaların şehit evlatlarının tabutları başında “Vatan sağ olsun. Evladım vatanıma kurban olsun” diyerek bu gerçeği gururla karşılamalarının karşılığı her geçen şehit olanların sayısının artması mı olacaktır?

Ölenlerin çoğu vatandaşın canını korumakla görevli güvenlik güçleri mensuplarıdır.

Peki devletin güvenlik kuvvetlerine saldırının anlamı nedir? Bunun tam karşılığı T.C Devletine açıkça savaş ilan etmektir. Ortada 30 yılı aşkın bir süredir devam eden silahlı bir savaş vardır. Bu tamamen dış destekli, ülkemiz topraklarında bağımsız bir devlet kurmayı hedef almış bir asimetrik savaştır. Yani kuralsız (hukuksuz) şiddet uygulamasıdır.

Peki, devletimiz ve Türk askeri bu savaşı kazanacak güce sahip değil midir?

Türkiye ve Türk askeri bu savaşı dünyada en iyi yapan ve bunu defalarca kanıtlayan bir potansiyele sahiptir. Terörle mücadele konusunda yetişmiş, yetenekli asker ve sivil kadrolar vardır. Ve bu tecrübeli kadrolar bu işi kökünden halledecek güce sahiptir.

O halde ne oluyor? Nedir bu bitmek bilmeyen cenazeler? Nedir bu anlamsız vahşet? Bunu neden durduramıyoruz.? Eksik olan nedir?

Ergenekon soruşturması ile ortaya çıkan iddianamede devletin gözünün kulağının ne kadar keskin olduğuna, uçan kuştan ve esen yelden haberi olduğuna şahit olduk. Kim ne yapmış, kim kime ne demiş, nerede demiş, neden demiş? Bunları anında izleyip kayda geçebilecek teknik imkânlarımızın olduğunu gördük.

Peki devletimiz, emekli orgenerallerin, rektörlerin, gazetecilerin, işadamlarının, yazarların, siyasi parti yöneticilerinin, bilim adamlarının nefes alışlarını dahi takip edip tedbir almayı biliyor da İstanbul’un göbeğinde Güngören’de patlayan ve 18 masum canı alan bombayı taşıyan teröristi neden göremiyor ve önlem alamıyor..

Günün en yoğun saatinde Amerikan Konsolosluğu basılıyor. Üç polisimiz şehit ediliyor. Polisleri şehit edenlerde vurularak öldürülüyor.

Peki, bu insanlar elini kolunu sallayarak nasıl böyle bir eyleme cesaret edebiliyorlar. Bunlar eyleme hazırlanırken neden yakalanamıyorlar?

Diyarbakır’da dershane bombalanıyor. Adamlar yüzlerce kişiyle sınırı geçiyor. Tam teçhizatlı bir taburu basıyor ve 12 askerimizi şehit ediyor. Sekiz tanesini alıp götürüyor. İstanbul’da mezarlıklara havan topları yerleştiriliyor ve Ordu karargâhı hedef alınarak ateşleniyor. Terör örgütü yandaşları büyük şehirlerimizin sokaklarını savaş alanına çevirerek bölücü örgütün propagandasını yapıyor. Devlet güçleriyle çatışıyor. Siyasi parti kongreleri terör örgütünün açıkça propagandasının yapıldığı arenalar haline getiriliyor. Teröristler siyasi parti yöneticileri tarafından özgürlük savaşçısı gerillalar olarak görülüyor. Ülkeye zarar vermek için petrol boru hatları havalara uçuruluyor. Ve nihayet Erzincan’da 9 vatan evladımız acımasızca şehit ediliyor..

Bir yerlerde aksaklık olduğu kesin.

Türkiye’nin terörle mücadele için neyi noksan? Silahı var. Yetişmiş personeli var. Teçhizatı var. Teşkilatı var. Kanunu var, Yönetmeliği var. Sorumlu yöneticileri var. Bu kanı durdurun diye haykırarak evlatlarını şehit olmaya gönderen 70 milyon insan var.

Peki, ne yok? Neden bu kan durmuyor? Dün durdurduğumuz kanı ve kökünü kazıdığımız bu terör örgütünü bugün neden ortadan kaldıramıyoruz.?

Sorun buradadır ve bu sorun tespit edilirse ne yapmamız gerektiği ortaya çıkacaktır. Kanaatimce sorun tamamen yönetim kademesinin teröre bakış açısında ve meseleye verdiği önem derecesinde düğümlenmektedir. Nitekim Ak Parti’nin Anayasa Mahkemesinde açılan kapatma davası sürecinde ortaya çıkan belirsizlik ortamının yarattığı yönetim boşluğu terör örgütleri için bulunmaz bir nimet olmuştur. Bölücü terör örgütü bu ortamı çok iyi değerlendirmiş ve saldırılarının şiddetini arttırmıştır.

Görülüyor ki Türkiye, terörle mücadele edecek potansiyelini bu işe tam anlamıyla tevcih etmemektedir. Sadece söz üretilmekte ve soruna kökten çare olacak acil ve zecri tedbirler alınmamaktadır. Bir bakıma köpekler salınmış, ama taşlar da bağlanmıştır.

Milletimiz inançlı ve devletimiz güçlüdür. Milletimiz bu yaşadıklarının kaderleri olmadığına ve eğer istenirse bu sorunun kökünden çözüleceğine inanmaktadır.

Bu olaylar bazı gözü kör kulağı duymaz kalemlerin dediği gibi terör örgütü PKK’nın hava operasyonları yüzünden verdiği zayiata karşılık yaptığı son çırpınışları da değildir. Çünkü hava operasyonlarının terörle mücadelede etkisinin çok sınırlı olduğu bilinmektedir.

Milletimiz uluslararası teröre hedef olmanın bu coğrafya’yı vatan edinmenin sonucu olduğunu da iyi bilmektedir. Başta ABD olmak üzere dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda şekillendiren küresel güçler biz kalkınıp güçlendikçe bizi güçsüz kılmak için terörü ve teröristi desteklemeğe devam edeceklerdir. İşte biz bunun bilincinde olarak bu gibi vahşi saldırıları asgari zayiatla atlatabilmek için önceden hazırlıklı olmak zorundayız.

Ülkemize yönelik terörü yaratan devletler ile denetim altında bulundurdukları uluslararası kuruluşlar teröristleri açıkça desteklemekten çekinmemişlerdir. Bunlar her terör eylemi sonrası teröristlerden değil, devlet güvenlik güçlerinden hesap sormuşlardır. Hatta paramızla satın aldığımız silahları dahi terör olaylarında kullanmamızı kınamışlardır.

Terörü önlemenin çaresi, terörü kınamak ve ölenlere başsağlığı dilemek değildir. Türkiye’de terörü önleyecek bütün yasal önlemler düşünülmüş, tedbirler önceden plânlanmış ve teröre karşı mücadele edecek organizmalar kurulmuştur. Terörle başarılı bir şekilde mücadele veren tecrübeli kadrolar hâlâ bu ülkede yaşamaktadır. Türkiye, sadece kendisine değil, dünyada uluslararası terörü önlemeye çalışan teşkilatlara her türlü yardımı yapacak tecrübe ve bilgi birikimine sahiptir. Bugün eksik olan terörü önlemeye azmetmiş kadroların mevcut olmayışı ve beklenen dik duruşun yeterince gösterilememesidir.

Ak Partinin kapatma davası sona ermiştir. Parti kapatılmayarak önümüzde duran belirsizlik ortamı tamamen dağılmıştır. Merkezi ve yerel yönetimler tam kadro görevlerinin başındadır. Altı yıldır ülkeyi yöneten tecrübeli kadrolar dört yıl daha bu görevlerine devam edeceklerdir. Yönetimin önünde teröre karşı ciddi tedbirler alması için hiçbir engel yoktur.

Şimdi milletimizin beklediği, teröre karşı milli güç unsurlarımızı topyekûn seferber ederek terörün kökü kazınıncaya kadar mücadeleye devam azim ve iradesinin ortaya konulmasıdır. Ak Parti yönetimi bu iradeyi ve kararlılığı gösterdiği takdirde millet şahlanacak ve kırk yıldır sürdürülen terörü bitirerek hak ettiği huzur ve güvene ulaşacaktır.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
16 Ağustos 2008 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale