24 HAZİRAN 2017 CUMARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Gerçek travma
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Esas, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla temin olunabilir. Ne kadar zengin ve refaha kavuşturulmuş olursa olsun bağımsızlıktan mahrum bir millet, medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık olamaz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (Nutuk 1927)

 28 Haziran 2008 Cumartesi 

Atatürk yukarıdaki sözleri bağımsızlıktan mahrumiyetin ancak uşaklık anlamına geldiğini vurgulamaktadır. Ak partinin dış politikasının esası ve uygulamaları ise tam anlamıyla uşaklık anlamına gelmektedir. AKP yönetimi zenginlik ve refaha kavuşmuş olmanın milletimizi asla birilerine uşak olmaktan kurtarmayacağının bilincinde değildir.

Cumhuriyeti tam bağımsızlık ilkesi üzerine inşa eden Atatürk’ün ülkesinde bugün cumhuriyet yöneticilerinin, Atatürk’ü “Devrimleriyle millette travma (sarsıntı) yarattı” diye suçladıklarına şahit olunmaktadır.

Bugün, halkın % 47’sinin oyu ile iktidar olan bir partinin yargı tarafından kapatılma tehlikesi ile karşı bulunması ne kadar garip ise, altı yıldır ülkeyi yöneten bu partinin cumhuriyetin temel ilkelerinden olan “laiklik karşıtı faaliyetlerin odağı haline gelmesi” iddiası ile kapatılacak olması da o kadar gariptir.

Garip ama gerçek budur. Bugün hukuki süreç devam ederken ve AKP’nin tüm yönetim kadrolarının hukuk nizamını tesis ve idame gibi bir devlet sorumlulukları varken adeta hukuka ve hukukçulara savaş açmalarını ve bunun için özellikle dışarıdan destek aramalarını anlamak mümkün değildir.

AKP üst yönetimi kapatma davasının verdiği şaşkınlık nedeniyle Anayasanın tam bağımsızlık esasını unutmuş görünmektedir. Dışişleri bakanımız “Türkiye’de sadece diğer dinlerin mensupları değil, milletimizin %99’unu oluşturan Müslümanlar da dini vecibelerini yerine getiremiyorlar” diyerek bizi ABD ve AB yöneticilerine şikâyet etmektedir. Ak Partinin ikinci adamı konumundaki Dengir Mir Mehmet Fırat ise yabancı basına yaptığı açıklamada; TBMM’de Atatürk İlke ve İnkılaplarına bağlı kalacağına dair ettiği yemini unutup, Anayasamızın temelinde Atatürk ilke ve İnkılaplarının bulunduğunu es geçip, “Atatürk devrimleri milletimiz üzerinde travma yarattı” diyebilmektedir. Kapatılma davası devam ederken bu tutum ve davranışların mantıklı bir açıklamasının yoktur.

Eğer siz kendi ülkenizi dışarıya şikâyet ederseniz, yani kendi yönetim zafiyetiniz için dışarıdan yardım talep ederseniz işte o zaman Atatürk’ün başlıkta verdiğim sözünü inkâr etmiş olursunuz. Aslında AKP yöneticileri bu davranışları ile altı yıldan beri bir türlü açıklayamadıkları gerçek yüzlerini ortaya koymaktadırlar. Bir bakıma Yargıtay Cumhuriyet başsavcısının iddianamesinde belirtilen suçlamaları sahiplendiklerini vurgulamaktadırlar.

2003 yılında ülkemize yönelik uluslararası dış müdahalelere hukuki geçerlilik kazandıran İkiz Yasaların kabul edilmesi ve buna dayanarak birbiri peşi sıra TBMM’den AB Uyum Yasalarının çıkarılması ve nihayet Vakıflar Kanunu’nun kabul edilmesi sonucunda Türkiye artık dış müdahalelere resmen açık hale gelmiştir. Bu ortamı hazırlayan AKP yönetiminin artık dış baskılara boyun eğmekten başka yapabileceği bir şey kalmamıştır. Milli egemenlik kavramının bütün sınırları kaldırılmıştır. Her alanda dış müdahalelere açık bir devlet durumuna dönüşülmüştür. Bu durumda AK Parti yönetiminin dışa yönelik söylemleri, doğal olarak AB ve ABD yönetiminden tamamen iç işlerimize müdahale olarak değerlendirebileceğimiz Ak Partiye destek talep eden mesajları içermektedir.

Bugün ülkemizde Anayasanın belirlediği milliyetçilik kavramına sahip çıkanlar terörist muamelesine tabi tutulurken, ülkeyi küresel mihraklardan aldıkları talimatlar doğrultusunda bölüp parçalamaya çalışanlar itibarlı kişiler olarak gösterilmektedir. Devletin Ekonomik İlişkilerden sorumlu bakanı Mehmet Şimşek, AB ve ABD’li üst düzey bürokratların bulunduğu bir ortamda “ Ülkemizde milliyetçilerle, biz küreselciler arasında savaş vardır. Ama bu savaşı biz kazanacağız” diyebilmektedir.

07 Nisan 2008 tarihli Newsweek’in bir haberinde ABD’nin Türkiye’ye müdahale etmesi gerektiği açıklanabilmektedir; “Sonunda AKP kazansa da kaybetse de sonuç kötü olacaktır. Bu durumda ABD kenarda oturup bekleyemez. Türkiye’nin istikrarına yönelik tehdit çok ciddi boyutlarda ve ABD’nin çıkarlarını etkileme olasılığı da yüksek. Bu nedenle ABD ciddi bir müdahalede bulunmalı. Bunu özel olarak da yapabilir, açık olarak da...”

Bu arada AB Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Joost Lagendijk adındaki garip adam batılıların Türkiye’ye bakışını söylemleri ile çok güzel ortaya koymaktadır.

Lagendijk diyor ki;
“ Türkiye, Avrupa ülkeleri kulübüne katılmak istiyorsa, AB de sizi gözleyecek. Bu tek taraflı bir süreç değil. Eğer katılmak istiyorsa, kulüp de sizin politikalarınıza karışır. Sadece ben değil, Avrupa Komisyonundaki diğer arkadaşlarım, Türkiye'de neler olduğunu gözlüyoruz. Türkiye'nin katılım süreci için iyi olmadığını düşündüğümüz gelişmeler olduğunda da bunları ifade ediyoruz. Avrupa Türkiye Delegasyonu'nun başkanı olarak gerektiği zaman AB'ye katılım için iyi olmadığını düşündüğümüz gelişmeler kaydedildiğinde eleştiri yapmak benim görevim. Türkiye'nin içişlerine katılmamam konusundaki eleştirilere gelince, Türkiye'nin içişleri, Türkiye katılım sürecindeyken Avrupa'nın politikaları anlamına geliyor, bu yüzden biz Avrupa politikacıları bunlara müdahale etmek zorundayız.. Gelecekte, Avrupa'dan gelen daha çok eleştiri göreceksiniz. Bence, yaptığımız Türkiye'deki demokrasiyi korumaya çalışmak. Bir parti iyi bir şey yaptığında, ya da bir diğeri kötü bir şey yaptığında bunları ifade etmek bence Avrupa politikacıları olarak bizim görevimiz. Bundan hoşlanmayan bazı Türkler olabilir ama bu AB'ye üye olmanın bir parçasıdır.”

Şimdi bu sözlerle Gazinin söylemlerini yan yana getirelim ve geldiğimiz yerin tespitini yapalım. Görüyoruz ki, Ak Parti yönetiminin tek kaygısı Avrupalı efendilerimize yaranabilmektir. Ya Atatürk diyecekler, ya da AB’ isteklerine boyun eğeceklerdi. Onlar boyun eğmeyi seçtiler. Anayasa ve Atatürk’ün söylemlerini ise tamamen rafa kaldırdılar. Dengir Bey’in, Dışişleri Bakanı Babacan’ın ve Mehmet Şimşek’in söylemlerini bu düşünce ışığında değerlendirmemiz gerekiyor.

Ülkemiz üzerindeki oyunlar açıkça ve milletimizin gözü önünde oynanmaktadır. Milletimiz ise yıllardır planlı bir şekilde sürdürülen bütün küresel psikolojik saldırılara rağmen milli benliğini kaybetmediğini, bayrağına ve istiklaline sahip çıktığını son Avrupa şampiyonası maçlarında göstermiştir.. Lajendik ve yardakçılarına karşı beslediği kinini yediden yetmişe bayrağa bürünerek milli takımın arkasında toplanarak vermiştir.

İşte asıl travma buradadır. Travmayı ülkeyi küresel dünyanın maşası haline getirmeye çalışan küresel mimarlar yaşamaktadır. Küresel odakların yıllardır büyük paralar harcayarak, adam satın alarak, görsel ve yazılı basını sonuna kadar kullanarak yaptıkları insanlarımızın beyinlerini boşaltma ve tepkisizleştirme çalışmaları boşa çıkmıştır. Milletimiz üzerindeki yoğun AB ve ABD baskısını görmekte, bu baskıya çanak tutan yardakçıları yakından izlemekte, demokrasi içinde buna tokat atmaya hazırlanmaktadır.

Milletimiz Gazinin emirlerine uymakta ısrar ettikçe içeriden ve dışarıdan O’nu atasından uzaklaştırmak isteyenler çılgına dönmekte ve gerçek travma geçirmektedirler. Bu travma yeni başlamıştır. Atatürk ve millet düşmanları bu travmanın sonuçlarını her geçen gün daha fazla hissedeceklerdir.

Evet onlar gelsinler ve derslerini alsınlar.. Türkiye’nin yönetim aczine kanarak buranın muz cumhuriyeti olmadığını bir kere daha anlasınlar.

Dün Atasının emrinde yedi düveli önüne katarak verilen milli mücadelenin aynisini yapmağa hazır milyonlar bugünde yöneticilerinden emir beklemektedir.

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinin ve devletin nasıl sahiplenileceğini açıklayan Bursa Nutku’nun Türk milleti tarafından bir kere daha okunmasında yarar vardır. Çünkü orada istenilen ruhi olgunluğa ve milli şuurlaşmaya şiddetle ihtiyacımız olacaktır.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
28 Haziran 2008 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale