29 Mayıs 2017 Pazartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Denktaş uyarıyor! Kıbrıs gidiyor. Neredesin Türkiye?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Felâket başa gelmeden evvel, onu önleyecek ve ona karşı savunulacak gerekleri düşünmek lâzımdır. Geldikten sonra dövünmenin faydası yoktur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1920)

 10 Haziran 2008 Salı 

İç politikadaki çalkantılar, türban konusu, Ak Partinin kapatılma davası ve Ergenekon çetesi derken dışarıda olanları unuttuk. Burnumuzun dibindeki bizim için ve Türk Dünyası için hayati konumdaki Kıbrıs’taki gelişmeleri takip edemedik.

KKTC’nin kurucusu Rauf Denktaş bugün 84 yaşındadır. Sağlık sorunlarıyla ilgilenip torunları ile mutlu bir yaşam sürmeyi çoktan hak etmiştir. Oysa Sayın Denktaş, bir ömür verdiği Kıbrıs Türk toplumunun bağımsızlık mücadelesinde şimdi eskisinden daha fazla gayret sarf ediyor. Her yerde, her fırsatta ve her platformda konuşuyor, tartışıyor ve yazıyor. Fikir ve düşüncelerini bıkmadan Türkiye ve KKTC yönetimine aktarmaya çalışıyor.

Kıbrıs Türklerinin bu tecrübeli sesini Türk halkı duyuyor, anlıyor ve kendisini destekliyor. Ama bu sese asıl kulak vermesi gerekenler onu duymuyor ve görmüyorlar. Evet, gözler körelmiş, kulaklar sağırlaşmıştır. Ama o yine de söylemeye devam ediyor. Rum kesimindeki başkanlık seçimlerinden sonra yeniden başlayan toplumlararası görüşmelerle ilgili olarak Sayın Denktaş özetle diyor ki;

- İki toplumlu federasyon safsatasıyla devam edilecekse Kıbrıs’ı kaybedeceğiz. Bu yoldan bir an önce çıkılması gerekmektedir. İki devlet esası üzerindeki bir anlaşmada ısrar edilmelidir. Milli Güvenlik Kurulu’ndaki karar, Kıbrıs gerçekleri, iki halk ve garantilerin devamı kararıdır. Büyük bir oyun oynanıyor. Biz, Kıbrıs’ta büyük bir reaksiyon gösterdik. Ümit ederim ki Türk hükümeti de aynı reaksiyonu gösterir.

- Eşitliğimizden fedakârlık yapılamaz. Rumların Kıbrıs’ta ne hakkı varsa, Kıbrıs Türkünde de olmasını istiyoruz. Hristofyas ve ondan öncekiler Kıbrıs Türklerini bir azınlık olarak gördükleri için “eşitlik” kelimesini “yasalar altında eşitlik” olarak algılamakta ve bize “hay hay, eşitliğinizi kabul ediyoruz” diyebilmektedirler. Hâlbuki KKTC Başbakanı ve Bakanları için olduğu kadar Sn. Talat’ın kullanmaları gereken deyim eşit egemenliktir. Çünkü onlar Devleti temsil etmektedirler ve görüşmelerde Devletten vazgeçme hakları yoktur. Ne KKTC Meclisi ne de Türkiye kendilerine böyle bir yetki vermiş değildir. Kaderimizi tayin hakkına sahip çıkmış bir taraf olarak konuşmak mecburiyetindeyiz.

- Ortaklığı yıkmış fakat Türk ortağı yok edememiş olan Rum ortağın Güneyde devlet kurma hakkını biz tanıyoruz. Onların da, kendi icraatları ile ikiye böldükleri ortaklıkta Türk ortağın kendi devletini kurma hakkını tanıması gerekmektedir. Kendini Kıbrıs Hükümeti olarak takdim eden Rum tarafına söylenmesi gereken söz “Kıbrıs Hükümeti olmadığı ve hiçbir zaman da olamayacağıdır!” Aksi takdirde bizi yasalar altında “Rumlar her ne ise, siz de o’sunuz” diyerek tuşa getirebilirler.

- Görüşmelerin başlaması için kabul edilmiş olan esasların bizi devletimizden, eşit egemenliğimizden ve Türkiye’nin garantisinden uzaklaştırmayı öngören bir başlangıç noktası olduğunu görmemekte ısrarın nedenini anlamak da mümkün değildir. Devlete sahip çıkmak istenmiyor mu? İsteniyorsa gereken her şey ona göre yapılmalı, her adım ona göre atılmalıdır.

- Rum tarafı Alman Heyetini kabul etmiyor “Ercan’dan geldikleri için!” Böyle yapmakla gasp etmeğe çalıştığı Kıbrıs Cumhuriyetinin egemenlik hakkını koruyor. Biz “KKTC’yi tanımıyorum” diyen AB heyetleri ile ballı börekli temas halindeyiz ve kendi kendimizi “AB, KKTC ile temas halindedir” diye de kandırıyoruz.
Denktaş bu sözlerini, Cumhurbaşkanı olduğu bağımsız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini elinden çıkartarak, AB'ne yamamayı ve Rum idaresinde kişiliksiz bir şekilde yaşatmayı hedef alan Cumhurbaşkanı Talat ve partisinin tutumları için söylemektedir.

Aslında temsil ettiği KKTC Devletini bir şekilde yok sayarak hayali Annan Planında belirtilen kukla bir devlete dönüştürerek Rumlara pazarlamayı kafasına koyan Talat ve CTP’nin oyunları adanın fiili hâkimi durumundaki Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından bozulmuştur. Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt’ın ve hemen arkasından KKK Org. İlker Başbuğ’un Nisan 2008’deki KKTC ziyaretleri Kıbrıs’ta Türk egemenliğinin vazgeçilemez olduğunu bir kere daha perçinlemiştir. Bu ziyaretler Kıbrıs Türk toplumunun güvenini tazeler ve gelecek için umutlarının devamını sağlarken Kıbrıs Türkleri üzerinden çıkar sağlamaya çalışan emperyalist güçlere de iyi bir gözdağı olmuştur.

Çin Denizinden batıya doğru uzanan Türk dünyasının uç beyliği konumundaki KKTC’nin varlığı ve bağımsızlığı sadece Anadolu Türklerinin değil bütün Türk âlemi için önem taşımaktadır. Dünyanın merkezindeki çok önemli stratejik değerleri kontrol eden Kıbrıs Adasını emperyalist güçlere peşkeş çekmeye hazırlananlara üst düzey komutanların anlamlı ziyareti ve Denktaş’ın dik duruşu tokat gibi çarpmaktadır. Milletimize moral aşılamaktadır. Askerler, KKTC ziyaretlerinde daha önce de defalarca dile getirdikleri görüşlerini tekrarlamışlardır. Buna göre; “Türk askeri bu topraklarda kalacaktır. Kalındığı sürece de adada gerçek barış devam edecektir.”

Biz biliyoruz ki, Küresel güçler Kıbrıs’ı kontrol ederek; dünyayı dünyanın geometrik merkezinden yönetmeyi, dünya petrollerini kontrol altına almayı, Doğu-Batı ticaret yollarını daima açık bulundurmayı, enerji ulaşım yollarını denetim altında bulundurmayı, Doğu-Batı-Kuzey-Güney istikametindeki askeri saldırılar için merkezi yığınak bölgesi sağlamayı ve İsrail’i batıdan korumayı hedef alırlar. Bu güçler bu kazanımları birbirlerine kaptırmamak için bu küçük ada üzerinde kıyasıya bir güç mücadelesi verirler.

Yine küresel güçler de biliyorlar ki Türkiye Kıbrıs’ı kontrol ederek; Türk dünyasının ve Türk coğrafyasının batıya karşı güvenliğini sağlamayı, Anadolu’nun güney kıyılarını askeri güç bulundurmadan denizden ve havadan emniyet altına alarak bütçe tasarrufu sağlamayı, Akdeniz’i doğudan kontrol ederek Ortadoğu ülkelerini kendine bağımlı kılmayı, Bakü-Ceyhan petrol boru hattının Ceyhan ayağını ve Kıbrıs Boğazı’ndaki deniz ulaşımını güvence altına almayı, Adanın küresel güçler tarafından kolaylıkla kullanılmasını önlemeyi ve küresel güçlerin muhtemel kazanımlarına ortak olmayı, 1699’ yılında durdurulan Türk ilerleyişinin 275 yıl sonraki ilk kazanımı olan 400 yıllık Türk topraklarını elde tutarak Türk toplumunun psikolojik direncini güçlendirmeyi hedef almaktadır. Türkiye bunu devletin milli politikası olarak kabul etmekte ve ısrarla uygulamaktadır.

Bu küçük adada verilen mücadele, bu zıt güçlerin birbiri ile çatışan hedeflerinin elde edilmesi üzerinde sürdürülmektedir. Mücadele henüz bitmemiştir. Yeryüzünde tek Türk kalana kadar bu kutsal mücadele devam edecektir.

Ne Talat'ın ve ne de Talat'ı o makamlara taşıyan güçlerin Türk askerini Kıbrıs’tan çıkartmaları fiilen imkânsızdır. Dünyanın merkezindeki küresel güçlerin at oynattığı ve dünya dengelerini değiştirmeye çalıştığı bu küçük adadaki Türk milli menfaatlerinin önünü kesmeye çalışanlar boşuna bir çaba içerisindedir.. Çünkü biz tam dört yüz yıldır hükümran olduğumuz Kıbrıs’tan başkaları istediği için değil, ancak biz istediğimiz zaman çıkarız.

Şehit kanı ile vatanlaştırılan KKTC’nin varlığından rahatsız olan ve temsil ettiği devletin adını bile telaffuz etmekten kaçınan bir yönetimin turum ve davranışına karşı Sayın Denktaş ile birlikte askerlerimizin haklı sözlerine kulak verilmelidir.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
10 Haziran 2008 Salı

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale