26 Şubat 2017 Pazar

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Anayasa Mahkemesi türban kararı ile ne demek istedi?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Bir memlekette adalet olmazsa, o memlekette anarşi var demektir. Orada hükümet yok demektir. Adalet kanunlarla icra edilir. Bu memlekette adaletin emniyetle ve süratle tevzi olunup olunmadığını anlamak için mevcut kanunlarımıza bakmak lazımdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1923)

 7 Haziran 2008 Cumartesi 

5 Haziran 2008 Perşembe, bütün iç ve dış baskılara rağmen Türk yargısının kendi varlığını dosta düşmana ispat ettiği müstesna bir gündür. Yargı erkinin bir kere daha cumhuriyeti sahiplendiği gündür. Bugün, üniversitelerde türbanı serbest bırakan Anayasa değişikliği Anayasa Mahkemesi tarafından 9 Kabul ve 2 Red oyu ile iptal edilmiştir. Yani mevcut uygulama aynen devam edecektir.

Tamamen dışarıdan yönlendirilen bir kısım medya mensubu ile bilim adamlığı vasfını maddi çıkar karşılığında küresel güçlere kiralayan bazı üniversite hocalarımızın “Cüppeli Darbe- Yargı darbesi oldu - Türkiyede demokrasi bitti” şeklindeki lüzumsuz serzenişleri milletimizi yanıltmamalıdır. Bunun adı yargı darbesi değildir. Yapılan bir darbe değil, yargı erkinin devleti sahiplenmesi işlemidir. Devleti sahiplenmek ise yargının temel görevleri arasındadır.

Anayasa mahkemesi üyelerimiz hakim ciddiyetine yakışan bir vakâr ile her türlü baskıyı göğüsleyerek yargının üstünlüğünü korumuşlar ve aldıkları tarihi kararla devletin bek’asını tehdit edecek gerçek bir kaos ortamından ülkeyi çekip çıkarmışlardır. Burada üzerinde durulması gereken husus; bazı kızlarımızın başörtü takıp takmamaları değildir. Burada temel sorun yargının var olup olmadığının ispatıdır. Yargı var olduğunu ve görevinin başında olduğunu vurgulamıştır. Sonucu ne olursa olsun cesur kararlarından dolayı yüksek yargıçlarımızı kutluyorum.

Türban kararı ile birlikte Ak Partinin kapatılma davasının muhtemel sonucu da belli olmuştur. Çünkü partinin kapatılması ile ilgili iddianamede türbana ilişkin fiillerin önemli ağırlığı bulunmaktadır. Türban hakkındaki kesin kararını rapörtörün karşı tekliflerini de dikkate almadan açıklayan mahkemenin Ak Partiyi kapatacağı da açıkça görülmektedir.

Bu yaz aylarında siyasi çalkantıların devam edeceği ve muhtemelen sonbaharda meydana çıkan istikrarsızlığı önlemek açısından genel seçimlere gidileceği şimdiden belli olmuştur.. Genel ve yerel seçimlerin birlikte yapılabileceği varsayımını da dikkate almak durumundayız.

Şimdi meydana çıkan istikrarsızlık ortamında tarafların birbirini suçlamaları sonucu değiştirmeyecektir. Türban konusunu kapatıp içinde bulunulan güvensizlik ortamından ülkemiz ve insanlarımızın en az zararla nasıl çıkabileceğinin belirlenmesi temel çalışma alanımız olmalıdır.

Konuyu biraz açalım;
Anayasa Mahkemesinin Türban Kararı ile AİHM’nin türbanla ilgili aldığı karar birbiri ile örtüşmüş ve birbirini tamamlamışlardır. Bu şekilde Türk yargısı ile birlikte Avrupa yargısı da nihai kararını vermiştir. Bundan sonra Türban konusunda yargının söyleyeceği söz kalmamıştır. Konunun çözümü artık yargıda değil, toplumsal uzlaşmadır.Sonuç uzlaşma içinde ve zamana yayılarak aranacaktır.

Yargı, bu kararı ile türbanı laiklik karşıtı faaliyetlerde kullanılan bir sembol olarak görmüş ve Anayasanın değiştirilemeyecek maddeleri arasında olan laik devlet anlayışına aykırı olarak değerlendirmiştir. Bu anayasa böyle kaldığı sürece yargı erkinin istese de yapabileceği bir şey yoktur.

Nitekim 411 milletvekili gibi bir meclis desteği (yani halkın isteği) dahi yargının düşüncesini etkileyememiştir. Bu kararlı tutum iddia edildiği gibi yargıyı siyasallaştırmak yerine, yargıyı yüceltmiştir. Bunun bugün dağıtılamayan adaletin tevziinde çok önemli tesiri olacağını müteakip günlerde daha somut olarak görebileceğiz.

Burada mevcudiyetleri arkasındaki halk desteği kaldığı sürece devamlılık arzeden siyasetçiler değil hukuk kazanmıştır. Yani bizzat devlet kazanmıştır. Çünkü yargı devlet demektir. Yargı yoksa devlet te yoktur. Yargı bu kararı ile yasama ve yürütmenin hareket sahasını da belirlemiştir. Yüksek yargı, siyasi kadroların arkasındaki halk desteğini öne sürerek anayasal rejimi değiştirmeye yönelik hareketlerinin önünü tıkamıştır. Bu şekilde siyasetin muhtemel yol haritasını da ana hatları ile çizmiştir.

Bu kararda Cumhurbaşkanı Gül’e de önemli uyarılar vardır. Yargı Cumhurbaşkanına, devletin başı olarak devlet organlarının anayasal görevlerinin icrasında uyum içinde çalışmalarını temin etmek işlevini yerine getirmede, devletin olmazsa olmaz temel ikelerini gözönünde bulundurması gerektiğini hatırlatmaktadır. Çankaya, hükümetin noterlik makamı değildir. Bu konuda eski Cumhurbaşkanı Sezer, (önüne getirilen kanun metinlerini onaylarken) devleti sahiplenme konusunda Sayın Gül’ün önünde çok güzel bir örnektir.

Anayasa Mahkemesi bu kararı ile MHP’nin beklentilerini bozarak hayal kırıklığı yaratırken, CHP’nin tek başına muhalefet görevini hakkıyla yaptığını vurgulamıştır. CHP mecliste kendisi dışında 411 milletvekilinin israrlı tutumuna karşı direnmiş ve konuyu adalete taşıyarak bu sonucun alınmasına vesile olmuştur. Bununla CHP bir bakıma laikliğin gerçek temsilcisi olduğunu tescil etmiştir.

Sonuç olarak yüksek yargı önemli bir işlevini tamamlamıştır. Burada sevindirici husus, bütün baskılara rağmen yargı mensuplarının salt hukuk kurallarını uygulamadaki disiplin anlayışından ayrılmamaları ve hukuk çerçevesi içinde kalarak vicdani kanaatlerini çekinmeden açıklama zeminine hâlâ sahip oldukları vurgulamalarıdır. Yargının bu duruşu devletin istikrarının temini ve bek’ası açısından önem taşımaktadır.

Şimdi AKP yöneticilerine düşen görev basının yalan yanlış değerlendirmelerine bakmadan, sağduyu içinde hukukun gereklerini yerine getirmek olmalıdır. AKP yönetimi, yargı ile çatışarak değil, yargı ile birlikte devletin yönetilebileceği gerçeğini anlamalıdır.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
7 Haziran 2008 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale