27 Nisan 2017 Perşembe

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Yargı devlet demektir... Yargı yoksa devlet yoktur... Cumhurbaşkanı Gül, devlete sahip çıkmak zorundadır...
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Bir memlekette adalet olmazsa, o memlekette anarşi var demektir. Orada hükümet yok demektir. Adalet kanunlarla icra edilir. Bu memlekette adaletin emniyetle ve süratle tevzi olunup olunmadığını anlamak için mevcut kanunlarımıza bakmak lazımdır... Herhalde bağımsızlığın temel direği olan adalet dağıtımında bir ecnebi parmağı bulundurmayacağız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1923)

 25 Mayıs 2008 Pazar 

Türkiyede garip ve olağanüstü şeyler oluyor. Türkiye tarihinde ilk defa devlet güçleri bu kadar aleni ve halkın önünde çatışıyorlar. Devlet yönetiminde esas sorumluluk sahibi Yürütme ve Yargı mensupları adeta birbirlerine savaş açmış, kıyasıya vuruşuyorlar. Bu çatışmanın galibi olmayacağı kesin. Ama mağlubu ülke ve millet olacaktır. Bu da kesin..

Milletin % 47 oyu ile iktidara gelen ve 6 yıldır hem merkezi ve hemde yerel yönetimlerde tek başına iktidara sahip olan Ak Parti yönetiminin elindeki büyük icra gücünü nasıl harcadığını ve ülkeyi yönetilemez hale getirerek tam bir kaosa sürüklediğini hayretle ve de ibretle seyrediyoruz. Tarihçilerin bu günleri yazarken çok zorlanacakları şimdiden belli oluyor.

Yargı ve yürütmenin zıtlaşmasını ortadan kaldıracak ve bu iki erki cumhuriyet ilkelerinde buluşturacak makam Cumhurbaşkanlığıdır . Oysa burada da bugüne kadar görülmeyen bir karmaşa hakimdir.. Cumhurbaşkanına bu görev, Anayasanın 104 ncü maddesi ile verilmiş ve şöyle tanımlanmıştır; “Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.”

Aslında durum bugüngü vahim sonuca ulaşmadan önce Cumhurbaşkanının gerekli taraflar arasında girişimlerde bulunması gerekiyordu. Cumhurbaşkanı işte bu günler için vardır. “Devlet organlarının düzenli ve uyum içinde çalışmasını gözetmek” görevi ona bu sorumluluğu veriyordu. Bugünkü çatışma durumu geçen bir kaç gün içinde oluşmamıştır. Türban ile ilgili anasayasa değişiklikleri ve AKP kapatma davasının açıldığı andan itibaren giderek tırmanan bir gerginlikle bugünkü kopma noktasına gelinmiştir.

Peki neden Cumhurbaşkanı Gül bu konuya şimdiye kadar eğilmek lüzumunu hissetmemiştir.. İşte sorun buradadır. Çünkü Cumhurbaşkanının bizzat kendisi çatışan taraflardan biri içinde yer almaktadır. Buna göre kağıt üzerinde olmasına rağmen pratikte üst düzeyde beklenen uzlaşmayı temin edecek makam kalmamış gibi görünmektedir.

- Peki şimdi ne olacaktır?

- Bu çatışma nereye kadar devam edecektir?

- Tepedeki durum tabana yayılmadan nasıl durdurulacaktır?

Şimdi milletçe bu sorunun cevabını bulmak zorundayız..

Sanırım Sayın Abdullah Gül’ün bu makama atanırken tarafsız olmadığını ortaya sürenlere şimdi hak verilmiştir. Çünkü bu makam devletin başı olarak bütün kuvvetlerin üzerindedir ve Cumhurbaşkanı kuvvetler ayrılığını denetleyip bunları uyum içinde bir arada tutacak tek kişidir. Uygulamaları Ak Parti yönetimince çok defa eleştirilen Ahmet Necdet Sezer’in tutum ve davranışlarının değeri şimdi daha çok anlaşılmaktadır.

Kanaatimce bu olayda yargı devleti koruyan ve kollayan taraf olarak haklıdır. Her biri en az otuz yıllık devlet memurluğu tecrübesine sahip ve hukukun üstünlüğünü sağlamakla görevli yüksek hakimler böyle bir bildiri sunma ihtiyacını duyuyorlarsa, yaptıkları açıklama şekil bakımından kurallara uymasa dahi içeriğine mutlaka bakılması gerekmektedir. Çünkü onlar, devletin bekası açısından tehlikeyi görmüşler ve yürütmeyi yaptıkları yanlışlar konusunda uyarma görevini yapmışlardır.

Unutulmamalıdır ki siyasi partiler ve siyasetçiler bugün vardır. Eğer halkın desteğini alamazlarsa yarın yoktur. Siyasi partiler sadece iktidarda bulundukları süre içinde devlet yönetiminden sorumludurlar. Oysa yargı her zaman ve her dönemde vardır. Yargının varlığı ve sorumluluğu devlet ayakta kaldığı sürece de devam edecektir. Yargı devlet olmanın olmaza olmaz tek dayanağıdır.

Ak Parti Genel Başkan Yrd. Dengir Mir Mehmet Fırat’ın 24 Mayıs’ta gazetelerde yer alan “Yargı tarafsızlığını ve bağımsızlığını kaybetmiştir” sözünü anlamak mümkün değildir.

Ne demek istiyor?

Devlet bitmiştir mi demek istiyor?

Fırat’ın söylemlerinin aksine Yargıtay ve Danıştay gibi en üst düzey yargı organlarının birbirini tamamlayan bildirileri yargının tarafsız ve bağımsız olduğunu anlatmak, anlamak istemeyen beyinlere vurgulamak içindir. Fırat’ın söylemlerine göre yargının tarafsızlık ve bağımsızlığı için AKP’nin, ABD’nin ve AB’nin istekleri doğrultusunda hareket etmenin zorunlu olduğu mu anlatılmak istenmektedir.? Çünkü Fırat’ın sözlerinden bu anlaşılmaktadır. Bu sözler maksadını aşmıştır ve Adalet Bakanı’nın “Dam üstünde saksağan” yakıştırması kadar gereksizdir..

Özetleyecek olursak Türkiye çok zor bir döneme girmiştir. Çevremizde savaş rüzgarlarının estiği, ekonominin bıçak sırtında dolaştığı, ülke yönetimideki partinin kapatılma tehlikesi ile karşı karşıya bulunduğu bir ortamda bizim birbirimizle tepede çatışmaya değil, aksine birlik ve bütünlük içinde bulunmamıza zorunluluk vardır.

Bu durumda ABD’den, AB’den, İngiltere kraliçesinden, Suudi Kralından veya diğer küresel güçlerden destek ve yardım alacak değiliz. Onların bizi bu hale düşürdüğünü bilerek ve küresel güçlerin eline daha fazla koz ve taviz vermeden bu sorunumuzu derhal çözmemiz gerekmektedir.

İşte bunun için her ne kadar taraf olduğu bilinmesine rağmen görev Cumhurbaşkanı Gül’e düşmektedir.

Cumhurbaşkanı Gül’ün önünde sadece siyasetçi değil, gerçek bir devlet adamı olduğunu ispat etmesi şansı bulunmaktadır.

Cumhurbaşkanı Gül’ün önünde 70 milyon Türk’ün desteklediği bir cumhurbaşkanı olmasına imkan tanıyan bir durumu yönetmesi imkanı belirmiştir.

Sayın Gül, bugüne kadar ki tutum ve davranışı ile kendisini bu makama taşıyan AKP’nin onay memuru görüntüsünden süratle sıyrılmalı ve gerçek bir devlet adamı olduğunu göstermelidir. Sayın Gül’ün geçmiş siyasi tecrübeleri bu zor görevin altından kalkabileceğini göstermektedir.

Sayın Abdullah Gül, bugün kapatılmak istenen ve kendisinin de suçlananlar arasında bulunduğu AKP’nin bir üyesi olarak o makama gelmiştir. Ama bugün parti kimliğinden süratle sıyrılması ve devletin başı olduğunu göstermesi gerekmektedir.

Sayın Gül, bu şansını çok iyi kullanmalıdır. Eğer başaramadığı takdirde yaratılan kaos ortamı içinden çıkılamayacak boyutlarda büyüyecektir. Devletin tavanındaki bu çatışma süratle tabana yayılacaktır. Tehlike büyüktür. Çözüm siyasi manevralarda değil, devlet adamlığı manevralarındadır.

Bekleyip göreceğiz. Sayın Gül, piyasa da benzeri çokça bulunan sıradan bir siyaset adamı mıdır, yoksa gerçek bir devlet adamı mıdır?

Benim beklentim ve umudum bu kaosun içinden Sayın Gül’ün gerçek bir devlet adamı olarak çıkması yönündedir.

Bu devlet adamını bulduğumuz anda ülkemizin önündeki pek çok engelin kalktığını birlikte göreceğiz.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
25 Mayıs 2008 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale