254 TEMMUZ 2017 Salı

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






19 Mayıs 2008'de Türk gençlerinin görevi
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Bende bu imanı yaratan kuvvet, yalnız aziz memleket ve millet hakkındaki sevgim değil, bugünün karanlıkları, ahlâksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik görmemdir. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1935)

 19 Mayıs 2008 Pazartesi 

Gençlerimiz Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bugünü ve yarınlarının teminatıdır.

Gençlerimize sahip çıkıp onları yarınlara iyi hazırladığımız sürece Cumhuriyetimiz ebediyen devam edecektir..

Bu gerçek bilinmesine ve bugün idrak ettiğimiz 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı münasebetiyle sık sık tekrarlanmasına rağmen gençlerimize Atatürk'ten sonra yeterli desteği veremedik ve onlara güvendiğimizi gösteremedik.

Gençlik kavramı Atatürk'te en güzel anlamını bulmuş ve yüce değer yargısına ulaşmıştır. Atatürk; Gençlik kavramını, ülkenin geleceğini emanet edeceği nesiller için kullanmıştır. Köhnemiş zihniyetlere, milleti geriye götürmek isteyen bağnaz kafalılara karşı dayanacağı istinat noktasının gençlik ve onların dinamik fikirlerinde olduğunu görmüştür.

Atatürk; çağdaş ve modern ilmin hakim olduğu zihniyetle yetişecek genç kuşakların, gelecekte O’nun eserlerini ve inkilâplarını daha da geliştireceğini ve kurduğu cumhuriyeti, her türlü tehlikeden koruyarak yücelteceğini hissetmiş ve buna yürekten inanmıştır. Denilebilir ki, tarihte hiç bir lider Atatürk kadar milletinin gençliğine güvenmemiş ve onun kadar kendi gençliği ile bütünleşmemiştir.

1918 yılı, inançların ve kendine güven duygusunun Türk toplumunda ve bilhassa yöneticilerinde tamamen yıkıldığı bir dönemdir. Bu inançsızlık ve tam teslimiyet ortamında Atatürk için tükenmez inanç kaynağı, yüreğini kaplayan engin millet sevgisi ve Türk gençliğini tanımanın verdiği güvendir. Ahlâk bunalımı doğuran bir felaket, çöküş ve karamsarlık ortamında Atatürk, vatan ve millet aşkıyla kurtuluş yolu arayan Türk Gençliğini keşfetmenin gururunu yaşamıştır.

Sivas Kongresine arkadaşları adına katılan bir askeri Tıbbiye öğrencisinin Mustafa Kemâl Paşa ve arkadaşlarına aşağıya aldığım sözleri Gazi’yi çok etkilemiştir..

" Arkadaşlarım beni buraya bağımsızlık davasını başarmak yolunda yaptığınız çalışmalara katılmak için gönderdiler. Biz mandayı kabul edemeyiz. Kabul edecek olanlar varsa, bunları kim olursa olsun red ve takbih ederiz. Farz-ı mahâl manda fikrini Mustafa Kemâl Paşa kabul edecek olsa onu da reddedeceğiz."

Tıbbiye öğrencisinin bağırarak yaptığı konuşmadan çok duygulanan Gazi, yakın çalışma arkadaşlarına dönerek; "Arkadaşlar gençliğe bakın. Türk milli bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin" diyerek Tıbbiyeliyi yanına çağırır. Elini gençin omzuna koyar.

"Evlât müsterih ol. Ben gençlikle iftahar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Azınlıkta kalsakta mandayı asla kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez. Ya İstiklâl, Ya Ölüm" diyerek Tıbbıyeli gence güvence verir. Üniforması ile kongreye katılan genci alnından öper ve şöyle der; "Vatanın bütün ümidi ve geleceği size, genç nesillerimizin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır."

Atatürk'ün Büyük Nutuk'undaki Gençliğe Hitabe'de son şeklini bulan "Cumhuriyetin gençliğe emanet edilmesi" fikri beynine daha Sivas kongresi sıralarında kazınmıştır. O’na göre gençlik yaş sınırları dışına taşarak fikri bir anlam kazanmaktadır. Bir bakıma gençlik yaşça değil, fakat fikirce yeniliği vurgulamaktadır. O'nun , "Genç fikirli demek, doğruyu gören ve anlayan gerçek fikirli demektir" sözü işte bunu anlatmak için kullanılmıştır.

34 yaşında Çanakkale’de destanlaşan, 39 yaşında İstiklal Harbi ordularına komuta eden, 42 yaşında Cumhuriyeti kurup ilk Cumhurbaşkanı olan ve 50 yaşında inkilâplarının büyük kısmını tamamlayan Atatürk; taşıdığı düşünce yeniliği, ruhundaki enerji tazeliği ile yaşamının her çağında gençti. Genç yaşadı ve genç olarak aramızdan ayrıldı.

Atatürk'e göre genç olmanın ölçüsü yaş değildir. O'na göre genç olmak "İlkeler ve inkilâplara inanç ve bağlılık" ile eş anlamlıydı. Bunu şu sözüde dile getirir." Benim anladığım gençlik; bu inkilâbın fikirlerini ve ideolojisini benimseyip gelecek kuşaklara götürecek kimselerdir. Benim nazarımda 20 yaşında bir yobaz ihtiyar, 70 yaşında bir idealist ise zinde bir gençtir."

Milli mücadelenin asker kadroları gibi sivil kadroları da gençti. Türk Kurtuluş Savaşını yakından izleyen yabancıların ilk dikkatini çeken noktalardan biri de bu idi. Onlar en şiddetli muharebelere katılan kıt’aların başındaki genç komutanların başarılarını izlerken, TBMM’ni milletlerarası görüşmelerde temsil eden çok genç fakat, yaşına göre çok olgun ve tecrübeli Türk insanı ile tanışıyor ve şaşırıyorlardı. Bu genç kuşak Birinci ve İkinci Meşrutiyet dönemlerini yaşamış, Osmanlı Devletini sona erdiren bütün olayların içinde bulunmuş, Balkan Savaşları, Çanakkale ve Birinci Dünya Harbinin ateş çenberinden geçmiş, memleket ve millet acısıyla yürekleri yanmış ve çok genç olmalarına rağmen pişmiş ve olgunlaşmışlardı. İşte bu genç neslin varlığı ile büyük dinamizmi milli mücadelenin başarılmasında önemli rol oynamıştır.

Atatürk, hayatı boyunca genç değerleri desteklemiştir. Başarı için gençlere fırsat vermenin şart olduğuna inanarak çevresini de bu konuda duyarlı olmaya zorlamıştır.

Titizlikle seçerek yurt dışına okumak için gönderdiği gençlerin durumlarını bizzat takip ederek, hem bulundukları ülkelerde bu gençlere sahip çıkılmasını sağlamış ve hem de memlekete döndüklerinde bunlardan azami istifade etmek için büyük gayret göstermiştir. Bu gençlere yaşlarına göre çok büyük sorumluluklar vermiştir.

Atatürk 30 Ağustos 1924'te Başkomutanlık Meydan Muharebesinin kazanıldığı Dumlupınar'da yaptığı tarihi konuşmasında; bağımsızlık mücadelemizi anlatır ve mutlaka kazanılması gereken yeni savaşın "Uygarlık Savaşı" olduğunu vurgular ve konuşmasını Türk gençliğine hitaben şu sözlerle tamamlar;

" Son sözlerimi özellikle memleketimizin gençliğine yöneltmek istiyorum... Gençler; cesaretimizi arttıran ve sürdüren sizsiniz. Siz almakta olduğunuz terbiye ve irfanla insanlık meziyetinin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız.
Ey yükselen yeni nesil !... Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk. O'nu yücelterek yaşatacak olan sizsiniz."

Yukarıdaki sözünden de anlaşılacağı gibi Atatürk'ün Türk milletine armağan ettiği en büyük eseri Türkiye Cumhuriyeti'dir. Atamız bu büyük eserinin muhafaza ve müdafaasını da Türk gençliğine emanet etmiştir. Bugün sorgulamamız gereken husus şudur;

- Günümüz gençliği bu emaneti muhafaza edecek bilgiye, inanca ve kendine güvene sahip midir ve bizim nesillerimiz bizleri Atatürkçü Düşünce ile yetiştiren nesillerden aldığımız feyzi günümüz gençliğine yeterince ulaştırabildi mi.?

Bugün küresel esen fırtınalarla kafası karmakarış olan günümüz gençliğinin milli davalara yaklaşımını gördükçe bu konuda iyimser düşünmek çok zordur.. Türk Gençliğine olan sonsuz güvenini hayatı boyunca her fırsatta yineleyen Atatürk; meclis kürsüsünden büyük nutkunu okumayı bitirirken "Bu neticeyi Türk gençliğine emanet ediyorum" derken gözyaşlarını tutamamıştır. Bilindiği gibi Nutuk'un son bölümü "Türk Gençliğine Bıraktığım Kutsal Emanet” kenar başlığı altında kaleme alınmıştır ve şu şekilde sona ermektedir;

" Sayın Baylar. Sizi günlerce işlerinizden alıkoyan bu uzun ve ayrıntılı sözlerim , sonunda tarihe malolmuş bir çağın öyküsüdür. Bunda milletim için ve yarınki çocuklarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek kimi noktaları belirtebilmiş isem kendimi mutlu sayacağım.
Baylar, bu söylevimle milli varlığı sona ermiş sayılan büyük bir milletin, bağımsızlığını nasıl kazandığını; bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan milli ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.
Bugün ulaştığımız sonuç; yüzyıllardan beri çekilen milli yıkımların yarattığı uyanıklığın ve bu kutsal yurdun her köşesini sulayan kanların karşılığıdır.
Bu sonucu, Türk gençliğine kutsal bir armağan olarak bırakıyorum" diyerek üç ciltlik Nutkun tipik bir özeti olan "Gençliğe Hitabe" ile konuşmalarını bitirir.

Bugün bütün Türk çocukları için bir kutsal armağan olan Nutuk her satırı ile güncelliğini korumaktadır. Atatürkçü olabilmek, Atatürk'ü anlayabilmek, Atatürk'ü yaşayabilmek ve sonunda Atatürk'ü yeni nesillere anlatabilmek için Nutuk isimli dev eserin her cümlesi dikkatle okunmalı, ezberlenmeli, adeta hıfzedilmeli, daima kullanılmak ve hatırlanmak için el altında bulundurulmalıdır.

“Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi” Türk gençliğine çok anlamlı, kapsamlı ve oldukça zor görevleri yüklemektedir. Burada istenilenlerin gerçekleştirilmesi son derece planlı, proğramlı ve sürekli bir çalışmayı gerektirmektedir. Verilen sorumluluklar çoktur. Bunlar ancak şuurlu ve inançlı kitlelerin yapacakları zorlu bir mücadele ile başarılabilir.

Gençlerimiz Atatürk'ü ve yarattığı düşünce sistemini bütün yönleriyle tanımalıdır. O'nu tanımak ise ancak; O'nun fikirlerini bilmek, duygularını anlamak, benimsemek ve bu fikirleri yaşamlarında uygulamakla mümkündür.

Atatürkçü Türk Gençliği; O'nun kendilerine armağan ettiği bilimsel ve daima kendini yenileyen çağdaş ideolojisine dört elle sarılmalı, bu ideolojiyi söz ve fikirlerden kurtararak uygulamaya geçirmelidir.
Gençlerimiz unutmamalıdır ki; 85 nci yılına ulaşan Türkiye Cumhuriyeti Atatürkçü Düşünce Sistemi üzerine kurulmuştur ve bu sistem ile sonsuza kadar yaşatılacaktır.

21 nci asrın güçlü ve çağdaş Türkiyesinin yaratılması için gençlerimizin; Atatürkçü düşünce ile şuurlanmak, bu düşünceye sahip çıkmak ve kuşaktan kuşağa bu düşüncenin eserlerini aktarmak zorunda olduklarını bilmeleri gerekmektedir.
19 Mayıs 2008'te Türk İstiklâlini ve Türkiye Cumhuriyetini sonsuza kadar devam ettirme görevinin emanet edildiği gençlerimiz;

- Milli şuura sahip, Türk milli kimliğini tanımış, Türk kültürü ile bilinçlenmiş, modern ve çağdaş dünyanın gelişmesini takip edip ona ayak uydurabilen, müsbet ilmin ışıklarıyla donanmış olmalıdır.

- Türk Milletinin müşterek eğilimlerini temsil etmelidir,

- Hiç bir yabancı ideolojiye alet olmamalıdır,

Sonuç olarak;
19 Mayıs 2008'de Türk milleti Gazi'nin gösterdiği hedeflere doğru bir hayli yol almıştır. Modern ve çağdaş bir dünya devleti olma yolunda da hızla ilerlemektedir. Bugün geldiğimiz noktada 1920'lerin 13 milyonluk Türkiyesinden çok ilerde olduğumuz kesindir. Fakat bütün gelişmişliğimize rağmen henüz Atatürk'ün idealindeki Türkiye'ye ulaştığımız söylenemez.

Bu ideale ulaşmak için;Türkiye Cumhuriyetini iç ve dış tehlikelere karşı koruma şuuruna erişmiş; fikren, ilmen, fennen ve bedenen kuvvetli; Yüksek karakterli; bilimden güç alan ve bilimi amaç edinen; sağlık ve sıhhatini koruyan, sağlıklı düşünme yeteneğine sahip olan; güzel sanatları seven; çalışkan ve kendine güveni olan bir gençlik yetiştirmek, devletin ve bizim nesillerimizin en önemli görevidir.

Kendisini en iyi şekilde yetiştirmek için her imkandan yararlanarak var gücü ile çalışmak ise Türk gencinin vazgeçilmez sorumluluğudur. Bunun için gençlerimiz; çalışkan, daha çalışkan ve en çalışkan olmak zorundadır.
Yeterli milli kültür değerleri ile yetiştirildiğinde Türk Gençliği; Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün en değerli emaneti olan Türkiye Cumhuriyetini damarlarında mevcut olan asil kandan aldığı milli heyecanı ve milli ruhuyla sonsuza kadar koruyacaktır.

Ben inanıyorum ki Türk gençliği; bu kutsal görevi başarı ile yapmayı müteakip bir bayrak gibi nesilden nesile aktararak ülkemizi ebediyen hür ve bağımsız kılacaktır.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
19 Mayıs 2008 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale