25 Kasım 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İ,LE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






İthal tohum ile Türk Milleti kısırlaştırılıyor
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Devlet temel unsur olan çiftçiyi ve çobanı kuvvetlendirmek mecburiyetindedir. Bunları kuvvetlendirmek de öyle lafla olmaz. İlmin, fennin ve asrın emrettiği vasıta ve araçlara fiilen sahip olmak lazımdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1923)

 1 Mayıs 2008 Perşembe 

Bugün 1 Mayıs 2008. İşçilerin, yani üretici kesimin Bayramı.

Türkiye, Sendikaların 1 Mayıs kutlamalarını Taksim meydanında yapma isteğine karşı hükümetin bunu önleme amacı ile aldığı sert önlemlere kilitlendi. Halkımız günlerdir bu konuyla yatıp kalkıyordu. Hükümetin gereksiz israrı ile halkımız televizyonların gün boyu süren canlı yayınlarıyla işçilerin Taksim çevresindeki polisle savaşını izlemek zorunda bırakıldı.

Bugün İstanbul’da hayat durdu. Okullar kapatıldı. İnsanlarımız evlerine hapsedildi. Oysa daha benzerlerini defalarca yaşadığımız gibi milyonlarca insanımızın en küçük bir olay çıkmadan gerçekleştirdiği Tandoğan ve Çağlayan toplantıları tecrübesi dikkate alınmalı ve bu toplantı gereksiz tırmanmaya sebep olmadan sağduyu ile geçiştirilmeliydi. Olmadı. Hükümet krize sebep olduğu gibi, çıkan krizi yönetme başarısını da gösteremedi..

Şimdi konunun başka bir yönüne bakalım;

1 Mayıs, sembolik bir gündür. Üreterek ekonominin sonucuna tesir eden işçi sınıfının gücünün hatırlatıldığı müstesna bir gündür. Yıllardır üretemeyen ve üretim gücü elinden alınan işçinin 1 Mayısı Taksim’de veya başka bir yerde kutlamasının 70 milyonun bugünkü yaşam standardına yapabileceği fazla bir katkısı yoktur. Halkın acil çözüm bekleyen işsizlik, yoksulluk, unutulmuşluk, terör gibi temel sorunlarına da hiç bir katkısı yoktur. Halbuki Türkiye’nin bütün organlarıyla tartışıp çözmesi gereken pek çok temel sorunu vardır.

Ben sendikalardan 1 Mayıs ve Taksim meydanı için verdikleri bu müthiş ve haklı mücadelenin benzerini, milletimizin tamamını ilgilendiren stratejik tesislerimiz yok pahasına yabancılara devredilirken, Vakıflar Yasası ve son olarak Tohumculuk Yasası’nın TBMM’den geçirilmesi safhasında da göstermesini beklerdim. İşçilerimizin hem kendilerinin ve hem de gelecek nesillerin sağlığını ciddi şekilde tehdit eden Tohumculuk Yasasını kabul ettirmemek için demokratik tepkilerini göstermek üzere sokağa dökülmelerini ve yasanın çıkartılmasını önlemek için direnmelerini arzu ederdim.

Görünen manzara şudur. Birileri gündemi belirliyorlar. Kimin nerede ve niçin sokağa döküleceğini önceden plânlıyorlar ve zamanı gelince düğmeye basıp olayları başlatıyorlar. Milletimizi, olayları sinema izler gibi televizyonlardan izlemek ve birtakım uzman geçinen kişilerin içi boş yorumlarını dinlemek zorunda bırakıyorlar.

Kanaatime göre Türkiye’nin gündemini işgal etmesi gereken temel konulardan biri son çıkan Tohumculuk Yasası’nın ülkemize ve insanlarımıza getireceği sorunlardır.

Güven Hareketi’nin periyodik Perşembe toplantılarından birinin konusu genetiği değiştirilmiş organizmalar idi. Konuşmacı olarak konunun dünya çapında uzmanı olan Özbekistan’ın sürgündeki muhalif lideri Muhammed Salih’in biyolog eşi Sayın Dr. Aydın Salih Hanımefendi davet edilmişti.

Aydın hanımın anlattıkları karşısında dehşete düşmemek elde değildi. Genleri değiştirilen bir domatesin artık domates değil, ismi olmayan diğer bir kimyasal madde olduğunu ve bilmeden yediğimiz bu domatesin (veya başka meyve veya sebzelerin) vücumuzda ne gibi yan etkileri olacağını bilmemizin mümkün olmadığını söylüyordu.

Kendisine sorduğum, “Peki, bir insan bir diğer insana bu derece insanlık dışı bir kötülüğü neden ve nasıl yapar?” sorusunun cevabı ise net ve kesindi. Aydın Hanım; “Ben onların insan olduklarını düşünemiyorum. Çünkü bir insan kendi ailesinin de dahil olduğu nesline bu kadar büyük kötülük yapamaz.”şeklinde idi. O, bu değişiklikleri yapanların dünyayı işgal etmeye hazırlanan uzaylılar olabileceğini düşünüyordu. Çünkü insanlara bu insanlık ayıbını yakıştırmak istemiyordu.

İşte bize aslında domates olmayan ama görünüşü domatese benzeyen nesneleri yedirmenin yasal yolunu açan “Tohumculuk Yasası” kamuoyunun dikkatinden özenle kaçırılmasına rağmen uzmanların gözünden kaçmadı.

Konunun uzmanları kamuoyunun dikkatini GDO’lu ürünlerle ilgili soru işaretlerine çektiler. Yeni yasanın, Türkiye’ye girişine ve ekimine izin verdiği ‘Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar’ın öncelikle kısırlığa, allerjik reaksiyonlara ve antibiyotik dayanıklılığa neden olduğunu vurguladılar. Ayrıca farklı genlerle birtakım özellikler kazandırılan ürünlerin insan vücudunda ne gibi olumsuz etkilere yol açabileceğinin tam olarak bilinmediğini de belirttiler. Sentetik gıdalarla vücuda giren kimyasal maddelerin sonradan insan sağlığında yol açabilecekleri zararların yanı sıra, örneğin belirli bir ırka has özelliklerle savaşmaya yönelik olarak da kullanılabileceğini ifade ettiler.

Bilindiği gibi Gen Mühendisleri; uzun süredir bir genin veya gen gruplarının bir gıda maddesi üzerine eklenmesi, çıkarılması, gen yapısının değiştirilmesi veya türler arasında karşılıklı değiştirilmesini üzerinde çalışmaktadırlar. Değiştirilmiş gıda ürünleri; doğal ortamda birbirleri ile ilişkileri bulunmayan organizmaların genlerinin değiştirilmesi veya transferi ile gerçekleşmektedir. Transfer edilen bu genler mikrop geni, virüs geni, bitki geni, hayvan geni hatta insan geni olabilmektedir. Gen ilavesi ve çıkartılması ile ortaya istenilen şekilde, renkte, tatta, kokuda, istenilen sertlik ve yumuşaklıkta yeni bir ürün elde edilmektedir. Bu ürünlerin elde edilmesinde tamamen ticari pazarlama hedefine yönelik bir çaba gözlenmektedir. Daha dikkat çekici ve güzel görünen, daha uzun süre çürümeden ve bozulmadan rafta sergilenebilen gıda maddeleri elde edilmesi hususu gen mühendislerini yönlendirmektedir.

Genetiği değiştirilmiş organizmalar, günümüzde her türlü hazır yiyecek ve içecek sektöründe kullanılmaktadır. Çeşitli aromalar, glikoz, fruktoz, nişasta, maltodekstrin, karamel, riboflavin, aspartam, aspasvit, aspamiks vs. Gibi ürünler bunların bilinen örnekleridir.

Ayrıca halkın tamamını ilgilendiren ve yaygın olarak kullanılan tarım ürünlerimizin tohumlarında yapılan gen değişikliği ile yepyeni tarım ürünleri ortaya çıkmıştır. Dış görünümü itibariyle çok doğal olmasına rağmen ortaya çıkan ürünler doğal değildir ve tamemen sentetiktir. Peki, bu ürünlerin bizi ilgilendiren başlıcaları nelerdir.?

Buğday başta olmak üzere pamuk, pirinç, mısır, ayçiçeği, soya, şeker pancarı, patates, ıspanak, soğan, sarımsak, karpuz, kavun, çilek, elma, armut, erik, üzüm, kayısı gibi çok pek çok gıdanın üretiminde genetiği değiştirilmiş tohumlar yaygın olarak kullanılmaktadır. Doğal olarak bu ürünlerde elde edilen yan ürünlerde yine insan sağlığına elverişli olmayan hususlar içermektedir. Buğdaydan elde edilen ve üretiminde yağ kullanılan yan ticari ürünlerde bunlardan nasibini almaktadır. Buna örnek olarak jips çeşitleri, kraker ve bisküi çeşitleri ile muhtelif şekerleme cinslerine sayabiliriz.

Zarar sadece yediklerimizle kalmıyor. Çeşitli alanlarda sıkça kullandığımız parfümeri, boya, temizlik malzemeleri, çeşitli kumaşlar ve nihayet gübreler vasıtası ile yaşamımızın her safhasında bizi etkilemeye devam ediyor.

Konu Türk milletinin geleceği için hayati önem taşımaktadır. Yapılan yanlışlıktan zaman içinde geriye dönülmesi çok zordur. Hititlerin merkezi Hattuşaş’ta yapılan höyük kazılarında 3000 yıl sonra taştan yapılmış kaplar son derece iyi bir durumda saklanan tohumların ortaya çıkarılması aslında bir tarım ülkesi olan Anadolu topraklarının yöneticileri için çarpıcı bir mesaj niteliğinde idi.

Bu tarihi ve ince mesaj hiç dikkate alınmamıştır. Konunun her yönü ile derinliğine tartışılarak iktidarı ve muhalefeti ile tarihi bir yanlışlık yapmadan sonuçlandırılması gerekirken gerçek hiç de böyle olmamıştır.
Yeni Tohumculuk Yasası ile devletimiz tohumculuk alanından tamamen çekilmiştir. Daha önceden tohum üreten çeşitli tohum araştırmaları yapan merkezlerin kapatılması ile devlet tohumculuk alanındaki kontrolunu tamamen kaybetmiştir. Tohum piyasası üzerinde ve dolayısıyla tarımımız ve tarım ürünleri vasıtasıyla da halkımızın beslenme faaliyeti üzerinde devletimizin hiç bir etkisi ve yetkisi kalmamıştır. Tohumculuk piyasası başta İsrailli firmalar, Syngenta, Pioneer, Monsanto gibi çokuluslu tohum şirketlerine teslim edilmiştir. Çiftçilerimiz sadece “Genetiği Değiştirilmiş” tohumları ekmek zorunda bırakılarak doğrudan küresel güçlerin eline teslim edilmiştir..

Bugün girmek için kapısında bekletildiğimiz AB ülkelerinin “Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların” kendi ülkelerine girişini yasakladığını biliyoruz. Buna rağmen bizim Türk milletinin neslinin tükenmesine ve sağlıksız bir nesil oluşturulmasına sebep olacak böyle bir uygulamayı kabul edişimizin mantığını anlayabilmek mümkün değildir.

Mevcut 30 Ziraat Fakültesinden yetişen onbinlerce ziraat mühendisimiz ve yetişmiş ziraat uzmanımız bulunmasına rağmen “neden bizim İsrailin genetiği değiştirilmiş tohumlarına muhtaç hale getirildiğimizi” birilerinin bu millete açıklaması gerekmektedir.

Ben ve çocuklarım bu ülkede yaşayacağız. Başka gidecek yerimiz yoktur. Benim ve çocuklarımın sağlığı ile oymamaya da kimsenin hakkı olmadığını düşünüyorum...

Sağlık bakanımızın ve özellikle Tarım bakanımızın bu konuda görevlerini hakkıyla yapmadıklarını da düşünüyorum...

Basınımızın biran önce sanal gündemlerden sıyrılarak ülkemin ve insanlarımızın bu gününü ve geleceğini ilgilendiren temel sorunlara yoğunlaşma zamanının geldiğini de düşünüyorum...

“Allah bu millete acısın” demekten başka yapabileceğim birşey olmadığını da düşünüyorum...

Ve inanın kahroluyorum...



Dr. Tahir Tamer Kumkale
1 Mayıs 2008 Perşembe

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale