24 ŞUBAT 2017 CUMA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanlarımızı saygıyla selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






24 Nisan 1915 tehcir (yer değiştirme) olayı nedir? Gerçekten Ermeni'lere soykırım amacıyla mı yapılmıştır?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Ermeni meselesi denilen ve Ermeni milletinin gerçek çıkarlarından ziyade dünya kapitalistlerinin ekonomik çıkarlarına göre halledilmek istenen mesele, Kars Antlaşması ile en doğru çözüm şeklini buldu. Asırlardan beri dostane yaşayan iki çalışkan halkın dostluk bağları memnuniyetle tekrar kuruldu. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1922)

 24 Nisan 2008 Perşembe 

Her yıl 24 Nisan’da Diaspora Ermenilerinin çabalarıyla bulundukları ülkelerin siyasi kadroları üzerinde 24 Nisan’ı“Ermeni Soykırımı Günü” “olarak kabul ettirmek üzere çeşitli dayatmalar yapılır. Parlamentolarında Ermeni milletine soykırım uygulayan Türklerin cezalandırılmasını isteyen karar almaları için çeşitli senaryolar üretilir ve eyleme konur.

Türkiye’nin bu konuda hükümetler üstü ciddiyetle takip edilen sürekli ve akılcı bir devlet politikasının bulunmaması, yöneticilerin ilgisizliği ve bilgi noksanlığı gibi çeşitli sebeplerden ötürü Diaspora Ermenileri başarılı daima olmuşlardır. Pek çoğu yakın ilişki içinde bulunduğumuz 18 ülkede Türklerin Ermenilere soykırım uyguladığını kabul eden kararlar alınmasını ve hatta “soykırım yoktur” diyenlere ceza verilmesini sağlayan kanunlar çıkartılmasını başarmışlardır.

Peki nedir bu 24 Nisan? Ne olmuştur da bu gün “soykırım günü” olarak kabul edilmeye çalışılmaktadır. Konuya tarihçilerin gözü ile bakılmadığından ve değerlendirmeler siyasi alanda yapıldığından mücadele yöntemlerimiz etkisiz
kalınmaktadır.

Arapça asıllı bir kelime olan TEHCİR; "bir yerden başka bir yere göç ettirmek, yer değiştirmek, hicret ettirmek anlamındadır.

Savaş zamanı Ermeni isyan ve katliamlarına önlem almak amacıyla Sadrazam Talat Paşa Hükümetinin başlattığı ve Osmanlı Mebusan Meclisinin uygun gördüğü yer değiştirme faaliyeti Ermeni toplumunun yaşadığı her yerde değil, doğrudan doğruya cephelerin güvenini tehlikeye sokan başlıca iki bölgede uygulanmıştır.

Bunlardan birincisi, Kafkas ve İran cephesinin gerisindeki Erzurum, Van ve Bitlis dolaylarıdır. Diğeri ise, Arap yarımadasında Sina cephesi gerisindeki Mersin-İskenderun bölgeleridir. Çünkü, Ermeni komitelerinin baskı ve tahrikleriye Osmanlı Ermenileri, her iki bölgede de düşmanla işbirliği yapmış ve onların hareketlerini kolaylaştıracak faaliyetlerde bulunmuşlardır. Başlangıçta “Tehcir uygulaması” sadece bu iki bölgeyi kapsamıştır. Bilahare düşmanla işbirliği yapan, Ermeni komitacılarına yataklık yaparak devlete isyan eden diğer vilâyetlerdeki Ermenileri de kapsayacak şekilde tehcir genişletilmiştir.

Tehcir Kararı bütün Ermenilere uygulanmamıştır. Katolik ve Protestan olan Ermenilerin yanı sıra, Osmanlı ordusunda subay ve sıhhiye sınıflarında hizmet gören Ermeniler ile Osmanlı Bankası şubelerinde ve bazı konsolosluklarda çalışan Ermeniler devlete sadık kaldıkları sürece göçe tabi tutulmamışlardır. Öte yandan, hasta, özürlü, sakat ve yaşlılar ile yetim çocuklar ve dul kadınlar da sevke tabi tutulmamış, yetimhaneler ve köylerde koruma altına alınarak ihtiyaçları devletçe, Göçmen Ödeneği'nden karşılanmıştır. Daha sonra bunlar arasından da zararlı faaliyetleri tesbit edilen bazı aileler de göçe tabi tutulmuşlardır.

İngiliz ve Fransızların yönlendirmesiyle Ermeniler, birtakım sahte ve uydurma belgelerin arkasına gizlenerek, dünya kamuoyunu Ermeni tehcirinin soykırım amacıyla yapıldığı şeklinde kandırmayı başarmışlardır. Üç yüz binden, üç milyona kadar değişen rakamlarla ifade edilen Ermeni katliamının hiçbir resmi ve geçerli dayanağı mevcut değildir. Bunu özellikle vurgulamaktan çekinmiyorum. Çünkü Osmanlı başkentini üç yıldan fazla işgal altında bulunduran İngiliz ve Fransızlar, Osmanlı arşivini didik didik etmelerine rağmen soykırımı ispat edecek hiçbir belgeye rastlamamışlardır.

Osmanlı devleti Ermenileri "soykırım"a tabi tutmak isteseydi. Onların yerlerini değiştirmeden bulundukları bölgelerde kolaylıkla soykırıma tabi tutardı. O zaman kafilelerin güvenliği, iaşe ve ibadesi için savaş zamanı gücünü muhafaza için çok ihtiyaç duyduğu maddi fedakârlıklara ihtiyaç kalmazdı.

Burada soykırım değil, tam tersi bir ırkı ve milleti soykırımdan koruma gayretleri vardır. Devlet, bir yandan savaş için cephe gerisinde güvenliği sağlarken asıl amacı kendi tebası olan Ermeni vatandaşlarının can ve mal güvenliğini sağlamaktı.
Nitekim 1915 Mayısında başlayıp 1916 Ekim ayına kadar devam eden göç ettirme ve yeniden yerleştirme sırasında, bütün imkânsızlıklarına rağmen alınan olağanüstü tedbirlerle zor savaş şartlarına rağmen Ermenilerin güvenliğini sağlamak için âdeta yeni bir cephe açmış gibi çok ağır idarî, askerî ve malî yükler altına girmiştir.

Aklıselim sahibi tarihçiler Osmanlı’nın devlete olan bağlılıklarından dolayı "millet-i sadıka" olarak nitelendirdiği bir halka karşı, birdenbire tavır değiştirmesini gerektirecek mantıki bir açıklama bulamamışlardır. Burada Osmanlı devletinin geleneksel politikalarından bir sapma yoktur. Sapma Rusya başta olmak üzere sömürgeci batı ülkelerinin hayali bağımsızlık vaatlerine kanan Ermenilerdedir.

Tehcir olayı kesinlikle soykırım amacı gütmemiştir. Aksine Osmanlı Devletinin savaş şartları altında kendi halkının güvenliğini sağlamak için gerek gördüğü çok başarılı bir sevk ve iskân hareketidir. Tehcir Harekâtı, benzeri durumlarla karşılaşacak ülkeler için örnek alınacak bir yer değiştirme faaliyeti olmasına rağmen muzır ve şartlandırılmış beyinlerce saptırılmış ve soykırım olarak nitelendirilmiştir. Bu davranış bu şekliyle tarihe ve tarihçilere hakaret niteliği taşımaktadır.
Rus ve İngiliz kışkırtmaları sonucunda meydana gelen isyan ve katliamlar karşısında Osmanlı hükümeti, öncelikle Ermeni Patriğini Ermeni milletvekillerini ve Ermeni cemaatinin ileri gelenlerini toplamış ve onlara; Ermeni cemaatini derhal uyarmalarını, İmparatorluk dâhilindeki Müslümanlara yönelik saldırılarına devam ettikleri takdirde şiddetli tedbirler almak zorunda kalacağını bildirmiştir. Fakat uyarılar sonuç vermemiştir.

Olaylar artınca ordunun cephe gerisinin emniyete alınması ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bunun sonucunda bugün “Ermeni soykırım günü” olarak dünyaya kabul ettirilmeye çalışılan 24 Nisan 1915 tarihinde Ermeni ve Türk toplumu arasına nifak sokan bütün Ermeni Komiteleri kapatılmıştır. Bu komitelerde yönetici olarak görev almış 2345 kişi “Devlet aleyhine faaliyette bulunmak” suçundan tutuklanmıştır.

Bu tutuklamaların yankısı çok büyük olmuştur. Eçmiyazin (Bugünkü Vagrsabat: Erivan'ın batısında) Başpiskoposu Kevork Efendi kendilerine hami olarak gördükleri ABD Cumhurbaşkanı'na çektiği şu telgrafla resmen yardım talep etmiştir;
"Sayın Başkan, Türk Ermenistanı'ndan aldığımız son haberlere göre, orada katliam başlamış ve organize bir tedhiş Ermeni halkının mevcudiyetini tehlikeye sokmuştur. Bu nazik anda Ekselanslarının ve büyük Amerikan milletinin asil hislerine hitap ediyor, insaniyet ve Hıristiyanlık inancı adına, büyük Cumhuriyetinizin diplomatik temsilcilikleri vasıtasıyla derhal müdahale ederek, Türk fanatizminin şiddetine terkedilmiş Türkiye'deki halkımın korunmasını rica ediyorum."

Rusya'nın Washington Büyükelçisi’de bu mektubu fırsat bilerek ABD makamları nezdinde Ermenilerin sözcülüğünü üstlenmiştir. Bu temaslar sadece ABD ile sınırlı kalmamıştır. Sömürgeci Avrupa ülkeleri nezdinde de girişimlerde bulunarak bu tutuklamaları tam bir katliam gibi gösterme çabaları yaygınlaşarak devam etmiştir.

Diaspora Ermenilerinin her yıl "Ermeni soykırımının yıldönümü" diye andıkları 24 Nisan, devlet aleyhine faaliyette bulunan ve masum insanları katleden 2345 çete mensubunun yargı önüne çıkarılmak üzere tutuklandıkları tarihtir. Aslında bu tarihin, sözde soykırım şöyle dursun, soykırım iddialarına temel oluşturduğu iddia edilen "Tehcir” uygulamasıyla hiç ilgisi yoktur.

Ermenilerin iddia ettiği gibi tehcir uygulaması esnasında 1.5 milyon Ermeni ölmemiştir. İstatistikler Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin nüfusunun 1.250.000 civarında olduğunu göstermektedir. Devlet kayıtlarında ne kadar Ermeni'nin yer değiştirme uygulaması çerçevesinde bulundukları yerden çıkarıldığı ve ne kadarının sağ salim yeni yerleşim bölgelerine ulaştığı da belgeleriyle bulunmaktadır.

1914 yılı nüfus sayımına göre, Osmanlı Ermenilerinin nüfusu 1.221.850' dir. Yer değiştirmeye tabi tutulmayan nüfus ise toplam 167.778'dir. 9 Haziran 1915'te başlayıp 8 Şubat 1916 tarihinde sonuçlanan yer değiştirme uygulamasında 391.040 kişi yerleştirilecekleri yeni bölgelerine sevk edilmiş, bunlardan 356.084'ü yerleşim bölgelerine ulaşmıştır. Yani, Ermenilerin yer değiştirme uygulaması sırasında verdiği kayıplar toplam 35.000 kişi civarındadır. Yer değiştirme uygulamasına tabi tutulan nüfus içerisinde yer alan ve tehcir esnasında Halep’te yaşayan 26.064 Ermeni 35.000'den çıkarıldığında geriye 10 bin kişi kalmaktadır. Yani Ermenilerin yer değiştirme sırasında verdikleri toplam kayıp en fazla 10 bin kişiden ibarettir. Bunlar da, iddia edildiği gibi devlet güçleri tarafından değil eşkıya gruplarının baskınları neticesinde hayatlarını kaybetmişlerdir.

Osmanlı, yer değiştirme uygulamasıyla savaş şartlarında her an ölümle burun buruna gelebilecek olan yüz binlerce Ermeni'nin hayatını kurtarmıştır. Nitekim yeni bölgelere yerleştirilen Ermeniler sağ salim yaşamlarına devam ederlken, Rus ordusu saflarında Türklere karşı savaşan Ermenilerin pek çoğu savaş esnasında ölmüşlerdir.

Tehcir uygulaması saklı-gizli değil, yabancı diplomatların gözleri önünde ceryan etmiştir. Osmanlı Devletinin yer değiştirme uygulamasına tabi tuttuğu Ermenilerin nakli sırasında, ağır savaş şartlarına rağmen olağanüstü gayret gösterdiği yabancı diplomat raporlarında açıkça belirtilmektedir.

Tehcirin güvenli geçmesi için alınan fiziki güvenlik tedbirleri yanında büyük maddi harcamalarda yapılmıştır. Yer değiştirmeye tabi göçmenlerin; sevk, yerleştirme ve geçimlerinin sağlanması için 1915 yılında 25 milyon, 1916 yılı sonuna kadar ise 230 milyon kuruş harcandığı belgelerden anlaşılmaktadır.

Konuyu toparlayalım; Tehcir (yer değiştirme) kararı, Osmanlı topraklarında bağımsız bir devlet kurma fikriyle savaş içindeki kendi ordularını arkadan vuran Ermenilerin devlete verdikleri zararı önlemek gayesiyle zorunlu olarak alınmıştır.
Özellikle Rusların ve İtilaf Devletleri'nin Osmanlı Ermenilerini nasıl kandırdıkları ve kışkırttıkları, belgeleriyle sabittir. Savaşta ele geçirdikleri yerlerin kendilerine verileceği ve bağımsızlıklarının tanınacağı gibi vaatlere kanan Ermeniler, birçok ihtilâl cemiyeti kurmuşlardır.

Ermeniler, yer değiştirme öncesinde başlattıkları tedhiş faaliyetlerini, göç sırasında da sürdürmüşlerdir. Gerek sınır bölgelerinde, gerek iç bölgelerde düşmanla işbirliği yapmışlar; Müslüman halka karşı katliamlara devam etmişlerdir.
Ermenilerin yaptıkları mezalimi anlatan belgeleri bir kitapta toplamaya karar veren Osmanlı Hükümeti, bütün illere yazılar yazarak; Ermeni katliamlarını anlatan belge ve fotoğrafların gönderilmesi istemiştir. Toplanan belge ve fotoğrafların ışığında "Ermeni Komitelerinin Faaliyetleri ve İhtilal Hareketleri / Meşrutiyet'in İlanından Önce ve Sonra" adlı kitap yayınlanmıştır.

Bütün bu gerçekler dururken, yerli yabancı bütün belgeler böyle bir şeyin olmadığını ispat ederken, hâlâ dünyada “Ermeni Soykırımı”safsatalarının kabul görebilmesi tamamen Türk hükümetlerinin aczini göstermektedir.

Atatürk döneminden sonra konunun üzerine ciddiyetle giden 12 Eylül askeri yönetimi ASALA terörünü tamamen önleyip bu konuyu tarihi mecrasındaki yerine oturtmasına rağmen, sonraki hükümetlerin konuya ilgisizliği bugün geldiğimiz durumu hazırlamıştır. Haklı olduğumuz bir davada haksız durumda gösterilmemizin hazmedilebilir ve kabul edilebilir bir tarafı yoktur.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
24 Nisan 2008 Perşembe

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale