24 ŞUBAT 2017 CUMA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanlarımızı saygıyla selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






AK Parti'nin kapatılması davasına ABD ve AB karışabilir mi?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın her hangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek manasıyla bütün bağımsızlığından mahrumiyeti demektir. Biz, bunu temin etmeden barış ve sükûna erişeceğimiz inancında değiliz. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1921)

 19 Nisan 2008 Cumartesi 

Başlıktaki sorunun ilk anda akla gelen cevabı “kesinlikle hayır” olmaktadır. Türkiye Cumhuriyetini kuran Kemal Atatürk’ün koyduğu tam bağımsızlık ilkesinin Türk insanının asla vazgeçemeyeceği bir kavram olduğu O’nun yukarıdaki sözlerinden de anlaşılmaktadır.

Atatürkçü Düşüncenin bu temel kavramı 1982 Anayasası ile cumhuriyet rejiminin asla değiştirilemeyecek ana vasfını oluşturmuştur. ABD ve AB’nin bütün baskı ve dayatmalarına rağmen geçen 26 sene içinde her tarafına dokunulan anayasamızın Atatürkçülük vasfına dokunulamamıştır. Bu Anayasa kaldığı sürece de dokunulmaması gerektiği hukuki bir zorunluluktur.

- Peki bu hukuki geçerlilik yerinde dururken tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devletine neden hep dış müdahaleler yapılmaktadır?

- Neden bizim seçtiğimiz yöneticiler yasal görevlerinin başında bulunmasına rağmen devamlı olarak dış müdahalelere maruz kalınmaktadır?

- Küresel güçler Türkiye’ye müdahale etme cesaretini nereden ve kimden alıyorlar? Buna yasalhakları var mıdır?

- Milletimizi son derece rahatsız eden dış müdahalelere karşı kayıtsız kalan ve karşı tedbir almayan yönetime karşı uyarı görevimizi nasıl yapabiliriz?

İşte size güncel ve mutlaka cevaplandırılması gereken sorular demeti..
Evet. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Atatürk’ün ölümünden sonra ne yazık ki iyi yönetilememiştir.. Her dönemde değişik maksatlı ve hedefli dış müdahaleler olmuştur... Bunun sorumlusu öncelikle yeteneksiz, beceriksiz ve bilinçsiz yönetim kademeleridir. Sorumluluk sırası ile Türk aydınlarına, Türk gençliğine ve tüm Türk toplumuna aittir.

Atatürk, Cumhuriyeti sadece kurmakla kalmamıştır. Cumhuriyetin hangi şartlarda ve hangi sıkıntılarla oluşturulduğunu 1927 yılında sunduğu NUTUK isimli eserinde büyük bir açıklıkla dile getirmiştir. Cumhuriyetin kuruluşunu hazırlayan olaylarla birlikte tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ebediyete kadar tam bağımsız kalabilmesi için neler yapılması gerektiğini de yine ayni eserde örnekleriyle açıklamıştır.
Gazi’yi tanımayan, tanımamakta ve anlamamakta direnen beyinlerin yönetim kademelerine gelmesiyle, her Türk bürokratının her kelimesini ezbere bilmesi gereken NUTUK isimli eserin kapağını dahi kaldırmadan en üst görevlere atanmasını sağlayacak bir ortamın yaratılması sonucunda bugün devletimiz tam bağımsızlık vasfını kaybetmiştir. Devletimizin kuruluşunun dünyaca tasdik edildiği Lozan Antlaşmasında elde ettiğimiz hakların pek çoğu bugün sadece kağıt üzerinde kalmıştır. Lozan değil, ama Osmanlı’nın sonunu hazırlayan Sevr Antlaşması hükümleri aynen yürürlüğe girmiş gibidir. Ülkemizde hukuken değil, ama fiilen Sevr şartları yaşanmaktadır.

Yöneticilerimizin dış dayatmalara karşı koyabilmeleri için NUTUK’u mutlaka bir kaç kere okumaları, SEVR ve LOZAN Antlaşmaları metinlerini yanyana getirerek şimdi hangisini uyguladıklarını gözleri ile görmeleri gerekmektedir. Fakat bunu yapmaları da fiilen mümkün görülmemektedir. Çünkü yıllardır planlı olarak sürdürülen küresel psikolojik savaş uygulaması sonucunda beyinler boşaltılmıştır. Boşaltılan beyinlere emperyalist küresel kavramlar yerleştirilmiştir. Atatürk’ün belirlediği Türk milliyetçiliği devleti tehdit eden bir kavram olarak devlet arşivlerinde yer almıştır.

Bugün ülkemizde Anayasanın belirlediği milliyetçilik kavramına sahip çıkanlar terörist muamelesine tabi tutulurken, ülkeyi küresel mihraklardan aldıkları talimatlar doğrultusunda bölüp parçalamaya çalışanlar itibarlı kişiler olarak gösterilmektedir. Devletin Ekonomik İlişkilerden sorumlu bakanı Mehmet Şimşek, AB ve ABD’li üst düzey bürokratların bulunduğu bir ortamda “ Ülkemizde milliyetçilerle biz küreselciler arasında savaş vardır. Ama bu savaşı biz kazanacağız” diyebilmektedir.

2003 yılında kabul edilen ve uluslarası dış müdahalelere hukuki geçerlilik kazandıran İkiz Yasaların kabul edilmesi ve buna dayanarak birbiri peşisıra TBMM’den AB Uyum Yasalarının çıkarılması, ve nihayet Vakıflar Kanunu’nun kabul edilmesi sonucunda Türkiye artık dış müdahalelere resmen açık hale gelmiştir. Bu ortamı hazırlayan AKP yönetiminin dış baskılara boyun eğmekten başka yapabileceği fazla bir şey kalmamıştır. Gazi’ başlıkta verdiğim sözü her alanda çiğnenmiştir.. Egemenliğimizin bütün sınırları kaldırılmıştır. Her alanda dış müdahalelere açık bir devlet durumuna dönüşülmüştür.

Bütün bu bilinen hususları yeniden dile getirmemizin sebebi Barosso ve Oli Renn efendilerin yaptıkları teftiş ve denetleme tarihlerine rastlayan tarihlerde Newsweek Dergisinde yayınlanan bir yazıdır. Dergi içinde bulunduğumuz durumu o kadar açık ve veciz ifade etmiş ki bugünleri yazacak geleceğin tarihçileri araştırma için hiç zorlanmayacaklardır.

Önce 07 Nisan 2008 tarihli Newsweek haberi görelim, bilahare 18 Nisan 2008 tarihli Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi kararını hatırlayalım, sonrada ne yapabileceğimiz konusundaki görüşlerimizi açıklayalım;

“ Newsweek, sweek: Türk yargısını eleştirdi “"Türkiye’deki yargı darbesine Amerika müdahale etmeli" Newsweek, AKP hakkındaki kapatma davasını ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi ve şu an The Century Foundation adlı düşünce kuruluşunda görev yapan Morton Abramowitz ile Türkiye Uzmanı Akademisyen Dr. Henry Barkey ikilisinin yazdığı, “Türkiye’de yargı darbesi” ve Owen Matthews ile Sami Kohen’in kaleme aldığı, “Yargıçların saldırısı” başlıklı yorum yazılarıyla değerlendirdi. İşte bu iki yorum yazısından satır başları:
- Yargıçların saldırısı:
Türkiye’de iddianame için yargı darbesi yorumu yapılıyor. Ancak daha önceki darbelerden farklı olarak ordu bu kez suskun. Katı laik devleti savunma görevini yargı üstlendi. Temelde sorun Türkiye’yi kimin yöneteceği. Atatürk’ün prensiplerine fanatiklik derecesinde bağlı olan eski Cumhuriyetçi elit mi, yoksa hem Türkiye’yi Avrupa’ya götürmek isteyen hem de şüphesiz İslam’ı siyasetin içine yerleştirmek isteyen demokratik olarak seçilmiş AKP mi?
- Eski cumhuriyetçi elitler misyonlarının insanları kendilerinden kurtarmak olduğunu düşünüyor. Ve kendi üstünlüklerini korumak için her şeyi yapmaya hazırlar. Buna Türkiye’nin ekonomik istikrarını bozmak, Türkiye’nin batılı müttefiklerini uzaklaştırmak da dahil.
- Türkiye yine din ve onun politikadaki yeri konusunda kendisiyle savaş halinde... Bu kez sonuçları hem kendisi hem de dostları için çok yıkıcı olabilir. Erdoğan türban meselesini bir anda ortaya atarak hata yapmış olabilir, ama modern batıda 5 yıldır iktidarda başarılı işler yapan bir iktidar partisine kapatılma davası açılması da görülmemiş bir şey. Şimdi bu sonucu belli olm ayan savaş aylarca sürebilir. Sonunda AKP kazansa da kaybetse de sonuç kötü olacaktır. Bu durumda ABD kenarda oturup bekleyemez. Türkiye’nin istikrarına yönelik tehdit çok ciddi boyutlarda ve ABD’nin çıkarlarını etkileme olasılığı da yüksek. Bu nedenle ABD ciddi bir müdahalede bulunmalı. Bunu özel olarak da yapabilir, açık olarak da...”

Müdahale ABD ile sınrlı kalmamıştır. AB Komisyon Başkanı Barosso yanına aldığı genişlemeden sorumlu Oli Rehn ile TBMM’den AKP’nin kapatılmasını protesto ettiklerini şifahen açıklamıştır. Bunu takiben AKP yönetiminin isteği doğrultusunda 18 Nisan 2008’de Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) AK Parti'ye karşı açılan kapatma davasını kınayan ve Türkiye'ye siyasi partilere özgürlük çağrısında bulunan bildiri yayınlamıştır.. Bildiride Anayasa Mahkemesi'nin AKP'ye karşı açılan davayı incelemeye başlamasından "endişe duyulduğu" belirtilmiş ve bağımsız Türk yargısına AİHM'nin önceki kararlarını dikkate alması çağrısı yapılmıştır..

Görüldüğü gibi bir dergi çekinmeden fütursuzca ABD’ni doğrudan Türkiye’ye müdahaleye davet etmektedir. ABD’lerine göre bu müdahale demokrasi adına olacaktır. ABD’nin dünyaya demokrasi getirmek için neler yaptığının yüzlerce acı örneği vardır. Ama en yakın ve sıcak örneği Irak’a getirilen demokrasidir. Bir milyon Iraklının vahşice katli, dünyanın en eski medeniyet merkezlerinden olan Mezopotamya’nın yakılıp yıkılması ve Irak halkının birbirine düşman edilerek uzun yıllar sürecek bir iç savaşın temellerinin atılması hep demokrasi adına yapılmıştır.. Şimdi bu gafil kişiler Türkiye’ye böyle bir müdahalenin kaçınılmaz olduğunu vurgulamaktadırlar.

Aslında gelsinler ve derslerini alsınlar.. Türkiye’nin yönetim aczine kanarak buranın Muz cumhuriyeti olmadığını bir kere daha anlasınlar.

Yedi düveli önümüze katarak verilen milli mücadelenin aynisini yapmağa hazır milyonlar bugünde yöneticilerinden emir beklemektedir.

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinin ve devlete nasıl sahiplenileceğini açıklayan Bursa Nutku’nun Türk milleti tarafından bir kere daha okunmasında yarar vardır. Çünkü orada istenilen ruhi olgunluğa ve milli şuurlaşmaya şiddetle ihtiyacımız olacağı günler uzak değildir.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
19 Nisan 2008 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale