27 Nisan 2017 Perşembe

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Ak Parti'ye göre; milliyetçilik terör tehdidi kapsamına giriyormuş ve Türkiye'de küreselciler ile milliyetçiler arasında savaş varmış! (2)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz; Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur. (1923)

 1 Nisan 2008 Salı 

Ak Parti hükümetinin Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Mehmet Şimşek’in DEİK Konferansı’nda yaptığı konuşmada; “..Evet ortada bir savaş var. Bu doğru. Türkiye’de bir güçler kavgası var. Küreselleşmeyi anlayanlar ve buna hazırlananlar ile milliyetçiler arasında. Yani dar anlamda küreselciler ile milliyetçiler kavgası. Olan durumu ve bürokratik rejimi korumak isteyenler, en temel insan haklarını öne çıkaranlara karşı çıkıyor. Ve sanıyorum bu mücadele sürecek.” Şeklindeki ifadeleri (18 Mart 2008 tarihli Milliyet Gazetesi) Ak Parti Tüzüğü ve partinin seçim beyannamelerine ters düşmektedir.

Yine ayni şekilde AKP’nin “Milliyetçilik” kavramına bakış açısını ortaya koyan 29 Mart 2008 tarihli Milliyet’te yer alan Tolga Şardan imzalı “Ulusalcılık terör dosyasına girdi” başlıklı haberinde belitrtilen ifadelerin de Ak parti Tüzüğünde belirlenen temel esaslara aykırı olduğu açıkça görülmektedir.

O halde neden bu duruma gelinmiştir ve bu süreci etkileyen olaylar nelerdir? Sorusuna cevap arayalım;

AB yolunda müzakereler başladıktan sonra, ABD ve pekçoğu federal statü taşıyan AB ülkelerinin dayatması ile dış ve iç basında açıkça Türk milliyetçiliği sorgulanmaya, bir nevi tehdit olarak gösterilmeye başlanmıştır. Küresel destekli ABD yalakası nemalanmış yazar-çizer takımı, Ak Parti döneminde üzerinde yaşayıp kimliğini taşıdıkları ülkesinin anayasasını dikkate almadan “milliyetçiliğin tehlikeli bir şekilde tırmandığını” söyleme cesaretini bulabilmişlerdir.

Bu konuda 2003’de yine küresel güçlerin dayatması ile çıkartılan İkiz Yasalar ve bu yasalara uygun olarak kabul edilen AB uyum yasaları bu aydın geçinen zavallılara her türlü desteği sağlamıştır. Yani devlet kendi bindiği dalı zaten önceden bizzat kesmiş ve adeta hırsıza evin anahtarını teslim etmiştir. Şimdi anayasamıza göz atalım ve sonra tekrar İkiz Yasalar’la Türkiye’ye getirilmek istenen düzeni sorgulayalım;

Anayasanın Başlangıç Bölümü; yasalara yön gösteren bu temel eserin neden ve hangi hedeflere yönelik olduğunu açıklar. Buna göre Anayasa' nın temeli Atatürkçülük üzerine inşa edilmiştir. Burada Atatürk İlke ve İnkılâpları, Atatürk milliyetçiliği, Atatürk medeniyetçiliği ve laiklik ilkesi özellikle vurgulanarak ön plana çıkartılmıştır.
Anayasanın “Cumhuriyetin Nitelikleri”ni belirleyen 2 nci Maddesi; “Türkiye Cumhuriyeti, milli toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.”şeklindedir. Burada yer alan Atatürk Milliyetçiliği konusu aslında Atatürk’ün görüşüyle özdeşleşen Türk milliyetçiliğini ifade etmektedir. Türk milliyetçiliği ise binlerce yıllık Türk tarihi ve Türk kültür öğelerinin değişmeden günümüze kadar gelip bizlerin yaşamına verdiği nizamı açıklamaktadır.

İşte bu kavram anayasamızda dururken, milli egemenliğimizi ve tam bağımsızlığımızı ortadan kaldıran, Atatürk milliyetçiliğine tamamen ters düşen İkiz Yasalar kabul edilmiştir. Anayasanın da üzerinde kabul edilen uluslararası niteliği olan İkiz Yasa’lar kaldığı sürece Türk milliyetçiliği, Türk kimliği ve Türk Kültürü’nün bu ülkede tehdit olarak görülmesinin çok doğal olduğunu bilelim. Ayrıca Türklüğe yapılan saldırıları seyretmekten başka bir çare bırakılmadığını da ibretle görelim.

İkiz Yasalar konusu yeni değildir. Tam 37 yıl mecliste bekleyen “Siyasi ve Medeni Haklar” ve “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar” başlıklı uluslararası İkiz Sözleşmeler 4 Haziran 2003 günü jet hızıyla TBMM’de onaylanmıştır.

Yıllardır meydanlarında atılan “ Halklara Özgürlük ” sloganlarıyla kan gölüne çevrilen, Nevruz kutlaması adı altında adeta işgal provası yapılan ve amansız bir kardeş kavgasının içine sokulan ülkemizde kabul edilen bu iki yasanın ilk maddeleri; “Bütün halklar kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahiptirler ” ibaresiyle başlamaktadır.

Bu yasalar; ülkemizde yaşayan halklara, her türden etnik topluluklara, mezheplere, farklı toplumsal kökenlere, tarikatlara, cemaatlere ve yerel gruplara kendi statülerini özgürce tayin etme hakkı vermektedir. Devletimiz de imzaladığı sözleşmelerle tanıdığı bu hakları, yani “Halkların kendi kaderini tayin hakkını” ve diğer hakları uygulamaya geçirmek için gerekli düzenlemeleri yapmayı açıkça taahhüt etmektedir. Bu yasalarla; ülkemizde yıllardır büyük mücadele verdiğimiz, binlerce şehit verdiğimiz bölücülük faaliyetlerine uluslararası hukuk açısından, her alanda destek veren bir hukuki zemin sağlanmış ve üniter devleti öngören Anayasa geçersiz kılınmıştır.

Biliyoruz ki ABD, hiçbir uluslararası hukuk kuralını tanımadan önce Afganistan’ı sonra da Irak’ı işgal etmiştir. Oysa ABD’nin bu iki ülkede değiştirmek için savaş açtığı Taliban ve Saddam rejimlerini bizzat kendisinin yarattığı dünya kamuoyu tarafından iyi bilinmektedir. İşte İkiz Yasalar, ABD veya onun gibi davranabilecek diğer süper güçlere hem uluslararası ve hem de milli kanunlar çerçevesinde önemli bir imkân sağlamaktadır. Girişecekleri ülkeleri içeriden fethetme faaliyetini yasal hale getirmektedir.

İkiz Yasalar ve bu yasalarla birlikte AB dayatması ile birbiri peşisıra çıkartılan AB Uyum Yasaları ile bir bakıma ülkemizi yıllarca derinden etkileyen bölücü teröre yapılan uluslararası dış destek yasal hale getirilmiştir. İkiz yasalar, Yugoslavya’nın parçalanması sürecinde başarıyla denenmiş ve bu ülke insanları birbirleri ile kıyasıya çarpışarak bölünmüştür. Bu örnek ortada iken Türkiye’de benzeri bir faaliyetin kolaylıkla organize edilebileceği bir zemin meydana getirilmiştir. Bu yasalarla sadece ülke içindeki değişik millete mensup vatandaşlara değil, kendini bu topluma entegre edemeyen bütün topluluklara halk statüsü verilerek kendi siyasi kaderini tayin hakkı tanınmaktadır.

Bölgede güçlü ve üniter yapıda ulus-devlet Türkiye’nin varlığını istemeyen dış güçlerin eline verilen yasal imkanlarla ülkemizde mevcut, mezheplere, tarikatlara, cemaatlere, aşiretlere, yerel gruplara da kendi statülerini özgürce geliştirme hakkı tanınmaktadır. Çünkü bunların hepsi dinsel ve toplumsal köken kapsamı içinde mütalaa edilmektedir. Bunun açık anlamı şudur; Bu maddelere dayanarak her hangi bir kişi, herhangi etnik grubun, mezhebin veya tarikatın üyesi olduğunu öne sürebilecektir. Ve bu gruba özgü “siyasî, kültürel, sosyal ve ekonomik özgürlük” hususlarında kendilerine ayrıcalık verilmesini isteyebilecektir. Yasaya göre kişiler veya gruplar, kendilerine yardımcı olacağını taahhüt eden Türkiye’ye karşı nin bu uygulamaları gerçekleştirmediğini görürse, konuyu uluslararası zeminlere taşıyarak yardım alabilecektir.

İkiz yasaların kabulü ile irticai kesimin yıllardır sürdürdükleri "her cemaat kendi hukukunu yaşasın" şeklindeki akıl dışı talepleri de kabul edilmiş olmaktadır. Bir bakıma; Türk hukuk sistemi yerine etnik grupların, cemaatlerin, tarikatların hukuku geçmiştir. Yasalara göre diğer bir bölünme imkanı da ekonomik alan kullanılarak sağlanmıştır. “Ekonomik, Sosyal, Kültürel Haklara İlişkin Sözleşme”nin 1inci Madde, 2 nci Fıkrasında “ Bütün halklar, ... kendi doğal zenginlik ve kaynaklarından özgürce yararlanabilirler. Bir halk, hiçbir durumda, kendi varlığını sürdürmesi için gerekli olan kendi olanaklarından yoksun bırakılamaz.” denilerek, milli ekonomide olması gereken bütünlük kavramı kaldırılmaktadır.

Buna göre, yurt sathına yayılmış olan ve 70 milyonun malı olan ekonomik değerler Türkiye halklarının yaşadıkları bölgelere göre ekonomik parçalara bölünmektedir. Milletin tamamının ekonomik ihtiyaçlarının yerini yerel ve etnik çıkarlar alması gibi bir durum ortaya çıkmaktadır. Trakyalı ayçiçeğini sadece kendisi için kullanmak isterken, Raman Dağındaki petrolden sadece Batmanlı vatandaşlarımız istifade edebilecektir. Bunun telaffuz edilmesi dahi korkunçtur.

İşte şimdi böyle bir uluslararası yasayı kabul eden ve bu yasaları AB Uyum Yasaları ile takviye ederek Atatürk’ün “Tam Bağımsızlık” ilkesinin ışığında hazırlanan Anayasayı adeta rafa kaldıran bir yönetim anlayışının “MİLLİYETÇİLİK” kavramını ve bu kavrama inanan MİLLİYETÇİLERİ terör kapsamına alması kaçınılmaz bir gelişmedir.

Eğer bu işin içinden çıkılmak isteniyorsa önce İkiz Yasaların iptal edilmesi ardından da Türk sosyal yaşamını darmadağın eden AB Uyum yasalarının kaldırılması gerekmektedir. Eğer bu yapılamadığı takdirde Bakan Mehmet Şimşek’in söylediği gibi ülkemizde küresel işgali savunanlar ile bu işgale karşı çıkan Türk milliyetçileri arasındaki savaş sürecektir. Bu savaşın galibi de milletimiz birbiri ile çatıştıran küresel güçler olacaktır.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
1 Nisan 2008 Salı

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale