30 Mart 2017 Perşembe

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Dikkat... Dinleniyorsunuz... Telekulak felaketine kim dur diyecek?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Hürriyetten doğan buhranlar ne kadar büyük olursa olsun, hiç bir zaman fazla baskının temin ettiği sahte güvenlikten daha tehlikeli değildir. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1930)

 8 Mart 2008 Cumartesi 

Kışlaların görünür yerlerine konulan eğitim panolarında en çok rastlanılan sözlerden bir “MUHABERESİZ MUHAREBE OLMAZ”dır. Bununla orduda iletişimin önemi anlatılır. Komutanların emirlerini astlarına güvenli olarak ulaştıramadıkları ve birliklerinin durumu hakkında astlarından sağlıklı raporlar alamadıkları takdirde mağlubiyetin kaçınılmaz olduğu vurgulanır.

Askerler düşman istihbarat faaliyetlerini önlemenin başlıca yolunun güvenli muhabereden geçtiğini bilirler ve bu konuda açık vermemeye çalışırlar. Orduda güvenli iletişimin sağlanması için pek çok usul geliştirilmiştir. Bunlar, haberleşme hizmetinde çalışacak personelin seçiminde aşırı titiz davranılmasıyla başlar ve kriptolu-kodlu haberleşme cihazlarının kullanılması ile devam eder.

1970’lerde kısa menzilli telli telefonların kullanılması, telsiz menzilinin bir kaç km olması ve iki birim arasında haberleşmenin elle değişen birkaç frekans ile sınırlandırılması taktik sahada yeterli güvenliği sağlıyordu. Teknolojik gelişme ile önce telefon telleri kalktı. Binlerce frekanslı çok uzun menzilli telsiz telefonlara geçildi. Sonunda cep telefonları iletişimin yeni ve vazgeçilmez unsuru oldu. Bu gelişmenin tek dezavantajı güvenlik sorunu idi. Çünkü iletişim atmosferde ve uydular aracılığı ile yapılmaya başlanmıştı. Yani, her türlü haberleşme karşı tarafın dinlemesine açık hale gelmişti.

Bu gelişme orduya “Elektronik Harp” kavramını soktu. Bununla her seviyedeki düşmanın elektronik saldırılarına karşı koyma ile birlikte düşmanın elektronik cihazlarına karşı doğrudan saldırı yapabilme sistemleri geliştirildi. Bu savaşın önemli yanı kullanılan teknolojinin milli kaynaklardan temin edilmesi zorunluluğu idi. Eğer siz kendi üretiminiz olmayan ve yazılımını kendinizin yapmadığı, kod sistemlerini kendinizin geliştirmediği cihazları kullanıyor iseniz, sizin muhabere siteminiz size ihanet edecektir. Mağlubiyetiniz kaçınılmazdır. Çünkü muhabere sistemini satın aldığınız ülke bütün konuşmalarınızı dinliyor, kaydediyor ve buna karşı ön tedbirleri alıyordur. Yani sizi onlar yönetiyordur.

2003’te ABD’nin işgaline karşı tek uçak kaldıramayan, 4000 zırhlı aracından hiç birini muharebeye sokamayan Irak ordusunun durumu elektronik işgale en güzel örnektir.

Türk Ordusu muhabere güvenliği için ciddi eğitim tedbirleri almasının yanında 1980’lerde oluşturduğu Askeri Elektronik Sanayii ile (ASELSAN) iletişimini büyük ölçüde güven altında tutmakta idi. En azından biz böyle biliyorduk. Fakat Silahlı Kuvvetlerimiz dahil olmak üzere devlet yönetiminde iletişim güvenliğinin ciddi bir zafiyet içinde olduğunu geçtiğimiz günlerde birbiri peşi sıra yaşanan olaylarla öğrendik. Maliye Bakanı’nın meşhur “BABALAR GİBİ SATARIM” sözüne uygun olarak satılan kritik tesislerimizle birlikte haberleşme sistemlerimizin de yabancılara devriyle zafiyetimizin arttığına şahit olduk.

Önce mesken ve işyerlerimizde bulunan sabit telefonlar ve ADSL internet sistemini yöneten TÜRK TELEKOM’un %55’i 14 Kasım 2005’te özelleştirme kapsamında Lübnanlı Arap OGER Ortak Girişim Grubu'na devredilmiştir. İkinci büyük cep telefonu şirketimiz olan TELSİM ise 24 Mayıs 2006’da İngiliz VODAFONE Grubu bünyesine dahil olmuştur. Ayrıca en yaygın cep telefonu şebekesi olan TURKCELL’de kontrolü dışındaki yabancı ortaklarla çalışmaktadır.

Bu satışlarla stratejik önemi haiz olarak değerlendirilen haberleşme sistemimizin büyük bir bölümü milli olmaktan çıkmış, kontrol ve denetimi yabancılara devredilmiştir. Yani, kamunun ve özel şahısların konuşmaları dinlemeye, dinlenenler kaydedilmeye, kaydedilen konuşmalar ihtiyaç anında silah olarak kullanılmak üzere depolanmaya açık hale getirilmiştir. Dünyada bu şekilde kendi bindiği dalı kesen bizden başka bir ülke var mı? Bunu bilemiyoruz. Varsa bile, hiç birinin bizdeki gibi dışarıdan bir baskı olmadan ve ülke toprakları işgal edilmeden gerçekleşmediğini tahmin edebiliyoruz.

Mevcut Anayasamız haberleşme hürriyetini vazgeçilemez temel haklarımız arasında göstermiştir. Konuya ilişkin Anayasanın 12 inci maddesi şöyledir;

I. Temel Hak ve Hürriyetlerin Niteliği:
MADDE 12. – Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.
II. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması:
C. Haberleşme hürriyeti
MADDE 22. – Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.

Haberleşme sistemlerinin yabancılara satışını müteakip ülkemizde haberleşmenin gizliliği kalkmış ve haberleşme güvenliği milli bütünlüğümüzü tehdit eder bir mahiyet halini almıştır. Bunu neden mi söylüyorum? İşte beni bu kanaate sevk eden olaylardan bazılarının basına yansıyan listesi;

1. Görevi, düşman ülkelerinin elektronik dinlemesini yapmak olan Genelkurmay, GES Komutanlığının başında bulunan Tuğgeneral Münir Erten'in telefon konuşmaları You Tube’de Kuzey Irak operasyonundan iki gün önce yayınlanmıştır. Bu video ile Güneş Harekatının başlayacağı uluslararası kamuoyuna açıklanmıştır. Bir bakıma Türk askerinin canı tehlikeye atılırken “Ey teröristler Türk askeri geliyor. Kaçın ve canınızı kurtarın” denmiştir. Bu tam bir skandal ve ihanettir. Orada şehit olan 27 askerimizin vebali bunu yapanların sırtında durmaktadır.

2. Telekulağa takılarak dinlenen askerlerden biri de Kara Harp Okulu Komutanı Tümgeneral Reha Taşkesen’dir. Dinlendiği gerekçesi ile istifa eden Taşkesen verdiği beyanatta; “Göreve geldiğimden beri bazı çevrelerin hedefi olduğumdan, hatta zaman zaman dinlendiğimden şüpheleniyordum. Beni, doğrudan Genelkurmay Başkanına düzenli olarak şikayet eden ihbar mektupları gidiyordu. (...) Şemdinli iddianamesiyle başlayan süreçte TSK’ya karşı planlı bir yıpratma kampanyasının yürütüldüğü ortada. Bu çerçevede üzülerek ve korkarak söylüyorum ki, en baştaki komutandan altlara yayılarak birçok generalin telefonlarının dinlendiği şüphesine sahibim. Bu şüphe sadece bende değil TSKdaki birçok generalde var” demiştir.

3. 13 Mayıs 2006’da İstanbul Bağımsız Milletvekili Emin Şirin Başbakan Erdoğana bir mektup yazarak Telsimin Vodafone şirketine satışı ile ilgili olarak şu soruyu yönetmiştir. “Sayın Başbakan! Yunanistan’da casusluğu tescilli, ABD’de telefon dinlediği CIA Başkanının ağzından açıklanan bir şirkete Telsimi satmak için neden uğraşılıyor.” Emin Şirin’e bunun cevabı verilemeden Telsim satılmıştır.

4. 7 Mart 2008 tarihli gazetelerde yer alan bir haber; “Ankara'da You Tube kabusu yaşanıyor. Savcının Başbakan ve müsteşarına küfrettiği ses kayıtları sitede yer aldı. Eski YÖK Başkanı Teziç ile Tuğgeneral Erten'den sonra şimdi de savcı Salim Demirci’nin sözleri YouTube'a düştü.”

5. Bunların dışında son haftalarda sürdürülen Ergenekon operasyonu başta olmak üzere çeşitli operasyonlarda gözaltına alınan ve yargı safhası devam eden kişilere ait en mahrem telefon konuşmaları gerek gazeteler ve kitaplarda ve gerekse internet haber sitelerinde bütün detayları ile yayınlanmaktadır. Bu bilgilerin gazeteci ve yazarların eline nasıl geçtiği ve özel hayatın sırlarını açıklayan bu belgelerin yayınlanmasına gazete ve yayınevi yönetimlerinin nasıl izin verdiği, kişilik haklarına yapılan bu saldırıların neden cezasız bırakıldığı hususu da bir muammadır. Bu vurdumduymazlığın telekulak dinleyicilerini cesaretlendirdiği değerlendirilmektedir.

Sonuç olarak; ülkemizin acilen tedbir alınması gereken ciddi bir güvenlik zafiyeti yaşadığı değerlendirilmektedir. Anayasanın amir hükmüne rağmen kişi ve kuruluşların haberleşme hürriyetinin kalmadığı anlaşılmaktadır. Dinlenen kişilerin makam ve mevkileri dikkate alındığında devlet sırlarının uluorta tüm dünya kamuoyuna açık olarak “You Tube misali sitelerde yayınlanmasının hıyanet dışında mantıklı bir açıklaması da yoktur.

Görünen ve algılanan durumun yabancılara haberleşme sistemimizin satılmasından kaynaklandığı söylenebilir. Sıradan kişiler yanında Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Başbakan, Bakanlar, Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları Yüksek yargı organlarının yöneticileri dahil istisnasız herkesin küresel güçler tarafından rahatça dinlenebileceği, konuşmaların kontrol edilemeyen bir yerlerde kayda alınabileceği, gündeme getirilmesi için zaman ve zeminin oluşmasının beklendiği kıymetlendirilmektedir.

Dinleme örnekleri göz önüne alındığında hiç kimsenin “Ben dinlenmedim veya beni asla dinleyemezler” deme lüksü yoktur. Her an en önemli devlet sırlarının uluorta ortaya dökülme tehlikesinin bulunduğu anlaşılmaktadır.

Hükümetin bu konuyu öncelikle ve titizlikle ele alması, acilen önleyici zecri tedbirler uygulaması ve yeni hukuki düzenlemeler getirmesi yararlı olacaktır.

Mülkiyeti ve kontrolü tamamen yabancılara devredilen haberleşme şirketlerine hukuki mevzuatımıza göre ne gibi yaptırımlar uygulanabileceğini bilemiyorum. Ama derhal tedbir alınmadığı takdirde ülkemizin başını çok ağrıtacak telekulak faciasının giderek yayılacağını değerlendiriyorum.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
8 Mart 2008 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale