254 TEMMUZ 2017 Salı

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Ordu-Millet Türkler'in -25 derecede Kandil'de savaşan kahraman askerleri... Vatan size minnettardır...
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferle beraber medeniyet nurları taşıyan kahraman Türk Ordusu.. Memleketini en buhranlı ve müşkül anlarda zulümden, felâket ve musibetlerden ve düşman istilâsından nasıl korumuş ve kurtarmış isen, Cumhuriyetin bugünkü feyizli devrinde de, askerlik tekniğinin bütün modern silah ve vasıtalarıyla mücehhez olduğun halde, vazifeni ayni bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur. Türk vatanının ve Türk’lük camiasının şan ve şerefini, dahili ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an ifaya hazır ve amâde olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır. Büyük ulusumuzun orduya bahşettiği en son sistem fabrikalar ve silahlar ile bir kat daha kuvvetlenerek büyük bir feragati nefis ve istihkârı hayat ile her türlü vazifeyi ifaya müheyya olduğunuza eminim. Bu kanaâtla Kara, Deniz, Hava Ordularımızın kahraman ve tecrübli komutanları ile subay ve eratını selamlar ve takdirlerimi, bütün ulus ve muvacehesinde beyan ederim. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1938)

 29 Şubat 2008 Cuma 

TÜRKİYE’DE ASKERLİK KAVRAMI

Askerlik, devletin ve milletin bekasını sağlayan, kendine has özellikleri ve kuralları bulunan, zor, meşakkatli şahsi feragat ve fedakarlık isteyen, kompleks, geniş bilgi ve beceriyi gerektiren kutsal bir meslektir.
Türkler tarihin bilinen ilk devirlerinden itibaren orduya ve askerliğe büyük önem vermişler ve günlük yaşamlarının her safhasında askeri millet olmanın en güzel örneğini teşkil etmişlerdir. Bu özellikler sayesinde tarih boyunca devletler ve hatta cihan imparatorlukları kurarak daima bağımsızlıklarını korumuşlar, hak ve adaletin savunucuları olmuşlardır. Bu bakımdan Türk Kara Kuvvetleri'nin kuruluşu Türklük tarihi ile birlikte 12.000 yıl öncesine dayanmasına rağmen tarihçilerin üzerinde anlaştıkları tarih M.Ö. 209 yılıdır. Büyük Hun İmparatoru Mete Han dönemine denk gelmektedir. Bu tarih Kara Kuvvetleri için bir başlangıç ve şeref yılı olarak kabul edilmiştir. Bu durumu ile Türk Silahlı Kuvvetleri dünyadaki bilinen en eski askeri gücü temsil etmektedir.
Tarihte yer almış bütün Türk devletlerinde ordunun ve askerlik mesleğinin ayrı bir önemi ve değeri bulunmaktadır. Tarih sahnesine çıktığı ilk günden itibaren başlamak üzere Türk Ordusu, Türk milletinin yaşantısında daima ön planda olmuş ve ağır mesuliyetler yüklenerek devlet hayatının vazgeçilmez temel unsurunu teşkil etmiştir.
Türklerin binlerce yıldan beri taşıdıkları Ordu-Millet olma vasfı onun askeri kültürünün zenginliğinin ve gücünün en veciz ifadesidir.
Eski Türk devletlerindeki teşkilâtlanmalarda alışılagelmiş devlet anane ve töreleriyle dini hususlar olduğu kadar askeri zorunluluklarda temel rolü oynamıştır.
Orta Asya Türk Devletleri'ndeki askerlik ve devlet düzeni pek fazla değişmemiştir. Bir devlet yıkıldıktan veya parçalanıp bölündükten sonra da yerine kurulan diğer devletlerde de aynı düzenin devam ettiği görülmektedir.
Bugün için de Türk Ordusu; yüce Atatürk'ün söylediği gibi "Türk vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefini dahili ve harici her türlü tehlikelere karşı korumak" olan vazifesini milletin emrinde şerefle yerine getiren bir kuruluştur.
Türk Silahlı Kuvvetleri, ismi de özel olarak kullanılan bir tanımlamadır. Türkiye ordusu değil Türk ordusu, Türkiye askeri değil Türk askeri söylemleri çok özeldir. Devletin değil milletin silahlı kuvvetleridir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti sadece 84 yıllık bir geçmişe sahiptir. Oysa Türk milleti 12.000 yıllık bir tarihi geçmişe sahiptir. Bu geçen sürede askerlik millet hayatının vazgeçilmez temel unsuru olmuştur. Sonunda Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ordularına Türk Silahlı Kuvvetleri ünvanı verilerek ordu-millet kaynaşması vurgulanmıştır.
Devlet yaşamında çok değerli ve hayati bir görevi üstlenmiş bulunan ordumuzun kendine has mesleki özelliklerinin bulunması doğaldır. Bunları kısaca madde başlıkları halinde şu şekilde tanımlamak mümkündür.

a. Askerlik mesleği emir-komuta zinciri tabir edilen belli bir organizasyon içinde icra edilir:

Her kişi ve kuruluşun kendisinden emir alacağı bir makam ile kendisinin emir vereceği ve komuta edeceği alt makamlar bulunur. Diğer bir deyişle her rütbedeki kişilerin meslek genel yapısı içinde yerleri ve buna bağlı olarak yetki ve sorumlulukları kesin hatlarıyla belirlenmiş bulunmaktadır.

b. Askerlik disiplin olgusunun en üst düzeyde kullanıldığı bir meslektir:

Disiplin hem komutanları, hem de maiyeti bağlar. Onları kesin ve katı kurallar uygulamaya zorlar. Disiplinin temini başarının temel şartıdır. Geniş kapsamlı, temin ve idamesi zor, ancak mutlak suretle tesisi gereken bir ihtiyaçtır. Modern çağın anlayış ve kültür düzeyi katı ve kalıplaşmış bir disiplin anlayışını değil, karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bir disiplin tesis ve idamesini zorunlu kılmaktadır.

c. Askerliğin en büyük özelliği üniforma giyilme mecburiyetidir:

Üniforma askerin dış görünümünü gözler önüne seren ve asker kişileri teşhise yarayan etkili bir vasıtadır. Üniforma giyen herhangi bir askerin iyi veya kötü bütün davranışları doğrudan doğruya askerlik mesleğine ve askerlere mal edilmektedir. Bu çok tabii olgu, üniforma taşıyan herkese büyük bir sorumluluk yüklemektedir. Bu sorumluluk üniformanın, yani askerliğin şerefini koruma sorumluluğudur.

d. Askerlik mesleği bütünüyle bir insan sevk ve idare mesleğidir:

Faaliyetlerinin her safhasında insan kaynaklarının yönetimi ortaya çıkar. Değişik kültür seviyelerinde olan ve değişik beklentileri olan insanlar seçilmiş hedefler doğrultusunda görevlendirilirler ve sonunda en kıymetli varlıkları olan canlarını gözünü kırpmadan vatan uğrunda vermeleri istenir. Bu insanların canlarını vermeleri millet için son derece doğal bir olgu olarak algılanır.
İnsan kendine özgü bir varlıktır. Askerleri sevk ve idare eden komutanlar da askerdir. Komutanlar ve komutanları yönetenler de insandır. Komutanlar başta kendi insani vasıflarını tanımak, tahlil etmek ve bu vasıflarını mükemmele doğru geliştirmek mecburiyetindedirler. İnsani vasıflarında noksanlık ve hata bulunan insanların emir ve komuta zinciri içinde yerleri olmamalıdır. Çünkü kendini yönetemeyen insanların başkalarını yönetmeleri mümkün değildir.

e. Askerlik mahrumiyetlere katlanma mesleğidir:

Her asker, rütbesi ne olursa olsun diğer mesleki gruplarda bulunmayan maddi ve manevi sıkıntılara başta kendisi olmak üzere bütün aile fertleriyle katlanmak durumundadır. Savaş maddi sıkıntıların azami seviyeye çıktığı çok özel bir durumdur. Barıştan itibaren bu şartlara alışmak ve eğitilmek askerlik mesleğinin doğal yapısında vardır.
Zorluklara ayanmak askerlerde belli vasıf ve performansların teşekkülüne bağlıdır. Bu performansa ulaşmak her şeyden evvel bir eğitim meselesidir. Eğer askerler savaş şartları ve zorluklarına katlanacak şekilde eğitilemedikleri takdirde askerlik mesleğinin başarılı şekilde icra edilmesi mümkün değildir. Bu bakımdan asker kişilerin diğer mesleklerde olmayan büyük bir özveriyle bilerek ve isteyerek bu güçlüklere katlanma bilinci içinde bulunmaları gerekir.

f. Her meslek kendisine ve ailesine belli bir maddi kazanç sağlamak, yani refah temini için seçilir ve icra edilir:

Devlet memurluğu dışındaki mesleklerde kazanç seviyeleri şahsın çabalarına bağlı olarak artar ve eksilir. Oysa askerlerin aldığı ücret, sarfedilen mesai ve alınan hasıla ile mukayese edildiğinde katlanılan sıkıntı ile asla orantılı değildir. Askerlerin gayretini aldıkları maaş ile ölçmek kabili kıyas değildir. Askerliğin en güzel tarafı da budur. Çok büyük bir hizmeti hiç karşılıksız yapmak ve bundan büyük bir zevk ve mutluluk duymak alınabilecek en yüksek ücrettir.
Askerlik mesleğinde sarfedilen gayretin ve göğüslenen riskin hiç bir maddi değer ile mukayese edilemeyeceği hususu önem arzetmektedir. Hiç bir asker tarafından böyle bir mukayese yapılmamalıdır. Mesleğin karakteri ve şartları budur. Bu mesleği seçmiş her kişi bu şartları olduğu gibi kabul etmek ve bu konudaki hiçbir şikayeti mesleki faaliyetlerine etki eden bir hale getirmemelidir.

g. Askerlik mesleği, her sahada belli büyük riskleri olan bir meslektir:

Çok sayıda insan, araç, silah ve gerecin daima hareket halinde bulunduğu, herkesin silah taşıdığı, devamlı atışların yapıldığı bir ortamda meydana gelen her olay komuta kademesine çok çeşitli riskler yüklemektedir. Riski kabullenmek, mesleğin şerefini ve gururunu yansıtır. Askerlik mesleği özetle tehlikeli faaliyetlerin yapıldığı ve buna bağlı olarak her türlü olayın cereyan edebileceği bir meslektir. Komutanlar her faaliyetin bir riski olduğunu bilmeli ve bu riski kabul edilebilir ölçüler içinde tutacak ön tedbirleri almak suretiyle bu faaliyetleri cesaretle yürütmek alışkanlığını kazanmalıdırlar.

h. Askerlik mesleği bir cesaret, atılganlık ve kesin kararlılık isteyen bir meslektir:

Komutanlar görevini ifa ederken kararlı, atılgan ve cesur olmaya mecburdurlar. Kararda geç kalmak büyük can kaybına ve sonuçta toprak ve ülkenin kaybına yol açabilir. Komutanlar doğru ve yerinde karar verecek tarzda yetiştirilirken onlar da bu kararlara uygun emirleri cesaretle ve atılganlıkla zamanında yerine getirebilecek bir ruh hali içinde bulunmalıdırlar. Bu insan yönetiminin en zor ve bilimsel çalışma gösteren bir sürecini teşkil etmektedir.

ı. Askerlik mesleği kapsam itibariyle diğer bütün mesleklerden geniş bir alanda icra edilir:

Askerlik pek çok ve değişik bilgiye ihtiyaç gösterir. Bilgiler tam ve kesin olmadıkça başarı mümkün değildir. Bilgi noksanlığı kanla ödenir. Canla ödenir. Bu husus çok iyi bir eğitim plân ve programına ihtiyaç gösterir. Her seviyede kimin neyi, nasıl bilmesi gerektiği öğretilir. Öğretmek işin ilk safhasıdır.
Bilahare bu işin son derece zor ve ani kararların gerektirdiği savaş ortamında hiç düşünmeden otomatik olarak icra edilebileceği bir seviyeye ulaştıracak bir eğitim safhası gelmektedir. "HAZARDA TER DÖKMEYEN SAVAŞTA KAN DÖKER" deyimine uygun bir şekilde savaşır gibi eğitim ana esas olmalıdır. Bu husus komutanlara büyük bir özveri yüklemektedir. İnsan sevk ve idaresi bu eğitimlerde en üst düzeye çıkmaktadır.

i. Askerlik mesleğinin bir diğer özelliği, hemen hemen bütün faaliyetlerin iklim ve arazi koşullarına sıkı sıkıya bağlı olmasıdır:

Muharebe arazide yapılır. Dağda, tepede, ormanda, çölde, karda, buzda, yağmurda, çamurda, suda, nehirde, denizde, havada, şehirde, köyde, soğukta, sıcakta, rüzgarda, fırtınada görev yapmak zorunluluğu vardır. Mevcut silah, araç ve gereçler, bütün bu şartlar içinde kullanılabilmeli, bu şartlarda hayat idame ettirilebilmeli, iklim ve arazinin engellik vasıfları bizim faaliyetlerimize yardımcı ve destek olacak hale getirilebilmelidir.
Bunların hepsi son derece zor, meşakkatli, özveri ve gayret isteyen faaliyetlerdir. İşte bu faaliyetlerin başarı ile yerine getirilebilmesi, önceden bu şartlara uygun eğitim ve öğretim ile bu şartlarda bakım, tutum ve beka sağlamanın önceden denenmesi ile sağlanır. Bu konuda da komutanlara önsezi ile iyi bir plânlama, programlama ve uygulama sorumluluğu yüklenmektedir.

MUHAREBEDE İNSAN UNSURU

Askerlik bütünü ile sevk ve idare mesleği olup, komuta ve yönetim faaliyetlerini içine alır. Gerek komuta etme ve gerekse yönetim (kaynakların kullanımı) ile ilgili görevin yerine getirilmesi için emir ve talimat verilir ve bunun için planlar hazırlanır. Esas meşguliyet alanı insan kaynaklarının kullanılması ile ilgili olduğundan, bu kaynağı müşterek bir hedefe doğru düzenli ve etkin bir biçimde yönetecek yetenekler söz konusudur.
Bu husus, fertlere nûfus ve tesir ederek onları sevk idare etmek görevi alan her seviyedeki komutanlar için bireylerin ve grupların davranışlarını anlamayı önceden kestirmeyi ve nihayet onlara hakim olmayı kapsar. Komutan/lider, emir ve komutasındaki kaynakları bütünüyle anlayabildiği, onlarla modern anlamada iletişim kurabildiği sürece görevini layıkıyla başarabilir.
Muhabere askeri yönetimin son sınav alanıdır. Muharebenin mücadeleli ve stresli ortamı hem lider hem de emrindekiler için önemli bir gerilim kaynağıdır. Muharebede düşman, arazi, teçhizat, zaman ve çevre faktörleri teknolojik gelişmelere uygun olarak zaman içinde değişiklik gösterse de muharebede liderlik problemleri değişmemektedir.
Türk Silahlı Kuvvetleri, son otuz yıldır resmen ilan edilmemiş ama fiilen sürdürülen bir çeşit muharebeyi sürdürmektedir. Alçak yoğunluklu savaş olarak adlandırılan uluslararası terörizm ve bunun ülkemizdeki bölücü uzantısı PPK’ya karşı amansız bir savaş vermektedir.
Ayrıca 1974 Kıbrıs Barış Harekatını müteakip bölgede bulundurulan Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri, henüz bir barış antlaşması imzalanmamış olduğundan, tamamen savaş hali kanunlarına uygun olarak görev yapmaktadır.

Muharebede Liderlik:

Komutan, komuta ettiği birliğin barış ve savaşta hem eğiticisi, hem öğreticisi, hem gözeticisi ve hem de yöneticisidir. Ayrıca, komutan bilgisi ile, kuvvetli iradesi ile, adaleti ile, tutum ve davranışları ile, cesareti ile kıtasına sahip olabilen ve onları peşinden ölüme sürükleyebilen kimsedir.
Muharebe harekatı öncesi yapılan plânlar ne kadar mükemmel olursa olsun, önemli olan bu plânın uygulanması esnasında uygun kararları yerinde ve zamanında verebilmek ve verilen bu kararları azimle uygulamaktır. Komutanlık ve liderlik sanatı işte burada ortaya çıkmaktadır.
Barış zamanında yapılan eğitimin sonuçları muharebede görülür ve amacına ulaşır. Muharebe; askerleri görevlerini ölüm veya yaralanma tehlikesinin olduğu bir ortamda görev yapmaya zorlar. Sonuç olarak lider nihai mücadeleyi muharebe sahasında görür. Muharebe ortamında öyle sonuçlar ortaya çıkar ki bunların önceden bilinip eğitim ile verilebilmesi mümkün değildir.
Maiyet sorunu yaşar, çözüm üretilmesini ve hemen çare bulunmasını da liderinden bekler. Bu çok doğaldır. İşte liderlik ve komutanlık burada bütün unsurlarıyla devreye girmektedir. Soğukkanlı, ciddi panik ve korkuya kapılmadan, suratli ve kesin karar verebilme ihtiyacı muharebenin temel özelliğidir. Çözüm, ya mutlak başarı yada mutlak mağlubiyettir. Bu noktada kesin suçlu veya kahraman sadece liderdir. Bu büyük sorumluluk; muharebede sevk ve idarenin yükünü dolayısıyla sorumluluğunu taşıyacak liderlerin barıştan itibaren büyük bir titizlikle seçilmesini ve özenle geliştirilmesini ön görmektedir.
Rütbe ve yaşı dolayısıyla komuta mevkiinde bulunan (atanan) yeteneksiz, beceriksiz ve cesaretli kararlar vermekten ürken bir lidere ne kadar araç gereç, silah malzeme verirseniz verin, bu kişinin emir ve komutasının altına ülkesinin en iyi yetişmiş muharip askerlerini de atayın, sonuç daima hüsran olacaktır.
Netice olarak muharebeyi tank, top, tüfek, uçak, gemi, araç değil muharip er ve erbaş değil, onları yönetecek beyin yani komutan ve lider kazanır. Bunun dünyada ve ülkemizdeki pek çok örneği tarih kitaplarında mevcuttur. Başarı daima gerçek lider, gerçek komutan yetiştirebilen ve bunları muharebe sahasında yetenek ve kaabiliyetlerine uygun yerde kullanabilen ülkelerin olmuştur, olacaktır. Bu gerçek bilinmeli ve öncelikle lider eğitimine ciddi bir şekilde eğilinmelidir.

Muharebede İnsanın İhtiyaçları:

Her insanın muharebe sırasındaki duygularını aşırı baskı altında tutan ölüm korkusu hiçbir zaman göz ardı edilemez. Eğitimle insanın muhabere fonksiyonlarını geliştirebilirsiniz ve onu fiziki açıdan her türlü zorluğa göğüs gerecek bir hale getirebilirsiniz. Açlığa, susuzluga, soğuğa, sıcağa, yokluğa, acıya dayanma gücünü artırabilirsiniz. Yine eğitimle her türlü araç, silah ve gereci en iyi şekilde kullanmasını öğretebilirsiniz. Eğitimle yeterince verilemeyecek yahut tam olarak hazır olunduğu kabul edilemeyecek hususlar daima mevcut olacaktır. Bunlar; karışıklık, korku, heyecan, büyük risklere girmenin vereceği stress gibi duygulardır. Bu duygularına gem vuramayan bir askerin görevini bihakkın yerine getirmesi beklenemez. Bunlara muharebe şartlarında alışılacaktır.
İşte bu duygusal boşluğu dolduracak insan yine komutan veya lider konumunda bulunan personeldir. Lider denilirken bahsolunan şahıs rütbe itibarı ile manga komutanından itibaren başlayabilir ve en üst komutana kadar çıkabilir. Burada önemli olan, komutanlık yeteneklerine sahip olan yüksek rütbeli kişilerin mevcudiyetlerinin durumudur. Eğer üst kademeler gerçek liderlik yeteneğine sahip komutanlar tarafından işgal edilebilirse bunlara olan güven duygusu ast derecedeki liderlere daima olumlu olarak etkileyecek ve onlara örnek olacaktır.
Bir askerin muharebe esnasındaki görevleri, barış zamanında yapılan görevlerine göre son derece sert ve radikaldir. Şartlar ağırdır, yetki ve sorumluluklar ağırdır, cezalar çok daha ağırdır. Başarısızlık, kan, gözyaşı, can, mal ve toprak kaybı istiklalin kaybıdır. Bütün bir milletin istiklali, namusu ve şerefi cephedeki askerlerin sırtındadır. Bu çok büyük bir yüktür. Bu yükün kaldırılması tamamen başka mesleklerden gelerek üniforma giyen geçici askerlerin değil, bu işi meslek olarak seçen profesyonel askerler için de kolay değildir.
Barıştan itibaren bir asker ister gönüllü olarak orduya intisab etsin, isterse başka yapacak bir işi olmadığı için gelsin, isterse kanuni vatan hizmetini yapmak için gelsin, hepsinin aynı hedef ve milli amaçlar doğrultusunda muharebe sahasında görev yapması kaçınılmazdır. Bu insanların iyi birer muharip yetiştirilebilmesi ve süratle muharebe şartlarına adapte olabilmelerinin sağlanabilmesi için verilecek eğitimin tipi, şekli, yeri, zamanı ve en önemli olarak gayesi çok iyi tesbit edilmelidir. Bu ise insanların ve insan gruplarının çok iyi incelenip, nasıl yönlendirilebileceklerinin titizlikle tesbiti ile mümkündür.
Muharip bir birimi oluşturan elemanların performansları ve çabaları daima kompleks olarak çok boyutlu değerlendirilerek muhtemel düşman ve bu düşmanın muharebe şartlarındaki durumu üzerinde yoğunlaştırılır. Düşmanın nereden, nasıl, ne şekilde gelebileceğini önceden kestirmek muharebenin en zor kesimini oluşturur. Bunun yegane önlemi, devamlı tetikte ve hazır bulunmaktır. Fakat bu devamlı baskı insanı yorar ve performansını düşürür. Bu performans düşüklüğü baskın tarzında bir saldırı karşısında insanı kararsız ve çözümsüz bırakabilir. İşte burada da komutanlık faktörü devreye girerek morali daima en üst düzeyde tutması gerekmektedir.
Bu tamamen komutanlık başarısıdır ve şahsi bir başarıdır. Önceden oluşturulmaz. Çevre şartlarında oluşur ve süratle kendini gösterir. Barışta belli olmayan ve anlaşılamayan bu liderlik yeteneği muharebe şartlarında ortaya çıkar. Bu liderler bilinmeli, takip edilmeli ve en önemli görev bölgelerinde bunlar kullanılmalı, rütbesine bakılmadan daha üst birliklere komuta etmesi ve bu şekilde muharebenin seyrini olumlu etki etmesi sağlanmalıdır.
Atatürk'ün Conk Bayırında, Anafartalarda rütbesi ve görevine bakılmadan çok önemli görevlere getirilmesi işte bu üstün niteliklere sahip olmasındandır. Bir kişi muharebenin seyrini tamamen Türk tarafının lehine çevirebilmiştir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk sadece bizim için değil, dünya askeri liderleri arasında da ideal bir komutan örneğidir. O’nun komutanlık başarıları başlıbaşına bir eğitim ve öğretim sistemi olarak görülmelidir.

Muharebede Korku, Panik,ve Şayia(söylenti):

Korku: Bir askerin muharebedeki en belirgin ruh hali, korku ve panik halidir. General Patton "Aklı başında hiçbir adam muharebede korkusuz olamaz" demektedir.
Asker; muharebede düşman korkusuyla düşmanı yenmek arzusu arasındaki çelişkileri ile yaşamak zorundadır. En büyük arzusu savaş ortamından bir an önce kurtulmak, en büyük korkusu ise zavallı, korkak, ürkek ve kötü bir asker olarak nitelendirilmektir. Korku insanın olduğu her yerde ve her zaman mevcuttur. Bilinmeyenin veya az bilinenin daima korku ortamı yaratması doğal bir olgudur. Önemli olan husus profesyonel bir askerin, bir liderin; korkunun askere nasıl tesir edeceğini bilmesi, durumu taktir etmesi ve nasıl davranılacağı hakkında önceden kendini yetiştirmesi gereğinin bilinmesidir.
Korku, sinir sisteminin etkisi ile ortaya çıkan ve önceden tesbit edilmesi çok zor olan her türlü psikolojik değişime yol açabilen doğal bir duygudur. Kendine has belirtileri olarak hoşnutsuzluk, bitkinlik, bıkkınlık ve kaçma arzusu olarak tezahür edebilir. Bazı kişilerde ortaya çıkan fizyolojik belirtileri ise şiddetli kalp atışları, mide sancıları ve titremedir. Önceden tesbit etmek mümkündür.
Korku başarısızlığın en önemli etkenlerinden biridir. Kişi kendi çabalarıyla bu uygusunu azaltmaya gayret göstermez ise müzminleşir ve çevresine yaygınlaşır. Asker tehlikeden kaçma arzusu ile onu savaşmaya iten gururu arasında bocalar durur. Korku galip gelince ve Müzminleşince asker, askerlik fonksiyonlarını yitirir, donup kalır. Bundan sonra ne güvenliği için kaçabilir ve ne de artık savaşabilir. Bu duruma gelen biri artık tüm işlevlerini bitirmiştir. Bağlı olduğu birlik için en büyük düşman haline dönüşmüştür.

Panik: Aşırı korku çok kolay bir şekilde paniğe dönüşür. Panik; bir kişinin kritik bir durum karşısında bunun üstesinden gelemeyeceği kaygısına kapıldığı ruh halidir. Panik bulaşıcı bir hastalık gibidir. Çevreye çabucak sirayet eder. Gruba sirayet eden panik, birliği tam anlamıyla görev yapamaz hale getirir.
Muharebe alanında korkunun her zaman için var olacağı hususu daima göz önünde bulundurulmalıdır. Savaşı yapan insandır. İnsan duygusal bir varlıktır. Duygularına gem vurabilmek, kontrol altında bulundurabilmek ise eğitimle geliştirilebilmesine rağmen Allah vergisidir, yani doğuştan insanın karakterinin bir parçasıdır. Bununla beraber korkuyu yenmek zor değildir. Korku, korku ile karşı karşı kalmaya manen hazırlıklı, Allah korkusu ve inancı olan, duygusal açıdan istikrarlı ve kendini kontrol edebilen dengeli askerler tarafından kolaylıkla yenilebilir.
Korkunun her insanın karşılaşabileceği doğal bir duygu olduğu ve buna hazırlıklı olmaları barış zamanından itibaren öğretilmelidir. Korku, başlı başına bir düşman değildir. Kontrol edilemeyen korku tehlikelidir. "Cesur insan" imajının korkusuz insan anlamına gelmediği, korkan ama korkusunu bilerek onu yenebilen insan anlamına geldiği daima hatırda tutulmalıdır.
Orduda disiplinin temini ve muhafazası korkuyu kontrol altında tutan önemli bir faktördür. Korkunun ilk etkilerini yenebilmek muharebede kendini korumak ve bir bütünün birimi olarak birlikte hareket edebilmek için disiplinli ve eğitimli olmak şarttır.
Asker öncelikle bağlı olduğu birliğin ve sonra kendinin gücüne güvenmelidir. Ayrıca durumunun ne olduğunu ve yakın bir gelecekte neler olabileceğini önceden kestirebilmek için de uyanık ve haberdar olması gerekir. Ancak bu şekilde korkunun muharebede davranışları üzerindeki etkilerinden kurtulabilirler.
Korkunun tam olarak kaybolması için gerçek bir yakın muharebenin heyecan verici atmosferinin mutlaka yaşanması gerekmektedir. Gerçek bir yakın muharebeye katıldıktan sonra korkunun kendiliğinden kaybolduğu görülmektedir. Bilfiil sürmekte olan savaş değil, başlayacağı zan ve kabul edilen savaş halinin belirsizlik ortamı korkuyu besleyen önemli kaynaktır.
Birlik ruhu ve arkadaşlığın temini ile komutana olan inanç ve güven korkuyu ortadan kaldıran önemli faktörlerden biridir. Korkuyu azaltmak için geçerli olan önlemler ve diğer hususlar panik için de söz konusudur. Disiplin, birliğe ve komutana olan güven, durum hakkında bilgi sahibi olmak, grup şevki ve dayanışması, iman, itaat ve inanç duygusu korku gibi paniğin ortaya çıkma ihtimalini azaltır.
Komutanın panik halindeki kesin, kararlı ve süratli davranışı paniği önleyebilir. Paniği önlemek için komutanın kaba kuvvet kullanımı da gerekebilir. Bunun için çekinilmeden uygulamaya geçilmelidir. Bozulmuş, panik halindeki bir kitle ancak sert ve şiddetli tedbirlerle durdurulabilir. Bununla beraber bir komutanın panik konusunda yapabileceği en önemli şey panik vuku bulmadan onu tesbit etmesi ve önlemesidir. Yani paniğe yol açan ortam ortadan kaldırılmalıdır.
Kararlı ve iyi lider panik ortamını süratle cesaret ve atılganlık ortamına dönüştürebilir. Atatürk'ün Çanakkale'de, Conkbayırı'nda mermisi bittiği için panik halinde kaçan erlerin karşısına çıkarak onları durdurduğu " Merminiz yoksa, süngünüzde mi yok." diyerek süngü takıp yere yatmaları için emir verdiğini, " kazanılan bu bir kaç dakikanın muharebenin kazanılmasında en büyük amil olduğunu" belirttiğini burada hatırlatmakta yarar görüyorum.
Aynı askerler çok kısa bir süre sonra Atatürk'ün " Ben size taaruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim olabilirler." emri ile Allah Allah sesleri ile taarruza geçmişler ve düşmanı denize dökmüşlerdir. İyi bir komutan korku ve paniğin panzehiridir.

Şaiya (söylenti): Genel anlamda kesin bir bilgiye dayanmayan, ancak bir takım dedikodu ve söylentilerden kaynaklanan, çok çabuk surette yayılan, aslı olmayan, uydurma sözler ve konuşmalardır. Korku ve panikte olduğu gibi, bireylerin aşırı gerilim içinde olduğu durumlarda kısa sürede büyür, gelişir ve yayılır.
Askerler aslı olmayan ve kaynağı bilinmeyen bir haber duydukları zaman bunu büyüterek ve kendilerinden bir şey katarak ve abartarak birbirlerine aktarmaya çok meyillidirler. Bu husus orduda çok sık rastlanan bir olaydır. Söylenti genellikle bireylerin bir takım beklentilerinin, umutlarının olduğu, rahatın, sıkıcı ve stresli anların yaşandığı ortamlarda meydana çıkar, gelişir ve yayılır. Tek çıkış sebebi gergin ve sıkıcı bir atmosferde belli ölçüde de olsa insanlara bir gevşeme ve rahatlama vermesidir. Ancak bu gevşeme tatminkar olmadığı gibi devamlı da değildir. Derhal başka yönden gelen bir şaiya ile durum tersine dönebilir
Mevcut olan bir korkuyu haklı çıkarmak için yapılan bir girişim de söylentiyi başlatabilir. Kişiler bazen kendi inançlarını tatmin etmek, kendilerinin ne kadar önemli olduğunu vurgulamak ve başkalarını inciterek ve aşağılayarak kendi büyüklüklerini ortaya koymak için söylenti çıkarmaya meyyaldirler. Bazılarına göre gerçek ya da uydurma olsun diğerlerinin bilmediği bir şeyi bilmek ve onu bildiğini göstermek güya onların prestijini arttıracaktır. Bazıları da başkalarını bunun doğru olduğuna inandırmak ümidiyle söylentiyi yayarak kendi gerilimli durumlarından sıyrılmaya çalışırlar.
Eğer önlem alınmaz ve şaiyanın yayılmasına göz yumulursa söylenti; savaşmakta olan insanları kolaylıkla cezbedebilir, gafil avlayabilir. Kandırılan insanlarda moral bozucu sahte ümitlerin ve korkuların doğmasına neden olunur. Sonuç olarak şaiyalar (söylentiler) birlik içinde panik yaratan unsurlar içinde önemli bir yer tutarlar.
Şaiyanın sebebi bilgisizlik ve korkudur. İnancı zayıf, kendine güveni kalmamış, korkak, cesaretsiz, komuta kademesinin komuta ettiği birliklerde sıkça rastlanmaktadır. Tabiidir ki birliğin başarısıyla doğrudan ilgili bir olumsuz etkendir.
Eğitimi tam, disiplinli birliklerde şaiyalar kolaylıkla yandaş bulamaz. Bilgi korkuyu yenen en önemli unsurdur. Burada bir diğer önemli konu; yalan yanlış ve uydurma haberlerin zayıf liderlerin komuta ettiği birliklerde meydana gelmesidir. Bir komutanlık zafiyetinin en güzel belirtisidir. Bu kabil yanlış bilgilerle daima panik havası içinde bulunan birlikler tüm muharebe sahasını etkisi altına alabilir. Sonradan tedbir alındığında geç kalınabilir, bu yüzden zayıf liderler derhal aktif görevden alınarak bölgeden uzaklaştırılmalı veya basit görevlere atanmalıdırlar. Kendisinin motive edilme ihtiyacı olan liderlerin birlikleri muharebe sahasında yönetmeleri mümkün görülmemektedir.

Muharebede İnançlar, Değerler, Kural ve Yasalar:

Şehit kanı ile sulanarak elden ele şimdiki kuşaklara teslim edilmiş vatan topraklarının savunulması; Türk milletinin hürriyet ve istiklalinin, şeref ve haysiyetinin korunulması görevini üstlenen Silahlı Kuvvetlerimiz Türk milletinin tarih sahnesinde göründüğü andan itibaren hizmet veren kutsal bir ocaktır. Bu ocağa katılanlar namus ve şerefleri üzerine bu vatanı koruyacaklarına ve canlarını bu uğurda seve seve vereceklerini belirterek and içerler.
Bu and (yemin) Türk Silahlı Kuvvetlerinin manevi gücünü temsil eder. Yine TSK İç Hizmet Kanunu' nda; Silahlı Kuvvetler'de askeri eğitimle beraber ahlâk ve maneviyatın güçlendirilmesine de özen gösterilmesi hükmü yer almaktadır. Bu hükümde; her askerin esas vazifeleri olarak aşağıdaki temel değerleri sayılmıştır. Bunlar;

- Cumhuriyete sadakat
- Vatanını sevmek
- İyi ahlâk sahibi olmak
- Üst ve amirlere mutlak itaat
- Hizmetin yapılmasında sebat ve gayret
- Cesaret ve atılganlık
- İcabında hayatını hiçe saymak
- Silah arkadaşlarıyla iyi geçinmek
- Birbirine yardım
- İntizamseverlik
- Yapılması menedilen şeylerden kaçınmak
- Sıhhatini korumak
- Sır saklamaktır.

Bütün bunlar bir askerde insanda bulunması gereken en temel, insani ve ahlaki değerlerdir. Kanunen her asker bunlara uymak, yani bu değerlere sahip olmak zorundadır. Ordu yönetimi, bir yandan mensuplarını bu vasıflara uygun yetiştirmeye gayret ederken bunların dışında davranış gösterenleri bünyesinden atacak düzenlemeleri de getirmiştir.
Askerlik mesleği tam anlamıyla bir inanç mesleğidir. Türk askeri için rütbesi ne olursa olsun gelenek ve göreneklerinden, milli hislerinden, Türk-İslam töresinden gelen inanç ve değerler binlerce yıldır özde değişikliğe uğramamış, köklü bir mirastır.
Tarih boyunca devlet ve milletin varlığını, dirlik ve düzenini, birlik ve beraberliğini, güçlü ve disiplinli bir ordunun ayakta durması ile kaim gören kutsal inanış her zaman toplumda geçerli olmuştur.
Askerine "Mehmetçik" adını veren, şehadeti ulaşılabilecek en yüksek mertebe olarak kabul eden Türk milleti gerçekten Ordu-Millet vasfını haketmiş yüce inanç ve değerlere sahip bir millettir. Türk milletini ordusundan, ordusunu Türk milletinden ayrı düşünmek imkansızdır. Milletin gözünde seçkin ve kutsal yeri olan askerlik ocağına dahil olanlar vazife, şeref ve vatan için hizmetlerinde inançlı ve erdemli olmak zorundadırlar. Ancak bu şekilde milletin nezdindeki saygın ve büyük değere layık olunabilecektir.
Karşılığında önemli bir maddi kazanç sağlamayan askerlik mesleği ancak manevi değerlerinin zenginliği ile mensuplarına feyz ve heyecan verir. Her askerin inançlı, şeciyeli, yüksek ahlâklı, fedakar ve vefakar olması gerekir. Vatan hizmeti adı verilen kutsal vatan topraklarının korunması nöbeti; bu yükü her ne pahasına olursa olsun şevkle, gurur ve sebatla taşımaya kararlı ve askerliğin tabiatından doğan zorluklara seve seve katlanmaya hazır yüksek manevi ve ahlaki değerlere sahip askerlerin varlığıyla tutulabilir.
Askerlikte söz konusu olan ferdin kazancı değil, ülkenin güvenliği, milletin huzur ve refahının korunmasıdır. Askerlerimiz şan, şöhret, paye veya kişisel hesaplar için çalışmazlar. Türk askerinin fikri yapısı; nasıl daha iyi hizmet yapabileceği, savaşa en iyi nasıl hazırlanacağı, asker ocağındaki manevi değerler, sevgi, saygı ve disiplinini nasıl koruyup birlik ruhunu ve vazife bilincini nasıl geliştireceği üzerinde toplanır.
TSK. İç Hizmet Yönetmeliğinin 86. Madde H. Fıkrası; iyi ahlak sahibi olmanın gereklerini şu şekilde açıklamaktadır.
" Her ne kadar beğenilmek, sözle okşanmak, maddi mükafat görmek, onur ve şan kazanmak arzusu her askerin kalbinde yer tutmalı ise de bunları doğruluktan şaşmayan haklı bir çalışma ile elde etmek, mertlik ve namus iktizanıdır." Buradan da görüldüğü gibi bu sözlerle Türkiye’de askerliğin namuslu, dürüst ve iyi ahlak sahibi insanların mesleği olduğu anlaşılmaktadır.
Çalışmak ve disiplinli bir düzen içinde başarıya ulaşmak için birbirine kenetlenen askerler en akılcı ve bilimsel kurallara uygun hareket tarzlarını uygularken aşamayacakları zorluk, geçemeyecekleri engel, yenemeyecekleri düşman olmadığına inanırlar. Çünkü inancın askerlikteki yeri ve anlamı büyüktür. Başarı için gerekli bütün unsurlara sahip ve mücadelenin sonucunu tayin etme gücünde olduğunu düşünen her askeri güç, mutlaka muvaffak veya muzaffer olacağına inanır ve başka bir ihtimali hatıra getirmez ise bir gün hüsrana uğradığında kadere inanmadığı takdirde tekrar ayağa kalkacak kuvveti kendinde bulması mümkün değildir.
Her alanda geçerli bir ilke olan " en kolayı kendini, en zoru başkalarını aldatmaktır." temel kuralı askerlikte de geçerlidir. Dolayısıyla başarılı görünmek uğruna ne kendini ne de başkasını aldatmaya, gerçekler hakkında yanıltmaya, göz boyamaya hiç bir askerin hakkı yoktur. Hak edilmiş başarılar ise er geç değerlendirilecek ve mutlaka mükafatını bulacaktır.
Askerliğin sevgi, saygı ve karşılıklı güven mesleği oluşunun getirdiği bir kural da; işbölümü ve işbirliğini bütün durum ve şartlarda dakik bir saat intizamıyla gerçekleştiren çalışma düzenini hiç aksatmadan korumak gereğidir. Askerlik, lakaydliğe ve keyfi tutum ve davranışlara tahammülsüzdür.
Plân, program, usul ve kaidelere uygun olarak hizmetlerin yürümesi gerekir. Askeri sistem birlik, donanım, araç, gereç ve yetişmiş insan gücüyle bilimsel ve nesnel bir bünye halindedir ve kendisine gösterilen güvene layık olmak için kurallara uymada en küçük bir sapmaya ve etkinlik göstermede en küçük bir zaafa düşmesi mazur görülemez. Mazeret beyan edilemez. Dolayısıyla gerçekçi, metodik bir işleyişin askeri sistemlerde hakim kılınması genel kuraldır.
Askerliğe özgü değerler arasında; siyasi, felsefi, dini, her ne suretle olursa olsun toplumda tartışma ve çatışmalara konu olan akımların dışında ve üzerinde olmak ayrı bir önem taşır. Askerlik her türlü politik görüşün üzerinde kabul edilir. İç Hizmet Kanun ve Yönetmeliği bu konuda kesin kuralları da getirmiştir. Dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri'nin gerçek sahibi olduğunu kabullendiği Atatürkçü görüş, düşünce ve ilkeler dışında hiç bir görüşe itibar etmesi mümkün değildir.
Askerliğin bünyesi ile temel nizamını teşkil eden bir kural da çalışmalarını bir hiyerarşik düzen içinde yürütmesidir. Sıralılık düzeni diyebileceğimiz bu düzende yetki ve sorumluluklar önceden tayin edilmiştir. Bu kurala göre emir ve komuta zinciri içinde herkesin yerini ve yükümlülüklerini bilmesi ilkesi hakim unsurdur. Askerliğin temelini teşil eden disiplin içinde bu kuralın işletilmesi şartı vardır. İç Hizmet Kanunu'nda ifade edildiği gibi, "askerlerin kadro ve kuruluşlarda gösterilen birimlerde, rütbe, kıdem, ihtisas, tecrübe ve liyakat esasına göre vazife alacakları ve hizmette uyacakları usullerin ilgili mevzuatla belirleneceği hükmü" askeri teşkilatı yönlendirir. Yönetim bu sistemin kuralları içinde yürütülür.
Askerlik her ne kadar bir hak, hukuk ve nizam mesleği ise de daha öncelikli ve yüce inanç ve değerler uğruna klasik hukuk anlayışına girmeyen, buyurucu ve zorlayıcı esas ve hükümler mesleki gelenek ve uygulamada önemli bir ağırlık taşırlar.
Özellikle komutanlara verilen yetkiler tam bir itaat ve sadakatle vazifenin yerine getirilmesi için gerekli olduğuna inanılan "Asker Emir Kuludur" kuralını geçerli kılar. Bu bakımdan askerlik mesleğinde "İyi Komutan; iyi teşkilat ve iyi birlik demektir." Şeklinde özetlenebilecek hakim inanışın özel bir yeri vardır. Dolayısıyla Türk Milleti için "KOMUTAN-BİRLİK" özdeşliği; tıpkı "ORDU-MİLLET" özdeşliği gibi müstesna bir anlam ve değer taşır. Birliğe bakarak komutan, komutana bakarak birlik hakkında fikir edinmek daima mümkündür.
Temel ahlâk kuralları ve insanlık değerleri de her devlet müessesesinde olduğu gibi Türk Silahlı Kuvvetleri içinde de geçerli ve zorunludur. Hiç bir asker düşünülemez ki ahlaken düşük ve insan olmanın vakar ve haysiyetinden yoksun olsun. İşte bu konu da önemi gözönünde bulundurularak kanuni mevzuat içine sokulmuştur. İç Hizmet Yönetmeliği'nin 85. maddesi "İyi ahlak sahibi olmak" vasfını mesleğe karşı vazifeler ve vasıflar içinde saymıştır. Ayrıca " başka milletten askerlerle birarada bulunduğu zaman yüksek değerini onlara da tanıtacak bir silah arkadaşlığı yapmak" hükmünü de getirerek Türk askerinin yalnız görev esnasında ve yurt içinde değil yurt dışnda da ahlâki ve insani bir tavır göstermesi gerektiği vurgulanmıştır.
Askeri inanç ve değerlerin, kuralların ve yasaların binlerce yıllık Türk ordu gelenek ve örflerinden vücut bulduğu ve kolay kolay değiştirilemeyeceği hususu her komutan ve liderin daima gözönünde bulundurması gereken önemli bir faktördür.
Genellikle temel ilkeler üzerinde yöneten ve yönetilen kitlelerin anlayış beraberliği sağlanabildiği oranda gerçek ve güvenilir başarılara ulaşma şansı artar. Bu bakımdan, hizmetin niteliği ve komutandan beklenenler hususunda askeri camianın büyüğü ve küçüğü ile aynı değer yargılarına sahip olması, fevkalade arzu edilen ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin etkinlik ve güvenilirliğine çok fazla katkıları bulunan bir etken olarak değerlendirilmektedir.
Her komutan ve lider vazifesinin başarı ile yerine getirilmesinde hem üst ve hem de alt kademelerin mümkün olan azami tasvip, güven ve desteğini kazanmak ister. Bu bakımdan askeri camianın farklı kesimlerindeki ölçüler, inanç ve anlayışlarında olabilecek her zıtlığın komutan ve lideri, karar ve tercihleri yönünden önemli bir baskı altında tutması kaçınılmazdır.
İşte bu safhada asgari müştereklerde birleşilebilmesi için komutanlık ve liderlik yeteneği devreye girmektedir. Bütün değerlerin istenilen ölçüde vazifeye etkileri tamamen komuta makamında bulunan rütbeli şahısların liderlik vasıflarının üstünlüğü ölçüsünde artacak ve eksilecektir.
Görüldüğü gibi Türk Silahlı Kuvvetleri; tarihten gelen köklü gelenekleri yasalarda pekiştirerek, inanç ve değerlerin hakim olduğu, komutanlık kavramının bütün faaliyetlerinde ana çıkış noktası kabul edildiği bir düzeye ulaşmıştır. Her yönüyle kurumsallaşmış bu büyük teşkilatın devamlı ve sürekli ihtiyacı iyi lider ve komutanlar tarafından sevk ve idare edilme zorunluluğudur.
İyi lider ve komutanlar ise her dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde yeteri kadar mevcut olmuştur. Tarihi başarıları bunun gerçek bir kanıtıdır.


TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİN VE TÜRK ASKERİNİN ÜSTÜN VASIFLARI

Türklerde milli karakter haline gelen ve çok kıymetli bir miras olarak babadan oğula intikal edip günümüze kadar ulaşan büyüğe saygı ve itaat duygusu, bir ruh ve davranış biçimi olarak "Üste Saygı" şeklinde ordu içinde gelişmiştir. Üste ve amirlere mutlak itaat ve sonsuz güven, dün olduğu gibi bugün de ordumuzun temel taşı durumunu korumaktadır. Her Türk erkeğinin mutlaka yapmak zorunda olduğu askerlik görevi esnasında alınan bu anlayış, terhisi müteakip toplumun bütün kesimlerine yayılmakta, uygulanan ve aranan bir temel davranış biçimi olarak Türk toplumunda yaşatılmaktadır.
Türk ordusunun disiplin yapısı içinde oluşmuş eğitim kavramı ve sistemleri vazgeçilmez bir unsur olarak kuşaktan kuşağa geçmiş ve bugünkü kökleşmiş ve gelenekselleşmiş eğitim düzeninin oluşmasına neden olmuştur.
Silahlı Kuvvetlerimizin en büyük gücünü ve moral kaynağını oluşturan disiplinli bir ordu olma vasfı bütün dünya milletlerinin malumlarıdır. Türk Askeri denince akla hemen disiplinli bir ordu gelir. Tabiidir ki disiplin ancak iyi bir eğitimle sağlanır. Türk askeri bu disiplini korku ile değil, vicdanından gelen sese uyarak geliştirir. Türk askerinin eğitim anlayışı çok hassas ve duyarlıdır. Ondaki inanç ve ruh halinin, vatan sevgisinin, kendisine emanet edilen vatan topraklarının korunması idealine daha iyi hizmet yapabilme aşkının bir belirtisidir.

- TÜRK ASKERİNİN KİMLİĞİ:

Uzman asker kişilerin üzerinde anlaştıkları tek husus, bilinen en büyük ve tehlikeli silahın "ölümü göze almış insan" olduğudur. Ancak bu insan, hayatından bezdiği için veya deli olduğu için ölüme giden insan değildir. O insan; atalarından ve ailesinden aldığı tarihi ve köklü Türk kültür değerlerinin ordu saflarında üstün bir eğitim anlayışıyla pekiştirilmesi sonucunda gözünü kırpmadan ölüme giden Türk askerinde şekillenmiştir. Bu köklü kültür mirası ordu saflarında Türk insanını bizzat en tesirli silah haline getirmektedir.
Daha çok küçük yaşlardan itibaren bütün Türk erkeklerine "ölünce askerin en büyük rütbesi olan şehitlik mertebesine erişeceği, eğer sağ kalırsa toplumdaki diğer en değerli mevkii olan Gazilik mertebesine ulaşılacağı, bunun için askere gönderildiği " hususu aileleri tarafından aşılanmakta, adeta beyinleri yıkanmaktadır. Alınan İslam kültürü ve terbiyesi ile de bu mevhum zihinlerde iyice yer etmektedir. İşte bundan dolayıdır ki; o basit, sakin, gösterişsiz ve son derece mütevazı görünüşlü saf ve temiz Türk askeri, muharebede bir yıldırım, şimşek, kasırga misali coşmakta, gözünü kırpmadan üzerine atıldığı düşmanlarının korkulu rüyası olmaktadır.
Bu değişmez karakter, bu üstün nitelik, Türk askerine atalarından kalan en büyük mirastır. Kuşaklar boyu, nesilden nesile aktarılarak bugünlere gelmiştir ve bugünkü nesillerimiz tarafından gelecek kuşaklara aynen aktarılacağından da şüphe yoktur.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgemiz başta olmak üzere bütün yurtta saldırılarını insafsızca sürdüren PKK eşkiyasının kurşunuyla vurulan şehidimizin yüreği acı ile burkulan fedâkar ana ve babasının kendisinden beklenen vakar ve gurur içinde "Vatan sağolsun, bu vatana bin Mehmet feda olsun." diyerek toplum içindeki yerlerini yüceltmelerinin bir örneğine dünyada rastlamak mümkün değildir. İşte Türk askerini ölümsüzleştiren duygu Türk toplumunun bu eşsiz değer yargısıdır.
Eğirdir'deki Dağ ve Komando Okulu'nu gezerek Türk komandolarının eğitimini yerinde izleyen Amerikalı bir generalin gazete manşetlerine konu olan sözünü hatırlatmakta yarar vardır. "Komandoyla savaşmak ölümdür. Fakat Türk Komandosuyla savaşmak mutlak intihar etmektir." Demek suretiyle bu general Türk askerinin gücünü en güzel şekilde ifade etmiştir.
Türk askerini, yani yaygın olarak bilinen ismiyle Mehmetçiği, Türk milletinin herhangi bir ferdinden ayrı bir şahıs olarak kabul etmek doğru değildir. Hele onu diğer orduların askerleriyle karşılaştırmak veya benzetmek çok yanlıştır. O şahsın da bağrından çıktığı 12.000 yıllık geçmişe sahip Türk’ün genel karakterini taşır ve onu en iyi temsil eden bir sembol kişi olarak tarihteki yerini alır.
Bu asker ana başlıklar halinde aşağıda birkaçını sıraladığımız üstün vasıflarını bir değil, on değil, yüz değil, binlerce defa tarih sayfalarında ispatlamıştır. Bu karakter onda yerleşmiş ve vazgeçilmez davranış biçimi olmuştur. İşte bu vasıfları ile dünyanın en modern silahlarına sahip değil ama en muharip ordusunun yaratılmasının temel amili olmuştur.
Mehmetçik kavramı ile zihinlerimize daima askerlik hizmetini yapmak için silah altına alınan erbaş ve erler gelmektedir. Oysa bu tanım yanlış ve eksiktir. Mehmetçik deyimi rütbesiz erden generaline kadar üniforma taşıyan bütün askerleri kapsamına almaktadır. Mehmetçik öncelikle bu işi meslek olarak seçen subay ve astsubaylardır. Mehmetçikler; bu vatanı korumak ve kollamak görevini asli görev olarak silah üzerinde yemin ederek alan profesyonel asker kişilerdir. Tabiidir ki bu Mehmetçiklerin yetiştirdikleri Türk çocukları da kendileri gibi Mehmetçik olacaklardır ve olmuşlardır da.

- İYİ EĞİTİLMİŞ BİR TÜRK ASKERİNİN GÜCÜ:

Türk askeri diğer ülke askerleriyle asla mukayese edilemeyecek kadar üstün özellikleri olan bir ayrıcalığa sahiptir. Asker bu gücünü sahip olduğu Türk milletinin tarihi kişiliğinden almaktadır. İyi yetiştirilmiş bir Türk askerinin neleri yapabileceği hususu K.K Devamlı Emirler Muhtırası Başlangıç Bölümünde sıralanmıştır. Ayrıca Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanun ve Yönetmeliğinde “Askerin Özellikleri” bölümünde geniş şekilde açıklanmıştır.
Aslında Türk askerinin özelliklerini kendi dokümanlarından değil tarih kitaplarından ve nesilden nesile aktarılan menkıbelerden öğrenmemiz de mümkündür.

İyi eğitilmiş Türk askeri;

- Üstüne ve amirine mutlak itaat eder, onları sayar, inanır ve güvenir.

- Cesaretli, atılgan, kahraman, azimkar ve sebâtkardır.

- Son derece dayanıklıdır. (açlığa, uykusuzluğa, yorgunluğa, soğuğa, sıcağa, yağmura, çamura)

- Kesinlikle kandırılamaz, korkutulamaz.

- Ölür, esir olmaz. (Esir edilemez)

- Dinine, geleneklerine, göreneklerine bağlıdır.

- Üstün tevazu sahibi ve alçak gönüllüdür.

- Ettiği yemine ve sözüne sadıktır.

- Atalarının milyonlarca şehit kanı ile kendisine emanet ettiği vatan topraklarını korumak için kanını dökmeye her an hazırdır.

- Hakkını ve hukukunu bilir.

- En büyük rütbesinin şehitlik olduğuna mutlak inancı vardır.

- Her yeniliğe açıktır. Geleneksel sistemi içinde onu kolaylıkla adapte eder, bünyesine uydurur.

- Her iklim, arazi ve zorluklar içinde galip gelme azmi ile savaşır ve kazanır.

Ciltlere sığmayacak kadar zengin binlerce yıllık askeri kültürümüzü ve onun temsilcileri Mehmetçiği buradaki gibi birkaç cümle ile açıklamak hem çok zor ve hem de ona yapılan büyük bir haksızlıktır. Onu anlatmaya; onu tasvire bir ömür yetmez. Bu bakımdan sadece ana başlıklar altında bir hatırlatma yapacağım.
Bilindiği gibi Türklerde ordu düzeni, devletten devlete, fertten ferde geçerek, çok az sayılabilecek değişiklikler geçirerek günümüze intikal etmiştir. Şurası unutulmamalıdır ki savaşı daima araç gereç, silah, malzeme ve diğer teknolojik kolaylıklar değil, bunları kullanan insan kazanır. Önemli olan silah altına alınan genç beyinlere, sadece bu silah ve malzemenin kullanılması değil esas olarak vatan sevgisi ile bu vatan için savaşma azim ve iradesinin yerleştirilmesidir.
Yüce Atatürk'ün “Türk Ordusuna Değişmeyen Mesajı”'nda belirttiği gibi Türk askerinin görevi: "TÜRK VATANININ VE TÜRKLÜK CAMİASININ ŞAN VE ŞEREFİNİ DAHİLİ VE HARİCİ HER TÜRLÜ TEHLİKEYE KARŞI KORUMAKTIR." Bu görev; çok zor, çok şumüllü, çok hedefli ve uzun vadeli planlı çalışmayı zorunlu kılmaktadır. Ülkemizin jeopolitik konumundan kaynaklanan tehdit ve bölgemizde cereyan ederek ülkemizi yakından etkileyen savaşlar göz önünde alındığında Silahlı Kuvvetlerimizin yüklendiği sorumluluk açıkça görülmektedir.

- TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİN ÜSTÜN YÖNLERİ:

Dünyada hemen hemen hiç bir ülkenin askerinde rastlanılmayacak pek çok olumlu özellik Türk askerinde ve ordusunda mevcuttur. Bunun sebep ve sonuçlarını kısaca şu şekilde özetlemek mümkündür.

* Türk Ordusu, askeri binlerce yıllık Ordu-Millet geleneğini devam ettirmektedir:

Her Türk erkeği en güçlü, en kuvvetli, ailesine ve milletine ekonomik yönden en faydalı olabileceği bir yaşta baba ocağından büyük bir coşku ile asker ocağına uğurlanır. Türk aile yapısında bu bir kayıp olarak kabul edilmez. Bilakis evlâtlar vatan görevine büyük bir gururla, sevinerek, bir düğün şenliği içinde mahalli törelere uygun şekilde davul-zurna ile uğurlanır. Burada Türk ailesi kendisine düşen kutsal vatan görevinin bilinci içindedir. Askerlik çağına gelmiş bir evlat yetiştirmekle bulunduğu sosyal çevrede değeri daha da artmıştır. Şimdi çok daha huzurlu ve güvenlidir. Çünkü oğlunun ailesine ve Türk toplumuna yararlı bir insan olabilmesi için mutlaka asker ocağından geçmesi ve bu büyük tecrübeyi edinmesi gerekmektedir.
Aile, askerlik sonrası evlâdını yine bayram şenliği içinde törelere uygun olarak gururla karşılar. Şimdi hem delikanlının ve hemde ailesinin başı biraz daha diktir. Çocukları artık toplum içinde yerini almaya hazır hale gelmiştir. Yani erkek olmuştur. Artık evlenebilir. Kendisine bir iş kurabilir. Bir başka deyişle toplumda yaşamaya hak kazanır.
Burada bir kere daha vurgulamak istiyorum. Dünyanın hiç bir ülkesinde evlâdını bu şekilde asker ocağına “YA GAZİ OL ,YA ŞEHİT” diyerek uğurlayabilen, bayrağa sarılı olarak şehitlik gibi en yüksek rütbeye ulaşarak evine dönen evladını; “Vatan sağolsun,vatanıma bin Mehmet feda olsun” diyerek karşılama olgunluğuna erişmiş başka bir millet yoktur.
Türk erkekleri askere gidecekleri günü büyüklerinden dinledikleri hiç bitmeyen askerlik hatıraları ile donanarak dört gözle beklerler. Sonra kendi askerlik hatıralarını kendi evlâtlarına aktararak bu çarkı devam ettirirler. Milli hislerle dolu insanların biraraya getirildiği ve her askerin bizzat en etkili bir silah haline dönüştüğü bu ordu; doğal olarak düşmanlarının korkulu rüyası olacaktır.

* Türk Ordusu, çok zengin harp tarihi kültürüne sahiptir:

Türk Subayı’nın ve emrindeki askerlerin Anadolu’da bugün siyasi sınırlarımız dışında kalan Asya, Avrupa ve Afrika’daki imparatorluk toprakları ile denizlerinde ayak basmadığı, muharebe etmediği, terini ve kanını dökmediği yer yoktur.
Yurdumuzun değişik bölgelerinde ve çevre coğrafya’da yapılan muharebelerden alınan dersler ve edinilen tecrübeler; okul ve eğitim merkezlerimiz kanalıyla ve gerekse menkibeler halinde kıt’alarımızda eğiticiler tarafından birbirine aktarılarak bugünkü kuşaklara geçmiştir. Bu husus Türk Silahlı Kuvvetleri’nin eğitim ve öğretimde yararlandığı en büyük hazinesidir. Bu hazineye sahip ülkelerin sayısı dünyada bir elin parmakları kadar azdır. İşte Türk’ün ve Türk Askeri’nin bu gücünü bizimle ilgilenen bütün ülkeler çok iyi bilmektedir.

* Türk Ordusu savaşa, barış zamanında savaşır gibi eğitim yaparak hazırlanır:

Barış zamanında yapılan eğitim ve öğretimin gelişmesinde arazide gerçekleştirilen atışlı ve kıt’alı tatbikatların çok büyük önemi vardır. Bugün sahip olduğumuz vatan toprakları üzerinde günümüz muharebe şekillerinden hemen hepsini aynen savaşta olduğu gibi yapabilecek iklim ve arazi şartlarına sahip bulunmaktayız.
- Kara-Deniz-Hava-Jandarma birliklerimizin Müşterek Harekat Senaryosu çerçevesinde tatbikatlar gerçekleştirebileceği kıyılarımız,
- Herçeşit sulardan geçişi deneyebileceğimiz akarsularımız,
- Çöl şartlarında muharebeleri deneyebileceğimiz bölgelerimiz,
- Ormanlarda ve sık ağaçlı çengellerde savaşmayı öğrenebileceğimiz bitki örtülerimiz,
- Dağlarda ve sarp arazide muharebe eğitimi verebileceğimiz engebeli arazilerimiz,
- Boğaz, gedik ve geçitlerde muharebeleri deneyebileceğiz yerlerimiz,
- Şiddetli soğuklarda ve arktrik şartlarda muharebeleri öğrenebileceğimiz vatan topraklarımız,
- Kara, Deniz ve hava birliklerinin her türlü silahlarının atışlarını emniyetle yapıp, bütün silah sistemlerini deneyebileceği atış alanlarımız mevcuttur..
Ayrıca Anadolu Toprakları; mangadan, Ordular Grubu seviyesine kadar bütün kuvvetlerin iştiraki ile Taarruz, Savunma ve Çekilme harekâtının tatbikatının yapılabileceği imkanlara sahiptir. Bu husus askerimizin yetişmesi, yeni çıkan sistem ve usullerin denenmesi için çok önemli bir imkandır. Avrupada bu imkanlara sadece Rusya Federasyonu sahiptir.
İşte Türk Ordusu bu imkanı en iyi şekilde kullanmaktadır. Bu topraklarda daha önce yapılan muharebelerin tecrübesini de eğitimine dahil etmektedir. Bu şekilde yetişmiş insan kaynaklarını barış şartlarında tam bir muharip olarak bütün savaş şartlarını bizzat yaşatarak harbe hazırlamaktadır.

* Türk Ordusu, Barış Gücü tecrübesine sahiptir:

Türk Askeri bugün sadece kendi topraklarımızda değil, dünyanın pek çok ülkesinde gerek Birleşmiş Milletler Barış Gücü olarak ve gerekse ikili antlaşmalarla eğitim ve öğretim vermek amacıyla görev yapmaktadır. Somali, Bosna, Kosova, Arnavutluk, Azerbaycan, Filistin, Irak, Afganistan, Lübnan bunlardan bazılarıdır. Somali ve Afganistan’da BM Barış Gücünün emir ve komutasını üstlenmiş ve başarı ile görevlerini tamamlamışlardır.

* Türk Ordusunun komuta kademesi her türlü şartlarda muharebe tecrübesine sahiptir:

Eğitim ve öğretimin en başarılısı bizzat muharebe şartlarının yaşanılarak yapılanıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ile günümüzün en zor muharebe şekli olan denizaşırı Müşterek Amfibi Harekâtı başarı ile gerçekleştirmiştir. Bu harekâta katılan subay ve astsubaylarımız bu savaşta edindikleri tecrübelerini emir ve komuta ettikleri kıt’alara aktarmışlardır. Bu personelden bir kısmı bugün ordunun üst komuta kademesinde görev yapmaktadır. Bu tecrübeler silahlı kuvvetler için küçümsenemeyecek çok önemli bir kazançtır. Tecrübe edilerek ve bizzat yaşanarak mermi yağmuru altında öğrenilen hususlar ve alınan tecrübelerin nesilden nesile aktarılarak önemli bir güç oluşturduğu düşmanlarımızca çok iyi bilinmektedir.

* Türk Ordusu, Gayrinizami Harp konusunda dünyanın en tecrübeli kadrolarına sahiptir:

Kıbrıs Barış Harekatı’nın kazandırdığı Klasik-Konvansiyonel muharebe tecrübesinin yanında ülkede son otuz yıldır yaygın olarak sürdürülen anarşi ve terör tehdidine karşı verilen mücadele Türk ordusunu Gayri Nizami Harp konusunda dünyanın en tecrübeli tek ordusu haline dönüştürmüştür.
Bugün dünyanın bütün ülkelerini tehdit eden uluslararası tedhiş ve terörizm olayları ile şehir ve kır gerillası uygulamalarına karşı fiilen muharebe ederek, binlerce şehid ve gazi vererek başarılı olunmuştur. Türk Silahlı Kuvvetleri; bu alanda bütün ülkelere eğitim verebilecek bilgi birikimine, tecrübeye, kitap ve dokümana ve yetişmiş personele sahiptir.
Ulaşılan eğitim tecrübesi ile günümüzde Bulgaristan sınırındaki bir birliğimiz emir verilmesini müteakip 24 saat içinde Irak sınırına intikal edip sınırötesi operasyonlara fiilen katılabilmektedir. Birliklerimiz bütün yurt sathında bütün muharip sınflarda bu eğitim seviyesine ulaşılmıştır. Bu küçümsenmeyecek ve dünyada benzeri görülemeyecek önemli bir kazanım olarak değerlendirilmektedir.

* Türk Silahlı Kuvvetleri kendi silah sanayini kurmuştur. Silah alan değil, silah satan ülkeler arasına girmiştir:

Ankara’da TAİ’de imal ettiğimiz F-16 savaş uçaklarımız, helikopterlerimiz, CASA ulaştırma uçaklarımız, AY Sınıfı modern denizaltılarımız, muharebe gemilerimiz, hücumbotlarımız, Türk deniz ve hava sahalarını korumaktadır.
Aselsan (Askeri Elektronik Sanayi) ile başlayan elektronik teçhizat ve sistem üretimimiz bugün dünya standartları ile boy ölçüşebilecek seviyeye çıkmıştır. Elektronik sistemlerimizin imâlatı kadar bakım ve idamesini sağlayacak duruma gelinmiştir.
Tankımızı, topumuzu, havanımızı, zırhlı personel taşıyıcılarımızı, zırhlı ve tekerlekli muharebe araçlarımızı, çok namlulu roketatarlarımızı, uzun menzilli füzelerimizi, motorlu araçlarımızı artık hiç bir destek ve yardım almadan kendi mühendislerimiz kendi fabrikalarımızda imal edebilmektedir. Bugün kıtalarımızdaki silahların pek çoğunun isimleri artık imal eden mühendislerimizin ismini taşımaktadır.
Terk erin kullandığı bütün silah ve teçhizatı yanında giyim, kuşam, iaşe ve ibadesini sağlayan bütün ihtiyaçlarını yine kendi fabrikalarımızda üretiyoruz. Bugün Ordumuz 1974 yılında Kıbrıs’a çıktı diyerek ambargo konulan ordu değildir. Artık büyük ölçüde savunma sanayiini kurmuştur. Barış gücü olarak görev yaptığımız ülkelerde Türk bayraklı malzemeler başarıyla kullanılmaktadır.

* Türk askeri, erinden mareşalına kadar MEHMETÇİK ismi ile milleti tarafından anıtlandırılmıştır:

Ülkemizin her karış toprağı Mehmetçiklerin kanı ile sulanarak vatanlaşmıştır. Yine bu dökülen kanların timsali olan bayrağımızın gölgesinde onu bekleyen Mehmetçiklerin güvenliği altında milletimiz hür ve bağımsız olarak egemenliğini sürdürmektedir.
Dünyanın hiç bir ülkesinde toprakları için şehid ve gazi olarak hayatını milletinin ve devletinin varolması için feda eden bu kadar çok sayıda insana rastlanmamıştır. Bu millet sadece Çanakkale’de topraklarının her kilometrekaresi için 270 evlâdını şehit olarak toprağa vermiştir. Şehit bedenlerinin meydana getirdiği tepelerin önünde düşmanlar durdurulmuş, şehit kanından oluşan göllerde boğulmuşlardır. Bu topraklar için canlarını feda edecek yeni Mehmetçikler ise her geçen gün çığ gibi artarak çoğalmaktadır. Bu yeni Mehmetçikler, atalarına lâyık olmanın heyecan ve gururunu taşımaktadırlar.

* Askeri okullarımız ve eğitim merkezlerimiz uluslarası çağdaş askeri eğitim veren kurumlar haline erişmiştir:

Bugün Harp Akademilerimiz başta olmak üzere Harp Okullarımız, Askeri Liselerimiz, Sınıf Okulu ve Eğitim Merkezlerimizde Türk askeri’nin yanında dost ve müttefik pek çok ülkenin subay ve astsubayları eğitim görmektedir. Bütün askeri eğitim kurumlarımız modern askerlik ilminin bütün gereklerini uluslararası düzeyde karşılayabilecek bir eğitim seviyesine ulaştırılmıştır.

* Türk Ordusu’nun muharebe için hazırlık seviyesi dünya standartlarının çok üzerindedir:

Türk Kara Kuvvetleri piyade birliklerini tamamen mekanize hale getirmiştir. Ağır ve hantal Tümen ve Alay teşkilatları kaldırılarak vurucu gücü yüksek, hareket kabiliyetli zırhlı ve mekanize tugay ve taburlar haline dönüşerek günümüz hızlı ve çevik muharebelerine uygun bir yapıya geçilmiştir.
Ayrıca sayıları artan ve savaş tecrübeleri çok yüksek olan Kara Havacılık Birlikleri ile Kara Kuvvetlerimiz kendi yakın hava savunmasını Hava Kuvvetlerine ihtiyaç duymadan kendisi temin edebilmektedir. Helikopterlerle süratle ve emniyetle havadan bir seferde tugay çapında birlikleri intikal ettirecek bir seviyeye ulaşılmıştır.
Konvansiyonel muharebe eğitimi dışında,bütün birliklerimiz gayrinizami harp şartlarında ilave eğitim alarak güçlendirilmiştir

* Harp Akademilerinde Kara, Deniz ve Hava Kurmay subayları, müşterek eğitim almaktadır:

Kara, Deniz, Hava ve Jandarma subaylarının bir arada okudukları Kuvvet Harp Akademileri'nde; Türk askeri tarihinin derinliklerinden gelen tecrübeler ve asrımızın en modern askeri bilgi ve teknolojisi ile yoğurulmakta, ordumuz modern harbin gerekli kıldığı her türlü bilgiye haiz subaylarımızla her geçen gün daha da güçlenmektedir.
Dünyada dört kuvvete mensup subayların bir çatı altında eğitim gördüğü benzeri bir eğitim müessesesi yoktur. Bu subayların bu çatı altında oluşturdukları arkadaşlık ve kardeşlik duygusu meslek hayatlarının bundan sonraki yıllarında da aynen devam etmektedir. Kara, Deniz, Hava ve Jandarma birliklerimizin tek bir yumruk gibi müşterek hedefe hareket etmelerinde bu husus önemli bir etken teşkil etmektedir.
Bu eğitimlerin büyük ölçüde hasılasının alındığı EFES Serisi Müşterek Tatbikatlarla dünyanın en zor harekatı olarak nitelendirilen “Müşterek Harekat” konusundaki ulaştığımız seviye dünya standartlarının çok üstünde olduğumuzu göstermektedir.

* Türk Silahlı Kuvvetleri giderek profesyonelleşmektedir:

Uzman erbaşlık sistemi ile son derece modern silah ve araçlarla gerçekleştirilecek günümüz muharebelerine kısa sürede intibak etme yanında profesyonel askerlik uygulamasına da adım atılmış olup eğitim, bakım ve beka konusundaki gücümüz arttırılmıştır.
Görüldüğü gibi yukarıda sadece ana başlıklarını vermekle yetindiğim hususlar Silahlı Kuvvetlerimizin gerçek gücünü yansıtmaktadır. 2008 yılında eriştiğimiz gerek klasik muharebe ve gerekse gayri nizami harp tecrübesi, kendi imalatı olan silah ve gereçlere olan vukufiyeti, mevcut insan gücünü gerçek bir silah haline getirmektedir. Bu husus milletimize huzur, güven, dostlarımıza cesaret, düşmanlarımıza korku vermektedir.


TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ İNSAN KAYNAKLARI VE YÖNETİMİ

Askerlik mesleğinin en zor ve en önemli faaliyet alanı insan kaynaklarının yönetimidir. .
Her asker bir insandır. Herbiri başlıbaşına özel bir varlıktır. Herbirinin arzuları, istekleri, ihtiyaç ve beklentileri vardır. Her insan bunları elde etmek için eğitim görür ve gayret gösterir. Bunları elde edebildiği sürece başarılı olur. İnsanın başarısı kendi grubu içinde başarının temel şartını oluşturur. Bunların birleşmesi ile topyekün kıtaların, Manganın, Takımın, Bölüğün, Taburun, Alayın, Tugayın, Tümenin, Kolordunun, Ordunun, bilahare milletin ve devletin başarısı söz konusu olur.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin içindeki insan kaynakları çok çeşitlidir. Generaller, Üstsubaylar (Albay-Binbaşı), subaylar(Yüzbaşı-Asteğmen), yedeksubaylar, astsubaylar, Uzman çavuşlar, Uzman onbaşılar, erbaşlar(Çavuş-Onbaşı), erler, sivil memurlar, sivil işçiler, sözleşmeli personel gibi unsurlar vardır. Bunlar muharip ve yardımcı sınıflar olarak Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri ile Jandarma teşkilatı içinde görev yaparlar. Bu saydığım unsurlar çok değişik kaynaklardan ve değişik eğitimlerden geçerek ordu saflarına katılırlar. Son zamanlarda kadınların da askere alınması ile insan kaynağı daha da çeşitlenmiştir.
Biz biliyoruz ki bu her biri değişik kaynaklardan gelen ve değişik görevleri yapmak için istihdam edilen bu personel bir bütünün ayrılmaz ve birbiri ile kaynaşmış parçalarıdır. Özetle silahlı kuvvetler bir bütündür. Bütünü ile emir-komuta zinciri içinde istenilen hedeflere ulaşabilecek şekilde teşkilatlandırılmş, koordine edilmiş, kuralları belirlenmiş bir güçtür
Ayni hedefe gitmek için yönlendirilen askeri insan kaynaklarının her birinin ayrı eğitimi, ayrı dünya görüşü, değişik beklentileri ve değişik kabiliyetleri vardır. Toplumun çok değişik kademelerinden ve değişik kültürlerden değişik niteliklere sahip insanlardan, verilen görev içinde en değerli varlıklarını yani canlarını vermeleri istenmektedir. Topluca ve hiç fire vermeden seçilen hedefe gönderilmeleri söz konusudur.
Burada çok önemli bir ayrıntı vardır. Komutanlar genellikle üst makamlardan aldıkları emirleri yerine getirirler. Verilen emirleri irdeleme, değiştirme ve yapıp-yapmama hakkında karar verme lüksleri yoktur. Verilen emirleri o anda maiyetinde bulunan personelle başarmak zorundadır. Bu oldukça büyük bir sorumluluktur. Komutanların işletmelerdeki sivil yöneticilere göre en büyük dezevantajı maiyetlerindekileri kendilerinin seçme şansına sahip olmamalarıdır. Kendilerine verilen kadrolara yukarıdan atanan personel ile kadro görevlerini başarmak durumundadırlar. İşin zorluğu buradadır. Bunu yenmek için komutanlar (askeri yöneticiler) sadece yönetmezler, yönetim işlevinin yanındaki en bariz görevleri emri atındakileri eğitmek ve görev doğrultusunda yetiştirmektir.
Bu da ancak kendilerinin iyi yetişmiş olmaları ile mümkündür. Ayrıca askerlik mesleği komutanlık ve liderlik yeteneğini de gerektirmektedir. Yani ordudaki amirler sadece sıradan bir yönetici değil, lider olmak zorundadırlar. Bu bakımdan komuta kademelerine atamalar yapılırken çok titiz davranılmakta ve kişinin liderlik vasıfları da dikkate alınmaktadır.
Mesleğe yeni intisap edilen teğmenler arasından komutanlık/liderlik kabiliyetleri olanlar genç yaşlardan itibaren titizlikçe seçilerek dikkatle üst kademe komutanlık görevlerine hazırlanırlar. Bu oldukça uzun bir yetişme sürecini gerektirmektedir. Komutanlık kabiliyeti görülen subaylar sorumluluk isteyen mevkilere tayin edilerek yetişmeleri sağlanmaktadır.İşte bu konuda sıralı komutanlara çok önemli görevler düşmektedir. Yani her kademedeki komutan sadece yönetici değil, çok iyi bir insan mühendisi ve eğitici olmak durumundadır.
Muharip ve yardımcı sınıf olarak ayırdığımız personel ayrıca kendi aralarında da özel bölümlere ayrılmaktadır. Örneğin; sadece piyade sınıfına mensup bir personel bu sınıf içinde görevlendirildiği PİYADE, MEKANİZE PİYADE, KOMANDO ve ÖZEL KUVVETLER gibi birliklerde birbirinden değişik ve zorluk dereceleri çok farklı hizmetlerde bulunabilmektedir.
Görülen bu bölümler doğal görevin kaçınılmaz gerçeğidir. Ve bu şekliyle bir bütünü, Silahlı Kuvvetler'in insan kaynaklarını meydana getirmektedir. Silahlı Kuvvetler bünyesindeki insan kaynaklarının her bir unsurunun ihtiyaçları, arzuları, istekleri,beklentileri ayrı ayrıdır. Her bir unsur ayrı şeylerden motive olurlar. Her birinin sevk ve idaresi ile yönlendirilmeleri gerekir. Komutanlık bu bakımdan çok zordur.
Görevinin büyük bir bölümü sıkıntı ve meşakkat dolu olan ve fiziki güç isteyen komando unsuruna mensup bir kişi ile görevi kağıt üzerinde hesap yapmak olan maliye sınıfı mensubunun sevk ve idaresi çok değişiktir.
Üniversite mezunu 35 yaşındaki evli, iki çocuk sahibi, genel müdürlük mevkiine erişmiş 6 aylık kısa dönem bir erbaş ile ortaokul mezunu, 20 yaşında, marangozluk yapan bekar bir erbaşın durumları bir değildir. Bunlardan aynı görevi, aynı şartlarda yapmaları istenmektedir ve hedefe birlikte ulaşmaları ve bir arada yaşamaları gerekmektedir.
Görevini Güneydoğu'da Gabar Dağı'nda eşkiya peşinde koşarak ifa eden, fiziki gücü en üst düzeyde, bilgili, sağlıklı ve üniversite terketmiş bir komando eriyle, Bodrum Kampı'nda veya İzmir Orduevi'nde aşçılık yapan bir erin sevk ve idaresi aynı değildir. Her ikisi de aynı vatan görevini yapmak için Silahlı Kuvvetler'e intisap etmişlerdir. Belirli süre sonunda bu görevini ifa edip terhis olarak sivil yaşantılarına döneceklerdir.
Personel şubesinde çalışan personel yedeksubayı ile İç Güvenlik Birlikleri veya Zırhlı Birliklerde görev alan bir yedeksubayın sorumlulukları ve beklentileri bir değildir. Her birinin dünyaları ayrı ayrıdır. Biri kendi canını ve emrindeki askerlerin canını korumayı düşünürken diğeri, kaç gün sonra terhis olacağının hesabını yapabilmektedir. Bunların eğitimleri de farklıdır. Motivasyonu ise çok daha farklıdır. Oysa ikisi de geçici bir süre içi üniforma giymişlerdir. Yani sadece askerlik yükümlülüklerini yerine getirmektedirler.
Misallerle çoğaltabileceğimiz bütün bu değişkenliklere göre nasıl davranılacağını belirlemek gibi çok zor bir işlevi sadece komutanların, komutanlık ve liderlik kabiliyetleri ile çözümlemek mümkün görülmemektedir. Konuya daha bilimsel metodlarla yaklaşılması kaçınılmaz bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.
İnsan kaynakları yönetimi Türk Silahlı Kuvvetlerinde diğer bütün mesleklerin dışında en fazla üzerinde durulması gereken temel konu olarak görülmektedir. Bugün, sadece kibrit üreten veya kağıt peçeta yapan bir fabrikanın işvereni İnsan Mühendisliği veya İnsan Kaynakları Yönetimi konusunda yetişmiş uzman personeli istihdam ederek en iyi kağıdı en çok üretecek personeli titizlikle seçmenin bilimsel çalışmasına başlamıştır. Bu uygulamanın pek çok örneğine gazetelerin insan kaynakları sayfalarını inceleyerek şahit olmamız mümkündür. Buradan yola çıkarsak, insanın en önemli vasfı olan canını feda etmesi için ona emir verecek komuta kademesinin seçimi ve yetiştirilmesinin ne kadar elzem ve de zor olduğu izaha gerek kalmayacak kadar açıklanmış olacaktır.
İnsanların toprakları, ilkeleri ve inançları uğruna seve seve ölebilmeleri gereği dışarıdan bakanlara doğal gözükebilir. Bunun için maaş alıyorlar, işleri bu denilebilir. Asli görevlerinin bu vatan için ölmek olmasına rağmen neden ölmediklerinin hesabı sorulabilir. Bu milletin her ferdinin hakkıdır. Çünkü kendisinin canının, malının, namusunun topraklarının korunması için bu mesleğe intisab edilmiştir. Bunun gereğini de doğal olarak yapacaklardır. Bunu daima en güzel şekilde yaparak askerler milletinin güvenini tarih boyunca kazanmışlardır. Tarih boyunca yapılagelen bu rutin faaliyeti bugünkü asker nesilden de beklemek Türk milletinin en tabii hakkıdır. Bu güç görev her hal ve şartta ve en başarılı şekilde yerine getirilmek zorundadır.
Emri altındaki personeli milli hedefler doğrultusunda yönetecek rütbeli şahıslarda insandır. Peki bu insanları kim motive edecektir? Doğal olarak onların komutanları motive edecektir. Önemli olan bu işi yapacak, yani insanları gözünü kırpmadan bu ülke, bu bayrak ve topraklar ve millet için ölüme sevk edebilecek liderlerin mevcudiyeti ile sayılarının yeterliliğidir. İyi komutan ve iyi liderler yetiştirildiği taktirde, astlar (maiyettekiler) için fazla birşey yapmaya gerek kalmayacaktır. Çünkü o liderler emirlerindeki kitleleri bu vatan için seve seve canları feda edebilecekleri hedeflere yönlendirebileceklerdir.
Askeri tarih, iyi liderler elinde Türk insanının Mehmetçik olduğunu, kötü liderler elinde ise son derece büyük bozgunların yaşandığının pek çok örneği ile doludur.


İÇ GÜVENLİK HAREKATINDA TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bugün önemli bir kesimi Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde PKK Terör Örgütü tarafından 29 yıldır sürdürülen ve ülke bütünlüğünü tehdit eden alçakça saldırıların karşısında özveri ile, cesaretle, kahramanca mücadele vermektedir. Bu sinsi, dış destekli, acımasız ve kalleşçe saldırılar ülke toprakları üzerinde dış güdümlü bir uydu devlet kurulmasını amaçlamaktadır.
Teröristler, ne yazık ki dost ve müttefik ülkeler dahil Türkiye ve Türklük düşmanı pek çok uluslararası kuruluşun sürekli ve yeterli desteğini de almaktadırlar. Bugün bütün yurt sathında bilinçli, planlı, programlı ve son derece iyi tesbit edilmiş hedefleri bulunan bir düşmanla mücadele etmek durumundayız.
Mücadelemiz bütün bölgelerde etkili bir şekilde sürdürülmektedir. Geçen süreç içinde pek çok şehit ve yaralı karşılığında son derece önemli tecrübeler elde edilmiştir. Gayri nizami harp usul ve taktiklerini kullanan teröristler kanun, nizam ve kural tanımadıklarından insiyatifin onlarda olması bu mücadelenin doğal sonucudur.
Güvenlik güçlerimizce terörist faaliyetlere karşı hukuki ortamda ve askeri kurallar içinde karşı konulmaya çalışılmaktadır. Devletin organlarının başka türlü hareket etmesi mümkün değildir. Bu da tabii olarak zaiyata sebep olmaktadır. Bu çeşit mücadelede nizami devlet güçlerinin zaiyati dünya standartlarına göre 1'e 5'tir. Yani beş şehide karşılık ancak bir terörist safdışı kılınabilecektir. Bu standartlara ve bölge arazisinin teröristlere olağanüstü hareket serbestisi ve kolaylığı sağlamasına rağmen teröristlere verdirilen zaiyatlar tersine dönmüştür. Sayı 5 teröriste 1 şehit durumuna inmiştir. Bu, Türk askerinin dünya çapındaki olağanüstü ve benzersiz ve tarihi bir başarısıdır. Bu başarının sırrı işte motivasyon adını verdiğimiz psikolojik tatmin ve güçlendirmeden geçmektedir.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin önemli bir bölümünün başarı ile sürdürdüğü iç güvenlik harekatı'nın başarısı insan faktörünün iyi yönlendirilmesinde, yani motivasyonda yatmaktadır. Bu motivasyonu bizzat sağlayacak olanlar rütbeli askerlerdir. Atatürk'ün aşağıdaki sözleri Türk subayının özünü ortaya koymaktadır;
" Subay; yalnız askere harp vasıtalarını öğreten ve ona harpteki vazifelerini gösteren bir insan değildir. O insani ve milli hisleri de işler ve onları icabında düşman karşısında silah kadar tehlikeli bir hale getirir. Bizim askerimiz kışlaya işlenecek bir hammadde halinde gelir. Kışladan ayrıldığı vakitte geldiğinden çok farklı bir halde ayrılır. Kazanmış, yükselmiş, kuvvetlenmiş olarak evine döner."
Aynı hususta Napolyon "İyi bir general, iyi subaylar, iyi astsubaylar, iyi organizasyon ve sıkı disiplin iyi orduları meydana getirir. Fakat vatan sevgisi ve vatana katkıda bulunma arzusu, muharebe alanındaki sevk ve heyecanı doğurur." sözleriyle Atatürk'ün fikrine adeta destek olmaktadır.
İç güvenlik harekatı'nda düşman kural dışı savaşı öngörmektedir. Teknolojinin bize sağladığı üstünlük bu çeşit harekata yeterli değildir. Burada en büyük silahımız insan kaynaklarımız, yani Mehmetçik'tir.
Mehmetçik, her türlü teknolojik imkanlar ve silahlar ile teçhiz edilirken, milli duyguları işlenerek, mili şuuru güçlendirilerek, en az silah kadar güçlü bir iradeye sahip kılınarak mücadeleye hazır hale getirilmektedir. Bugün askeri liderlerin önündeki en önemli sorumluluk bunun sağlanmasıdır. Bunun sonunda başarının gelmesi de doğal bir olgudur.
Gerçek liderlerin ancak iyi komutan ve liderler yetiştirebileceği unutulmamalıdır. İnsanların gözünü kırpmadan vatan ve milleti uğruna ölüme götürüldüğü bir mesleğin mensupları olan komutanlar gerçek anlamda birer lider olabildikleri takdirde hem emrindeki askerleri ve hem de Türk milletinin tamamını seve seve peşlerinden ölüme götürebilirler.
Tarihimiz bu tip askeri liderlerin pek çoğunun başarılarını günümüze kadar taşımıştır. Daima onlara layık, onlardan daha iyi olmanın gayreti içinde pek çok liderlik vasfını kazanmış askerlerimiz vardır. Bunların mevcudiyeti milletimizin ülkenin geleceğine ilişkin beklentilerini olumlu istikamette kamçılamakta, onlara güven ve gurur vermektedir.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin gündemini yıllardır meşgul eden, ülkenin maddi kaynaklarını önemli ölçüde etkileyen iç güvenlik harekatında askeri gözle çözüm arandığında; iyi yetişmiş askeri liderler ile bu liderler elinde en etkili silahtan daha kuvvetli ve etkili olabilecek Mehmetçiklerin bu harekata yönelik mücadele için motive edilmesi anahtar çözüm olarak görülmektedir.
Bölgede menfaati olan dış güçlerin maddi ve manevi katkıları ile içerinde kandırılmış Türk gençlerinin de yer aldığı bölücü eşkiya çetesine karşı inançlı, ne yaptığını, niçin yaptığını bilen, manevi değerlerine inanışın ve bağlanışın açık bir ifadesi olarak yemin edip kutsal askerlik ocağına katılan askerlerimiz, gerektiğinde gözünü kırpmadan canını verip şehitlik mertebesine ulaşarak azimle mücadele etmektedir. Eşkiyanın kökü kazınana ve bu topraklarda bir tek PKK'lı kalmayana kadar mücadeleye devam edeceklerini bu kahraman askerlerimiz her fırsatta tekrarlamaktadırlar.
Ülkemizin halen içinde bulunduğu iç güvenlik harekatı uygulanmasını gerektiren olağanüstü şartlar ile çevremizde T.C. devletinin ilgi sahasına giren Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkaslar bölgesindeki olayların meydana getirdiği büyük risk ortamında her an muharebeye hazır güçlü bir Silahlı Kuvvetler'e sahip olmamız coğrafyamızın gereğidir.
Ülkemizin milli menfaatlerini korumak, jeopolitik konumundan kaynaklanan büyük tehdidi bertaraf etmek için; bilim ve teknolojinin Silahlı Kuvvetlerimize katabileceği güçten daha fazlasını Ordu-Millet olma vasfını binlerce yıldan beri bugünlere taşıyan insan kaynaklarımızı iyi kullanarak kazanmamız doğaldır.
72 milyon Anadolu Türkü’nün tamamını tek bir yumruk gibi, tek bir silah haline getirmemiz ve bu silahı milli menfaatlerimizi sağlayacak milli hedefler doğrultusunda kullanmamız kaçınılmazdır. Bunu geçmişte yaptık, bugün de yapabilecek değerlere sahip bulunmaktayız. Ülkemize dışarıdan yapılan saldırılara karşı Türk milletinin bütün kaynakları ile tek bir vücut halinde biraraya geldiğine dünya pek çok kez şahit olmuştur. Yeter ki inanalım ve isteyelim.
En büyük gücümüzü teşkil eden ve her biri birer Mehmetçik olmak için sırasını bekleyen insan kaynaklarımızı barıştan itibaren milli hedeflerimiz doğrultusunda motive etmek mecburiyetindeyiz. Tabiidir ki burada görev Silahlı Kuvvetler ile beraber devletin ilgili diğer organlarına düşmektedir.



TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİN GURURU ÖZEL KUVVETLER KOMUTANLIĞI

Genelkurmay Başkanlığına bağlı Özel Kuvvetler Komutanlığı, ismi gibi ülkemizin en önemli ve en özel birliğidir. Bu birliğin bariz özelliği alacağı zorlu görevler dolayısıyla çok özel eğitimden geçmiş, genellikle rütbeli profesyonel seçkin askerlerin istihdam edilmiş olmasından kaynaklanmaktadır.
Özel Kuvvetler; ülkemizin herhangi bir bölgesi düşman işgali altına girdiği takdirde bu topraklarda kalan Türk vatandaşları tarafından işgal kuvvetlerine karşı örgütlü ve plânlı olarak karşı konulması ve cephe gerisinde uygulayacağı gerilla eylemleri ile düşmana azami zarar verdirilmesi için barış zamanından yapılacak hazırlıkları yürüten askeri bir birliktir.
Bu görevi yürütecek sivil kadroların seçilmesi, teşkilatlanması, eğitilmesi, yeterli silah sistemleri ile donatılması gibi gizlilik içeren faaliyetleri yerine getiren bu birlik görevinin tabiatı gereği gizlilik seviyesi çok yüksek şartlarda çalışır.
Çok seçkin subay-astsubay ve uzman personelden oluşan birlik yukarıda belirttiğim ana görevi dışında yurtiçinde herhangi bir askeri birliğin kabiliyetini aşan özel görevleri de yerine getirir. Uçak kaçırmalar, sabotajlar, anarşi ve terör örgütlerine karşı düzenlenecek kritik nokta operasyonlarında başarı ile görev alan Özel Kuvvetler halk arasında “Bordo Bereliler” olarak isim yapmışlardır. Bu birliklerde görev alma ayrıcalığına erişmiş rütbeli personelin kamuoyu nezdinde kendilerine ve ailelerine gurur verecek haklı bir yeri üstün yeri vardır.
Son dönemde Kıbrıs Türk Mukavemet Teşkilatının kurulmasında ve 1974 Kıbrıs Barış Harekâtına kadar Kıbrıs Türk toplumunun can ve mal güvenliğinin sağlanmasında başarı ile görev yapmışlardır. Bilahare yurt içinde ve Kuzey Irak’ta PKK terör örgütüne karşı yürütülen operasyonlarda plan dâhilinde görev almış ve önemli başarılar göstermiştir. Bu birlik büyük Türk cengâverliğini ve Ordu-Millet kavramını en üst düzeyde temsil eden gurur kaynağımızdır.
1952 yılından beri NATO içinde görev yaptığımız müttefiklerimiz kendi birlikleri ile mukayese ettiklerinde Türk özel kuvvetlerinin her bakımdan diğerlerine üstünlüklerini dile getirmekten çekinmemişlerdir.
Daima göz önünde başarılı hizmetler üreten bu birliğimize karşı Türkiye üzerinde emelleri olan küresel mihrakların saldırıları kaçınılmazdı. Sonunda saldırı yolunu da çok iyi buldular.
Bilindiği gibi küresel mihrakların son otuz beş yıldır terör ve anarşi ortamına sürükledikleri ülkemizde çeşitli grupların birbirileriyle çatıştığı ortamda pek çok insan kimliği belirlenemeyen kişi ve kuruluşlarca hunharca katledilmiştir. İşte bu kargaşa ortamını fırsat bilerek görevi gereği gizli çalışan bu kuruluşumuza haksız ve mesnetsiz bir şekilde saldırarak
bu müstesna birliğimizi faili meçhul cinayetlerin faili gibi göstererek halkımızın gözünde küçük düşürmeye çalıştılar. Kafalarda oluşturdukları birtakım soru işaretleri ile bu birliğimiz devlet içinde devlet şeklinde tanımlayarak Kontr Gerilla, Gladio, Derin Devlet gibi isimler takarak karalamaya çalıştılar.
Dış kaynaklı psikolojik harekât operasyonları ile kuruluş amacı ve görevleri kanunen belli olan özel kuvvetlerin mevcudiyetini ve faaliyetlerini illegal olarak göstererek adeta ülkemizdeki her türlü karanlık ve yasadışı işleri planlayan bir suç örgütü olarak göstermeye çalıştılar. Burada elde edilmek istenen hedef; en güzide birlikleri böyle ise diğerleri kim bilir ne durumdadır? Sorusunu milletin kafalarına sokmaktır.
Bu müstesna birliğimiz özellikle ele alınmasına rağmen asıl hedef doğrudan doğruya Türk Silahlı Kuvvetleridir. Küresel psikolojik harekât uzmanlarının psikolojik saldırılarında kullandıkları temalar özetle şunlardır;

- Askerler mafyalaşmıştır. Faili meçhul cinayetler içinde parmağı vardır.
- Ordu içinde çeteler vardır ve bunlar kendi başına buyruk illegal işler yapmaktadır.
- Ordu mensupları kara para aklama,uyuşturucu ve silah ticaretine bulaşmıştır. Bu işleri ordu içindeki görev gereği olan gizli çalışan birimler gizlilik ve dokunulmazlık örtüsü altında yapmaktadır.
Bu temaları ihtiva eden suçlamalar her platformdan yararlanılarak uygulanmaktadır. Bu şekilde; Türk halkının ordusuna olan güvenini sarsmak, milleti birada tutan Ordu-Millet kavramını zayıflatarak devleti sırtında taşıyan orduyu güçsüzleştirmek ve görev yapamaz hale getirmek amaçlanmıştır. Çünkü güçsüz bir orduya sahip Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bu coğrafyada yaşaması asla mümkün değildir.
Bu birliğin faaliyetlerini sorgulayanlar; uyguladıkları psikolojik savaş metotları ile çok önemli kişi ve kuruluş temsilcisini bu birliklerin yasadışı faaliyet yaptığı hususuna inandırdılar. Ve uyguladıkları yoğun propaganda saldırılarına yenik düşerek ülkemizin bu müstesna birliğini lekelemeye ve suçlu göstermeye çalışanlar arasına devletin en üst kademelerini işgal edenleri de katma başarısını gösterdiler.
Nitekim son elli yılın siyasi yaşamı içinde başbakanlık dâhil çok üst düzey görevlerde bulunan Bülent Ecevit dahi her fırsatta Özel Kuvvetler Komutanlığını Türk Silahlı Kuvvetleri içinde illegal görev yapan bir birlik şeklinde gösteren talihsiz beyanatlar vermiştir. Kendisine verilen bütün bilgilendirme brifinglerine rağmen Ecevit ve onun gibi düşünen pek çok siyaset adamını bu fikirlerinden döndürmek mümkün olmamıştır.
Çünkü karşı tarafın psikolojik savaş uzmanları çok iyi çalışıyorlardı ve kimlerden nerede ve nasıl yararlanacaklarını iyi biliyorlardı.
Susurluk olayı ile birlikte yeniden gündeme gelen bu birliğimiz hakkında günümüzün müzakere basını devamlı karalama kampanyaları yürütmekten geri kalmamıştır. Başka Korkut Eken olmak üzere bu birlikte görev yapan pek çok kişi basın yolu ile karalanmaya çalışılmıştır. Bu kişiler; aldıkları eğitim, devlet kavramına olan yeminli bağlılıkları, yaptıkları görevin ülke yararına olduğunun bilinci içinde yapılan suçlamalara hiç cevap vermediler. Devlet gizliliğini ortaya çıkartacağı gerekçesi ile suçlamaların cevapsız bırakılması ve verilen cezaların olduğu gibi kabul edilmesi psikolojik savaş planlamacılarının planlarını bozdu.
Çünkü şimdi yakaladık dedikleri suçluları yine bulamamışlardı. Buna rağmen saldırılar ve suçlamalar durmadı.
Kontrgerilla – Gladio – Derin Devlet gibi kavramlarla bu birlikleri halkın gözünde küçük düşürmek ve halkın ordu hakkındaki fikir ve düşüncelerini olumsuz olarak etkilemek amacı ile yapılan faaliyetleri Türk toplumu hiç bir zaman sahiplenmedi. Halkımız her saldırıda biraz daha ordusuna sahip çıktı.
Nitekim çeşitli sivil toplum kuruluşlarının belirli dönemlerde yaptıkları ciddi kamuoyu araştırmalarına göre Türk Ordusu Türk halkının en güvendiği kesim olma vasfını açık farkla sürdürmektedir.
Hatta bu konuda araştırma yapan şirketlerden birinin yöneticisine televizyonda sorulan “ Bütün suçlamalara rağmen halkın ordusuna güveninin devam etmesine ne diyorsunuz” sorusunun cevabı çok ilginç idi. “Bunun nedenini anlamak için çok kapsamlı bir bilimsel araştırma yapmamız gerekmektedir. Biz sadece mevcut durumu tespit ediyoruz. Zaten bu işin
anlayamadığımız yanı, suçlamalar arttıkça güven duygusunun da artmasıdır. Sanırım bu ordu ile bütünleşen halkın bir nevi kendi evlatlarını sahiplenme duygusudur.”
4-6 Temmuz 2003 tarihinde Süleymaniye’de esir alınan 11 askerimiz de bu birliğin mensuplarıydı. Irak’taki ABD işgal güçleri Süleymaniye operasyonu ile Irak Türklerinin umudu ve PKK’nın korkulu rüyası olan Türk askerlerini bu 11 asker nezdinde karalayarak Türk halkının gözünde küçük düşürmeye çalıştı ve Irak Türklerine de “Bunlar kendilerini korumadan acizler. Sizi nasıl koruyacaklar” mesajını verdi.
ABD’’nin psikolojik harekât yöneticilerinin güdümünde görev yaptıkları açıkça belli olan yandaş medyamız, bu 11 askerin herhangi çatışmaya girmeden teslim olmasına sevindiler. Yazdıklarında işledikleri ortak tema; “Herhangi bir yanlışlık yapmadan ABD askerlerine karşılık verilmemesi çok yerinde bir davranıştır. Eğer cevap verilse idi orada 11 askerimizle
birlikte en az 100 Amerikan askeri ölebilirdi. Bu durumda tezkere dolayısıyla zaten bize kızgın olan dostlarımızla aramız iyice açılacaktı ve bunun intikamını bizden fazlasıyla alacaklardı.Bu basit bir olaydır ve üzerinde durulmaya değmez” şeklindeydi.
Aslında 11 askerin Süleymaniye’de çarpışarak şehit olmaları bütün Türk milletinin ortak beklentisi idi. ABD ordusu da Türklerin silahla karşılık vermesini bekliyordu ve kendisini bunun sonuçlarına göre hazırlamıştı. Fakat Türk askerleri üstlerinden aldığı emirle silahlarını teslim edip kafalarına çuval geçirilmesini kabul ettiler. Bunun üzerine ABD tarafı, planlarını psikolojik savaş uzmanlarının kullanabilecekleri malzemeleri temin edecek şekilde sürdürdüler. Yani Türk milletinin hazmedemeyeceği görüntüleri maharetle hazırladılar.
Bu küçük birlik nezdinde Türk Silahlı Kuvvetlerini ve dolayısıyla Ordu-Millet karakterli Türk milletini aşağılamak ve gururunu kırmak için her türlü iletişim araçlarını kullandılar. Bu konuda plânladıkları hedeflerinden daha fazla başarı elde ettiler. Çünkü burada Türk Silahlı Kuvvetlerine verdikleri zarar fiziki olarak çok fazla değildi, ama beyinlerde yarattığı hasar çok büyüktü ve tamiri kolaylıkla mümkün değildi.
Süleymaniye baskını günlerindeki Türk medyasını inceleyenler, bu yazılar arasında “ABD’nin kıtalar ötesinden gelerek bu bölgede bulunmasını meşru gören ve Türk Askerinin güvenliği için dahi olsa başka bir ülkede bulunmasını kınayan” yazılar olduğunu görürler. Bu husus yapılan ABD psikolojik harekât operasyonunun ne derece başarılı uygulanmış olduğunu kanıtlamaktadır.
Hiç ilgisi gereği yokken ayni günlerde özel kuvvetlerin geçmişinde karanlık ilişkiler olduğunu iddia edenlerin kullandığı “GLADIO” sözcüklerinin de basında yer alması plânlı hareketin bir başka boyutunu işaret etmektedir.
Bütün saldırılara rağmen Özel Kuvvetler Komutanlığı bilinen gizlilik kavramı içinde söylenenlerden hiç etkilenmeden, bir adım geri çekilmeden eskisinden daha ciddi bir vazife anlayışı içinde görevlerine devam etmektedir.
Bu birlik üzerinde yapılan sürekli propaganda ve aşağılama çabalarına rağmen istenildiği ölçüde başarılı olunamamasının bir tek geçerli sebebi vardır. Başbakan Ecevit de söylese, Başbakan Erdoğan da söylese bir başka meşhur isim dahi bildirse halkımız bu güzide birliğimiz hakkında söylenen menfi ve olumsuz sözlere inanmamaktadır. Yani aydınlarımız kandırılmasına rağmen halkımızı kandırmak mümkün olmamaktadır. Aksine halkımız her ortamda bu çok özel askerleri ile gurur duyduğunu açıklayarak bütün karalama çabalarının boş olduğunu vurgulamaktadır.
Saldırganlar yeni taktikler ve şimdiye kadar kullanmadıkları orijinal usuller aramalarına ve uygulama alanına sokmalarına rağmen bir türlü başarılı olamamaktadırlar. Çünkü binlerce yıllık Ordu-Millet kavramı milletimizde bütün canlılığı ile yaşamaktadır.
Ordumuzun tarihteki kahramanlık menkıbeleri ile yetişen insanlarımız bu askerleri gerçek birer kahraman gibi görmekte ve bunu çekinmeden dile getirmektedir. Milletin kendi askerleri hakkındaki düşüncelerini değiştirmek kolay değildir. Bu husus bilinmesine rağmen PKK’yı yasallaştırarak siyasi bir görünüm vermek için yapılan çalışmalar içinde yer alan Şemdinli
olaylarında da hedef yine askerler ve özellikle askerlerin en güzide birliği olan Özel Kuvvetler olmuştur. Burada yapılan bütün kışkırtma çalışmalarına, satın alınmış basınımızın yaygaralarına, televizyonlarda nerede ise kendi askerlerini halk düşmanı ilan edecek kadar ileri giden aydın kılıklı gafillerin sanal programlarına rağmen halkımız yine oyuna gelmemiştir.
Dünyada küresel güçlerin ele geçirmek ve kontrol altında tutmak için büyük çabalar harcadığı ve bu çabaların Afganistan-Irak işgalleri ile fiiliyata döküldüğü bir coğrafyada konuşlanan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvenliğini sağlayacak yegâne kuruluşu Türk Silahlı Kuvvetleridir.
Dünyadaki benzeri bulunmayan Türk Ordusu; 12.000 yıldır tarih sahnesinde yer alan Türk milletinin Ordu-Millet vasfı ile karakterize edilmiş bir bölümüdür. Türk Ordusu; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin belkemiğidir. Onsuz bu coğrafyada bir an bile yaşamamız mümkün değildir. Bugün ülkemize yönlendirilmiş küresel saldırılar karşısında her zamankinden daha güçlü ve her an harbe hazır bir Silahlı Kuvvetlere olan ihtiyacımız ortaya çıkmıştır. Çünkü sadece ülkemize değil, çevremizdeki ülkelere karşı yürütülen küresel saldırılarla meydana gelen sıcak gelişmeler dahi bize bunu dikte ettirmektedir.
Ordularımız Cumhuriyetin bekasının gerçek teminatıdır.
Hangi mevki ve makamda bulunursak bulunalım bu yüce müesseseye gözbebeğimiz gibi bakmalı, O’nu korumalı ve kollamalıyız. Aksi takdirde cumhuriyeti koruyup kollamamız mümkün değildir.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin devleti ve milleti içindeki önemini iyi kavrayan küresel güçler, içerideki yardakçılarını da kullanarak,”Barış - Demokrasi - İnsan Hakları” gibi insani değerlerin arkasına sığınarak bu gücü tamamen etkisiz kılmayı ve bunun sonucunda ülkemizin tamamını hiçbir direniş görmeden teslim almayı hedefliyorlar. Bu alçakça yönetilen oyunu milletimiz görmüş ve bu konudaki her türlü psikolojik saldırıyı elinin tersi ile itmesini bilmiştir.
Neden hep saldırılarda Özel Kuvvetler gündeme geliyor? sorusuna cevap olarak verebileceğimiz bir gerçeği dile getirmenin yararına inanıyorum. Geçen yüzyıl içinde Türk Silahlı Kuvvetleri yaptığı muharebelerin çoğunda klasik savaş yöntemlerini değil, özel hallerde muharebe taktik ve taktiklerini kullanmıştır. Dolayısıyla halkımız ordusunu daha çok bu yüzü
ile tanımıştır. Bu konuyu biraz açalım.
19’uncu yüzyıl sonlarında istiklâl için ayaklanan Balkan milletlerine karşı Osmanlı subayları Balkanların her köşesinde tipik bir gerilla muharebesi vermişlerdir. Bu mücadelelerin her biri efsanelere, roman ve filmlere konu olmuştur. Bu mücadeleleri yapan askerler halkın gözünde gerçek birer kahraman olarak görülmüşlerdir. Bugün zevkle dinlediğimiz Rumeli şarkı ve türküleri bu kahramanları ölümsüz kılmıştır.
Trablusgarp’ta, Balkanlarda ve Arap yarımadasında Türk askerlerinin savaşları arasında nizami harpler çok azdır. Çanakkale’yi hariç tutarsak Ordunun bir kısmı cephede organize kuvvetlerle muharebe yaparken büyük bir kısmı da cephe gerisinde isyanlarla ve çetecilerle boğuşmak zorunda kalmıştır. Bu mücadelelerde Türk Ordusu aynen milis kuvvetleri gibi
savaştığından askerlerimiz klasik muharebeden çok özel hallerde harekât konusunda tecrübe sahibi olmuştur.
İstiklâl Harbine geldiğimizde ise önce dış güçlerin kışkırtması ile Anadolu’da başlayan isyanlar bastırılmıştır. İsyanlar eski askerlerin komuta ettiği Kuvay’ı Milliye (sivil milis güçleri ) tarafından bastırılmıştır. İstiklâl Harbi’nin askeri gücü olarak önce her bölgede halkın kendi kendine oluşturduğu milislerden meydana gelen Kuvay-ı Milliye güçleri ile Yunan Ordusuna karşı konulmuştur.
Güneydoğuda ise halkın destansı direnişi sonunda Fransızlar bölgeyi terk etmek zorunda bırakılmıştır. Bu direnişi ödüllendirmek üzere Urfa, Maraş ve Antep şehirlerine Şanlı- Kahraman-Gazi unvanları verilmiştir. Sonradan bu milis güçleri nizami kuvvetler haline dönüştürülerek İstiklâlimiz kazanılmıştır..
Türk askerinin özel muharebe görevleri cumhuriyet döneminde de devam etmiştir. 1925’te Şeyh Sait isyanı ile başlayan halk ayaklanmaları Ağrı, Tunceli, Dersim, Zilan Deresi, Hakkâri isyanları gibi devam etmiştir. Bu ayaklanmaları bastırmak üzere düzenli ordu gücleri kullanılarak gayri nizami unsurlara karşı savaş verilmiştir.
1968-1980 arasında başlayan ve iç savaşa dönüşme istidadı gösteren teröre karşı sıkıyönetim uygulamaları ile mücadele eden askerlerin uyguladıkları hep özel harekât türümuharebeler olmuştur. 1980 li yıllarda başlayan PKK terör örgütüne karşı yapılan harekât ise,“Düşük Yoğunluklu Savaş” olarak nitelendirilen tamamen özel hallerde muharebe taktik ve tekniklerinin kullanıldığı savaş şeklidir.
Olağanüstü Hal uygulamaları ile birlikte Doğu ve Güneydoğuda yoğunlaşan teröre karşı yeniden yapılanmaya gidilmiş ve kurulan Asayiş Kolordu Komutanlığı emrinde görev yapacak koruculuk sistemi oluşturulmuş, Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının tamamına yakını özel harekât konusunda ihtisaslaşmıştır. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra orduda görev alan bütün subaylar muvazzaf hizmetleri içinde da özel kuvvetlere komuta etmiştir.
Bu arada yeniden teşkilatlanarak Kolordu seviyesine çıkartılan özel kuvvetlerimiz çok başarılı görevler üstlenmiş ve terör örgütlerine karşı kullanılabilecek dünyanın en iyi yetişmiş birliği olduğunu kanıtlamıştır.
İşte bu kısa tarihi çerçeve içinde konuya bakılacak olursa Türk ordusunun bugünkü en güçlü yönünün 21’inci asırda bütün insanlığın büyük tehdidi olan terör olaylarına karşı koyma, yani özel hallerde muharebe alanında olduğu açıkça görülmektedir.
PKK terör örgütüne AB ve ABD destekli PKK’ya karşı en iyi savaşan birlikler Özel kuvvetler komutanlığı birlikleridir.
Türk Silahlı Kuvvetlerine yapılan küresel saldırıların neden özellikle bu birliğimiz hedef alınarak yapıldığı bu sistem içinde değerlendirilmelidir. Aslında burada hedef Özel Kuvvetler değildir.
Hedef önce Türk Silahlı Kuvvetleri ve bilahare bağımsızlığını bu kuvvete borçlu olan Türkiye Cumhuriyeti Devletidir.
Bunu bilerek tedbirlerimizi buna göre almak gerekmektedir. Çünkü sadece yurdumuzda değil, dünyanın merkezindeki Balkanlar-Kafkaslar-Ortadoğu’yu içine alan bu bölgedeki küresel hedefleri engelleyecek tek örgütlü yapı sadece Türk Silahlı Kuvvetleridir.
İşte bu gücü önce yıpratmak ve sonra görev yapma azim ve iradesini kırmak üzere her türlü psikolojik savaş metotları Türk ordusu üzerinde acımasızca kullanılmaktadır.
Biz biliyoruz ki, psikolojik harekât saldırısına maruz kalan bir bireyi yeniden eski haline getirmek kolay değildir. Bilgi, beceri, sabır ve nihayet çok uzun bir zamana ihtiyacı vardır. Fabrikalar bant üzerinde birkaç dakikada komple modern bir tank imal edebilirler. Ama bireyin doğumundan savaşa hazır hale getirilmesi en az yirmi seneyi almaktadır.
Bu bakımdan komutanlar, liderler ve yöneticiler hasımlarının elindeki maddi güçlerin miktarından çok o ülke psikolojik savaş yöneticilerin çalışma usul ve metotlarını takip etmeli onları adım adım izleyerek atabilecekleri her adım hakkından önceden haberdar olmalıdır.


ORDUMUZ DEVLET VE MİLLETİMİZİN VARLIĞININ TEMİNATIDIR

Bilim ve teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, bu teknolojiyi yaratan ve kullanan yine insandır. İnsan unsuru daima ön plânda olacaktır. Ülkemizin en güçlü yanı işte bu dinamik insan gücü unsurudur. Silahlardaki başdöndürücü gelişme dünyanın en güçlü ve yenilmez silahı olan insanı ikinci plâna itememiştir. Dünyanın bilinen en güçlü silahı dün " ölümü göze almış inanç sahibi insan” olarak belirtiliyordu. Bugünün dev teknolojilerine rağmen insan unsuru hâlâ bu özelliğini muhafaza etmektedir.
İnançlı insanın neler yapabileceğinin en güzel ve yakın örneğine Çeçenistan’da üstün Rus güçlerine karşı topraklarını savunan bir avuç Çeçen savaşçısında gördük. Aslında bu örneğin benzerlerini dünya Türk insanında defalarca gördü ve bizi yakından tanıdı. Türk tarihi, Türk insanının inanılmaz gücünün, cesaretinin, metanetinin ve bir karış toprak uğruna yaptığı kahramanlıkların emsalsiz örnekleriyle doludur. Bunların bilinmesi, öğrenilmesi, yeni yetişen nesillerimize hem kim olduklarını ve nereden geldiklerini öğretecek ve hem de ne yapabilecekleri hakkında kendilerine bir yol gösterecektir.
Türk Askeri binlerce yıldır var olduğu tarih sahnesinde yurdunu ve milletini korumak için kendisine düşen görevi daima yerine getirmiştir. İyi komutanlar ve liderler elinde dünyanın en güçlü silahı haline gelen Türk askeri; 1 inci Dünya Harbinde Osmanlı Devleti mağlup olmasına rağmen yüz binlerce Mehmetçiğini şehit ve gazi vererek görevini başarı ile tamamlamıştır.
Türk milletinin belirgin vasfı Ordu-Millet olma karakterini binlerce yıldan günümüzde değişmeden taşıyabilmiş olmasıdır. Ordusu ile böylesine iç içe girmiş, milletin her ferdinin kendisini ordunun bir ferdi olarak hissettiği bir başka millet yoktur.
Bu milletin gerçek gücüdür.
Nitekim küresel güçlerin dört koldan Türk Silahlı Kuvvetlerinin halk üzerindeki itibarını zedelemek için yaptığı bütün manevralara rağmen halkın gözündeki en güvenilir kuruluşumuz yine silahlı kuvvetlerimizdir.
Daha çok küçük yaşlardan itibaren bütün Türk erkeklerine “Ordu saflarında ölünce askerin en büyük rütbesi olan ŞEHİTLİK mertebesine erişeceği, eğer sağ kalırsa toplumdaki diğer en değerli mevki olan GAZİLİK mertebesine ulaşılacağı, bunun için bu ocağa gönderildiği " hususu aileleri tarafından aşılanmaktadır. Adeta beyinleri yıkanmaktadır.
Alınan köklü İslam kültürü ve terbiyesi ile de bu mevhum zihinlerde iyice yer etmektedir. İşte bundan dolayıdır ki; o basit, sakin, gösterişsiz ve son derece mütevazı görünüşlü, saf ve temiz Türk askeri; muharebede bir yıldırım, bir kasırga gibi coşmakta, gözünü dahi kırpmadan üzerine atıldığı düşmanlarının korkulu rüyası olmaktadır. Bu değişmez karakter, bu üstün ruh Türk askerine atalarından kalan en büyük mirastır. Kuşaklar boyu nesilden nesle aktarılarak günümüze taşınmıştır.
Şehitlerimizin yüreği acı ile burkulan anne ve babalarının kendisinden beklenen vakar ve gurur içinde “ Vatan sağolsun. Bu vatana bin mehmet feda olsun” diyerek toplum içindeki yerlerini yüceltmelerinin bir başka örneğine dünyada rastlamak mümkün değildir. İşte Türk askerini ölümsüzleştiren bu duygu Türk toplumunu diğerlerinden ayıran eşsiz bir değer yargısıdır.
Türk Askerini yani yaygın ismi ile Mehmetçiği; Türk milletinin herhangi bir diğer ferdinden ayırmak mümkün değildir. Hele bu evlatlarımızı diğer orduların askerleri ile karşılaştırmak ve onlara benzetmek çok yanlıştır. O' şahsında bağrından çıktığı 12.000 yıllık geçmişe sahip Türk milletinin özgün karakterini taşır, onu en iyi temsil eden bir sembol kişilik olarak tarihteki yerini alır.
Türk askerinin üstün vasıflarına tarihin bütün safhalarında defalarca rastlamak mümkündür. Bu vasıflar onda yerleşmiş ve vazgeçilmez bir davranış biçimi olmuştur. İşte bu vasıfları ile dünyanın en modern silahlarına sahip değil ama en muharip ordusunun yaratılmasına temel etken olmuştur.
Türk ordusu oldukça Türk milleti ebediyen payidar olacaktır.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
29 Şubat 2008 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale