20 EYLÜL 2017 ÇARŞAMBA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Üçüncü dünya savaşı Türkiye'den çıkabilir
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1931)

 28 Şubat 2008 Perşembe 

Gündemi kaplayan türban ile ilgili anayasa değişikliği daha şimdiden üniversiteleri bir kaos ortamına sokarken, Kuzey Irak’a yapılan kara operasyonu sıcak gündeme ortak olmuştur. Medya bu iki konu üzerinde yoğunlaşmışken geçen hafta “Le Monde” ve “Stern” gazetelerinde yayınlanan bir makale gözden kaçmıştır.
Yazının başlığı aslında aşağıda yer verdiğim bu makalenin’de başlığıdır. Yazar Türkiye’yi çok iyi tahlil etmiş ve eğer üçüncü dünya savaşı olacaksa bunun başlayacağı yer olarak Türkiye’yi göstermiştir. Senaryo ve öngörü oldukça gerçekçidir.
Yazı ülkemizin dışarıdan çok iyi izlendiğini ve Türk toplumunun psiko-sosyal durum haritasının çok iyi çıkartılmış olduğunu göstermektedir. Küresel güçlerin menfaat çatışmaların düğümlendiği bir coğrafyada yer alan Türkiye’nin sahip olduğu potansiyel güç dünya güç merkezleri tarafından dikkatle takip edilmesinde önemli rol oynamaktadır.
Ülkemiz bu güçlerin bölgedeki hedeflerine ulaşmada kendilerine ciddi engel teşkil etmeyecek bir statüde bulundurulmak istenmektedir. Aşağıdaki makale işte bu gerçek bilinerek incelenmelidir.

“ ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI TÜRKİYE’DEN ÇIKABİLİR..

Türkiye, son ve büyük bir hesaplaşmaya doğru gidiyor. Bu ülke korkulduğu gibi ırka ya da dine dayalı bir bölünme yaşamadı. Daha korkunç ve daha temel bir bölünmeyle sakatlandı.
Cumhuriyet boyunca süren "kültürel bölünme" artık iyice keskinleşti.
Şimdi bir yanda, ayakkabılarını sokak kapısının önünde çıkaran, kadınlarını başını örttüğü, erkeklerinin sokağa pijamayla da çıkabildiği, erkek çocuklarını kahveye gittiği, kızlarının tam bir baskı altında yaşadığı, türküyle arabesk arası bir müzikten hoşlanan, belki de hiç kitap okumamış, hiç dansetmemiş, hiç karı koca birlikte lokantaya gitmemiş, hiç tiyatro seyretmemiş, evlerinde floresan lamba yakan, iyi eğitim alamamış, dini inançları kuvvetli kalabalık bir kitle var.
Diğer yanda ise kız lisesiyle Robert Kolej yelpazesinde eğitim görmüş, bir düğün salonunda ya da kolej partisinde dansetmiş, sinemaya giden, cok fazla olmasa da kitap okumuş, muzik zevki pop şarkılarla klasik müzik arasında dolaşan, evi nispeten daha zevkli döşenmiş, kızların flörtüne izin verilmese bile göz yumulan, Allah'a inanan ama ibadete pek aldırmayan, kadınlarının başını örtmediği, şarabın kalitesinden pek anlamasa da kadın erkek bir arada gidilen bir gezmede içki de içmiş, gazetelere bakan, magazin haberlerini izleyen, kendini birinci gruba kıyasla çok gelişmiş hisseden, entelektüel düzeyi çok yüksek olmasa da okumus yazmıs, Batı standartlarına yakın bir grup var.
Bu iki grubun yaşam tarzı birbirinden kopuk.
Onları, Batı'daki sınıflar arasında ortak bir zevk yaratan kilise müziği, dini resimler, Incil'in sinemalara bile yansımış hikayeleri gibi birleştirecek kültürel bir zemin yok. Hayatları, zevkleri, inanışları birbirinden farklı. Hatta birbirine düşmanca.
Birinci grup Cumhuriyet boyunca horlanmış, aşağılanmış, itilip kakılmış. Şimdi bu grup siyasal olarak örgütlendi. Kalabalıklar. Ve her seçimi kazanacak siyasi bir güçleri var artık.
İkinci grup ise azınlıkta. Ve artık bir daha seçim kazanma ihtimalleri yok. Bu noktada da tarihi bir paradoks ortaya çıkıyor. Daha Batılı olan "ikinci grup", Batı'nın siyasi değerlerini kabul ederse bir daha asla iktidarı ele geçiremeyeceğini bildiği için Batı'ya ve Batı'nın demokratik değerlerine düşman oluyor.
Yaşam tarzı olarak Batı'ya düşman olan kesim ise iktidarı ancak Batı'nin kriterlerini kabul ederek ele geçirebileceğini bildiği için Batı ile ilişkileri geliştirmek ve demokrasiyi kabullenmek istiyor.
Bu kültürel parçalanmada "ordu" önemli bir role sahip.
Eğer, birinci grubu desteklerse ve Batı'nin demokrasisi burada kabul görürse, ordu da iktidarını kaybedecek.
Aslında birinci grubun çocuklarından oluşan ordu, kendi iktidarini sürdürebilmek için, kendisine benzemeyen ikinci grupla işbirliği yapıyor. Bir anlamda kendi köklerine ihanet ediyor.
Bu iki grup siyasi iktidar için son kez çarpışmak üzere hareketlenmiş gözüküyorlar.
Birinci grup ekonomik olarak da guçlü artık. Anadolu'da üretim yapıyor, "devletle" arası iyi olmadığı için malını dış dünyaya satıyor. Para kazanıyor. Siyasi örgütünü destekliyor.
İkinci grup parasal güç olarak da kuvvetli değil.
Dış dünyayla iş yapan, dışardan borçlanan büyük burjuvazi, Türkiye'nin ancak demokrasiyle normalleşebileceğine inanan entellektüel kesim, devletin yapısının değismesi ve dünyayla bütünleşmesi gerektiğini düşünen bir grup bürokrat, birinci grubun destekcileri.
Yargı, ordu, bürokrasinin önemli bir kısmı ikinci grubun arkasında. İkinci grup, siyasetle, demokrasiyle iktidari elinde tutmasının mümkün olmadığını kavradığından şimdi siyaset ve demokrasi dışında bir çözümün peşinde.
Cumhurbaşkanı seçimi kavganın keskinliğini ve iki tarafın niyetlerini açıkça ortaya koydu.
Ordu destekli ikinci grup artık seçim de istemiyor. Ve darbe söylentileri gittikçe artıyor.Cuntalardan söz ediliyor.
Peki, darbe olursa ne olur? Yaşam tarzı Batı'ya daha yakın olan grup orduyla birlikte iktidara gelir ve Batı'nin desteğini kaybeder. Avrupa buna kesinlikle karşı çıkar.
Amerika her zamanki pragmatizmiyle, Kuzey Irak ve Ortadoğu politikalarını desteklemesi karşılığında darbeyi kabullenebilir aslında. Ama Amerika'nin önünde de ciddi bir engel var. "Demokrasi getireceğim" diye Irak'i işgal eden bir ülke, dünyaya ve kendi kamuoyuna Türkiye'deki "darbeyi" niye desteklediğini açıklayamaz. Ve Irak faciasından sonra ikinci bir "zorlamayı" gerçekleştirecek gücü yok. Istese de istemese de darbeye karşı çıkacak.
Silahını ve parasını Batı'dan alan bir ordu ve ülke, Batı'dan koptuğunda ne yapacak?
Sanırım uzun zamandır bunu düşünüyorlar ve korkarım bunun cevabını buldular.
Türkiye'de darbe olursa, tarihte bugüne kadar hiç gerçekleşmemiş yeni bir oluşumla karşılaşacak dünya. Türkiye, olası bir darbeden sonra, Rusya ve Iran'la ortaklık kurmak isteyecek. Silahı, enerjiyi ve parayı bu iki ülkeden alacak.
Rusya'yla İran'in elindeki doğalgaz, petrol ve nükleer güç, Türkiye'yi bir süreliğine de olsa ayakta tutmaya yeter. Ama Rusya, Türkiye, İran bloku dünyanın bütün dengelerini değiştirir. Ortadoğu'nun kontrolunu tümüyle ele gecirir. Avrupa'yı küçük kıtasına hapseder. Kafkaslar'ı, Afganistan'ı, Pakistan'ı kendi gücüne katar. Müslüman dünyayla yakın bir ilişki kurar. Petrol kaynaklarına egemen olur. Çin'le işbirliği yapabilir.
Bu gelişme, Avrupa, Amerika ve biraz da Japonya'dan oluşan Batı’nın dünyadakı etkinliğini inanılmaz bir biçimde azaltır.
Yeni blok asker, enerji ve para açısıdan çok güçlenir. Böylece, Türkiye'deki çatlama dünyada büyük bir çatlamaya yol açar. Eğer Üçüncü Dünya Savaşı çıkacaksa, sanırım, bu çatlamadan çıkar.
"Asla böyle bir şey olmaz" diyebilirsiniz. .. Niye olmayacağına dair elinizde cok kuvvetli veriler varsa, söyleyin. Ama, ya olursa... Ki bana çok mümkün geliyor. O zaman ne yapacaksınız?
Bugün Türkiye'de kamplaşan ve bölünen insanlarin da...
Türkiye'yi Avrupa dışına itmeye çalışan, eski bir imparatorluk olmanın bir yanıyla çok görkemli, bir yanıyla çok zayıf mirasina sahip olan bir ülkeye küstahça davranan, işbirliği yerine "başöğretmenlik" yapmaya kalkan Avrupa'nın da...
Türkiye politikasında "ikili" oynayıp, kurnazlık ettiğini sanan Amerika'nın da...
Bu senaryoyu bir düşünmesini isterim doğrusu.
Türkiye'de yaklaştığı görülen kanlı bir çatışmanın bütün dünyayi yakması sandığınız kadar uzak bir ihtimal değil.
Hiç unutmayın ki ilk dünya savaşı tek bir tabancanın patlamasıyla başlamiştı....”.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
28 Şubat 2008 Perşembe

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale