22 ŞUBAT 2017 ÇARŞAMBA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanlarımızı saygıyla selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Ekonomik durumumuz hiç iyi değil
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Her işin esas hedefine kısa ve kestirme yoldan varmak şayanı arzu olmakla beraber, yolun makul, mantıki ve bilhassa ilmi olması şarttır. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1931)

 4 Şubat 2008 Pazartesi 

Üniversitelerde türban yasağının kaldırılması, sivil anayasa hazırlama çalışmaları, YÖK’ün yeniden düzenlenmesi girişimleri , Ergenekon Çetesi v.s gibi özellikle yaratılan sanal gündemlerle Türk kamuoyu uyutulmaya çalışılıyor. Buna rağmen içinde bulunulan ekonomik kriz her geçen gün derinleşiyor ve AKP medyasının bütün örtme çabalarına rağmen kriz gerçeği artık saklanamıyor.

Şubat 2008’de Türkiye’nin iç ve dış borçların toplamı 450 milyar dolara ulaşmıştır. Bu borcun kapanması için bir yıl boyunca yaptığımız toplam üretimi kapsayan GSMH’ın tamamını versek dahi yetmiyor. Her bakımdan başarılı olarak gösterilen ve özellikle dış dünyadan sürekli alkış alan böylesine batmış bir ekonomi dünyada var mı bilemiyorum. Mutlaka vardır. Ama onlar bu durumu başarı olarak halkına yutturmaya kalkışmıyorlardır.

Halkın satınalma gücü her geçen gün düşüyor. Halkta para yok. Çünkü halkımız artık para ile değil kredi kartı ile hayatı idame yapıyor. Halbuki kredi karşılığı yapılan harcamalarında sonuna gelindi. Tüketime alıştırılarak kazancının bir kaç katı harcama yapan insanlarımız değişik bankalardan aldıkları kredi kartından çektiği nakitlerle diğer bankanın borcunu öderken şimdi artık bunu da yapamaz hale geldi. Çünkü deniz bitti. Kredi kartı borçları ödenemiyor ve borçların altında haciz durumu ile karşı karşıya kalan geniş halk kitleleri şimdi çareyi hükümetten bekliyor. Hükümetin ise bu konuda yapacağı hiç bir şey yok.

Özetlersek birbirinden muhteşem dünya standartları ayarında alışveriş merkezleri görkemli törenlerle açılıyor. Ama alışveriş eden yok. Çünkü alışveriş yapması gereken, orta sınıfların, alt gelir grupların, emekçi kesimlerin cebinde para yok. Banka kredisine güvenerek ev alanlar ise daha geri ödemenin ilk senesi içinde pes ettiler. Evler teker teker ellerinden alınmaya başlandı. Güvendikleri Mortgage uygulamasında da ABD’nin başarısız olması bütün umutları yok etti.

Vatandaşın cebindeki paraya hiç bir katkısı olmayan ve tamamen yabancı sermayenin kontrolundaki İstanbul Borsası dünyadaki dalgalanmalardan hemen etkileniyor ve istikrarsız ekonomik ortamın en bariz göstergesi olma vasfını muhafaza ediyor.

Dünyanın jandarmalığını üstlenen, Irak ve Afganistan’ın işgali ile askeri tüketimin dorukta olduğu ABD ekonomisi büyük sarsıntı geçiriyor. Bu sarsıntı bizim gibi küresel senaryolar içinde figüranlık görevi almış ekonomilerde deprem yaratıyor. ABD, halen tek dünya gücü olarak görünmesine rağmen Çin ve Rusya’nın inanılmaz bir hızla güçlenmesi karşısında dünya dengelerini korumakta zorlanıyor.

Başbakan Erdoğan, dünyadaki dalgalanmaları pek ciddiye almıyor. Her fırsatta “ Biz krize hazırız, ekonomimiz çok dayanıklıdır” diyor. Başbakan, bunu hâlâ gelmeye devam eden yabancı sermaye trafiğine dayanarak söylüyor.

Peki söylediklerine kendileri inanıyorlar mı?

Başbakanımız ve ekonomik yönetimin başındakiler gelen yabancıların istihdam yaratacak yatırım yapmadıklarını, sadece elde kalan son milli kurum ve kuruluşlarımızı yok pahasına elllerine geçirmek için geldiklerini bilmiyorlar mı ?

Hepimizden iyi biliyorlar. Ama bugün yapabilecekleri ve söyleyebilecekleri fazla bir şey yok. Çünkü ekonomik yönetimimiz tamamen milli kontrol ve denetim dışına çıkmıştır. IMF ve Dünya Bankası her alanda tam hakimiyeti sağlamıştır.

İthal edilen ara mallarına dayalı ihracatın artmasını ve 100 Milyar doların üzerine çıkmasını rekor olarak gösterip, ihracatçılara ödül dağıtılıp halkın gözü boyanmaktadır. Oysa ithalatımızın artış hızı ihracattan daha büyüktür ve aradaki açık 65 Milyar doları geçmiştir. Bu fark her yıl daha fazla olmaktadır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk döneminde uygulanan ekonomik politikaların temelinde “ithalatın ihracata denk olması ve bunun sadece genel toplamda değil, tek tek ülke bazında olması” öngörülmüştür. Tam bağımsızlık için şart olarak görülen bu strateji son derece titizlikle takip edilmiştir. O dönemde ithalat daima ihracattan az olmuş ve aradaki fark derhal plânlı yatırımlara yönlendirilmiştir.

Burada tehlikeli olan bir diğer durum ihracat kalemlerinin ara mallarının %70 kadarının ithalat yolu ile dışarıdan alınmasıdır. Bu husus gözönünde bulundurulduğunda ihracatın 100 milyar doları geçmiş olması da sanal bir değerlendirmedir. İhraç mallarının üretiminde kullanılan ara malların yurtdışından getirilmesi yerli küçük sanayiciyi ve Kobileri çalışamaz hale getirmiştir. Nitekim kapanan işyerleri sayısındaki artış bunu doğrulamaktadır. Yabancılara satılan işyerleri arasında bu ülke ekonomisin lokomotif aileleri olan Koç ve Sabancı’ya ait dev kuruluşların dahi bulunması yaklaşan büyük krizin habercisi olmaktadır.

Ekonomi yönetimi huzur ve güven ortamı ile sürekli istikrar ister. İstikrar ve güven ortamı sermayeyi çeker ve yeni yatırımların yolunu açar. Oysa Türkiye’nin tamamen dış güdümlü ve ABD kontrol ve denetimindeki sömürge görünümü bu istikrarın olmadığını açıkça ortaya koynaktadır.

11 Eylül saldırılarını müteakip ABD başkanı Bush’un ağzından açıkça hedef gösterilen Afganistan ve Irak’ın işgali ile bölgedeki düzen çok uzun süre içinden çıkılamayacak istikrarsız bir ortama sürüklenmiştir. Şimdi ABD’nin BOP çerçevesinde Türkiye’ninde tam desteğini alarak yapacağı İran saldırısı ile bölge de huzur ve güven ortamı daha da karmaşık hale gelecektir. ABD’nin İran’a saldırısı küresel güç dengelerini alt üst edecektir.

Irak’ın işgalini müteakip 35-40 dolar civarındaki petrol varil fiyatlarının 100 dolara çıkması sonunda bir kısım ülkeler birdenbire güçlenirken bir kısım ülkelerde fakirleşmiştir. Türkiye de fakirleşenler safındadır. Eğer, ABD İran’ı vurursa Türkiye altından kalkamayacağı ekonomik krize düşecek daha da fakirleşecektir..

Özetleyecek olursak; Türk ekonomisi artık üretmiyor. Sadece tüketiyor. Üretmeyen ve istihdam yaratmayan ekonomilerin başarılı olduğunu iddia etmek ise abesle iştigaldir.

Üretmeyen ekonominin sanal olarak şişirilen para değeri ve ABD dolarının değerinin çok düşük olması ise başarısızlığın göstergesidir. Yani bugün verilen makro ekonomik rakamlar yanıltıcıdır ve gerçekleri yansıtmamaktadır..

Türkiye’yi kötü günler beklemektedir. Ülkemiz bütün enerjisini tüketen sanal gündemleri terk ederek yaklaşan fırtınadan nasıl çıkacağının hesaplarını yapmalıdır. Gün birlik günüdür. İktidarı ve muhalefeti ile el ele verip bu durumdan fazla yara almadan nasıl çıkılacağının planları yapılmalıdır...



Dr. Tahir Tamer Kumkale
4 Şubat 2008 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale