20 ŞUBAT 2017 PAZARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net



Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Cumhurbaşkanı Gül Amerika'da ne yapıyor?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Bilerek veya bilmeyerek yabancı kaynakların ilhamına kapılanlar vardır. Bunlar fikirleriyle, sözleriyle toplumsal bütünlüğümüzü zaafa düşürebilecek faaliyette bulunuyorlar.Vatandaşlar bu gibileri tanımalı ve onların sözlerindeki hakiki manayı bulmaya çalışmalıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1925)

 10 Ocak 2008 Perşembe 

Devletin zirvesi Amerika’yı ziyareti rutin hale getirdi. 5 Kasım 2007’deki Başbakan Erdoğan’ın ziyaretinden sonra şimdi de Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül geniş bir heyetle Amerika’yı ziyaret ediyor.

Devletlerarası ilişkilerde bu şekilde sıklıkla yapılan üst düzey seyahatlar alışılmış usullerden değildir. Ancak iki ülke arasında çok önemli olarak görülen ve teknik heyetlerin çözemediği olağanüstü durumlarda liderler biraraya gelerek soruna kesin çözümü bulurlar. Ortada böyle bir durum bulunmadığına ve basının bildirdiklerinden de bir anlam çıkarmak mümkün olmadığına göre Sayın Gül’ün ziyaretinin gerçek sebebini anlamak zordur.

Hernekadar ziyaret öncesi ve ziyaret esnasında verilen demeçler, gösterilen karşılıklı aşırı dostluk görüntüleri, eşlerin başbaşa dosthane bir şekilde çay içmeleri v.s. gibi ayrıntlar bu gezinin gerçek sebebi hakkında ipuçları vermemiştir.

Cumhurbaşkanı Gül’ün böyle ani ve zamansız ABD gezisinin arkasındaki sebebin kamuoyuna yansıtılanlar olmadığı bir gerçektir. Kanaatimce, bu ziyaretin gerçek sebebi ABD’nin Ortadoğu planları ile ilgilidir. ABD, kısa bir süre sonra İran’a karşı başlatacağı operasyonlar için birinci elden Türkiye’yi bilgilendirmek ve varsa taleplerini ortaya koymak istemiş olabilir.

Başkan Bush’un, kendi elleriyle hazırlayıp Türkiye’ye karşı bir koz olarak tuttukları PKK terör örgütüne karşı ortak tavır almaya yönelik sözlerini dikkatle değerlendirmeliyiz. Eğer ABD, gerçekten PKK’yı ortadan kaldırmaya karar vermiş ise bunun yerini alacak bir başka örgütlenmenin hazırlığını bitirmiştir. Bu yeni örgüt yeraltından gün yüzüne çıkartılırken, döktüğü masum insanların kanıyla kamuoyunda inanırlığını yitirmiş bir örgüt haline gelen PKK ortadan kaldırılacaktır. Bir bakıma PKK örgütü, PKK olarak sönerken başka isim ve görüntü ile ortaya çıkarak küresel menfaatlere hizmete devam edecektir.

Türkiye’nin güçlenip kalkınmasına ve bölgede hatırı sayılır bir güç olmasına büyük ölçüde sekte vuran ve otuz yıla yakın ülke yönetimini meşgul eden bir terör örgütünün bir hamlede ortadan kaldırılabileceğini düşünmek abesle iştigâldir. Bu örgütü ayakta tutan derin ilişkilerin arkasında uyuşturucu ve silah ticaretini yönetip yönlendiren ülkeler ve derin küresel güçler vardır. Kurulu düzen çalışmaktadır. Birileri perde arkasında paraları cebine doldururken ortada masum bağımsızlık istekleri için bölge ülkeleri ile çatışan bir örgüt vardır. Son Diyarbakır saldırısı ile PKK örgütü güç ve destek kaybetmiştir. Kürt halkı üzerindeki inandırıcılığı darbe almıştır. Dolayısı ile ortadan kaldırılması lazımdır.

ABD’nin bu örgütün ortadan kaldırılmasına destek vererek Türkiye’den isteyecekleri arasında Irak’ın kuzeyinde kurulan Kürt devletinin tanınması ve bu devletin yaşaması için Türkiye’nin desteğinin sağlanması gibi bir isteği de olabilir. Bu çok doğaldır. Çünkü gerek ABD’nin ve gerekse İsrail’in tam desteğini almasına rağmen bu bölgede bağımsız bir Kürdistan’ın Türkiye’ye ve İran’a rağmen yaşaması mümkün değildir. Biz istemediğimiz takdirde bu çocuk doğmadan anne karnında ölmeye mahkûmdur. Sayın Gül ile konuşulan konulardan birinin de bu olduğu değerlendirilmektedir.

ABD’nin 2003 yılında başlayan Irak’taki işlevi genel olarak sona ermiştir. Bu önemli petrol ülkesi kendi içinde parçalanmış, Irak halkı içindeki etnik ve dini topluluklar planlı ve proğramlı bir operasyonla birbirlerine düşman edilmiş, bölgede her zaman bir kaos ortamının hakim olacağı bir fiili durum yaratılmıştır. Gruplar arasında akan kanlar çoğaldıkça istikrarsız ortam devam edecektir. Bu ortam devam ederken önceden ABD’li dev petrol şirketlerinin kontrol ve denetimine giren petrol üretimi tam denetim altına alınmıştır. Bu denetim ABD askerlerinin büyük bir bölümü bölgeden çekilse de aksamadan devam edecektir. Basında ABD askerleri zor durumda şeklinde gösterilen tablo kasıtlı ve yanıltıcıdır. ABD, burada istediğini almıştır. Ölen ve yaralanan ABD askerlerinin sayısı Irak’lıların maddi ve manevi kayıpları yanında yok denecek kadar azdır.

Sayın Gül’e ABD’nin ikinci ve çok önemli önerisinin ABD’nin İran’a karşı yapacağı askeri harekat ile ilgili destek isteği olduğu değerlendirilmektedir. Bilindiği gibi Türkiye’nin 1639’dan beri değişmeyen sınırları ve tarihi perspektif içinden geçerek gelen köklü dayanışması yüzünden İran ile çatışması bu günkü şartlarda çok zordur. Nitekim son yıllarda Türkiye-İran arasında yaşanan ilişkilerin gelişerek devam etmesi ABD’ni çok rahatsız etmektedir. Türkiye doğru olanı yapmaktadır. Türkiye, dost ve kardeş iki komşu ülke arasında sorun değil, birliktelik arzu etmektedir. Türk ve İran üst düzey yöneticileri bu niyetlerini en üst düzeyde ortaya koymuşlardır.

Başkan Bush’un Sayın Gül’ü kabulünden sonra başlayan 8 günlük Ortadoğu ziyaretinde BOP çerçevesinde bölge ülkelerinden İran’a karşı destek arayacağı kesindir. Bush’un bu ziyaretinin bir diğer sebebi de Putin önderliğinde her geçen gün gelişen Rusya Federasyonu’nun bölgede yapacağı çalışmaları önlemeye yöneliktir. Bush’un bölge yöneticilerinin Rusyaya karşı dikkatini çekmesi beklenmektedir.

Ortadoğu ziyareti öncesinde Başkan Bush’un Türkiye’nin bu ziyaretine ilişkin görüşlerini birinci elden Sayın Gül’e aktardığı değerlendirilmektedir. Bu konuda detaylı bir değerlendirme ancak Bush’un Ortadoğu seyahatinden sonra yapılabilecektir.

Özetleyecek olursak; ABD bölgedeki menfaatlerinin elde edilmesinde Türkiye’nin rolünü kavramıştır. Türkiye olmadan kazanma şansı olmadığının bilincindedir. Başkan Bush’un tutum ve davranışı bunu açıkça belli etmektedir.

Önemli olan sahip oldukları büyük gücün varlığına bizim yöneticilerimizin de inanmasıdır. Yöneticilerimiz bu gücü kendilerinde gördükleri anda duruşumuzun her alanda dikleşeceğini söyleyebiliriz.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
10 Ocak 2008 Perşembe

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale