26 Şubat 2017 Pazar

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






2008'den ne bekliyoruz? Ne beklemeliyiz?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Geleceğin yüksek ufuklarından doğmaya başlayan güneş, asırlardan beri ıstırap çeken milletlerin talihidir. Bu talihin artık bir daha siyah bulutlara bürünmemesi, milletlerin ve onların önderlerinin dikkat ve fedakarlığına bağlıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1928)

 2 Ocak 2008 Çarşamba 

İyi ve kötü günleriyle büyük ümitlerle girdiğimiz 2007’i geride bıraktık. Birinci AKP iktidarının sağladığı istikrar ortamı ile başladığımız ve ikinci AKP iktidarı ile devam ettiğimiz 2007’de yaşadığımız olaylar sonunda gelecek ümitlerimiz bitme noktasına geldi.

Ekonomimizin belkemiği bankalarımızın yabancılara satışı devam etti. En son satılacak banka olarak bilinen OYAKBANK’ın tamamı Hollanda’nın oldu. IMF ve Dünya Bankasının dayattığı ekonomi politikaları bu dönemde de eksiksiz yerine getirildi. Bu şekilde borçlarımız ve faizleri giderek artarken üretimimiz yerinde saydı. İşsizler ordumuza yeni mezun diplomalılar da katılarak bu orduyu tarihindeki en büyük seviyeye ulaştırdık.

Kağıt üzerinde enflasyon ve faizlerin düştüğü ilan edilmesine ve gösterilen tek haneli enflasyona rağmen bu düşüşün dar gelirli halka olumlu yansıması hâlâ görülmedi. El konulan bankaların batırdığı paralar geri alınamadı. Bu bankaları batıranlar lüks yaşamlarına kaldıkları yerden devam edip yaptıkları yanlarına kâr kalırken bunların ceremesi vergilerle halkın sırtına yüklendi. Her alanda yaygınlaşan yolsuzluk faaliyetleri giderek sistemleşti. Yolsuzlukların önleneceğine dair verilen sözler miting meydanlarında kaldı. Yolsuzluklar artarak devam ederken, yoksulların sayısında da artış kaydedildi.

Halkın satın alma gücü ve yoksulluk seviyesi cumhuriyetin kurulduğu savaş sonrası dönemini aratır bir seviyeye geldi.
DİE’nin belirlediği açlık sınırı rakamları altında gelire sahip olan kesimlerin sayısı da giderek çoğaldı. Yaşam seviyesi düşen sekiz milyon aile devletin erzak ve kömür dağıtımı ile (yani sadaka ile) ayakta tutulmaya çalışıldı. Bu husus AKP iktidarının sosyal dayanışma yönündeki başarısı olarak gösterildi. Başbakan Erdoğan devletin valilerine kömür ve diğer yardımları dağıtma görevini bizzat verdi.

Her zaman tekrar ediyorum ve yine edeceğim. Çünkü insanlarımız bugün açlıkla terbiye edilmeye çalışılmaktadır. Kredi kartı batağına saplanan halkımız kredi borç yükü altında çözümsüzlükle başbaşa bırakılmıştır. Kredi kartı borçları yüzünden ne yapacağını şaşıran toplumumuzda intihar vakaları giderek artmaktadır. Bilindiği gibi; “Aç insan önce kendi beynini yer ve bu şekilde beyni normal çalışamaz hale gelir. Normal çalışmayan beyinlerin çoğaldığı toplumlarda ise her türlü kanunsuz hareketin yaşandığı anarşi ve kaos ortamı doğar”. İşte bugün bu toplumsal gerçek ülke gündemine oturmuştur ve acil çözüm beklemektedir...

Devletin Memuru açtır. Esnafı açtır. Pek çok esnaf akşam siftah etmeden işyerini kapatmakta ve sermayeden yemektedir. Halkın alım gücü bitmiştir. Köylü açtır. Hiç bir emek ve ilave çaba gerektirmeyen hayvancılığımız dahi dibe vurmuştur.Ticaret Odaları Başkanları binlerce işyerinin kapandığını, binlercesinin de kapanma sınırında olduğunu açıklamaktadır.

Bütün bu olumsuzluklar devam ederken, üretemeyen ekonomimiz her geçen gün geriye giderken, ekonomi yönetimimiz bizim kontrolumuzda değilken AB’li ve ABD’ li efendiler Türk Hükümetinin ekonomik başarılarından sitayişle bahsetmektedir.

Aş ve iş bu toplumun temel ve acil sorunudur. Aşsız ve işsizlerin doldurduğu sokaklarımız güvenli ortamlar olmaktan çıkmıştır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bölücü terör örgütü saldırılarına devam ederken büyük şehirlerimiz kapkaç, taciz, kundakçılık , soygun ve hırsızlığın alenen yapıldığı güvensiz ortamlar haline dönüşmüştür.

Bu dönemde Irak kuzeyinde AB himayesinde kurulan Kürt devleti faaliyetine devam ederken, PKK terör örgütü bu bölgedeki ikametini sürdürmektedir. Ermeni soykırımı yasa tasarıları AB ve ABD parlamentolarından bir bir geçerken buna da sadece seyirci kalmaya devam edilmektedir. 500 yıllık Türk toprağı olan Kıbrıs için yapılan uluslararası baskı karşısında KKTC Türk toplumunun durumu belirsizliğini muhafaza etmektedir.

Bizi almayacaklarını her platformda açıkça dile getiren AB ile müzakerelerin başlaması üzerinden iki yıl geçmesine rağmen üzerinde görüşülen hemen hiç bir konuda ilerleme sağlanamamış ve görüşmeler kilitlenmiştir. Bu birliğe üye olamayacağımız açıkça belli olmasına rağmen Gümrük Birliği antlaşması ile 1995’ten itibaren içine sokulduğumuz ticari sömürülme faaliyeti bütün hızı ile devam etmiştir. Geçen yıl ihracat ve ithalat arasındaki açığımız ithalat lehinde 50 milyar doları geçmiştir. Sömürülme göstergesi olan bu büyük dengesizlik “ticaretin büyümesi” şeklinde dile getirilerek hükümetin büyük başarısı olarak lanse edilmeye çalışılmıştır...

Gündemi belirleyen ve hükümet politikalarına yön veren basın-yayın organlarımız ABD ve AB ülkeleri tarafından yönlendirilmenin en üst seviyesine erişmişler ve ülkeyi sahte gündemlerle işgâl etmeyi başarmışlardır. Bu arada medyanın yabancı kaynaklar tarafından satın alınma faaliyeti de hız kazanmıştır.

AKP’nin tam teslimiyetçi tutumuna karşı cumhuriyet tarihinin en kalabalık miting ve yürüyüşleri bu dönemde yapılmıştır. Büyük şehirlerimizde milyonlarca insanımız hükümeti tenkid eden ve cumhuriyet rejimine sahip çıkmayı öngören sloganlarla sokakları doldurmuştur. Ne yazık ki bu doğal halk hareketi siyasi başarıya dönüştürülememiştir.

22 Temmuz seçimleri ile AKP güven tazelemiş ve eskisinden daha fazla oy alarak (%46.7) yeniden iktidar olmuştur. Bununla birlikte yürütme tamamen AKP kontroluna girmiştir. AKP adayı Sayın Abdullah Gül 11 inci cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir. Sayın Abdullah Gül ile birlikte geçen beş yıl içinde AKP önündeki Çankaya engeli de kalkmıştır. Türkiye, 1950’de başlayan Demokrat Parti benzeri bir iktidar uygulamasına geçmiştir. İlk icraat olarak 10 uncu Cumhurbaşkanı Sezer’in durdurduğu atamalar birer birer yapılmaya başlanmıştır. Muhalefetin kadrolaşma suçlamaları ise sadece sözde kalmaktadır.

AB ve ABD’nin dayatmaları sonucunda Atatürkçü Düşünce Sistemine dayalı Anayasayı ortadan kaldırmayı hedefleyen “sivil anayasa” çalışması başlatılmıştır. Bu çalışmalar 2008’e damgasını vuracaktır. Bu yıl cumhuriyetimiz için bir dönüm noktası olmaya açıktır. Rejim tartışmalarının bu döneme damgasını vuracağını söyleyebiliriz.

Çevremizdeki sıcak savaşların bire bir etkilediği ülkemizde halkımız küresel psikolojik savaş metotlarıyla tam anlamıyla tepkisiz bir hale getirilmiştir. Bugün Türk halkının takip ettiği tek önemli konu vardır. O’da, hiç bir çaba harcamadan ve akıl kullanmadan paranın kazanıldığı “Var mısın?-Yokmusun”yarışmalarıdır. İlave olarak artan zamanında halkımız hangi takımın şampiyon olacağı gibi önemli konular ile de yakından ilgilenmektedir. Başörtüsü konusu da yeniden gündemin önemli yerine oturmuştur.

Bu arada bölgede kalıcı olmaya karar veren ABD ile stratejik ortağı İsrail; Irak’tan sonra Suriye ve İran’a da saldırmak üzere gerekli hazırlıklarına hızla devam etmektedir.

Her yıl başarı dolu günlerin değerlendirmesini yapmak istememe rağmen ne yazık ki gerçekler arzularımla örtüşmediğinden hep olumsuz konulara yer vermek durumunda kalıyorum. Oysa 2002 yılı 3 kasımından beri AKP’nin halktan aldığı destekle çözemeyeceği hiç bir sorun yoktur. Bugün AKP yönetimini durduracak iç ve dış hiç bir güç yoktur. Keşke AKP kadroları yerel yönetimlerde gerçekleştirdikleri büyük başarıyı merkezi yönetimde de yapabilselerdi. Ama yapamadılar.. Özellikle milli politikalar yürütmekten ve sorunlara milli çözümler üretmekten kaçındılar. Sonuç ise ne yazık ki başarısızlık oldu.

Özetleyecek olursak zor bir 2008’e milletçe hazır bulunmalıyız ..



Dr. Tahir Tamer Kumkale
2 Ocak 2008 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale