24 Mayıs 2017 Çarşamba

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Suudi kralına verilen devlet şeref madalyasının aynısından istiyoruz
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvela bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren fiilen, bütün iş ve hareketlerimiz ile gösterelim; bilelim ki milli benliğini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1923)

 11 Kasım 2007 Pazar 

Bu ülkeyi kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 69 uncu yılında, milletin sel olup Ata’sını anmak için Anıtkabire aktığı 10 Kasım 2007’de, Türkiye’den bir Suudi Kralı geçti. Geçmekle kalmadı. Bütün milli değerlerimizi ayaklar altına alırken, sanki milletimizi aşağılayıcı davranışlarından dolayı teşekkür eder gibi kendisine Türkiye Cumhuriyeti Şeref Madalyası da verildi.

Her millet layık olduğu şekilde yönetilir. Türk milleti genel eğilimlerini bilmesine rağmen %47 oy oranı ile AKP’yi ikinci kez iktidar yaptı. Halkımız gerek merkezi ve gerekse yerel yönetimlerde kendisini destekledi. Şimdi artık şikayete hakkımız yoktur. Çünkü perşembenin geleceği, çarşambadan bellidir. Kral Abdullah’ın ziyaretinde ortaya çıkan görüntüler Atatürk Türkiyesinin hızla sürüklendiği yolu göstermesi bakımından önemlidir.

Adam kamyonlar dolusu eşya ile başkentimize geliyor. Türkiye’de mevcut bütün limuzinler emrine veriliyor. Devletin tahsis ettiği resmi ikamet yerini beğenmiyor. Bir otelin 160 odasından 120’si emrine tahsis ediliyor. Petrolden kazandığı dolarları kullanarak otel iki günlüğüne bedevi çadırı tarzında yeniden inşa ediliyor. Duvarlara resimlerini ve bayraklarını asıyor. Sonra bütün protokol kurallarını altüst edercesine Türkiye Cumhuriyeti Devletinin seçilmiş cumhurbaşkanını ve başbakanını huzuruna çağırtarak ne kadar büyük bir adam olduğunu Arap dünyasına ispat ediyor. Ve bunu Türk bayraklarının bütün Türk dünyasında yarıya indiği Ata’nın ölüm yıldönümü anma törenleri gününde yapıyor.

Basın yayın organları sözbirliği etmişcesine yapılan yanlışlığı ve halkın infialini haberlere yansıtıyor. Burada bir ilk yaşanıyor. Basının ve halkın haklı infialine köşkten resmi açıklama geliyor. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğince “Yapılanların doğru olduğu, prokolların duruma göre değişebileceği” açıklanıyor. Bizde saf saf “ Yanlış düşünmüşüz. Bunlar her zamanki gibi doğru yaptılar” diyoruz.

Şurası iyi bilinmelidir. Millet her yerde vardır. Bu milletin daima üzerinde yaşadığı bir vatan toprağı da vardır. Milleti bu topraklarda devlet halinde bir arada tutan yapıştırıcı unsur uymakla kendilerini zorunlu kıldıkları kural ve kaidelerdir. Yani otoritedir. Ülkemizde bu otoriteyi halk kurar. Kuralları ise TBMM vasıtasıyla halk yine kendisi koyar. Bu kurallar manzumesi sırasıyla anayasa ve yasalarla hayat bulur. Yasalar, yönetmelik ve yönergelerle uygulanır. Konulan kurallar karşısında herkes eşittir. Uygulanan kurallar devletimizin ciddiyetini ve gücünü simgeler. Bunun adı protokoldür ve devlet memuru için bağlayıcıdır.

Hangi makam ve mevkide olursanız olun bu kuralları kendi keyfinize göre kullanma ve değiştirme yetkisine sahip olamazsınız. Evinizde veya özel mülkiyetinizdeki yerlerde kimseye zarar vermeyecek şekilde istediğiniz gibi davranabilirsiniz. Ama devleti temsil ettiğiniz yerlerde devletin koyduğu kuralları değiştiremezsiniz. Değiştirdiğiniz takdirde devlet olma vasfınız ortadan kalkar. Bir daha sizi kimse dinlemez ve adam yerine koymaz.

Milletimiz 1900’lerdeki kültür seviyesinde değildir. %90’ı tahsillidir. Memleketin hangi köşesinde ne olduğu hakkında bilgi sahibidir. Teknolojinin imkanlarını en iyi şekilde kullanır. Bugün yöneticilerimiz kendilerini seçenlerin devamlı takip ve kontrolü altında olduğunu bilmek zorundadır.

Bu millet daha dün Başbakan Necmettin Erbakan’ın Libya’da bedevi çadırında Kaddafi tarafından aşağılanmasını unutmadı. Bu aşağılanma hâlâ Erbakan Hoca’nın ayıbı olarak zihinlerde yaşamaktadır.

Türkiye’ye, Türk’e ve Atatürk’e saygısız, devlet olma geleneklerinden bihaber bedevi Suudi Kralı Abdullah’ın huzurunda sayın Cumhurbaşkanımızın ve Başbakanımızın verdiği resim bu milletin tarihinde çıkarılması gereken bir leke gibi kalacaktır. AKP yönetiminin ülkeyi düşürdüğü acziyetin geldiği seviye çok düşündürücüdür. Evet halkımız bu yönetimi seçmiştir. Ama 10 Kasım 2007’deki bu görüntüyü haketmemiştir.

Gelelim diğer meseleye. Yani Kral Abdullah’a verilen Devlet Şeref Madalyası’na. Madalya ve nişanlar, 2933 sayılı “Madalya ve Nişanlar Kanunu’nda düzenlenmiştir. Devlet Madalya ve nişanlarının çeşidi, verilecek kişiler, verilme, tescil, taşıma ve geri alınma usulleri, mirasçılara intikal şekli, zayi halinde yapılacak işlemler, bunların giderleri ile cezai yaptırımlara ilişkin esaslar söz konusu kanun kapsamında hükme bağlanmıştır. Bu kanunun 2. maddesi uyarınca; Devlet Şeref Madalyası, Devlet Övünç Madalyası, Devlet Üstün Hizmet Madalyası ve Devlet Savaş Madalyası olmak üzere 4 çeşit madalya vardır.

Kanuna göre DEVLET ŞEREF MADALYASI; T.C’nin bekası, ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğü, toplumun huzuru, birlik ve beraberliği için feragat ve fedakarlık gösterenlere verilir.

Yani madalyalar bu ülke için emsallerinden daha faydalı bir iş yapanlara verilir. Bir takdir ve milletimizin yaptıkları için bu insana teşekkürünün ifadesidir. Bu madalyayı haketmek için verilen çaba, çekilen eza ve cefa karşılığında milletçe elde edilen kazancın bir simgesidir. Diğer vatandaşlarımız için de bir itici ve özendirici bir güç kaynağıdır. Kolay kazanılmamalıdır. Alanlar bunu taşıyacak kadar olğunluğa sahip değilse verilmemelidir.

Peki bu adam kaldığı otele ödediği dolarlar dışında Türk milleti için ne yaptı da ona madalya verdik. Ben milletin bir ferdi olarak benim adıma verilen bu madalyanın gerekçesini bilmek zorundayım. Düşünüyorum ama mantıklı bir açıklama üretemiyorum.

Biz bu adamları tam 400 sene peygamber soyu olarak kabul edip birinci sınıf insan yerine koyduk ve koruduk. Oysa onlar İngiliz altınlarına kanarak casus Lavrens’in komutasında velinimetleri padişahın evlatları Anadolu çocuklarını sırtından bıçakladılar. İslamın kutsal yerlerini bekleyen dindaşı Türkleri kovarken kapılarını Hristiyan İngiliz ve Amerikalılara açtılar.

Daha dün Kabe’yi korumak için inşa edilen 300 yıllık Türk eseri Ecyad kalesini bizim bütün itirazlarımızı hiçe sayıp yıkmışlar ve yerine apartıman yapmışlardır. Suudiler Osmanlı’dan bu şekilde kurtulduğunu ispat ederken, efendileri İngilizlerin temsilcisi casus Lavrens’in yaşadığı söylenen bir evi müze haline getirmişlerdir.

Türk milletinin şeref madalyası Suudi Abdullah’ın boynuna hiç yakışmamıştır. Bu madalyayı bu adama Türk milleti adına layık görenlerin yaptıkları bu büyük yanlışı bu millet asla unutmayacaktır.

Sonuç Olarak; Atatürk’ün ölüm gününde Anıtkabire akın eden insanlarımızla alay edercesine, Ata’yı yok farzeden ve bu milletin coşkusunu türbe ziyareti olarak nitelendiren bir adamın ayağına şimdi Ata’nın makamında oturan Sayın Cumhurbaşkanı Gül’ün gitmesi de aziz milletimizi derinden yaralamıştır. Milletimizin hafızasında daima canlı olarak yaşayacak bu görüntüyü tarihçiler “10 Kasım 2007’nin yönetim gafleti” olarak yazacaktır.

Tamamı büyük bir özveri içinde bu ülke için hizmet üretmekle geçen pek çok Türk vatandaşının Kıral Abdullah’tan çok daha fazla Devlet Şeref Madalyasını hakettiğini değerlendiriyorum. Bu ülkenin ayakta kalması ve dik durması için bin bir yokluk içinde hizmet üreten, çalışıp çabalayan verdikleri eserleri tevazu ile ortaya koymaktan çekinen binlerce isimsiz gerçek vatan evlâdının içinin acıdığını hissedebiliyorum.

Her millet layık olduğu ve istediği şekilde yönetilir. Ancak yönetimin giderek Suudileşmesi hayra alâmet değildir.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
11 Kasım 2007 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale