22 TEMMUZ 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Terörist devlet ABD asla bizi soykırım ile suçlayamaz
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir hâl alır. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1931)

 15 Ekim 2007 Pazartesi 

10 Ekim’de ABD Kongresi'nin alt kanadı Temsilciler Meclis Dış İlişkiler Komitesinde, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını içeren karar tasarısını görüşmeleri tamamlanarak oylama yapıldı. Ermeni iddialarını içeren Ermeni tasarısı, 21 ret oyuna karşın 27 evet oyuyla kabul edildi. Bu kararın oluşmasında başrolü oynayan Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi kararın arkasında durduklarını ve sonuna kadar gideceklerini açıkladı.

Bu karar ABD yönetimi için yüz karasıdır. Büyük devlet olarak dünyaya yön vermeye çalışan bir ülkenin birkaç Ermeni oyunu düşünerek böyle bir karar almasını ABD’nin zafiyeti olarak görmek gerekir. Dünya güç merkezini etkileyen büyük devletler küçük oy hesaplarıyla oyalanmadan ülkesinin önündeki 50-100 yılları görerek ciddi ve tutarlı politikalar izlemek zorundadır.

Amerika Birleşik Devletleri başkanı Lyndon Johnson tarafından başbakan İsmet İnönü’ye 5 Haziran 1964 tarihinde gönderilen, Türkiye'nin Kıbrıs’a müdahalesini önlemek amacıyla ve çok kaba bir üslupla yazılmış mektubu Türk kamuoyu unutmadı.

Kıbrısı Yunanistana bağlamak üzere Yunan askeri yönetiminin adamı Nikos Sampson tarafından gerçekleştirilen darbe sonrasında Türk askerinin 20 Temmuz 1974’te garantör ülke olarak Kıbrıs’a çıkıp barışı sağlaması üzerine konulan ABD ambargosunu da bu millet unutmamıştır. Aslında bu ambargo iyi de olmuştur. Milletimiz kısa sürede bu haksız ambargoyu değerlendirmiş ve kendi milli savunma sanayiini oluşturmuştur.

Türk dünyasının merkezindeki 75 milyon nüfusu ile potansiyel bir dünya gücü olma yolunda ilerleyen Türkiye ile Ermenistan arasında tercih yapmanın mantığını anlamak zordur. Bu kısır görüşlü politikacıların aldığı sonuçsuz kararlardan biridir. Ve böyle dar fikirli politkacıların bulunduğu bir ülkenin dünya güç merkezi olma özelliğini sürdürmesi ve diğer ülkeler üzerinde inandırıcı olması imkansızdır.

ABD’nin şunu kabul etmesi lazımdır. Eğer dünya devleti olma vasfını devam ettirmek istiyorsa, ve dünyayı yönetmek için geldiği Ortadoğuda kalıcı olmak niyeti varsa Türkiyeyi karşısına almaktan kesinlikle kaçınması gerekmektedir. Muavenet zırhlımızın vurulması, Çuval olayı gibi bariz hatalarla başlayan gerginlik hiç gereği yokken Ermeni Soykırımı tasarısının kabulü ile ilişkileri geri dönülmesi imkansız noktaya getirmiştir.

Türk halkı arasındaki ABD düşmanlığının had safhaya ulaştığı artık anlaşılmalıdır. Bu kanaati değiştirmenin kısa vadede mümkün olamayacağı da çok iyi bilinmelidir.

AKP yönetimi tam anlamıyla ABD yanlısı bir politilaka izlemektedir. Başbakan Erdoğan ABD’nin dünya hakimiyeti yolundaki BOP içinde kendisini eş başkan olarak ifade etmekte ve ABD’ne stratejik ortak olarak bakmaktadır. Bu ABD yönetimi için çok önemli bir kazanımdır. Ayrıca AKP yönetimi komşumuz Irak’ta dünyanın gözü önünde taş taş üstüne bırakmayan ve bir milyona yakın masum insanın vahşice katledilmesine askeri yardım vererek destek de olmuştur. İşte bütün bunlara rağmen Ermeni kararı ile kopan ilişkilerin sağlıklı bir şekilde devam etmesine bundan sonra maddeten imkan yoktur.

En gelişmiş psikolojik harp teknikleri uygulanarak Türk halkının beyinleri uyuşturulmuş ve her alanda Amerikan hayranı bir nesil yetiştirilmiştir. Buna rağmen mızrak çuvala sığmamıştır. Takke düşmüş kel görünmüştür. ABD’nin Türkiye’ye dost olmadığı, kendi milli menfaatleri doğrultusunda bizi maşa olarak kullandığı bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmıştır. Çünkü düşünce artık yöneticiler seviyesini aşmış ve ülkenin gerçek sahibi olan Türk halkının malı olmuştur. Halka rağmen ABD’ye tekrar tavizkar bir politika yürütmek imkansızdır.

ABD aslında terörist bir devlet olduğunu en son Afganistan ve Irak işgalleri ile dünyaya ispat etmiştir. Demokrasi getireceğim diyerek bir ülkenin ne hale düşürüldüğünü bütün dünya milletleri ile birlikte Türk halkı da görmüştür.

ABD, son Ermeni kararı ile Türkiye’ye yapabileceği en büyük kötülüğü yaparken aslında bindiği dalı kesmiştir. Dünyada Türklere soykırım suçlaması yapacak en son devlet ABD’dir. Sen, kızılderili neslini yokederek bunu Westernlerle dünyaya göster ve son olarak Irak’ta bir nesli bütün kültür varlıklarıyla birlikte yoket ve sonra tarihin hiç bir döneminde soykırım uygulamadığı bilinen Türk milletine soykırım yaftasını yapıştır.

Şimdi bunu bilerek bizim ABD’ne neler yapabileceğimizin muhasebesini yapalım.
İncirlik üssünün ABD uçuşlarına kapatılması, ilişkilerin maslahatgüzarlık düzeyine düşürülmesi, ABD’ne vize uygulanması, askeri anlaşmaların askıya alınması, Türk hava sahasının ABD uçaklarına kapatılması, Irak’a açılan sınır kapılarının kapatılması ilk akla gelen ve hemen uygulanabilecek hususlardır. Fakat bunlar kalıcı tedbirler değildir. Çünkü bu tedbirlerin ABD gibi ekonomisi ve fiziki gücü üstün devletler için fazla bir caydırıcılığı olamaz. Çünkü benzeri kolaylıkları para karşılığında verebilecek bölge ülkeleri vardır.

Alacağımız tedbirlerin hedefi, uzun vadede ABD menfaatlerinin elde edilmesinde Türkiye’nin bölgesel güç olduğu bu ve biz olmadan bu bölge ile Türk dünyası coğrafyası içinde bir şey yapamayacağını ona dikte ettirmek olmalıdır.

Bu husus hemen sağlanamaz. Önce ABD’nin varlığından rahatsız olan bölge ülkeleri ile bir organizasyona giderek bu ülkeleri kontrol ve denetimimiz altına almamız gerekmektedir. İran ve Suriye ile ilişkilerin geliştirilmesi bunun ilk adımıdır.

İkinci adımda yapılacak ise ABD’nin dünya hakimiyeti yönündeki ilerlemesine set çekebilecek süper güçlerle dayanışma ve işbirliği içine girmektir. Bunun için Rusya Federasyonundan başlamak üzere, Çin, Hindistan, Japonya gibi dünya güçleri ile her alanda ilişkileri arttırmak ve bu ülkelerin yönetimindeki uluslararası kuruluşlara dahil olarak etkinliğimizi bu topluluklar içinde sürdürmemiz gerekmektedir.

ABD ile ilişkilerin sağlıklı ve dengeli düzeye getirilmesinden sonra bugünkü PKK terörü arkasındaki destek kalkacağından örgüt ile mücadele daha etkin olarak yapılacaktır.

Üniversitelerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımız tamamen sanal olarak dayatılan türban, anayasa ve kimlik tartışmalarını bırakıp, Türkiye’yi tam bağımsız ülke yapacak Türk-ABD ilişkilerini masaya yatırmalı ve konuyu tam teslimiyet durumundan kurtarıp milli menfaatlerimizin korunduğu bir seviyeye ulaştırmak için neler yapabileceğimizi ortaya çıkarmalıdır. Bir bakıma yeni bir milli yol haritası hazırlanmalıdır.

Özetleyecek olursak; son Ermeni kararı her ne kadar bizim için çok ağır ve kabul edilemez bir gerçek olarak görülse de Türk milletinin kapalı gözlerini açması ve dostluk-stratejik ortaklık adı altında oynanan oyunları açığa çıkarması açısından önemlidir.

Bu konuların planlı bir şekilde görüşülüp tartışılarak sonuç alınabilmesi için devletin yönlendirici desteğine ihtiyaç vardır. Devlette bu işi yapacak organ Milli Güvenlik Kurulu Genel Sektererliğidir. Oysa AKP yönetimince AB’ne verilen tavizler çerçevesinde bu kurumun içi boşaltılmış ve çok ciddi zaafa uğratılmıştır. İşte şimdi bu kuruluşun eski gücüne kavuşturulması zamanıdır.

Yukarıda sıralananlar benim gibi olayları açık basın kaynaklarından takip eden bir kişinin görüşleridir. Devletimizin elindeki geniş bilgi birikimi ve yetişmiş uzmanları vasıtasıyla çok daha etkin tedbirler oluşturması mümkündür. Bunu ancak kendine ve milletine güvenen güçlü iktidarlar başarabilirler.

AKP yönetimi kağıt üzerinde bu güce sahip görünmektedir. Bu millet AK Partiyi % 47 lik bir destekle meclise göndermiştir. Seçenler görevini yapmışlardır. Şimdi görev sırası seçilmişlerdedir.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
15 Ekim 2007 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale