26 Mart 2017 Pazar

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Emekli astsubayların Oyak için AİHM'ye başvurusu gereksizdir
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Biz Türkler yüz sene evveline kadar her şeyi kendi çekicimizle, kendi örsümüz üzerinde vücuda getirir, kendi çarşımızda kendi elimiz ile satardık. İşte bunun için büyük bir millettik. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1923)

 18 Eylül 2007 Salı 

17 Eylül 2007 tarihli SABAH’taki köşesinde Umur Talu;“Binlerce asker emeklisi insan hakkını arıyor !” başlıklı yazısında emekli astsubayların OYAK ile ilgili şikayetlerini belirterek haklarını aramak için AİHM’ne başvurmalarını dile getirmiştir. Umur Talu özetle diyor ki;

“... Bakın, ülkenizde ne oldu? On binlerce "asker emeklisi"; görevdeki on binlerce "asker" adına da, "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi"ne gitti.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nden emekli on binlerce asker adına, dernekleri; görevdeki on binlerin hakkının da gözetilmesi için, "insan hakları" namına, AİHM'ye başvurdu. "40 yıllık bir adaletsizlik"e karşı, Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği TEMAD, "iç hukuk yollarının tükenmesi" nin ardından, AİHM'de adalet arıyor. "Silahlı Kuvvetler mensupları"nın en az yüzde 70'i için.
Mesele, "en cumhuriyetçi" kurumun etrafında, rütbenin, doğal alt-üst ilişkilerinin ötesinde, kadim, kalıcı "adaletsizlik, hakkaniyetsizlik ve eşitsizlik" bulunması; özel olarak da bunun OYAK'daki yansıması.
OYAK'ın esas fonları subay, astsubay başta, diğer ordu mensupları ile isteyen sivil memurların maaşlarından zorunlu kesintiler, bir de paraları asla iade edilmeyen yedek subaylardan alınanlarla oluştu. Buna karşılık; Holding yönetiminde de, şirket yönetim kurullarında da, kesintilerin yüzde 70 ila 80'lik nüfusundan bir kişi bulunmuyor. Alınmıyor. Holding yönetiminde; kimi sivil, emekli generaller ile görevdeki generaller bulunabiliyor ama "alttakiler"e yer yok. "Piyasa ekonomisi"nde ve emeklilikte dahi, şirket; "ast-üst ilişkisi"nin kalıcılığıyla yönetiliyor.
Alın size tam bir, "Cumhuriyet, demokrasi, adalet, eşitlik, kardeşlik, hakkaniyet, hukuk, insan hakları, insaf, izan, devrimcilik, imtiyazsızlık, kaynaşmışlık, her türlü zümre egemenliğinin reddi, sınıf ayrımcılığı, egemenlik" konusu....”

Yazı böyle devam ediyor ve TEMAD Başkanı Mustafa Erol’un; “başkaca çareleri kalmadığı için konu dış hukuk yolu olan AİHM'ye intikal ettirilmiştir.” Sözleri ile son buluyor.

Konu çok hassas ve çok önemlidir. Çünkü her ne kadar özel kanunla kurulmuş olsa dahi OYAK, mülkiyeti ve yönetimi muvazzaf ve emekli askerlerin kontrolünde olan bir kuruluştur. Dolayısı ile OYAK ile ilgili herhangi bir olumsuz durum Türk Silahlı Kuvvetleri için yıpratıcı olmaktadır. AB ve ABD’nin Türk Silahlı Kuvvetlerinin ülkedeki ve bölgedeki etkinliğini azaltmak için yaptığı planlı saldırılara zemin hazırlamaktan askerlerin özellikle kaçınması gerekmektedir.

Sorunlar mutlaka vardır. Sorunların çözümü de bizi içine almayacağı açıkça belli eden AB’nin yetkili kurullarında olmaması gerekir. Her fırsatta TSK’lerine saldırmayı rutin bir görev haline getiren Avrupalı bürokratların eline her ne sebeple olursa olsun koz verilmemelidir. Bu yüzden ben bu başvuruyu (haklı olmalarına rağmen) talihsiz ve gereksiz bir davranış olarak değerlendiriyorum. AİHM’nin TEMAD lehinde karar vermesi dahi astsubaylarımıza bir şey kazandırmayacaktır. Çünkü burada kazanan Türkiye ve Türklük düşmanları olacaktır. Çözüm bizde ve Türkiyededir.

Şimdi gelelim meselenin özüne;
Oyak ile ilgili olarak bu kurumun yönetiminde 1990-1993 yıllarında görev almanın verdiği bilgi birikimi ile bilgilendirme şeklinde birkaç yazı yazdım. Bu yazılarda kurumun iyi işlevlerini ve Türk ekonomisine örnek teşkil edebilecek yanlarını gururla halkımıza verirken OYAKBANK’ın satışı ve AXA-OYAK işbirliği konusunda da yetkilileri şiddetle eleştirdim. Şimdi bu konuda da OYAK yönetiminin hatalı olduğunu değerlendiriyorum.

OYAK'ın başarısındaki sır, bütün asker üyelerinin kurumun gerçek sahipleri olmalarında yatar. Mesleğe ilk girişi müteakip doğal olarak kuruma üye olan ordu mensupları, 1996 yılında kabul edilen Emeklilik Sistemi uygulaması ile ölünceye kadar kurum üyeliklerine devam edebilmekte, kurumun sağladığı yıllık kârdan kurumdaki hissesi kadar nema almakta ve kurumun pek çok hizmetinden doğrudan yararlanmaktadır. Bu uygulama kurumu sahiplenmenin ve o'nu kontrol edebilmenin önemli bir göstergesidir.

OYAK, tamamen konunun uzmanı profesyonellerce yönetilir. Fakat kurumun gelişmesine yönelik bütün faaliyetlere üyeler karar verir ve kurumu denetlerler. Üyeler, bu haklarını kendi aralarından seçilen her rütbe ve sınıftan temsilcinin oluşturduğu 75 kişilik Temsilciler Kurulu ile bu kurul içinden üç yıl süre ile seçilen 20 kişilik Genel Kurul vasıtasıyla kullanır. Yani bu kurumun gerçek sahibi ve yöneticisi tamamen askerlerdir.

Kurumun sahibi olan askerlerin arasında doğal olarak astsubaylar sayıları itibarıyla çoğunlukta olduklarından yönetimde de söz sahibi olmaları gerekir. Bu maksatla Temsilciler Kurulu ve Genel Kurul üyeleri içinde astsubaylar da temsil edilirler. Benimde aralarında bulunduğum 75 kişilik 11 nci Temsilciler Kurulu içinde çeşitli sınıflara mensup 21 astsubay vardı. Yine bu kurul içinden seçilen ve üç yıl süre ile kurumu yöneten 20 kişilik Genel Kurul içinde de beş astsubay vardı.( OYAK DERGİSİ, SAYI:57, Ağustos 1991) Bu temsil oranlarının daha sonraki yönetim kurullarında da benzeri oranlarda olduğunu söyleyebiliriz.

Astsubaylara kurum iştiraklerinde görev verilmediği hususu yeni değildir. Konu benim görev yaptığım dönemde de dile getirildi. Astsubaylardan haklı olarak ciddi bir baskı vardı. O dönemde kurum iştiraklerinin yönetim ve denetim kurullarında görevli hiç bir astsubay yoktu. Oysa astsubaylar içinde sonradan üniversite bitirmiş, master ve doktora yapmış konularında uzman pek çok kişi vardı. Bunların bir kısmı 20 yıllık zorunlu süresini bitirdikten sonra 38-40 yaşlarında emekli olarak sivil hayatta çok başarılı hizmetler ifa ediyorlardı. Bunlardan başarılı olanların seçilerek OYAK iştiraklerinde görevlendirilmesi gerekmekteydi.

12 nci Önerge olarak gündeme gelen bu konu 1993 yılı OYAK 33 üncü Olağan Genel Kurul çalışmalarında detaylı olarak görüşüldü. Çözüm kurul üyeleri tarafından OYAK Yönetim Kuruluna 22 Mayıs 1993 tarihinde yapılan toplantıda bir sonraki yıla kadar tamamlanmak üzere DİREKTİF-6 olarak verildi. (OYAK DERGİSİ, SAYI:59, Ağustos 1993, S.4) Yönetime gerçekleştirmek üzere verdiğimiz direktif aynen şöyle idi;

DİREKTİF:6 ( ÖNERGE12)
“ İştiraklerin yönetim ve denetleme kurullarında kurum temsilcisi olarak görevlendirilecek emekli asker üye sayısının; toplam temsilcilik üye sayısının (Genel Müdürlükte görevli olanları hariç) %50’den az olmamak üzere kuvvetler ve Jandarma Genel Komutanlığı mevcutlarına göre oransal olarak dağıtılması, temsilci olarak seçilen kişilerde mevcut şartlara ilaveten uzmanlık / ihtisas / tecrübe kıstaslarının da gözönüne alınması, halen mevcut 60 yaş sınırının 67 olarak yeniden belirlenmesi için gerekli yönerge değişikliğinin yapılmasını ve uygulamanın başlatılmasını,”

Bu direktife göre OYAK yönetiminin gereğini yapması ve sonucunun bu direktifi veren Genel Kurul tarafından denetlenerek, varsa eksikliğin hesabının sorulması lazımdı. Bu direktif üzerinden 14 yıl geçmesine rağmen konu hâlâ gerçekleşmemiş olmalı ki TEMAD ( Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği ) AİHM’ne başvurmayı son çare olarak görüyor.

Sonuç olarak; bu son derece basit ve çözümü de kolay olan bir olayda Türk Silahlı Kuvvetlerini AİHM’ne şikayet etmeyi gerektirecek derecede sorun haline getiren OYAK yöneticilerine yasal Genel Kurul üyesi olan (işgal ettikleri makamlar itibarıyla) komuta kademesinin derhal hesap sorması gerekmektedir. Silahlı Kuvvetlerin adının AB mahkemelerinde böyle basit bir olay için geçmesine gerek yoktur.

Ben komuta kademesinin olayı süratle çözeceğine inanıyorum.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
18 Eylül 2007 Salı

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale