25 Kasım 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İ,LE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Biz Türkler, ordu-millet olmaya devam edeceğiz
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Türk vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefini, iç ve dış her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an yapmaya hazır ve hazırlanmış olduğuna benim ve büyük milletimizin tam bir inan ve itimadımız vardır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1938)

 1 Eylül 2007 Cumartesi 

Türk ordularının Yunanı denize döktüğü Başkomutanlık Meydan Muharebesinin 85 inci yılını 30 Ağustos 2007’de coşku ile kutladık. Aradan geçen yıllarda genç Türkiye Cumhuriyeti her alanda büyük ilerlemeler gösterdi.
Yanmış yıkılmış ve her köşesi harabeye dönmüş Anadolu toprakları mamur hale getirildi. Üniversitelerimiz yurdun dört bir yanını kapladı. Bugün ülkemize dışarıdan bakan bir göz Atatürk Cumhuriyetinin gelişmiş dünya ülkeleri arasında layık olduğu yeri aldığını söyleyebilir.

Fakat işin aslı öyle değildir. 85 yıl önce can vererek elde ettiğimiz bağımsızlığımız ve kurduğumuz devletimiz o günlerdeki gibi özgür ve bağımsız değildir. O günlerde ayyıldızlı bayrağımızı selamlayarak ülkemizi terk eden ülkeler bugün ekonomileri, kültürleri, hukuki düzenleri ile ülkemizi bir uçtan bir uca işgal etmişlerdir. Bununla da kalmamışlar ellerinde bulunan sınırsız iletişim imkanları ile Türk milletinin beyinlerini satın alarak insanlarımızı küresel mihraklara tam bağımlı hale getirmişlerdir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 23 Nisan 1920’de TBMM duvarına astırdığı “Hakimiyet Kayıtsız Şartsız milletindir “vecizesi hâlâ bulunduğu yerde durmaktadır. Fakat hakimiyet gerçekte millette ve milletinin seçtiklerinde değildir. Ülkemiz emperyalizme tam anlamıyla teslim olmuştur. Bugün ülke yönetiminde ağırlık ABD’nin, AB’nin, IMF’nin ve dünya bankasının eline geçmiştir. Bizim seçtiklerimiz ise onların emir ve buyruklarını harfiyen yerine getiren robotlar haline dönüştürülmüştür.

Türkiye bugün yeniden zafer kazanmak için hazırlıklı olmaldır. Çünkü Atatürk Türkiyesinin emperyalizm karşısında son on yılda kaybettiklerinin geri alınması için yeniden kurtuluş savaşına ihtiyaç vardır. Türkiye üzerinde menfaati olan küresel güçler bu savaşı verecek olanın Türk Silahlı Kuvvetleri ve onu yaratan Türk milleti olduğunun farkındadır. Şimdi Türk miletinin dayandığı en büyük güç olan ordunun zayıflatılması için dört bir yandan saldırılar devam etmektedir.

Şimdi tarihi biraz geriye alacağım.1983 yılı Nisan ayının sonlarıydı. Silahlı Kuvvetler Komuta kademesi, Kasım ayında seçim yaparak yönetimi sivillere devretmeye hazırlanıyordu. Kara Kuvvetleri Komutanı ve Milli Güvenlik Konseyi üyesi Orgeneral Nurettin Ersin’den bizzat aldığım emir mealen şu şekilde idi; “ Silahlı Kuvvetler üç yıla yakın bir süredir yönetimde. Halkımızın sağlanan huzur ve güven ortamından memnun olduğunu biliyoruz. Fakat gerek yurtiçinde ve gerekse dışarda bizim yönetimi istemeyenlerin olduğu bize iyi gözle bakmadıkları muhakkak. Şimdi sana görev veriyorum ve 30 Ağustos’a kadar müsaade ediyorum. Silahlı Kuvvetlerimizi, özellikle Kara Kuvvetlerini tanıtan bir film yapacaksın. Ama öyle yapacaksın ki Türk insanı Ordu Millet olmanın gururunu duyarken, düşmanlarımız bizden korkacak ve çekinecek. Bunun için KKK. Foto-Film Merkezi ve TRT bütün imkanları ile sana yardımcı olacak. Birliklere sana yardımcı olmaları için gerekli emri yaz getir, imzalayayım. Zafer Haftasında bu filmin yayınlanmasını istiyoruz.”

Yüz ifadelerimdem bu görevden memnun olmadığımı anlayan Ersin Paşa, itiraz etmeme fırsat vermeden; “Ben anlamam der gibi bakıyorsun. Anlarsın. Ben sana güveniyorum oğlum”diyerek sırtımı sıvazladı. Ben Harp Sanatını bilen ve öğreten bir Kurmay Subaydım. Görsel sanatlarla ilgili o güne kadar hiçbir deneyimim olmamıştı. Ve bana ihtilâl dönemindeki Türk Silahlı Kuvvetlerini halka tanıtıp sevdirmem için film yapma görevi veriliyordu. Gerçekten sorumluluk isteyen bir görevdi. Uykusuz ve gece gündüz demeden yapılan bir hazırlık döneminde, o zaman Zırhlı Birlikler Okulunda yedek subay öğrencisi olan TRT'deki çalışmalarımızda tanıdığım Spiker Mehmet Akarca’yı yanıma asistan olarak alarak çalışmaya başladım.( Eski Samsun Milletvekili ).

Oniki bin yıllık bir Ordu-Milleti ve bu milletin ordusunu lâyıkı ile tanıtabilme sorumluluğunu ancak bu yükü yüklenenler bilebilir. Senaryo yazımı, çekimlerin planlaması ve tamamlanması, filmin kurgulanması ile geçen üç ayı aşkın uykusuz geceler sonunda VATAN BORCU bitti. 26-27 Ağustos 1983 gecesi TRT Televizyonundan 55’er dakikalık iki bölüm halinde yayınlandı. Bu yorgunluğumu filmi izleyenlerden aldığım övücü sözlerle çok çabuk unuttum. 27 Ağustos gecesi sırtımdan kalkan tonlarca ağırlığındaki yükten sonra kendimi kuş gibi hissediyordum.

Bu duyguyu sizlerle paylaşmamın önemli bir sebebi vardır. Ben, 36 yıl üniforma taşıyan bir kişi olmama rağmen Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerçek gücünü işte ancak bu film çalışmalarım sırasında yakından gördüm. Bu kutsal ocağı bütün unsurları ile yeniden tanıdım. Binlerce yıldan bu yana nesilden nesile aktarılarak gelen geleneklerin bir daha söküp atılamayacak şekilde nasıl kökleştiğini görerek gururla ürperdim.

Şimdilerde ise kendini medeni sanan medeniyet yoksunu garip Avrupalı’nın bana insanlık ve askerlik dersi vermesini içme sindirmem asla mümkün değil. Halkımın da aynen benim duygularımı paylaştığını biliyorum. Cumhuriyetimizin gerçek sahibi Türk halkının; Avrupalı be derse desin, Avrupalının istekleri doğrultusunda yöneticileri ne yaparsa yapsın, kendi bağrından çıkan Silahlı Kuvvetlerine ve dolayısıyla devletine sahip çıkacağına bütün kalbimle inanıyorum.

Dünyanın en belâlı ve şaibeli bölgesi olan ORTADOĞU-KAFKASLAR-BALKANLAR üçgeninin tam ortasında yer alan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, hangi pakta dahil olursa olsun, hangi devletler ile ittifak yaparsa yapsın bölgesinde kendi gücüne dayanarak ayakta kalmak mecburiyetindedir. Kendi gücümüz derken kastedilen ordularımızın gücüdür. Eğer güçlü ordularınız yoksa, zaten devlet olma vasfınız da kalmamış demektir.
Son elli yıldır sıcak savaşlardan kurtulamayan bölgemizde günümüzde de savaşlar kıyasıya devam etmektedir. Türkiye’nin bölgede devam eden savaşların dışında kalması ve etkilenmemesi beklenemez. Günümüz savaşlarını ise sadece ordular değil, topyekün milletler bağrından çıkardığı orduları ile birlikte yaparlar.
Bilindiği gibi askerlik mesleği devletin ve milletin bek’asını sağlayan, kendine has özellikleri bulunan, zor, meşâkkatli, şahsi ferâgat ve fedakârlık isteyen, karmaşık, geniş bilgi ve beceriyi gerektiren kutsal bir meslektir. Türk Milleti; tarihin bilinen ilk devirlerinden itibaren kendisini koruyan ordularına ve askerliğe büyük önem vermişler ve günlük yaşamlarının her safhasında askeri karakterli bir millet olmanın en güzel örneklerini meydana getirmişlerdir.
Tarihte yer alan bütün Türk Devletlerinde ordunun ve askerlik mesleğinin ayrı bir yeri ve değeri bulunmaktadır. Tarih sahnesine çıktığı ilk günden itibaren başlamak üzere Türk Orduları, Türk Milletinin yaşantısında daima ön planda olmuş ve ağır mesuliyetler yüklenerek devlet hayatının vazgeçilmez temel unsurunu teşkil etmişlerdir. Türklerin binlerce yıldan beri taşıdıkları ORDU-MİLLET olma vasfı onun askeri kültürünün zenginliğinin ve gücünün en veciz ifadesidir.

Bu köklü müessesemiz milletinin bağrından çıkmıştır ve milleti temsil etmektedir. Türk milleti ordusunun güçlenmesi ve kuvvetlenmesi için varını yoğunu verirken, Silahlı Kuvvetlerimiz milletine ve şanlı tarihine lâyık olabilmek için var gücüyle çalışmaktadır.
Bize bu ülkede egemen ve özgür yaşamamazı sağlayan kahraman askerlerimizi, şanlı Mehmetçikleri saygıyla anıyorum. Şehitlerimizin ve gazilerimizin aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum. Bu kutsal ocağın sonsuza kadar devam ederek daima bağımsızlığımızın sembolü olacağına inanıyorum.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
1 Eylül 2007 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale