27 Nisan 2017 Perşembe

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Devr-i Tayyip
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Yeni Türkiye'nin takip edeceği siyaset, belirsiz ve keyfi olamaz. Bizim siyasetimiz, mutlaka milletin kabiliyet ve ihtiyacı ile mütenasip olacaktır. Artık yeni Türkiye'nin devlet siyaseti, milli sınırları dahilinde egemenliğine dayanarak bağımsız yaşamaktır (1923)

 7 Ağustos 2007 Salı 

Türkiye’nin son beş yılının siyasi yaşamına damgasını vuran başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile ilk karşılaşmamız 2002 Mayısında tarihi Sepetçiler Kasrının Haseki salonunda oldu. Güven Hareketi yönetim kurulunun periyodik perşembe toplantısına konuşmacı olarak davet edilmişti.
Tayyip Bey bize önce kendi siyasi geçmişini anlattı. Sonra henüz bir yaşındaki partisini tanıttı. Gelecek için hedeflerini ve siyasetten beklentilerini açıkladı.
Sayın Erdoğan’ı dört saat kadar süren karşılıklı soru cevap periyodunda sıkıştırmış olmalıyız ki dışarıda yolunu kesen gazetecilere söylediği ilk söz ayni mekânda yer alan Hammam isimli lokanta’dan da esinlenerek “Derin devlet beni hamamda fena terletti” olmuştu.
Tayyip Bey haklıydı. İktidara oynayan bir partinin genel başkanı olarak her biri konusunda uzmanlaşmış ondört kişinin soru bombardımanı karşısında gerçekten bunalmıştı. Bizler bir taraftan kamuoyunun beklentileri doğrultusunda Türkiye’nin geleceğinde söz sahibi olacak (ve muhtemelen ülkeyi yönetecek) olan kişiyi tanımaya çalışırken, diğer taraftan ülke ve devlet için kendisinden ve partisinden beklentilerimizi de birinci ağızdan iletme fırsatı bulmuştuk.
Recep Tayyip Erdoğan alışılagelmiş lider tiplerinin dışında çok değişik bir tavır içinde idi. Fiziği düzgün, enerjik, kendinden emin, insanları korkutmayan karşısındakilere güven veren, halka yakın, hitabeti güçlü ve delikanlı bir kişiliğe sahip bir lider tipi sergiliyordu.
Türk halkı, aleyhindeki bütün söylemlere ve “ seçtirmezler, hanımı başörtülü kişiyi başbakan yaptırmazlar” şeklindeki ciddi uyarılara rağmen Tayip Bey’e büyük destek verdi. Önce partisini tek başına iktidara taşıdı ve sonra da önündeki bütün engelleri birer birer aşarak başbakanlık koltuğuna oturdu.
Yıllardır koalisyon yönetimlerindeki kısır siyasi çekişmelerden bıkan halkımız Tayip Bey ve arkadaşlarını tek başına iktidara taşırken yılların siyasetçilerini partileri ile birlikte sandığa gömmüştü.
Türk halkı istikrar istemişti. Ve şimdiye kadar denenmemiş bir lideri ve henüz bir yıllık bir geçmişe sahip partisini tek başına iktidara taşımıştı. Bunu yaparken de ona gerek mecliste ve gerekse yerel yönetimlerde başarılı olmasını temin edecek temsil gücü vermişti. Milli görüş çizgisinden gelen, muhafazakâr-dindar görünüşü ile benimseyip bağrına bastığı bu yeni lider ve partisindenTürk toplumunun haklı olarak beklentileri vardı.
Dünyanın merkezindeki bir coğrafyada, küresel mihrakların menfaatlerinin düğümlendiği bir bölgede, cihan imparatorluğu mirasından gelen 70 milyonluk bir Türkiye’nin yönetimi kolay değildi. Bu ülkenin yönetimi sadece karizmatik liderlikle yönetilmenin dışında, çok köklü bir devlet tecrübesine bilimsel düşünceye ve güçlükler karşısında yılmayacak ve geri adım atmayacak güçlü bir iradeye ihtiyaç gösteriyordu.
Peki, Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP kadroları bu ülkeyi yönetecek bilgi, beceri ve tecrübeye sahipler miydi? İşte bunu zaman gösterecekti.
30 yıllık devlet memurluğu görevimin tecrübeleriyle hiçbir siyasi fikrin tesiri altında kalmaksızın Atatürkçü düşünce ışığında ülke meselelerine çözüm üretmeye çalışan biri olarak Türkiyenin gündemindeki konuları Önce Vatan gazetesindeki “Bildiri-Yorum” köşesinde ve internetteki (www.kumkale.net) adresli sitemde irdeledim. Bir başka ifade ile Ak Parti’nin Kasım 2002’de başlayan ve iktidarını araştırıcı bir gözle yakından takip ederek görüşlerimi tarafsız bir gözle açıklamaya çalıştım.
36 yıllık üniforma disiplini ve 16 yıllık üniversite öğretim üyeliğinin kazandırdığı bilimsel çalışma mantığının ışığında güncel olayları mercek altına aldım. Bunlara kendi kültürüm ve mantığımın elverdiği ölçüler içinde çözüm yolları bulmaya çalıştım.
Gazete arşivlerine baktığımda Ak Parti ve Başbakan Recep Tayip Erdoğan hakkında geçen beş yıl içinde ikiyüz kadar yazı yazdığımı gördüm. Bu yazılar tenkit mahiyetinde değildi. Tamamen yol gösterici ve uyarıcı bilgileri içeriyordu. Bu arada yapılan pek çok iyi faaliyeti takdir ederken, bu faaliyetleri gözden kaçıran, dikkate almayan veya tamamen yok farz eden medyayı da şiddetle eleştirdim.
“Devri Tayyip” kitabı, 20 Eylül 2002- 22 Temmuz 2007 arasında Türkiye’nin yönetim ile ilgili gündem maddelerinin kronolojik olarak ifadesidir.
Bu kitap, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Ak Partinin özellikle eleştirildiği bir kitap olarak görülmemelidir.
Bu kitap, Türkiyenin meselelerine Atatürkçü görüşle stratejik anlamda bakan bir aklın ürünüdür. Türkiyeyi yönetecek siyasi kadrolara tavsiyeler ve yol haritası belirlemesinde yardımcı doküman olarak değerlendirilmelidir.
22 Temmuz 2007 seçimlerinden Ak Partinin birinci parti olarak çıkacağı yapılan kamuoyu anketlerinden görülmekteydi ve böylede sonuçlandı. Recep tayyip ErRrdoğan liderliğindeki Ak Parti önümüzdeki beş yıl için tek başıan Türkiyeyi yönetme göerevi aldı.
dir. Türkiyeyi bir dönem daha idare edeceği şimdiden belli olan Sayın Erdoğan ve yakınında bulunanlar için bu kitabın yeni dönemdeki tutum ve davranışları için uyarıcı ve yol gösterici olacağına inanıyorum.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
7 Ağustos 2007 Salı

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale