21 EKİM 2017 CUMARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İ,LE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Atatürkçü Düşünce anayasadan çıkartılamaz (2)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Türkiye'de fikir adamları diyorlardı ki; Biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal yoktur. Bizim canımızı, tarihimizi, varlığımızı bize düşman olan, düşman olduğundan hiç şüphe edilmeyen Avrupalılara, kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı. 'Onlar bizi idare etsin' diyorlardı. Bilelim ki, milli benliğini bilmeyen milletler, başka milletlere yem olurlar. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1922)

 1 Ağustos 2007 Çarşamba 

TÜRK MİLLETİ NEDEN ATATÜRKÇÜ OLMALIDIR?
AKP’ milletvekili Prof.Dr. Zafer Üskül’ün daha mazbatasını bile teslim almadan ortaya attığı “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ’in fikir ve düşüncelerinin Anayasadan çıkartılması ile renksiz bir aynayasa oluşturulması” fikrine Türkiye ve Türklük düşmanları pek sevindiler.
Böyle bir düşünce’nin anayasa profesörü ünvanı taşıyan bir bilim adamı tarafından ortaya atılması Türkiye üzerindeki psikolojik savaş uygulamalarının tahribatının ulaştığı boyutu göstermesi bakımından çok önemlidir.
Atatürkçü Düşünce cumhuriyetin temelidir. Devletin varlığının ve milletin bekasının güvencesidir. Bu düşüncenin Türk devletinin temel sistemi olan anayasadan çıkartılmasını istemek kanaatimce devletin temeline dinamit koymakla eşdeğerdir.
ULUSALSES milli değerlerimizi sahiplenmeyi ilke edinmiş bir gazetedir. Milli değerlerimize yapılan saldırılar karşısında Türk halkını bilgilendirerek bilinçli kılmak amacıyla konuyu bilimsel bir bakış açısından incelemeye devam ediyorum.
Gazi hakkında ne kadar güzel sözler söylesek, bulabildiğimiz en parlak cümleleri bir araya getirerek O'nu tasvire çalışsak dahi yeterince anlatabildiğimizi söyleyemeyiz. Yani O'nun bu millet için gerçek değerini ifade edemeyiz.
Çünkü biz Türkler için Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü anlatmak değil, anlamak ve anlayarak yaşamak önemlidir.
Atatürk’ü anlamak ve anlayarak yaşamak...Ama Nasıl?
İşte sorun bu noktada başlıyor. Nasıl anlayacağız? Ve anladıklarımızı nasıl yaşam tarzı haline getireceğiz?
Biz biliyoruz ki, Gazi'nin vefatı ile aramızdan ayrıldığı 10 Kasım 1938 tarihi O'nun resmi ölüm tarihidir. Yine ayni tarih Atatürkçülük fikir hareketinin ve Atatürkçü düşünce sisteminin’nin resmi doğum günüdür. Yani biz 10 Kasımlarda Gazi'nin aramızdan fiilen ayrıldığı ölüm gününü hatırlarken, diğer taraftan O'nun hâlâ aramızda yaşamasını sağlayan düşünce sisteminin doğuşunu idrak ediyoruz.
Atatürk’ü ve Atatürkçü Düşünce'nin önce Türk milletine ve sonra da dünya milletlerine yol gösterici ve yönlendirici olarak alınmasının en önemli sebebi; O'nun Türk milletini 15 yıl içinde ulaştırdığı ekonomik, sosyal, siyasi, kültürel, askeri ve hukuki seviye, uluslararası saygınlık derecesi, huzur, güven, refah ve mutluluk düzeyidir.
Bu düzeye eldeki sihirli değnekle dokunarak çıkılmamıştır. Fikir ve düşünce üstünlüğünün maharetli ellerde uygulamalara dönüştürülmesi ile ulaşılmıştır. Yani sonuçlar havada değildir. Ortada uygulamalarla başarısı doğrudan kanıtlanmış yepyeni bir fikri hareket vardır.
Her alandaki yoklardan ve olumsuzluklardan Gazi Mustafa Kemâl Atatürk yönetiminde yirminci asrın gerçek bir medeniyet mucizesi yaratıldı. Tarih sahnesinden silinmek istenen bir ülke ve bir millet; Atasının başarılı ve üstün yönetimi altında 15 yıl gibi kısa bir süre içinde dünyadaki emsalleri arasında örnek bir duruma geldi.
15 yılda Genç Türk Devleti; kendi ağır sanayisini sıfırdan kurarak kendi tankını, topunu, havanını ve göklerini koruyan uçaklarını, denizlerinde dolaşan gemilerini kendisi imal edebilmiştir.
15 yılda Genç Türk Devleti; geleceğe güvenle bakabilen mutlu insanların yaşadığı; saygın uluslar arası düzeye erişmiş; enflasyonun adını dahi bilmeyen; kimseye borcu olmayan; dış ticaret açığı bulunmayan; dostluğu aranan ve düşmanlığından sakınılan bir duruma mucize denilebilecek bir zaman süresinde erişmiştir.
Doğal olarak bu duruma ulaşmak kolay olmamıştır. İnançlı kadroların, yüksek irade emrinde bilinçli, planlı ve programlı çalışmaları ile ulaşılan bu hedefler dünyanın meraklı bakışları altında şaşırtıcı ve mucizevi bir hızla ve başarılı olacak tarzda teker teker ele geçirilmiştir.
Bu baş döndürücü başarının devam etmesi gerekiyordu. Bunun da bir tek yolu vardı. Oda bunu gerçekleştiren insanın, yani Atatürk’ün çizdiği rotadan aynen yürümekti. Bu şekilde “Atatürkçülük” ve “Atatürkçü Düşünce Sistemi” milletin ihtiyaçlarından kaynaklanarak ortaya çıktı ve zaman içinde sistemleşti ve bugüne kadar ulaştı.
Şimdi 2007 yılındayız. Gazi’nin ölümünün ve Atatürkçü Düşünce Sisteminin doğumunun üzerinden tam 69 yıl geçmiştir. Bugün küresel dayatmaların etkisinde kalarak “Atatürkçülük ve Atatürkçü Düşünce Sistemi”ni kaldırmaya çalışan hareketlerin temelinde ne yatıyor onu görmeye onu anlamaya çalışalım.
Bunun için Atatürkçü Düşünceye saldıranlara kızmadan evvel kendimize aşağıdaki soruları soralım ve yaşadığımız günlük olayları hatırlayarak bu soruların cevaplarına ulaşmaya çalışarak akıl yürütelim.
- Halkımız Atatürkçülük dendiği zaman ne anlıyor?
- Geçen 69 yılda bizler, Atatürkçülüğü anlayıp benimseyecek, yaşayacak ve yaşatacak nesillere biz Atatürkçülüğün ne olup-ne olmadığını anlatabildik mi?
- Geçen 69 yılda Atatürk’ün fikirleri ile dolu, Atatürkçülüğü yaşam tarzı olarak benimsemiş, eserlerine inançla bağlanıp onlara sahip çıkacak nesiller yetiştirebildik mi?
- Ne kadar Atatürkçü olabildik? Atatürkçü olmanın belirgin bir göstergesi var mıdır ve biz bunu nasıl ölçebiliriz?
- Atatürkçülük adına bugüne kadar her seviyede ve her alanda yürütülen faaliyetler yeterli midir? Yanlışlarımız olmuş mudur? Varsa yanlışlar nelerdir?
- Gerçek birer Atatürkçü olarak her zaman ve her sahada şahit olduğumuz Atatürkçülük karşıtı güçlerle mücadeleyi nasıl ve hangi zeminlerde yapmamız gerektiğini biliyor muyuz?
- Atatürk karşıtı güçlerle ve meydanları dolduran sahte Atatürkçülerle yeterince mücadele edecek bilgiye, belgeye, tecrübeye ve cesarete sahip miyiz? Yoksa bu cesareti nasıl ve nerede kazanabiliriz?
Yukarıda soruları çoğaltmak mümkündür. Soruların çoğalması, muhtemel çözüm yollarının bilimsel olarak araştırılması ve tartışılması Atatürkçülüğün fikri zeminini oluşturur. Bu çalışma ayni zamanda Atatürkçülüğün bilimsel temellere oturtulması işlevini de güçlendirir. Yani fikri yapıyı giderek sağlamlaştırır.
Şurası muhakkak ki, Atatürkçülük ve “Atatürkçü Düşünce Sistemi” bugüne kadar yeterince tartışılmamış ve gereken önem verilmemiştir. Düşüncelerin sistematiği, nedenleri, nasılları ve hedefleri derinliğine düşünülmemiştir. Fikir ve görüşler yalın şekilde bırakılarak anlama, kavrama ve yaşama geçirme işlevi bunu hiçbir zaman gerçekleştirme gücü olmayan halkımızın sağduyusuna terk edilmiştir. Bilimsel yaklaşım daima bu düşüncenin dışında tutulmuştur.
Oysa Atatürkçülük şekilde değil, fikir ve düşüncede yaşam bulmaktadır. İşte bu fikrin yaşatılması amacıyla Atatürkçü Düşünce Anayasanın temeline oturtulup kitlelere maledilmeye çalışılmıştır.

DEVAM EDECEK



Dr. Tahir Tamer Kumkale
1 Ağustos 2007 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale