23 Kasım 2017 Perşembe

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İ,LE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






20 Temmuz 1974 Barış Harekatı'ndan 33 yıl sonra Kıbrıs Türk Toplumu kendi geleceğini nasıl görüyor?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Efendiler! Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece bu bölgenin (Akdeniz Bölgesi'nin) ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs'a dikkat ediniz. Bu ada bizim için çok önemlidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk

 20 Temmuz 2007 Cuma 

Bugün 20 Temmuz 2007.
Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Kıbrıs Türk toplumuna ve bütün adaya gerçek bir barış getiren 1974 Kıbrıs Barış Harekatını kutluyoruz.
Aslında kutluyoruz sözü biraz fazla kaçıyor. Çünkü 20 Temmuz 2007 tarihli ulusal gazetelerde artık bu kutlamaya ilişkin tek satır habere dahi rastlanmıyor. İşin tuhafı 20 Temmuz tarihli KKTC gazetelerinde de bu zafer ile ilgili haberler köşelere saklanmış. Sanki böyle bir olay almamış gibi bir hava var.
Biz biliyoruz ki bugün gelinen noktada, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini Rum kesimine ve dolayısıyla Avrupa’ya yamamaya çalışan AKP ve Kıbrıstaki uzantısı iktidardaki CTP hükümetlerinin konuya bakış açıları ile 33 yıl once kazanılan müthiş zaferin coşkusu ile örtüşmüyor.
Bir tarafta Kıbrıs Türk toplumunu Rumların katliamından kurtarmak için yapılan askeri bir harekat ile kazanılan muhteşem zafer. Diğer tarafta Annan Planı çerçevesinde yaratılması planlanan sanal bir Türk Devleti içinde Kıbrıs Türk toplumunu bütün kazanımları ile birlikte önce Rum kesimine ve onun üzerinden de AB’ye yamamaya çalışan bir Talat Yönetimi ve bu yönetimi her alanda destekleyen AKP yönetimi.
Zafer ve teslimiyet kavramları birbirine çok yabancı. Dolayısı ile kendi elimizle KKTC'ni teslim etmeye hazırlandığımız bir ortamda zaferi kutlamanın da fazla bir anlamının kalmadığını söyleyebiliriz.
Türkiye’den bu yılki kutlama törenlerine seçim çalışmaları dolayısıyla üst düzey katılım olmadı. Zaten Kıbrıs Rum kesiminin antlaşmalar hilafına AB’ne girmesine imkan vererek KKTC’nin varlığını inkar eden Türkiye'nin şimdi üst düzey kadrolarla yapacağı ziyaretlerin de tamamen göstermelik olduğunu artık herkes biliyor.
Kıbrıs Türkünün esaret dolu günlerden bağımsızlığına kavuşturulduğu 20 Temmuz 1974 Barış Harekatından tam 33 yıl sonra ne durumdayız.? Bugün kendi bayrağı altında bağımsız devletini oluşturmuş Kıbrıs Türk Toplumunun huzur ve güven dolu günlerin sonunda geldiği durum hiç de iç açıcı değil. İnsanlar bezgin, yılgın, ürkek, kendinden emin ve güvensiz, karma karış bir ruh haleti içindeler. Halbuki KKTC Türk toplumu geçen AKP yönetiminde ekonomik açıdan eskisine nazaran çok daha gelişmiş bir duruma ulaşmıştır. Yani insanlar daha zenginleşmişlerdir. Fakat bu zenginlik mevcut belirsizlik içinde fazla bir değer ifade etmemektedir.
Annan Planına EVET dediği anda bütün kapıların önünde açılacağı vaadine kanan ve kendisine verilen sahte sözlerin hiç birisi gerçekleşmediği gibi ülkesini huzur dolu günlere taşıyan DENKTAŞ ekibinin de tasfiye edildiği bir ortamda Kıbrıs Türk Toplumunun ruh halinin iyi olduğunu söyleyemeyiz.
CTP ve Mehmet Ali Talat ekibi tarafından Kıbrıs Türklerinin kafası allak bullak edilmiştir. Kıbrıs Türkleri ne istediğini, ne yapacağını, neye iyi ve neye kötü diyeceğini bilemiyor. Kırk yıldır liderliği altında yaşadığı Rauf DENKTAŞ'ı dahi bir kalemde silinip pasifize edildiği bir ortamda kuşatılmışlığın, çaresizliğin ve sahipsizliğin acı örneklerini yaşıyor. Bir şeyler arıyor ve bekliyor. Ama ne aradığını, beklediğinin ne olduğunu kendisi de bilmiyor.

Kıbrıs Türk toplumu; 33 yıldır tek güvencesi ve destek kaynağı olarak güvendiği Anavatan Türkiye'nin AB'nin oyununa gelerek adada Enosis'e kesin teslimiyet demek olan Annan Planından yana tavır almasını, Rum Kesiminin adanın tamamını temsil eden Kıbrıs Cumhuriyeti olarak AB'ye katılmasını bütün yasal güçlülüğüne rağmen önleyecek tavır içine girmemesini ve aksine bugünkü belirsizlik ile teslimiyet ortamının yaratılmasına destek vermesini hâlâ anlayabilmiş değil.
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Kıvrıkoğlu’nun birbiri peşisıra CTP üst yönetimini şiddetle eleştirdiği mesajlarının pek iyi algılanmadığı görülmektedir. Türk askerini aynen Rum kesimi gibi işgalci olarak gören ve Türkiyeyi sömürge yöneticisi gibi değerlendiren bir parti tarafından yönetilen Türkler bu 20 Temmuzda neyi kutladılar?
Kendi oyları ile Annan Planına EVET diyerek kurdukları bağımsız Türk devletinden vazgeçmeyi kabul ettiklerini dünyaya ilan eden soydaşlarımızın Türkiye'nin Rumları adanın tek hakimi olduğunu kabul ettiği anlaşmaya evet demesinden sonra kutlamaları gereken neleri kaldı.?
Harekâtın üzerinden 33 yıl geçmiş. Bu başarılı harekatı gerçekleştiren Türk Askeri; Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri adı altında tam otuzüç yıldır bir tek Türk kanının dökülmesine izin vermemiş. Adanın tamamında huzur ve güveni sağlamış.
Ama uğrunda can verip kan döktüğü Kıbrıs Türk halkı bu askere Referandumda verdiği EVET oylarıyla oylarla "Ben seni istemiyorum. Evine dön. Ben senin beni öldürmelerinden kurtardığın Rumlarla bir arada yaşamak istiyorum. Seni, bayrağını ve devletini istemiyorum" demiştir. Türk toplumu böyle demesine rağmen verdikleri bütün tavizler Rum kesimine az gelmiştir. Bir arada olmayı çok istedikleri Rum kardeşlerinin % 75'i " Ne kadar taviz verirseniz verin. Biz sizinle bir arada olmak istemiyoruz" diye cevaplamışlar ve bundan sonra AB üyesi yapılarak çok da kazançlı çıkmışlardır.
Şimdi bizim desteğimizle AB üyesi olan Kıbrıs Rum Kesimi yediyüzbin kişilik nüfusu ile arkasına AB devlerini alarak yetmişüç milyonluk deve kafa tutmaktadır.
Özetleyecek olursak; Türkiye ve KKTC için kısa vadede eşit şartlarda AB üyesi olmak hayaldir. Dolayısıyla AB odaklı politikalarda sanaldır. Şimdi KKTC'nin gerçek bir hedefi olmalıdır. O'da Türkiye dışında diğer ülkelerin de bu otuzüç yaşına basan bağımsız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devletini tanımasıdır.
Çocuk doğmuş. Otuzüç yaşına gelmiş fakat uluslararsı camiada geçerli bir nüfus cüzdanı alamamıştır. Varlığı bilinmekte fakat resmi evrakları olmadığından kabul görmemektedir. Bunun ilelebet devam etmesi mümkün değildir. Bütün uzuvları sağlam ve sağlıklı olan bu varlığı görmemeğe imkan yoktur. Mutlaka tanınacaktır. Bu kaçınılmazdır.
KKTC'nin diğer ülkeler tarafından tanınması için önce bu ülkeyi yönetenlerin kendilerinin ayrı bir devlet olduğuna inanmaları gerekir. Yani Mehmet Ali Talat ve Ferdi Sabit Soyer ikilisinin kendi bağımsızlıklarına inanması gerekmektedir. Oysa bizzat Cumhurbaşkanı Talat kendi ağzından KKTC'nin bağımsızlığına inanmadığını Türk televizyonlarından defalarca dile getirmiştir.
Evet bugünkü KKTC yönetimi kendisini bağımsız görmemekte ve tanınmamakta ısrar etmektedir. Cumhurbaşkanı Talat; Londra Türk Radyosu'ndaki beyanatında ''KKTC'nin tanınması bir nostaljidir'' diyebilmektedir. Bu kişi KKTC Başbakanı sıfatıyla davet edildiği İngiltere'de hem kendini ve hem de temsil ettiği Türk devletini inkar etmiş, seçimle başbakan atandığı ülkenin tanınmasının bir hayal olduğunu söyleyebilmiştir.
İşte 33 yıl sonra KKTC'deki demokrasi ve yönetim anlayışı.? Bu nasıl hukuk sistemi ve bu ne biçim eğitim sistemidir ki bu gibi kişilerin kendilerini yönetmek üzere başlarına geçirilmesini önleyemiyor.
Sonuç olarak; bugün KKTC'de kutlanacak bir zafer kalmamıştır. Çünkü teslimiyet zihniyeti ile hareket eden bugünkü KKTC yönetimi kazanılmış zaferlerin üzerine gölge düşürmüştür..



Dr. Tahir Tamer Kumkale
20 Temmuz 2007 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale