23 AĞUSTOS 2017 PAZARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






İran ile ilişkilerimizde ABD'den izin almamız gerekmiyor
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Yeni Türkiye'nin takip edeceği siyaset, belirsiz ve keyfi olamaz. Bizim siyasetimiz, mutlaka milletin kabiliyet ve ihtiyacı ile mütenasip olacaktır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1923)

 18 Temmuz 2007 Çarşamba 

Seçim ile ilgili son derece basite indirgenmiş “sen yaptın-ben yapmadım” şeklindeki çok basit ve tam bir sokak kavgası niteliğindeki seçim polemiklerinin arasında gündeme çok önemli bir madde oturdu.
Türkiye’nin bin yıllık komşusu İran ile yaptığı doğalgaz taşımacılığına ilişkin antlaşmaya ABD dünyanın öbür ucundan dahil oldu ve aynen sömürgelerindeki sömürge valileri eliyle yapılanlara benzer şekilde “sen bunu bana rağmen yapamazsın” dedi.
AKP yönetiminin Başbakan Erdoğan vasıtasıyla sık sık duyurduğu stratejik ortak ABD’nin bu yaptığı hiç de iyi olmadı. Tam seçim arefesinde AKP çığırtkanları; “geçen beş yılda ne kadar başarılı bir dış politika uyguladıklarını ballandıra ballandıra anlatıp kendi iktidarları devrinde Türkiye’nin ne kadar saygın ve sözü dinlenir bir devlet haline geldiğini” vurgularken bu tavır eşbaşkan ABD’ye hiç yakışmadı. AKP yönetimi bir kere daha dostu ve kardeşi Bush Efendiden bir kazık yedi.
Bakalım bunu halka nasıl anlatacaklar.
Aslında yapılan bu antlaşmayı çok büyük bir dış politika başarısı olarak görmemiz gerekiyor. Ama bir türlü gösterilemeyen Türk devletine yakışacak dik duruş yüzünden bugünkü sömürge tipi görünüm ortaya çıkmaktadır.
Enerji Bakanı Hilmi Güler, İran'la yapılan son gaz anlaşmasının perde arkasını şöyle anlatıyor; “İran'la varılan mutabakatın en önemli yanlarından biri Türkmen gazının gelmesidir. Bu adım Nabucco projesini önemli bir aşamaya getirmektedir. Bu anlaşma ile Türkiye'nin enerji yarışında geride kaldığına ilişkin kaygılar ortadan kalkmıştır. Bu işbirliğine ABD olumsuz bakabilir. Ama biz de kendi ülkemizin enerji güvenliği açısından, enerjide ülkelerle olan ilişkilerimiz açısından bunu düşünmemiz lazımdır. Ayrıca bölgenin istikrarı açısından bu çok önemlidir.”
Bakanın bu sözlerine aynen katılıyoruz.
Peki ABD bu konuda ne dedi; ABD'nin Ankara Büyükelçiliği Sözcüsü Kathy Schalow, “ABD politikalarının İran'la yapılan her türlü enerji işbirliği anlaşmasına karşı olduğunu” söyledi. Schalow, İran'a karşı BM Güvenlik Konseyi'nin aldığı yaptırım kararlarını hatırlatarak, “Tahran'ın hem BM hem de Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile işbirliği yapmadığına” dikkat çekti.
Türkiye’nin İran ile yakınlaşmasının akıllıca olmadığını da vurgulayan Schalow, "Hazar Denizi enerji kaynaklarının İran'dan transit geçişe ihtiyaç duymadan doğrudan Avrupa pazarlarına ulaştırılması için gerekli altyapının geliştirilmesi konusunda Türkiye ile birlikte çalışmaya devam edeceğiz" dedi. Yani bir bakıma “biz bu işi durudurmak için devredeyiz”diyerek dişini göstermektedir.
İran Ekonomi ve Ticaret Müsteşarı Ahmad Noorani, Türkiye ile İran arasında doğalgaz alanında imzalanan mutabakat zaptının önemini anlatırken; “Türkiye'nin ilk kez İran'a yatırım yapacağını” vurguladı. Türkiye'nin, İran'ın en önemli doğalgaz rezervlerinin bulunduğu Güney Pars'ta verilen sahalarda üretilecek doğalgaz miktarıyla ilgili bir soruya da Noorani, "Türkiye, 3 sahadan yıllık 30 milyar metreküp belki de daha fazla doğalgaz üretecek" diye cevap verdi.
Noorani, anlaşmanın sonuna kadar götürüleceği ve yaşama geçirileceği güvencesi verdi. Noorani, söz konusu zapta “ABD'nin tepki vereceğini sanmıyorum. İki komşu ülkenin kendi aralarındaki işbirliği ABD'yi ilgilendirmez. Bu anlaşma, Türkiye ve İran'ın çıkarlarına uygundur. İki ülkenin, ilişkilerini daha da ileri götürme amaçlıdır" şeklinde değerlendirdi.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, İran'la yapılan gaz anlaşmasına ABD'den gelen tepkilere, "Türkiye kimseyi dinlemez. Önemli olan bizim çıkarımız" sözleriyle rest çekti. Anlaşmanın BM Güvenlik Konseyi'nin İran'a yaptırım kararına aykırı olmadığını da söyleyen Gül, "İran'la kimler alışveriş yapıyor onlara bakın" dedi.
Sayın Gül’ün bu söylemlerine katılıyoruz. Bu tip çıkışların şahsiyetli bir dış politikanın gerekleri olduğuınu da görüyoruz. Fakat AKP’nin geçen beş yıllık dış politika karnesine balktığımızda bu dik duruşların arkasından hep başımızın eğildiğini de bilerek konuya temkinli yaklaşıyoruz.
Türkiye’nin İran doğalgazı ile ilgili bu girişimleri yeni değildir. Uzun süren bir diyalog ve çalışma sürecinin sonucudur.
Konunun temelleri geçen Aralık ayında Başbakan Erdoğan’ın İran’a yaptığı ziyaret esnasında atılmıştır. Bu çok önemli ziyaret Türkiye’nin sanal gündem maddeleri arasında gözden özellikle kaçırılmış ve boyalı basınımız bu ziyareti görmezlikten gelmiştir.
Şimdi geçen Aralık ayına dönelim.
ABD tarafından Ortadoğu’daki milli çıkarlarına karşı olduğu için yoğun bir baskı altında tutulan ve dünya gündeminde saldırgan olarak tanıtılan İran’a yapılan ziyaret sadece bizim için değil dünya kamuoyu için de çok önemli bir gelişmeydi. Fakat bu çok önemli ziyaret bilinçli bir şekilde Türkiye ve dünya gündeminden uzakta tutuldu. Adeta yok ve olmamış farz edildi.
İran’a yönelik ekonomik yaptırım kararlarının gündemde tartışıldığı, Türkiye-AB ilişkilerinin son derece karmaşık ve içinden çıkılmaz bir hal aldığı, ABD’nin Irak’ta köşeye sıkıştığı bir dönemde bölgenin güçlü ülkesi İran’a Başbakan Erdoğan’ın ziyareti fevkalade ciddi bir dış politika başarısı idi. Bu ziyaretin küresel mimarları Ortadoğu planları üzerinde bir kere daha düşünmeğe sevk ettiği iyi bilinmelidir.
Ziyarette üç temel konu hakkında görüş alışverişinde bulunulmuştur.
Bunların başında iki komşu ülke arasındaki ticari faaliyetlerin geliştirilmesi gelmektedir. İran bir petrol ve doğalgaz ülkesidir. Türkiye bu iki enerji maddesine bağımlıdır. Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin İran’dan doğalgaz alımına devam edeceğini, özellikle Türkiye’nin enerji ihtiyacının artması dikkate alındığında Türkiye’nin İran’dan doğalgaz temin etme konusundaki taleplerinin artacağını da belirtmiştir. Bu konuda Cumhurbaşkanı Ahmedinejad; “İran, güvenilebilir bir ortak olarak, Türkiye’nin yakın işbirliği ile Avrupa pazarına doğrudan enerji sağlamaya hazırlanıyor” sözleri ile gelecek ile ilgili iyi beklentilerini açıkça ortaya koymuştur.
Ziyarette görüşülen konular arasında önemli başlıklardan biri bölgesel sorunlar üzerindeki karşılıklı fikir alışverişidir. Her iki taraf bölgesel sorunlarda ayni kaygıları paylaştıklarını dile getirmişlerdir. PKK ile mücadele hususunda son iki yıldır mevcut ortak güvenlik işbirliği protokolü çerçevesinde ortak girişimlerin devam ettiği ve bu işbirliğinin süreceği belirtilmiştir.
Erdoğan, son olarak nükleer kriz konusundaki fikirlerini belirtmiştir. Buna göre; “Türkiye’nin barışçıl nükleer programı sonuna kadar desteklediğini, ancak nükleer silahlara sahip olunmasına karşı çıktığını, bunun bölgede bir nükleer silahlanma yarışı sebep olacağını, bölgenin huzuru için İran’ın diplomatik bir çözüm yolunda gayret göstermesini istediklerini, mevcut krizde diplomatik çözümden yana olduğumuzu” söylemiştir.
Sonuç olarak, İran’a karşı yapılacak bir harekâtta en fazla etkilenecek ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. İran’ı yanlış hareket etmesi konusunda uyarabilecek ve bölge barışı yolunda harekete yönlendirebilecek tek ülke Türkiye’dir. Türkiye bu gücünün farkındadır. Türkiye ve İran iyi komşuluk ilişkileri devam ettiği sürece bundan iki ülkede kazançlı çıkacağı taraflarca bilinmektedir.
AB ile ilişkilerin tam bir çıkmaza sürüklendiği bir dönemde Türkiye yüzünü farklı bir yöne çevirmiş ve bölge ülkeleriyle olan ilişkilerini güçlendirme stratejisi izlemiştir. Türkiye bu şekilde bölgesel işbirliği ağını genişletmek ve alternatif ortaklıklar kurma yolunda girişimde bulunmaktadır. AB ve özellikle ABD bunu iyi değerlendirmek zorundadır.
Türkiye bölgedeki güç merkezi olduğunu bilmeli ve komşuları ile olan iyi komşuluk ilişkilerini sürdürmelidir. Fakat bu konu Türk kamuoyuna iyi izah edilmeli, sanal gündemlerle gölgelenmemeli ve halkın desteği mutlaka alınmalıdır.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
18 Temmuz 2007 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale