30 Mart 2017 Perşembe

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Cumhur ve Cumhurbaşkanı
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

İçinizde memleketi ve milleti en çok seven, aklına, anlayışına, vicdanına en çok güvendiğiniz insanları seçiniz. Ancak bu sayede meclis sizin arzularınızı yapmaya ve lâyık olduğunuz refahı temin kudretine malik olacaktır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1923)

 11 Mayıs 2007 Cuma 

Anayasa’nın 104 üncü maddesi Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenlemiştir. Buna göre; “Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının uyumlu çalışmasını gözetir.”
İster cumhur tarafından doğrudan seçilsin ve isterse halkın temsilcilerinin oluşturduğu TBMM tarafından seçilsin bu görev çok kapsamlı ve çok kutsaldır. Sıradan kişilerin yürütebileceği bir görev değildir. İnsanlarda doğuştan var olan liderlik kabiliyetini ve bütün milleti kucaklayabilme gücünü gerektirir.
27 Mayıs 1960 darbesini müteakip Cumhurbaşkanlığı seçimleri hep sancılı olmuştur. Toplum her seferinde lüzumsuz şekilde gerilmiş ve seçimler bu makamın seviyesine yakışmayan siyasi çatışmalara sahne olmuştur. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin esas sebebin TBMM’nin Cumhurbaşkanını seçememiş olmasıdır.
Demokrasi tarihimizde ilk defa sorunsuz bir şekilde tek başına Cumhurbaşkanı seçebilecek bir meclis çoğunluğuna sahip Ak Parti bu gücünü beceriksizce harcayarak tarihi bir hata yapmıştır. Sonunda TBMM’nin kendi üyeleri içinden cumhurbaşkanı seçmesini imkânsız hale getirmiştir.
Şimdi acele Anayasa değişiklikleriyle üzerinde yeterince tartışılmadan “Cumhurbaşkanı seçimi ve yetkileri” üzerinde tehlikeli girişimlerde bulunulmaktadır. Cumhurbaşkanlığı üzerinde kavram kargaşası ve soru işaretlerinin bulunması sadece bu makama seçilen şahsı bağlamaz, ülkenin bugününü ve geleceğini zorlar. Ülkeyi altından kalkamayacağı karmaşaya sokar. Cumhurbaşkanlığı makamı üzerinde bugün takip etmekte zorlandığımız gelişmeleri bu gözle değerlendirmek gerekmektedir.
Türkiye’nin gündemi Cumhurbaşkanlığı ile milletvekili seçimlerine kilitlenmiştir. Aslında bunlar demokrasinin gerekleridir ve cumhuriyet rejiminin sağlıklı işlemesi için kaçınılmaz gelişmelerdir.
Yüksek Seçim Kurulu, 21 siyasi partinin seçimlere katılabileceği açıklamıştır. Oysa kurulu parti sayısı altmış civarındadır.
"Şef çok, fakat Kızılderili yok" şeklinde çok bilinen bir söz vardır. Herkes Kızılderili değil, şef olmak istiyor. Bu maksatla dükkân açar gibi parti açılıyor.
Pek çoğu şimdiden kâğıt üzerinde kalmış. Bir kısmı parti genel merkezi tabelalarını dahi asamamışlar ama her parti genel başkanı otomatik olarak kendini lider görüyor. Tutum ve davranışı da buna göre daha havalı ve fiyakalı bir hale geliyor.
Hâlbuki bir yere atanmakla veya parası olduğu için dükkân değil parti kuran kişilerin lider sözünü ağzına almaları abestir. Çünkü lider olunmaz. Lider doğulur. Liderlik kişinin doğuştan taşıdığı temel karakterlerinden biridir. Bu karakter nadir kişilerde bulunur. Aslında gerçek liderler kendilerine lider demezler. Çünkü onların liderliklerini çevresi belirler. Çevresi onu lider olarak kabul eder ve lider gibi davranmaya zorlar.
Atatürk gibi tarihin yetiştirdiği gerçek bir lidere sahip olmak milletimiz için çok gurur vericidir. Fakat Atatürk liderlik kavramının en üst derecede örneğidir. Doğuştan lider ve dahi kişiliğe sahip olan Atatürk’ten sonra gelen yöneticiler için iyi bir örnek değildir. Çünkü ona erişmek, ona benzemek ve onun yaptıklarını yapabilmek hiç de kolay değildir. Çünkü o benzersizdir.
O halde liderler birilerine benzemek zorunda olmadıklarını bilmeli ve kendi liderlik vasıflarını ortaya çıkartıp geliştirmeye çalışmalıdır. Ancak bu sayede başarılı olabilecekleri bilincini taşımalıdır.
Ülkemizde Atatürk'ten sonra da liderler çıkmış ve kitleleri kendisine inandırıp peşinden sürüklemesini bilmiştir. Bunların isimlerini saymaya gerek yoktur. Çünkü halkımız bunları iyi tanımaktadır. Çeşitli sebeplerle görevden almalar, makamdan indirmeler ve cezalandırmalar gerçek liderlerin liderlik vasıflarını asla düşürmez. Hatta bu uygulamalar onları daha da güçlü kılar. İnanan ve güvenenlerinin sayısını arttırır.
Bu coğrafyada, stratejik konuma sahip bu topraklarda, cihan imparatorluğu kurmuş 73 milyonluk Anadolu Türklerinin yönetimi basit ve kolay bir iş değildir. Bu ülkenin yöneticisi sıradan bir kişi olamaz. Olmamalıdır.
Peki, Türkiye'yi yönetecek kişiler ne gibi özelliklere sahip olmalıdır?
Bu başka bir yazı konusudur.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
11 Mayıs 2007 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale