18 AĞUSTOS 2017 Cuma

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Vladimir Putin faktörü
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Bizim bu dostumuzun (SSCB) idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1933)

 8 Mayıs 2007 Salı 

Kuzey Komşumuz SSCB, 21 Aralık 1991 tarihinden itibaren siyasi yaşam sürecini tamamlayarak tarihteki yerini almıştır. Bu sonuç dünyada ve bölgemizde siyasi, askeri, ekonomik ve sosyo-kültürel dengeleri altüst etmiştir.
Başlangıçta bölünmenin ve rejim değiştirmenin verdiği kargaşa ortamı SSCB’nin mirasını üstlenen Rusya Federasyonunu her alanda sarsmıştır. Bölgesel ve küresel güç potansiyeline sahip olan Rusya; 1991'den bu yana çeşitli politik, askeri ve ekonomik dar boğazlar içinden geçerek kendi tarihi kişiliğine uygun bir oluşum yaratmaya uğraşmaktadır. Putin’in liderliği altındaki Rusya’nın mevcut potansiyeli, altyapısı ve milli güç unsurları ile hâlâ önemsenmesi gereken bir Avrasya siyasi gücü olduğunu daima göz önünde bulundurmamız gerekmektedir.
1945’de Kars ve Ardahan’la beraber boğazların yönetiminde söz sahibi olmak isteyen Rusya’nın Büyük Petro’nun vasiyetinde yer alan “Sıcak denizlere inme” hedefi değişmemiştir. Bu hedef doğrudan bizimle ilgilidir.
Bugün dünyada ABD kayıtsız şartsız tek hâkim ülkedir. Fakat yavaş yavaş bu yeni dönemin de sonuna gelinmektedir. Çin, Hindistan ve AB gibi küresel güçlerin yanında Rusya da yer almaya başlamıştır.
Soğuk savaş öncesi durumundan henüz çok uzak olan Rusya, Başkan Putin’in liderliğinde büyük bir hızla güçlenmektedir. Batıya olan son borçlarını da ödeyen Rusya, ekonomik bağımsızlığını elde ettiği andan itibaren ABD ‘ye karşı çok ciddi çıkışlar yapmaya başlamıştır. Bunlardan sonuncusu da ABD’nin füze kalkanı projesine karşı takındığı set ve ciddi tavır olmuştur.
Putin; “NATO ülkeleri sınırlarımızda askeri üsler inşa ediyor. Çek Cumhuriyeti ve Polonya’ya füze kalkanı sistemleri yerleştirmeyi planlıyor. Bu bağlamda, tüm ülkeler bu anlaşmayı onaylayıp uygulamaya koyuncaya dek, anlaşmanın uygulanması konusunda moratoryum ilan etmenin uygun olacağını göz özünde bulunduruyorum’’ diyerek restini göstermiştir. Ayrıca, “Avrupa’da konvansiyonel silahların sınırlanmasını öngören anlaşmaya ilişkin yükümlülüklerini de askıya aldığını” açıklamıştır.
Putin; “Rusya’nın anlaşmanın öngördüğü şekilde Batı’daki güçlerini geri çektiğini, ancak ABD’nin şimdi bölgede yeni savunma sistemleri konuşlandırmaya çalıştığını, çözüm bulunmaması durumunda Moskova’nın anlaşmadan tamamen çekilmeyi gündemine alacağını” ifade etmiştir.
Putin esas çıkışını; “Doğrudan içişlerimizi karıştırmak için Rusya’ya yabancı kaynak akışının artarak sürdüğünü, bazı insanların, çok uluslu Rusya’da, etnik ve dini gruplar arasında nefret yaratmak için en çirkin yöntemlere başvurmaktan kaçınmadığını” belirterek yapmıştır. Bununla ilgili olarak; “ABD’nin Rusya’daki ‘demokrasiyi geliştirme amaçlı’ örgütlere mali destek vermesinden yakındıklarını, bu tür desteklerin son yıllarda komşu Gürcistan ve Ukrayna’da görüldüğü gibi, yaygın kitle eylemleri sonucu işbaşına Batı yanlısı liderlerin geçmesine yol açtığını” vurgulamaktan kaçınmamıştır.
Bugün dış politikasını tamamen ABD güdümünde ve BOP çerçevesinde yürüterek çevresindeki olayları ABD gözlüğü ile anlamaya çalışan Türkiye’nin kuzeyinde uyanan devi görmezlikten gelmesi artık mümkün değildir.
Rusya, her alanda ilişkilerimizi dikkatli sürdürmemiz gereken ve bünyesinde Türk kökenli toplulukları barındıran beş yüz yıllık yakın komşumuzdur. Putin’in Rusya’sı 1991’ deki gücünün çok ilerisindedir ve giderek Türkiye’nin bölgesel menfaatlerine doğrudan etki edebilecek şekilde hızla güçlenmektedir. Putin’in liderliği Rusya’nın önünü açmış, ufkunu genişletmiştir.
Türkiye, sadece Rusya’yı değil, Rusya’nın bölgesel ve küresel ilişkilerini de çok yakından takip etmek zorundadır. Dünyanın merkezinde oluşan güç dengesini lehimize çevirmek için olayları takiple yetinmeyip içinde yer alacağımız bölgesel organizasyonlarda etkili duruma geçmemiz gerekmektedir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
8 Mayıs 2007 Salı

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale