29 Nisan 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Türkiye'de Türk milliyetçiliğini sorgulamaya hakkınız yoktur
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Türk milliyetçiliği, ilerleme ve gelişme yolunda milletlerarası temas ve münasebetlerde, bütün çağdaş milletlere paralel ve onlarla bir ahenkte yürümekle beraber, Türk içtimai heyetinin hususi seciyelerini ve başlı başına müstakil hüviyetini mahfuz tutmaktır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1930)

 4 Mayıs 2007 Cuma 

AKP yönetiminin beşinci yılında Türkiye’de Türk milliyetçiliği sorgulanmaya ve bir nevi tehdit olarak gösterilmeye başlanmıştır. Küresel destekli ABD ve AB yalakası dolarla nemalandırılmış yazar-çizer takımı, ülkemizin anayasasını dikkate dahi almadan Türk milliyetçiliğinin tehlikeli bir şekilde tırmandığını söyleme cesareti bulabilmektedir.
Aslında bunun için ortam çok elverişlidir. Çünkü AB dayatması ile getirilen İkiz Yasalar ve meclisten koşar adımla geçirilen AB uyum yasaları bu hakkı onlara vermiştir. Yani devlet kendi bindiği dalı zaten önceden kesmiş. Onlara yol yordam göstermiştir.
Anayasanın başlangıç bölümünde;
-Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk'ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O'nun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda;
...... Hiçbir düşünce mülahazanın Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, devleti ve ülkesi ile bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçililiği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı; bu anayasa Türk Milleti tarafından demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.”ifadesi mevcuttur.
174 maddeden oluşan ve yasalarımıza yön veren anayasamız Atatürkçülük üzerine inşa edilmiştir. Atatürk İlke ve İnkılâpları, Atatürk milliyetçiliği, Atatürk medeniyetçiliği ve laiklik ilkesi ülke yönetimindeki kuralların oluşmasında ön plana çıkartılmıştır.
Anayasanın 2 inci Maddesi “Cumhuriyetin Nitelikleri” bölümünde yer alan; “Türkiye Cumhuriyeti, milli toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir” ibarelerinin özet olarak verdiği anlam ise; Cumhuriyetin temel dayanağı Atatürkçülüktür.
Burada yer alan Atatürk Milliyetçiliği kavramı, aslında Atatürk’ün görüşüyle özdeşleşen Türk milliyetçiliğini ifade etmektedir. Türk milliyetçiliği ise binlerce yıllık Türk tarihi ve Türk kültür öğelerinin değişmeden günümüze kadar gelip bizlerin yaşamına verdiği nizamı açıklamaktadır...
İşte böyle bir kavram anayasamızda yer alırken milli egemenliğimizi ve tam bağımsızlığımızı ortadan kaldıran, Atatürk milliyetçiliğine tamamen ters düşen Uluslar arası İkiz Yasaları kabul ettik. Bu yasalar kaldığı sürece Türk milliyetçiliği, Türk kimliği ve Türk kültürü’nün bu ülkede tehdit olarak görülmesi çok doğaldır. Bu yasalar kaldığı sürece Türklüğe yapılan saldırıları sadece seyretmek başka yapabileceğimiz fazla bir şey yoktur.
İkiz Yasalar adı altındaki “Siyasi ve Medeni Haklar” ve “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar” başlıklı uluslararası sözleşmeler AKP ve CHP Milletvekillerinin oylarıyla 4 Haziran 2003 günü jet hızıyla kanun haline getirilmiştir.
Yıllardır “Halklara Özgürlük” sloganlarıyla kan gölüne çevrilen ve kanlı bir kardeş kavgasının içine sokulan ülkemizde kabul edilen bu iki yasanın ilk maddeleri bölünmeyi çağrıştıran, “Bütün halklar kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahiptirler ” ibaresiyle başlamaktadır. İşte bu ifadeler bölücü hareketi bir bakıma yasal hale getirmektedir.
İkiz Yasalar; ülkemizde yaşayan halklara, her türden etnik topluluklara, mezheplere, farklı toplumsal kökenlere, tarikatlara, cemaatlere ve yerel gruplara kendi statülerini özgürce tayin etme hakkı vermektedir. Devletimiz de imzaladığı sözleşmelerle tanıdığı bu hakları, yani “Halkların kendi kaderini tayin hakkını” ve diğer hakları uygulamaya geçirmek için gerekli düzenlemeleri yapmayı açıkça taahhüt etmektedir. Bu yasalarla; ülkemizde yıllardır büyük mücadele verdiğimiz, binlerce şehit verdiğimiz bölücülük faaliyetlerine uluslararası hukuk açısından, her alanda destek veren bir hukuki zemin sağlanmış ve üniter devleti öngören Anayasamız geçersiz kılınmıştır.
İkiz yasalar, Yugoslavya’nın parçalanması sürecinde başarıyla denenmiş ve bu ülke insanları birbirleri ile kıyasıya çarpışarak bölünmüştür. Bu yasaların, “Bütün halklar kendi kaderlerini tayin hakkına sahiptir. Bu hak vasıtasıyla halklar kendi siyasal statülerini serbestçe tayin edebilir, ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmelerini serbestçe sürdürürler. Sözleşmeye taraf bütün devletler, kendi kaderini tayin hakkının gerçekleştirilmesi için çaba gösterir” şeklindeki talimatı açıktır. Buna göre sadece ülke içindeki değişik millete mensup vatandaşlara değil, kendini bu toplumla bütünleştiremeyen bütün topluluklara halk statüsü verilerek kendi siyasi kaderini tayin hakkı tanınmaktadır.
Bölgede güçlü bir Türkiye’nin varlığını istemeyen dış güçlerin eline verilen imkânlar bununla da sınırlı değildir. Sözleşmenin ikinci maddesinde; “ Bu sözleşmeye taraf her devlet, bu sözleşmede tanınan... Kendi toprakları üzerinde bulunan ve egemenlik yetkisine tabi olan bütün bireyler için güvence altına almayı bu ve haklara saygı göstermeyi taahhüt eder.” denilmektedir. Devamla; “Sözleşme ile tanınan hakların, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka fikir, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğum ya da başka bir statü bakımından herhangi bir ayrım gözetilmeksizin uygulanacağını” kesin bir dille açıklamaktadır.
Bu şekilde ülkede mevcut mezheplere, tarikatlara, cemaatlere, aşiretlere, yerel gruplara da kendi statülerini özgürce geliştirme hakkı tanınmaktadır. Çünkü bunların hepsi dinsel ve toplumsal köken kapsamı içinde mütalaa edilmektedir. Bunun açık anlamı şudur; Bu maddelere dayanarak her hangi bir kişi, herhangi etnik grubun, mezhebin veya tarikatın üyesi olduğunu öne sürebilecektir. Ve bu gruba özgü “siyasî, kültürel, sosyal ve ekonomik özgürlük” hususlarında kendilerine ayrıcalık verilmesini isteyebilecektir.
Yasaya göre kişiler ve gruplar, kendilerine yardımcı olacağını taahhüt eden Türkiye Cumhuriyeti’nin bu uygulamaları gerçekleştirmediğini görürse, konuyu uluslararası zeminlere taşıyarak yardım alabilecektir.
Böyle yasaların olduğu bir ülkede doğal olarak insanlarımızı birlik ve beraberlik içinde tutacak devletin bütünlüğünü sağlayacak temel ilke olan Türk Kimliği ile birlikte Türk Milliyetçiliği de sorgulanacaktır. Burada asıl suçlu bu kimliği sorgulayanlarda değil, onlara bu imkânı veren ortamı yaratan siyasilerdedir.
İşte bu durum uzun süren bir plânlama sonunda gerçekleştirilen başarılı bir küresel psikolojik savaş operasyonunun sonucunda meydana gelmiştir. Çare, milletin temsilcilerinin üzerindeki psikolojik baskıdan kurtulup titremeleri, özlerine dönmeleri ve kendi elleri ile yaptıkları bu yanlışı yasaları derhal iptal ederek düzeltmelerindedir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
4 Mayıs 2007 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale