28 Mayıs 2017 Pazar

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Atatürk milliyetçiliği ile Türk kimliği sorgulanıyor ve tehdit olarak gösteriliyor
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Türk milliyetçiliği, ilerleme ve gelişme yolunda milletlerarası temas ve münasebetlerde, bütün çağdaş milletlere paralel ve onlarla bir ahenkte yürümekle beraber, Türk içtimai heyetinin hususi seciyelerini ve başlı başına müstakil hüviyetini mahfuz tutmaktır. Atatürk (1930)

 4 Nisan 2007 Çarşamba 

2007 Nisan ayında Türkiye’de açıkça Türk milliyetçiliği sorgulanmaya ve bir nevi tehdit olarak gösterilmeye başlanmıştır. Küresel destekli ABD yalakası nemalandırılmış yazar-çizer takımı, üzerinde yaşadıkları ve kimliğini taşıdıkları ülkesinin anayasasını dikkate dahi almadan milliyetçiliğin tehlikeli bir şekilde tırmandığını söyleme cesareti bulabilmişlerdir.
Aslında bunun için cesarete de gerek kalmamıştır. Çünkü AB dayatması ile getirilen İkiz Yasalar ve AB uyum yasaları bu hakkı onlara vermiştir. Yani devlet kendi bindiği dalı zaten önceden kesmiş. Onlara yol yordam göstermiştir.
Anayasamıza göz atalım ve sonra tekrar İkiz Yasalar’a dönelim;

ANAYASANIN BAŞLANGIÇ BÖLÜMÜ:
...... Türk milleti tarafından kabul ve tasvip ve doğrudan doğruya O'nun eliyle vazolunan bu Anayasa;
-Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk'ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O'nun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda;
...... Hiçbir düşünce mülahazanın Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, devleti ve ülkesi ile bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçililiği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı; bu anayasa TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.
Başlangıç Bölümü, toplam 174 maddeden oluşan yasalara yön gösteren bu temel eserin neden ve hangi hedeflere yönelik olduğunu açıklar. Metinden de anlaşıldığı gibi bu Anayasa'nın temeli Atatürkçülük üzerine inşa edilmiştir.
Burada Atatürk İlke ve İnkılâpları, Atatürk milliyetçiliği, Atatürk medeniyetçiliği ve laiklik ilkesi özellikle vurgulanarak ön plana çıkartılmıştır.
Anayasanın Birinci Kısım, Genel Esaslar Bölümünün II inci Maddesi olan “Cumhuriyetin Nitelikleri” altında yer alan hususlar ise şu şekildedir;

- MADDE–2: Türkiye Cumhuriyeti, milli toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.
Bu maddenin özet olarak verdiği anlam ise; Cumhuriyetin temel dayanağı Atatürkçülüktür. Burada yer alan Atatürk Milliyetçiliği konusu aslında Atatürk’ün görüşüyle özdeşleşen Türk milliyetçiliğini ifade etmektedir. Türk milliyetçiliği ise binlerce yıllık Türk tarihi ve Türk kültür öğelerinin değişmeden günümüze kadar gelip bizlerin yaşamına verdiği nizamı açıklamaktadır...
İşte böyle bir kavram anayasamızda yer alırken milli egemenliğimizi ve tam bağımsızlığımızı ortadan kaldıran, Atatürk milliyetçiliğine tamamen ters düşen İkiz Yasaları neden ve nasıl kabul ettik.? İşte sorun buradadır.
Şimdi bu yasalar ile ilgili özet bilgi verelim ve sonunda bu yasalar kaldığı sürece Türk milliyetçiliği, Türk kimliği ve Türk Kültürü’nün bu ülkede tehdit olarak görülmesinin çok doğal olduğunu tespit edelim. Bu yasalar kaldığı sürece Türklüğe yapılan saldırıları seyretmekten başka bir yapmamızın mümkün olmadığını da ibretle görelim.
İkiz Yasalar konusu yeni değil tam 37 yıllık bir mazisi var. 1966’da hazırlanan bu yasaların ardındaki tehlikeyi milletvekillerimiz görmüşler ve tam otuz yedi yıldır kabul etmeyerek büyük bir hizmet yapmışlardır. 37 yıl bekleyen “Siyasi ve Medeni Haklar” ve “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar” başlıklı uluslararası sözleşmeler AKP ve CHP Milletvekillerinin oylarıyla 4 Haziran 2003 günü jet hızıyla kanun haline getirilmiş ve 37 dakikadan daha az bir zamanda TBMM’de onaylanmıştır.
Detayına girmeden iki yasanın getirdiklerini birkaç cümle ile özetleyelim;
Yıllardır meydanlarında atılan “ Halklara Özgürlük ” sloganlarıyla kan gölüne çevrilen ve amansız bir kardeş kavgasının içine sokulan ülkemizde kabul edilen bu iki yasanın ilk maddeleri; “Bütün halklar kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahiptirler ” ibaresiyle başlıyor.
Bu yasalar; ülkemizde yaşayan halklara, her türden etnik topluluklara, mezheplere, farklı toplumsal kökenlere, tarikatlara, cemaatlere ve yerel gruplara kendi statülerini özgürce tayin etme hakkı veriyor. Devletimiz de imzaladığı sözleşmelerle tanıdığı bu hakları, yani “Halkların kendi kaderini tayin hakkını” ve diğer hakları uygulamaya geçirmek için gerekli düzenlemeleri yapmayı açıkça taahhüt ediyor.
Sadece bu kadarıyla baktığımız zaman dahi bu yasalarla; ülkemizde yıllardır büyük mücadele verdiğimiz, binlerce şehit verdiğimiz bölücülük faaliyetlerine uluslararası hukuk açısından, her alanda destek veren bir hukuki zemin sağlanmış ve üniter devleti öngören Anayasa geçersiz kılınmıştır.
11 Eylül saldırısından sonra dünyayı yeniden yapılandırma iddiası ile yola çıkan ABD, hiçbir uluslararası hukuk kuralını tanımadan önce Afganistan’ı sonra da Irak’ı işgal etmiştir. Oysa ABD’nin bu iki ülkede değiştirmek için savaş açtığı Taliban ve Saddam rejimlerini bizzat kendisinin yarattığı bütün dünya kamuoyu tarafından bilinmektedir. İşte İkiz Yasalar, ABD veya onun gibi davranabilecek diğer süper güçlere hem uluslararası ve hem de milli kanunlar çerçevesinde önemli bir imkân daha sağlamaktadır. Yapacakları ülkeleri içeriden fethetme faaliyetini yasal hale getirmektedir.
Bir bakıma ülkemizi yıllarca derinden etkileyen bölücü teröre yapılan uluslararası dış destek yasal hale getirilmektedir. Buna evet demek, bunu kabul edebilmek terörden çok çekmiş milletimiz için kolay değildir.
İkiz yasalar, Yugoslavya’nın parçalanması sürecinde başarıyla denenmiş ve bu ülke insanları birbirleri ile kıyasıya çarpışarak bölünmüştür. Bu örnek ortada iken Türkiye’de benzeri bir faaliyetin kolaylıkla organize edilebileceği bir zemin meydana getirilmiştir.
Bu yasaların,” Bütün halklar kendi kaderlerini tayin hakkına sahiptir. Bu hak vasıtasıyla halklar kendi siyasal statülerini serbestçe tayin edebilir, ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmelerini serbestçe sürdürürler. Sözleşmeye taraf bütün devletler, kendi kaderini tayin hakkının gerçekleştirilmesi için çaba gösterir” şeklindeki talimatı açıktır
Buna göre sadece ülke içindeki değişik millete mensup vatandaşlara değil, kendini bu topluma entegre edemeyen bütün topluluklara halk statüsü verilerek kendi siyasi kaderini tayin hakkı tanınmaktadır.
Demek ki ( X )Topluluğu; bir araya gelip “ Ey Türkiye Cumhuriyeti. Biz seni istemiyoruz. Biz bu topraklarda ( Y ) adı ile ayrı bir devlet kurmak istiyoruz.” Veyahut ta; “Biz seninle yaşamak istemiyoruz. Biz ( Z ) devletine bağlanmak istiyoruz. Şimdi gel bize yardım et ve bu işimizi yasalara uygun şekilde kolaylaştır” diyebilecektir.
T.C. Anayasasının “Siyasi Haklar ve Ödevler” başlıklı “Dördüncü Bölümü” 66’ıncı maddesinde Türk vatandaşlığı tarif edilmiştir. Buna göre; “ Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’ tür. Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türk’tür."
Atatürk daha 1930’larda “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir. Türkler demokrat, hür ve mesul vatandaşlardır. Türkiye cumhuriyetinin kurucuları ve sahipleri bizzat kendileridir” derken bu günleri aklına bile getirmemiştir.
Bölgede güçlü bir Türkiye’nin varlığını istemeyen dış güçlerin eline verilen imkânlar bununla da sınırlı değildir. Sözleşmenin ikinci maddesinde;

“ Bu sözleşmeye taraf her devlet, bu sözleşmede tanınan... Kendi toprakları üzerinde bulunan ve egemenlik yetkisine tabi olan bütün bireyler için güvence altına almayı bu ve haklara saygı göstermeyi taahhüt eder.” denilmektedir.

Devamla; “Sözleşme ile tanınan hakların, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka fikir, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğum ya da başka bir statü bakımından herhangi bir ayrım gözetilmeksizin uygulanacağını” kesin bir dille açıklamaktadır.
Bu şekilde ülkede mevcut, mezheplere, tarikatlara, cemaatlere, aşiretlere, yerel gruplara da kendi statülerini özgürce geliştirme hakkı tanınmaktadır. Çünkü bunların hepsi dinsel ve toplumsal köken kapsamı içinde mütalaa edilmektedir. Bunun açık anlamı şudur; Bu maddelere dayanarak her hangi bir kişi, herhangi etnik grubun, mezhebin veya tarikatın üyesi olduğunu öne sürebilecektir. Ve bu gruba özgü “siyasî, kültürel, sosyal ve ekonomik özgürlük” hususlarında kendilerine ayrıcalık verilmesini isteyebilecektir.
Yasaya göre kişiler ve gruplar, kendilerine yardımcı olacağını taahhüt eden Türkiye Cumhuriyeti’nin bu uygulamaları gerçekleştirmediğini görürse, konuyu uluslararası zeminlere taşıyarak yardım alabilecektir.
İkiz yasaların kabulü ile irticai kesimin yıllardır sürdürdükleri "her cemaat kendi hukukunu yaşasın" şeklindeki akıl dışı talepleri de kabul edilmiştir. Bir bakıma; Türk hukuk sistemi yerine etnik grupların, cemaatlerin, tarikatların hukuku geçmiştir.
Yasalara göre diğer bir bölünme imkanı da ekonomik alan kullanılarak sağlanmıştır. “Ekonomik, Sosyal, Kültürel Haklara İlişkin Sözleşme”nin 1inci Madde, 2 nci Fıkrasında “ Bütün halklar, ... kendi doğal zenginlik ve kaynaklarından özgürce yararlanabilirler. Bir halk, hiçbir durumda, kendi varlığını sürdürmesi için gerekli olan kendi olanaklarından yoksun bırakılamaz.” denilerek, milli ekonomide olması gereken bütünlük kavramı kaldırılmaktadır.
Buna göre, yurt sathına yayılmış olan ve Türk toplumunun tamamının malı olan ekonomik değerler Türkiye halklarının yaşadıkları bölgelere göre ekonomik parçalara bölünmektedir. Milletin tamamının ekonomik ihtiyaçlarının yerini yerel ve etnik çıkarlar alması gibi bir durum ortaya çıkmaktadır. Bunun telaffuz edilmesi dahi korkunçtur. Trakya ayçiçeğini sadece kendisi için kullanmak isterken, Raman Dağındaki petrolden sadece Batmanlı vatandaşlarımız istifade edebilecektir. Bunu düşünmek dahi abesle iştigaldir.
İşte, Diyarbakır Belediye başkanı Baydemir, “ Bölgede çıkan petrolü kullanmak bizim hakkımız” derken işte bu yasalara güveniyordu. Nitekim cumhuriyet savcılarımız bu yasalar dururken bunu söyleyenlere karşı eli kolu bağlı durumda kalıyordu.
Bu kanunlarla verilen haklar Atatürk’ün bütün insanlığı kucaklayan aşağıdaki görüşlerini de bir kalemde silip atmıştır..
“Milletler yerleştikleri toprakların gerçek sahibidirler. Ancak o topraklarda insanlığın da temsilcisi olarak bulunurlar. Oradaki kaynaklardan kendileri faydalanırken bütün insanlığı da faydalandırmakla yükümlüdürler.-1938- ”
Özetle İkiz Yasaların kabulü ile iki adet uluslararası sözleşme Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın da üzerine çıkartılmıştır. Anayasanın; Cumhuriyetin temel esaslarına, devletin ve milletin bütünlüğüne ilişkin bütün hükümlerine aykırı bir düzen önermektedir. Bu sözleşmelerle yurttaşlarımıza getirilen yeni hiç bir hak olmadığı da açıktır. Bununla sadece bugüne kadar ülke varlığını ve bölünmez bütünlüğünü tehdit eden eylemleri ( uluslararası terörizm hareketlerini ) yasal himayeye kavuşturulmuştur..
Dönelim başlıktaki ifadeye;
Böyle yasaların olduğu bir ülkede doğal olarak insanlarımızı birlik ve beraberlik içinde tutacak devletin bütünlüğünü sağlayacak temel ilke olan Türk Kimliği ile birlikte Türk Milliyetçiliği de sorgulanacaktır. Burada suçlu bu kimliği sorgulayanlarda değil, onlara bu imkânı veren ortamı yaratan siyasilerdedir.
İşte bu konu uzun süren bir plânlama sonunda gerçekleştirilen başarılı bir küresel psikolojik harekât operasyonunun sonucunda meydana gelmiştir.
Çare, milletin temsilcilerinin üzerindeki psikolojik baskıdan kurtulup titremeleri, özlerine dönmeleri ve kendi elleri ile yaptıkları bu yanlışı yasaları derhal iptal ederek düzeltmelerindedir.
Bu yasalar kaldığı sürece ülkemiz insanları daima gergin ve birbirleri ile çatışma durumunda bulunacaklardır. İç savaşların yaratılması için uygun zemin devam etmiş olacaktır.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
4 Nisan 2007 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale