29 Nisan 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Çanakkale ve Birinci Dünya Savaşı'nda Türk askerinin hikayesi (4)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Türk vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefini, iç ve dış her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an yapmaya hazır ve hazırlanmış olduğuna benim ve büyük milletimizin tam bir inan ve itimadımız vardır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1938)

 14 Mart 2007 Çarşamba 

Türk milletinin asker evladı Mehmetçiği yabancı gözü ile tanımaya devam ediyoruz. Enver Paşa'nın Kurmay Başkanı olan Alman generali Von Seckt 13 Aralık 1917'de Türk askerini şu şekilde tanımlamıştır.
“ .... Esas bakımdan Türk askeri hele Anadolu askeri mükemmeldir. Ona karşı sevgi ile ilgi, yeterli yiyecek, düzenli bir eğitim, metin ve kendinden emin bir komutan ondan büyük değerde verim elde etmeyi sağlar. Araplara gelince, onlarda pek güzel yetiştirilebilecek askerlerdir, şu şartla ki, ta baştan onlara karşı sert fakat adil bir biçimde davranılsın.
Anılan birliklerin çoğunun vuruşma değerinin azalması Türk komutanlığınca kullanılan yanlış usullerin sonucudur.
Aşağı yukarı iki yıldan beri birliklere talim ve terbiye için zaruri olan vakit bırakılmamıştır. Küçük veya büyük birlikler, sağlam ve tek vücut savılabilecek bir duruma gelmeleri beklenilmeden biteviye dağıtılmışlardır.
Bölükler, taburlar, mitralyöz bölükleri, bataryalar her an başka başka yönlerden istenilmekte ve oralara gönderilmektedirler. Bu birliklerin yola çıkmadan önce son dakikada hiç veya çok az talim görmüş erlerle yahut ta daha yeni kurulmuş ve kurulmakta olan başka birliklerden alınmış kimselerle ikmal edilmesi gerekiyor. Kendilerinden başka birlikleri ikmal için adam alınmış olan bu son birliklerde yeniden bütünlenmeden ve hiç bir hazırlık yapmadan muharebe için yola çıkartılıyorlar.
Bu biçimde yola çıkartılan askerlerin çoğu birbirlerini tanımıyorlar ve komutanlarını ise daha da az tanıyorlar. Onlar yalnızca işlerin gitmediği bir yere gönderildiklerini biliyorlar… "

İşte ordunun komuta kademesi ve erat hakkındaki bu tespitler harbin sonuçlarının nasıl olacağının önemli bir göstergesidir. Osmanlı Devletinin, Almanya’nın yanında savaşa katıldıktan sonra ister istemez onunla birlikte yenileceği açıkça belli idi. Ancak savaş her şeyden önce Türklük ve Osmanlılık bakımından yönetilebilir ve yabancılara körü körüne alet olunarak Türk gençleri cephelerde heba edilmezdi. Milli gücümüz yerinde ve kendi toprakları yararına kullanılarak saçılıp savrulmazdı. Yüksek komuta mevkilerine siyasal uğraşları ve komitecilikteki başarıları dolayısıyla adam getirileceği yerde askerlikte değeri olan kimseler getirilebilirdi. İşleri doğru ve namuslu bir biçimde ele alıp halk soydurulmaz ve aç bırakılmazdı. Fakat görünenler bunların tam tersinin yapıldığı şeklindedir.
Eğer işin başında ehli bulunsa idi, 1918'de yenilgi ve yıkım gelip çattığı vakit Türklük ve Türk milli gücü bu derece yıpranmış bulunmazdı. Birinci Dünya Harbi sırasında yapılan bütün yanlışlar ve hatalı tutum ve davranışlar 1919'da başlayacak olan milli mücadele ve İstiklal Savaşı üzerinde son derece ağır bir etki yapmıştır. Kurtuluş için yaptığımız milli mücadele maddi ve manevi bakımdan çok güçleşmiştir. Arap çöllerinden, Kafkas buzluklarına ve Galiçya ovalarına kadar pek çok cephede hesapsızca harcanan Türk gençliğinin önemli bir kısmı sağ ve sağlam kalsaydı İstiklâl Harbimiz daha uygun şartlar içinde yapılırdı.
Eğer Türk milleti olağanüstü değerler taşıyan bir kültüre sahip bulunmasaydı ve o sırada Mustafa Kemal gibi insanlığa damgasını vuran olağanüstü bir dahi ortaya çıkmasaydı Türk Dünyası için çok daha uzun yıllar özgür yaşama şansı bulunamayacaktı.
Birinci Dünya Harbinde Türk Askeri'nin genel durumunu özet olarak bu şekilde tanımladıktan sonra şimdi bu askerin kimliğine daha yakından bakarak onu tanıtmaya çalışacağım.
Bilindiği gibi askerlik mesleği devletin ve milletin bekasını sağlayan, kendine has özellikleri bulunan, zor, meşakkatli, şahsi feragat ve fedakârlık isteyen, karmaşık, geniş bilgi ve beceriyi gerektiren kutsal bir meslektir. Türk Milleti; tarihin bilinen ilk devirlerinden itibaren ordularına ve askerliğe büyük önem vermişler ve günlük yaşamlarının her safhasında askeri karakterli bir millet olmanın en güzel örneklerini meydana getirmişlerdir.
Tarihte yer alan bütün Türk devletlerinde ordunun ve askerlik mesleğinin ayrı bir yeri ve değeri bulunmaktadır. Tarih sahnesine çıktığı ilk günden itibaren başlamak üzere Türk Ordusu, Türk Milletinin yaşantısında daima ön plânda olmuş ve ağır mesuliyetler yüklenerek devlet hayatının vazgeçilmez temel unsurunu teşkil etmişlerdir. Türklerin binlerce yıldan beri taşıdıkları ORDU-MİLLET olma vasfı onun askeri kültürünün zenginliğinin ve gücünün en veciz ifadesidir.
Türklerde milli karakter haline gelen ve çok kıymetli bir miras olarak babadan oğla intikal edip günümüze kadar ulaşan büyüğe saygı ve itaat duygusu, bir ruh ve davranış biçimi olarak “ ÜSTE SAYGI" şeklinde ordu içinde gelişmiştir. Üste ve amirlere mutlak itaat ve sonsuz güven askerlik mesleğinin temel taşı niteliğini haizdir.
Türk ordularının en büyük gücünü ve moral kaynağını oluşturan disiplinli bir ordu olma vasfı bütün dünyaca bilinmektedir. Türk Askeri denilince akla hemen disiplinli bir ordu gelir. Doğal olarak disiplin eğitim ile kazanılır ve yine eğitim ile muhafaza edilir. Türk askeri bu disiplini korku ile değil, vicdanından ' gelen sese uyarak geliştirir ve pekiştirir. Türk askerinin eğitim anlayışı da çok hassas ve duyarlıdır. Ondaki inanç ve ruh halinin, vatan sevgisinin, kendisine emanet edilen vatan topraklarının korunması idealine daha iyi hizmet edebilme aşkının bir belirtisidir.
Uzman asker kişilerin üzerinde anlaştıkları ortak görüş; bilinen ve geliştirilen en büyük ve en tehlikeli silahın "ÖLÜMÜ GÖZE ALMIŞ iNSAN" olduğudur. Ancak bu insan; hayatından bezdiği veya deli olduğu için koşarak ölüme giden insan değildir. O insan; atalarından ve ailesinden aldığı tarihi ve köklü Türk kültür değerlerinin ordu saflarında üstün bir eğitim anlayışıyla pekiştirilmesi sonucunda gözünü kırpmadan ölüme koşan Türk askerinde şekillenmiştir. Bu köklü ve değişmeyen kültür değerleri Türk insanını bizzat en tesirli silah haline getirmektedir.
Türk milletinin belirgin vasfı Ordu-Millet olma karakterini binlerce yıldan günümüzde değişmeden taşıyabilmiş olmasıdır. Ordusu ile böylesine iç içe girmiş, milletin her ferdinin kendisini ordunun bir ferdi olarak hissettiği bir başka millet yoktur.
Bu milletin gerçek gücüdür.
Nitekim küresel güçlerin dört koldan Türk Silahlı Kuvvetlerinin halk üzerindeki itibarını zedelemek için yaptığı bütün manevralara rağmen halkın gözündeki en güvenilir kuruluşumuz yine Silahlı Kuvvetlerimizdir. ,
Daha çok küçük yaşlardan itibaren bütün Türk erkeklerine « Ordu saflarında ölünce askerin en büyük rütbesi olan ŞEHİTLİK mertebesine erişeceği, eğer sağ kalırsa toplumdaki diğer en değerli mevki olan GAZİLİK mertebesine ulaşılacağı, bunun için bu ocağa gönderildiği " hususu aileleri tarafından aşılanmaktadır. Adeta beyinleri yıkanmaktadır.
Alınan köklü İslam kültürü ve terbiyesi ile de bu mevhum zihinlerde iyice yer etmektedir. İşte bundan dolayıdır ki; o basit, sakin, gösterişsiz ve son derece mütevazı görünüşlü, saf ve temiz Türk askeri; muharebede bir yıldırım, bir kasırga gibi coşmakta, gözünü dahi kırpmadan üzerine atıldığı düşmanlarının korkulu rüyası olmaktadır. Bu değişmez karakter, bu üstün ruh Türk askerine atalarından kalan en büyük mirastır. Kuşaklar boyu nesilden nesle aktarılarak günümüze taşınmıştır.
Şehitlerimizin yüreği acı ile burkulan anne ve babalarının kendisinden beklenen vakar ve gurur içinde “ VATAN SAGOLSUN, BU VATAN UĞRUNA BİN MEHMET FEDA OLSUN” diyerek toplum içindeki yerlerini yüceltmelerinin bir başka örneğine dünyada rastlamak mümkün değildir. İşte Türk askerini ölümsüzleştiren bu duygu Türk Toplumunu diğerlerinden ayıran eşsiz bir değer yargısıdır.
Çanakkale’yi yaratan Türk Askeri; yani yaygın ismi ile Mehmetçiği; Türk milletinin herhangi bir diğer ferdinden ayırmak mümkün değildir. Hele bu evlatlarımızı diğer orduların askerleri ile karşılaştırmak ve onlara benzetmek çok yanlıştır. O' şahsında bağrından çıktığı 12.000 yıllık geçmişe sahip Türk milletinin özgün karakterini taşır, onu en iyi temsil eden bir sembol kişilik olarak tarihteki yerini alır.
Türk askerinin üstün vasıflarına tarihin bütün safhalarında defalarca rastlamak mümkündür. Bu vasıflar onda yerleşmiş ve vazgeçilmez bir davranış biçimi olmuştur. İşte bu vasıfları ile dünyanın en modern silahlarına sahip değil ama en muharip ordusunun yaratılmasına temel etken olmuştur.
Osmanlı Devleti, Selçuklular ve daha önceki Türk Devletlerinin askerlerinde yaşayan ruh hali ve karakter bugün hiç değişmeden günümüze intikal etmiş ve bugünkü modern Türk Silahlı Kuvvetlerinin askerlerinde aynen yaşatılmaktadır.
Türk Askeri; Türk Mehmetçiği;

- Üstüne ve Amirine mutlak itaat eder, onları sayar, inanır ve güvenir.

- Cesaretli, atılgan, dinamik, kahraman, azimkar ve sebatkardır.

- Açlığa, susuzluğa, uykusuzluğa, yorgunluğa, sıcağa ve soğuğa, yağmura, çamura ve kara karşı son derece dayanıklıdır. Her iklim, arazi ve koşullar içinde daima galip gelme azmi ile savaşır

- Kesinlikle korkutulamaz ve sindirilemez.

- Esir edilemez. Esir olmaktansa ölmeyi tercih eder.

- Dinine, örfüne, gelenek ve göreneklerine sıkı sıkıya bağlıdır.

- Üstün tevazu sahibi ve alçak gönüllüdür.

- Vatan uğruna ettiği yemine sonuna kadar sadıktır.

- Atalarının milyonlarca şehit kanı dökerek kendisine emanet ettiği vatan topraklarını korumak için kanını dökmeye, canını vermeye daima hazırdır.

- Hakkını, hukukunu ve yerini bilir.

- Kendisine verilebilecek en büyük rütbenin şehitlik ve gazilik olduğu bilincine erişmiştir.

- Her türlü yeniliğe açıktır. Geleneksel sistemi içerisinde onu kendisine kolaylıkla adapte eder, bünyesine uydurur ve kullanır.

Ciltlere sığmayacak kadar zengin binlerce yıllık askeri kültürümüzü ve o’nun temsilcileri Mehmetçikleri birkaç cümle ile tanımlamak hem zordur ve hem de ona karşı yapılmış en büyük haksızlıktır.
O'nu anlatmaya ve tasvir etmeye bir ömür yetmez. Bununla beraber Mehmetçiğin temel vasıflarını yukarıdaki gibi birkaç cümle içinde tasvir ederek o'nun milletinin gönlündeki yerine ve tanımına yardımcı olmak istedim.
Anadolu’yu gerçek Türk vatanı yapan en önemli yapı taşlarından biride Çanakkale Zaferi’dir. Çanakkale Muharebeleri Birinci Dünya harbinin çok önemli yapı taşlarından biridir. Her Türk ailesinde mutlaka bir Çanakkale şehidi veya gazisi vardır. Her 18 Mart günü bu kutsal topraklar için kanını ve canını veren aziz büyüklerimizi gururla yâd ederiz.
Bu vesile ile ailemize KUMKALE soyadını veren Çanakkale gazisi dedem Harp Malûlü Piyade Yarbay Tahir KUMKALE’nin aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.
Çanakkale Destanını yaratanlar bize bu ülkeyi kanlarıyla ve canlarıyla armağan ettiler armağan ettiler. Bu ülkeyi sonsuza kadar yaşatmak, fakat yaşananlardan ders alarak ayni acıları yaşamadan huzur ve refah dolu bir gelecek temin etmek te bizim nesillere düşüyor. Bize bu kutsal vatan topraklarını emanet eden bu nesilleri çok iyi tanımak ve anlamak yeni nesillere anlatmak zorundayız. İşte 18 Mart 1915 Çanakkale Muharebeleri kutlamalarını bunun için iyi bir vesile olarak görmekteyim.
Peki, şimdi biz, geçen yüzyılın askerlik tarihindeki en büyük anıtı olan ve bugün milletçe doksan ikinci yıldönümünü idrak ettiğimiz Çanakkale Muharebelerini acaba yeterince biliyor muyuz?
20 inci asrın bu en büyük askerlik olayından ve yaratılan kahramanlık destanından yeni nesiller gerekli dersleri alabiliyor mu? İşte bütün bunlar Türk tarihinin bu en büyük zaferinden günümüze ulaşan ve kafamızı kurcalayan bazı sorulardır..

Konuya devam edeceğim..


Dr. Tahir Tamer Kumkale
14 Mart 2007 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale