16 Aralık 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İ,LE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Çanakkale ve Birinci Dünya Savaşı'nda Türk askerinin hikayesi (3)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Türk vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefini, iç ve dış her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an yapmaya hazır ve hazırlanmış olduğuna benim ve büyük milletimizin tam bir inan ve itimadımız vardır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1938)

 13 Mart 2007 Salı 

İlk iki yazımda Birinci Dünya Harbindeki genel durumu bu şekilde özetledikten sonra şimdide askerlerimizin, yani halk arasındaki yaygın ismi ile kahraman Mehmetçiğin durumuna daha detaylı olarak değinmek istiyorum.
Mehmetçik; tarihin her devrinde kendisine verilen görevi her türlü zor koşullarda yerine getirmeye gayret etmiştir. Mehmetçiğin vefakâr, fedakâr, cefakâr, cesur ve dinamik tutum ve davranışı tarihin hiç bir döneminde değişmemiştir. Fakat bu güzel vasıflara sahip olan Mehmetçiğin yönetiminde ve bu vasıfların ortaya çıkartılmasında komutan ve liderlerin çok büyük önemi vardır. İyi yöneticiler elinde dünyanın en büyük ,en tesirli ve karşı durulamaz silahı haline gelen Mehmetçik; kötü yöneticiler kontrolünde bu mümtaz vasıflarını tamamen kaybetmekte sıradan ve basit bir asker olmaktadır.
Bu bakımdan Birinci Dünya Harbinde Mehmetçik ile birlikte onu idare eden komuta kademelerinin genel bir değerlendirmesi ile askerlerimizin durumları tam bir açıklıkla ortaya konulabilecektir.
Cihan Harbi, Türklere çok şanlı kahramanlık destanları yazma fırsatı vermiştir. Fakat karşılığında verilen kayıplar çok fazladır. Bu savaşta imparatorluğun kurucusu ve gerçek sahibi olan Türk çocukları tarihteki en büyük zayiatlarını vermişlerdir. Babalar ve oğulları iki nesil birlikte cepheden cepheye koşmuşlardır. Bu fedakâr insanların büyük çoğunluğu evlerine sadece şehitlik beratları ve künye levhaları dönebilmiştir. Sonunda bu korkunç ve düşüncesizce verilen zayiat imparatorluğun yıkımı ile sonuçlanmıştır.
Savaşa girmemizi sağlayan Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili Enver Paşa'yı savaşı yönetmekte tuttuğu yolu denetlemek ve ona bir şey sormak ve tenkit edebilmek cesaretine kimse sahip değildi. On binlerce Türk çocuğunun donarak can verdiği Sarıkamış faciasına rağmen ona hiç kimse hesap soramamıştır.
Savaşa katılan devletlerin başındaki başkomutanlar başarısızlıkları ve yetersizlikleri görüldükçe değiştirilmiştir. Almanya ve Fransa orduları üç, İngiltere iki, Avusturya iki, Rusya iki başkomutan görmüştür.
Osmanlıda bütün yıkımlara ve birçok yanlışa rağmen Enver Paşa bu makamda kaçarak yurdu terk edene kadar kalmıştır. Bunun sebebi de bu makama; askerlikteki üstün bilgi ve yeterliliği yüzünden değil, siyasal mevkii ve uğraşları ile yani komitacılığı sayesinde gelmiş olmasıdır. Ancak kesin mağlubiyet ve kayıtsız şartsız teslimiyet o'nun Almanya’ya kaçarak mevkiini bırakmasını sağlayabilmiştir.
Mustafa Kemal Paşa 13 Mart 1926 tarihli Hâkimiyet-i Milliye Gazetesinde yayınlanan beyanatında ordunun genel durumunu şu şekilde özetlemektedir.

“ Ben Harbi Umumi'nin müttefiklerimiz için iyi netice vereceğine itimat etmiyordum. Fakat emr-i vaki'den sonra bulunduğum cephelerde harbi muvaffakiyetle is'al etmeğe çalıştım. Diğer cephelerde ise sanki aksine bir müsabaka vardı. Başkomutan Vekili her hareketinde bir ordu mahvederdi. Sanmamışta olduğu gibi... O ve arkadaşları zaten daha evvel Türk Milletini ve ordusunu gayr-ı tabii bir vaziyete sokmuşlardı. Bu gayr-ı tabii vaziyet ordunun ecnebi bir heyet-i askeriye eline terk ve tevdi edilmesidir. Bu nokta-i nazardan Almanları ve Alman heyet-i askeriyesini tenkit etmek istemem Asil tenkide layık olanlar bittabi bizim devlet reisimiz ve devlet adamlarımızdır.
Türk ordusunun aciz ve kabiliyetsiz olduğu kanaati ile o heyeti ayaklarına kadar giderek ve rica ederek memleketimize davet edenler onlar idi. Bu heyete Türk Milletinin kabiliyetsizliğinden ve beceriksizliğinden bahsedilmiş ve kendilerine adeta gelip bizi adam etmeleri teklif olunmuştur. Ben ordunun kayıtsız şartsız, bütün esrarı ile Alman heyet-i askeriyesine tevdi ve teslim edilmesinden çok müteessir idim. Daha karar verilmezden evvel tesadüf en bu vakaya muttali olduğum vakit, sesimin erişebileceği makamata kadar itirazatta bulunmağı vazife addetmiş idim itirazlarıma hiç kimse cevap vermedi. Cevap vermeye lüzum görmedi.”

Alman orduları Başkomutanı Mareşal Hindenburg Enver Paşa'nın Türk ordularını Alman ihtiyaçlarına göre kullandırmaya hazır olmasını beğeniyor ve övüyordu. Fakat fiili komutanlık işinde o'nun ve diğer Türk komutanlarının kifayetsizliklerini şu şekilde dile getiriyordu.

" Harp hakkında her ne kadar yüksek bir fikre sahip olmakla beraber Enver Paşa'nın mütalaat-ı askeriyesi ve diyebilirim ki erkân-ı harbiye hidematı hakkındaki malumatı nakıs idi. Bu, hemen hemen bütün Türk kumandan ve erkân-ı harplerinde tesadüf olunan bir noksan idi. Biz onun şarklıların bir nakısa-ı tabiyesinden ibaret olduğuna kanaat getirdik."

Osmanlı Ordusuna Mareşal rütbesi ile başkomutan olan Alman Liman Von Sanders Paşa’nın Türk Ordusu hakkındaki görüşleri harbin sonuçları bakımından dikkate değerdir.

" Başarı ile dövüşebilecek iyi bir Türk Ordusu, sağladığı destek hiç denecek kadar az olan Galiçya ve Makedonya cephelerinde ateşe sürüleceği yerde, kendi ülkesinde dövüşse idi savaşın sonucuna daha tesirli bir biçimde yardım etmiş olurdu. Türkiye kendi ihtiyaçlarını karşılayamadığı halde dışarıya vardım etmeye koyulduğu gün yanlış bir yola sapmış oldu."

Enver Paşa'nın savaş Avrupa’da kazanılacak düşüncesiyle, Almanya ve Avusturya lehinde her türlü fedakârlığı Almanları bile usandıracak seviyede olmuştur. Ayni şekilde Alman genel karargâhına karşı gösterdiği kesin boyun eğiş yüzünden en iyi subay ve erleri Avrupa cephelerine göndermesi ve Osmanlı cephesi için hasta, cılız ve talimsizleri askerleri alıkoyması sonucu Almanlar Osmanlı komuta heyetini daha da kifayetsiz görmeye alışmışlardır.
Osmanlı ordusunda hem kurmaylık ve hem de komutanlık yapmış olan Von Kressi'nin ordu hakkındaki şu sözleri ordunun gerçek durumunu çok iyi yansıtmaktadır.

" 1914 senesinde Türk ordusunun en büyük noksanı, kaybedilmiş üç harbin sarsıntılarından sonra birlikleri harbe hazırlamak için yapılacak muharebe talimlerini öğretecek subayların celbine vakit bulamamış olmasından meydana gelmiştir. Ne üst komutanlar, ne yüzbaşılar ne de teğmenler kıtaları’nın muharebe için talim ve terbiye etmeyi ve bunlara seferi vazifeler, harbe uygun talimler tertip ve talimleri idare ederek sonlarında fayda verecek bir şekilde tenkit etmesini öğrenmemişlerdir.
Yaşları henüz otuza basmış ve Harp Akademisinden yetişmiş tümen ve alay komutanları olan genç Türk subaylarının ekserisi zeki, enerjik ve çalışkan kimselerdi. Bunların Harp Akademilerinde Alman muallimlerden aldıkları nazari bilgi biz Almanları hayrete düşürecek kadar mükemmeldi. Bu subaylar taktik meselelerde ekseriyetle büyük bir vukuf ve mükemmel bir istidat sahibi olduklarını gösteriyorlardı. Onlarda teşkilatçılık kabiliyeti de vardı ve komuta ettikleri kıtalarını muharebede iyi kötü sevk ve idare edebiliyorlardı. Keza bunların çoğu iyi taktikçi idiler. Fakat kıtada hiç hizmet etmediklerinden Harp Akademilerinden doğrudan doğruya Genelkurmay veyahut Harbiye Nezaretine tayin edilerek orada kendilerine bir alay veya tümen komutanlığı verilinceye kadar kalmış olduklarımdan ameli kıta hizmetini öğrenmeye ve kendi subayları ile erlerini iyi bir plan dâhilinde ve sistematik bir tarzda eğiterek yetiştirmeye kâfi gelecek bilgi ve tecrübeleri elde etmek için vakit ve fırsat bulamamışlardı. Onlar ekseriya kıtanın hususiyetini ve ruhunu anlama fırsatı bulmadan yüksek ve ağır mesuliyetli komutanlıklara getirilmişlerdi. "

Yukarıda yer verdiğim bir kaç görüşün Osmanlı Ordusunun genel durumu hakkında yeterli bir fikir verdiğini düşünüyorum. Komuta kademesinin bilgi, tecrübe ve davranışları, Mehmetçiği doğrudan etkilemektedir. Mehmetçik her devirde, her asırda ve her yerde genel tavrını ve mümtaz vasıflarını muhafaza etmiştir. Yenilgide suç onun değildir. Yenilginin suçu tamamen komuta kademesinindir.
Konuya yarın devam edeceğim..



Dr. Tahir Tamer Kumkale
13 Mart 2007 Salı

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale