26 Şubat 2017 Pazar

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Türkiye Irak'a asker sokmak zorunda değildir. Çünkü diplomasi dahil elindeki silahları henüz kullanmamıştır
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Devletin içine düştüğü yok olma tehlikesinin korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar, elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1924)

 20 Şubat 2007 Salı 

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, ABD'de yaptığı basın toplantısında PKK ve Kuzey Irak sorununa askeri açıdan son noktayı koydu. Türkiye - Irak sınırının Irak tarafının tamamen PKK militanları tarafından kontrol edildiğini, PKK militanlarına Barzani yönetimi tarafından büyük bir serbestlik verildiğini belirtti. Başbakan ve Dışişleri Bakanının aksi beyanlarına rağmen PKK'yı sahiplenen kişileri muhatap olarak almayacaklarını ve Talabani ve Barzani ile asla konuşmayacaklarını bildirdi.
Orgeneral Büyükanıt, her uzatılan mikrofona konuşan bir kişi değildir. Gerek karakter yapısı ve gerekse elli yıllık devlet hizmetinin verdiği alışkanlıkla ağzından çıkan her kelimeyi dikkatle tartan bir komutandır. Bu bakımdan konuşmaları ilgililerce çok ciddi bir şekilde değerlendirilmelidir.
Büyükanıt Paşa; kamuoyuna ilk defa duyuruyorum dediği şu husus önemlidir. "PKK'nın siyasi yapılandırılması yönünde küresel alanda çalışmaların başlatıldığını öğrendiklerini, Kerkük üzerinde oynanan oyunların hepsinin bilindiğini ve gelişmelerin ciddiyetle takip edildiğini ve kesinlikle oldubittiye imkân verilmeyeceğini" açıkladı.
Dışişleri Bakanı Gül, Genelkurmay Başkanının konuşmasından rahatsız olduğunu belirtti. Genelkurmay Başkanı ise aslında konunun tamamen güvenliğimizi ilgilendirdiğini, sınır ötesindeki sıcak gelişmelerin ilgi sahamız içinde olduğunu, Iraktaki her olumsuzluğun doğrudan bizi ilgilendirdiğini, bunları takip etmenin de askerin işi görevi olduğunu belirtti.
Bir süredir Kandil Dağındaki teröristlerden bahsedilmektedir. Medyamız aylardan beri sürdürdükleri sorumsuz yayınlarla geldik-geliyoruz diyerek adeta PKK'nın Kandil mevzilerinden tamamen boşaltılmasını sağladılar. Nitekim PKK'nın konuşlandığı Hakurk Kampına yapılan merasim geçişi şeklindeki ABD baskını da aylar önceden haber verilerek gerçekleşti ve sonunda hiç bir PKK'lı bulunamadı.
Biliyoruz ki, asker siyasetin bittiği yerde devreye girer. Irak konusunda da böyle olacaktır. "Asker Kerkük'e" demek çare değildir. Askerin Kerkük'e gitmesi için yapılacak harekâtın siyasi bir hedefi olması lazımdır. Bunun olmadığı görülmektedir.
Asker ancak siyasi, hukuki, ekonomik yaptırımlar tamamen bitince devreye girer. Oysa Türkiye, Kuzey Irak ile ilgili elindeki kozların hiç birini kullanmamıştır. Aksine Kuzey Irak'ta kurulan Güney Kürdistan oluşumu tamamen bizim her alandaki desteğimiz ile meydana çıkmış ve güçlenmiştir. Biz durdurmasa idik, Barzani ve Talabani aşiretleri birbiri ile savaşmaya devam edecekti.
15 sene önce Saddam'ın birliklerinin önünden kaçan 600.000 Kuzey Irak'lıya nasıl kucak açtığımız dünya tarafından unutulmuş görülmektedir. Meydanı boş bulan Barzani ve ekibi bizim taviz verici tutumumuzdan cesaret alarak Türkiye'ye aba altından sopa göstermeğe devam ediyor.
Burada şimdi konuşması gereken askerler değil tamamen siyasilerdir. Siyasetin ise Irak konusunda tutarlı bir politikasının olmadığı görülmektedir. Irak'ın gerek kuzeyi ve gerekse bütününde meydana gelen olaylar ve yanan ateş bizi doğrudan ilgilendirmektedir. Oysa Türkiye'nin zirvesinde Irak politikaları hakkında büyük bir fikir ayrılığı bulunduğu açıkça görülmektedir. Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı başka şey söylemekte,
Hükümet başka şeyler söylemektedir. Bu husus anlaşılır gibi değildir. Cumhurbaşkanı devletin başıdır ve devletin kurumları arasında koordinasyonu sağlamaktan sorumludur.
Irak olayları her yönü ile güvenlik sistemimizi ciddi şekilde etkileyecek boyuttadır. Konunun sahibi ve ele alınacağı yer asker ve sivil zirvenin bir araya geldiği Milli Güvenlik Kuruludur. Burada alınacak kararları hükümet gecikmeden uygulamak durumundadır.
Askerlerin konuşacağı zamana, yani silahların kullanılacağı seviyeye gelinmemiştir. Buna rağmen askerler meslek disiplini gereği en kötü faraziyeyi dahi düşünüp bir seri operasyon planlarını hazırlarlar. Emir verildiğinde ise derhal devreye sokarlar.
Bilindiği gibi başta Irak'ın bütünü olmak üzere Kuzey Irak'ın ikmali Habur Kapısı ve İncirlik Üssü üzerinden yapılmaktadır. Türk müteahhitleri Kuzey Irak'ı yeniden inşa etmektedirler. Barzani yönetimi en büyük gelirini sınır kapılarındaki gümrüklerden elde etmektedir. Çok değil Habur sınır kapısı bir ay kapatılsa, İncirlik üssünden Irak'a ABD uçaklarının gitmesi yasaklansa gerek Irak ve gerekse ABD yönetimi şapkasını önüne koyar ve düşünmeye başlarlar. Biraz diretildiği takdirde karşı tarafın pes edeceği muhakkaktır.
Kuzey Irak'ta sadece Barzani ve Talabani aşiretleri yoktur. İki aşiret dışında pek çok dini ve etnik topluluk vardır. Bunlar aslında Barzani ve Talabani'ye karşıdırlar. Bugün kendilerine müzahir olmalarının sebebi ABD işgal güçleridir. ABD gidecektir. Biz burada birlikte yaşamaya devam edeceğiz. Iraktaki aşiretlerin akrabaları bizim topraklarımızda yaşamaktadır ve bunlar korkularından PKK'ya karşı harekete geçememektedir.
Türkiye'nin kullanabileceği pek çok yaptırım gücü vardır. Uygulama gücümüz olmasına rağmen Irak'taki terör olayları, bölünme tehlikesi, iç savaş, istikrarsızlık, sonu şimdiden belli olan Kerkük referandumu ve Kerkük Türkleri ile ilgili hedeflerimiz, Musul ve Kerkük petrolleri ile ilgili hedeflerimiz, Kürdistan oluşumu ve bunun Türkiye'ye getireceği tehlikeler gibi pek çok konuda öncelikle devletin zirvesinde bir araya gelip en ince ayrıntısına kadar uygulama imkânı olan milli politikalar geliştirmelidirler. Milli planlar her alanda uygulamaya başlandığında asker kullanılmasına gerek kalmayacağı görülecektir.
Şurası iyi bilinmelidir ki askerler her an göreve hazırdır. Onların tankla-topla Irak'a girmesi gerekmez. Askerin sınırın bizim tarafımızdaki dik ve ciddi duruşu dahi karşı tarafı pes ettirmeye yeter de artar bile.
Özetleyecek olursak, Türkiye küresel mimarlar tarafından Irak cehennemine onların planları doğrultusunda sokulmak istenmektedir. Bu husus Türkiye'yi içinden çıkamayacağı bir maceraya sokacağı gibi Kürt Devleti'nin kurulmasını önleyemeyecektir. Ayrıca Irak'lı Türkmenlere sahip çıkılmasını da engelleyebilir.
Bu bakımdan önce kafalardaki karışıklık dağıtılmalıdır. Uydu ve sömürge bir devletin sömürge askerinin kullanılması şeklinde değil, bölge gücü Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kendi milli menfaatleri doğrultusunda kendi hedeflerinin elde edilmesinde ve kendi kabiliyetlerine göre dizayn edeceği milli planları ile Irak'a müdahil olunmalıdır. Bunun dışında başka çıkış yolu yoktur. bekleyip göreceğiz..
Bu arada 17 Şubat 2007 Cumartesi günü Maslak Princess Oteli Toplantı Salonunda yapılan KERKÜK toplantısının beni fevkalade mutlu ettiğini belirtmek istiyorum.
Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın yönettiği 21 inci Yüzyıl Türkiye Enstitüsü'nün tertiplediği kongrede Prof. Dr. Ümit Özdağ, Irak Türkmen Cephesi Ankara Temsilcisi Ahmet Muratlı, E. Tümgeneral Alaattin Parmaksız ve Gazeteci-Yazar Vedat Yenerer konuşmacı olarak katıldı. Sinevizyon gösterisi, Kerküklü öğrencilerin okuduğu Kerkük Şiirleri ile Kerküklü saz ve ses sanatçılarının söylediği yanık Kerkük ezgileri salonu hıncahınç dolduran 700 kişiyi çok etkiledi.
İnsanlarımızın milli davamız Kerkük konusunda ne kadar duyarlı olduklarını gördüm. Bana göre önümüzdeki günlerde Kerkük konusu halkımızın malı olacaktır. Bugün salonları dolduran insanlarımız yarın meydanlara taşacaktır.
Halkımızın heyecanı ve azmi yöneticilerini mutlaka etkileyip yönlendirecektir. Buna bütün kalbimle inanıyorum.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
20 Şubat 2007 Salı

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale