17 Aralık 2017 Pazar

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İ,LE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Kısırlaştırma bombası atıldı
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Aydınlarımız, vatan ve millet fikirlerini vermekle beraber rakip milletlere karşı mevcudiyetin muhafazası için lazım olan hususları temin ederlerse vazifelerini daha iyi yapmış olurlar. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1919)

 27 Kasım 2006 Pazartesi 

Gazetecinin temel görevi olayları bolca tekrarlayıp ve birkaç resimle süsleyip okurlara sunmak değildir. Çünkü gerçek bir gazeteci sadece bugün olanları okuyucularla paylaşan kişi konumunda değildir. Bu işin kolayına kaçmaktır.
Gerçek gazetecilerin gelecek ile ilgili olacakları önceden haber alıp, topladığı bilgileri derinliğine inceleyip gerek halkımızı ve gerekse muhtemel bir tehlike karşısında tedbir alması gereken makamları uyarması arzu edilen bir davranış biçimidir.
Kanaatimce asıl olan budur. Fakat bu iş zordur. Bilgi, beceri yetenek ve ileri görüşlülük ister. Yani vizyon gerektirir. İyi bir araştırma ve ön çalışma ister. Ve sonunda riske girecek ve sonuçlarına katlanacak bir yürek ister. Çünkü yanlış verilen bilgiler o kişinin okurları üzerindeki güvenirliğini büyük ölçüde yitirmesine ve belki de bu yüzden işini kaybetmesine neden olabilir..
Ülkemizde bu gibi vizyon sahibi, sadece olanları değil, olabilecekleri önceden görüp bunu cesaretle köşelerine taşıyan gerçek gazetecilerin sayısı bir elin parmakları kadar azdır. Bunların arayan ve devamlı araştıran beyinleri ve çok uzakları bizler için görebilen gözleri vardır. Okuyucu bu tip yazarları çok iyi bilir ve her zaman destekler.
Bu tip gazetecilerden biri de Akşam Gazetesi yazarlarından Sayın Güler Kömürcü’ dür. Güler Kömürcü’ nün her yazısında bugün olanlardan değil, yarın olacaklardan haber özetlerini bulmak mümkündür. Bir bakıma ülkemizin yakın geleceğinin gündemini günümüze taşımakta ve bu işlevi ile adeta yöneticilerimize gelecek ile ilgili tedbir almaları için yeterli süreyi kazandırmaktadır.
Güler Kömürcü’nün 7 Kasım 2006 tarihli yazısında değindiği “KISIRLAŞTIRMA BOMBASI” konusu ülkemiz için çok hayati bir konu olmasına rağmen hayali gündem maddeleri arasında kaynayıp gitmiştir..
TBMM’den geçerek yürürlüğe giren “Tohumculuk Yasası” ile ülkemiz ve insanlarımızın içine düşürüldüğü korkunç durumu bütün çıplaklığı ile gözler önüne seren bu yazı gerek resmi makamlar ve gerekse sivil toplum kuruluşlarımız ve bilhassa üniversitelerimiz tarafından dikkate dahi alınmamıştır. Oysa hepimiz bu geminin içindeyiz ve geminin batacağını bile bile sadece seyrediyoruz.
Sayın Kömürcü’ yü yerinde ikazları ile yaptığı tarihi görevden dolayı kutluyorum. 7 Kasım 2006 tarihli yazısını Bildiri-Yorum sütunlarında aynen yayınlayarak belki de birileri görür tedbir alır diyerek başladığı uyarı hizmetini devam ettirmek istiyorum.

“ KISIRLAŞTIRMA BOMBASI ATILDI;
Tek tip boğucu gündemden uzaklaşıp satır aralarına gömülen ve bence ulusal güvenliğimiz üzerinde birinci dereceden tehdit algısı yaratan bir konuyu dikkatinize sunmak ve de dikkatinizi çekmeyi başarır isem de sonucu değiştirmek adına daha fazlasını isteyeceğim bugün sizden ey aksiyoner okur. Bu öyle bir konu ki yaratacağı ekonomik yıkımın dışında,Türk neslinin KISIRLAŞTIRILMASI, tedavisi imkansız olan ölümcül alerjiler, bilinmeyen hastalıklar ve doğadaki görülmemiş değişimler tehlikesini içeriyor.

** Geçtiğimiz ay Meclis'ten geçen Tohumculuk Yasası'ndan bahsediyorum. Bu yasayla devlet tohumculuk alanından tamamen çekiliyor, piyasa başta İsrailli firmalar, Syngenta, Pioneer, Monsanto gibi çokuluslu tohum şirketlerine teslim ediliyor, çiftçimiz sizlere ömür ve de biraz önce de belirttiğim gibi hepsinden önemlisi de yasa ile Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların (GDO) girişine ve ekimine olanak tanınıyor. Böylece de insan sağlığı üzerinde başta KISIRLIK, alerjik reaksiyonlar, antibiyotik dayanıklılık gibi hemen ve uzun vadede öngörülemeyen ciddi sağlık riskleri yaratıyor.

** Yasanın arkasında AKP'nin içindeki Güneydoğulu vekiller lobisinin önde gelen ismi, Tarım Bakanı Mehdi EKER durmakta ve... Noktaları yine siz doldurun ey bilen okur.

** Bu arada hemen eklemem gerekiyor; Avrupa Birliği, Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların (GDO'lu) AB'ye girmesine izin vermemekte, peki ya KISIRLAŞTIRMA, neslimizin tüketilmesi ve diğer tehlikeler altında olan siz Türk Milleti şimdi ne yapmayı planlıyorsunuz?

** Konuya farklı bir uzman yorumu getirelim; Hafta sonu çok değerli bir çiftin konuğu oldum, Özbekistan'ın sürgündeki muhalif lideri Muhammed SALİH ve eşi Dr. Biyolog Aydın SALİH Hanımefendi ile uzun uzun sohbet ettik, nereden nereye... Aydın Hanım, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Tohumculuk Yasamızın içerdiği tehlikeler ve yakın geçmişten günümüze tespitlerle dolu önemli bir yorum yaptı ('konu Türk dünyası olunca hepimiz tek ses oluruz' diyerek) bu stratejik konuyu-ulusal tehdidimizin boyutunu Sayın Aydın SALİH'in incelemesinden aynen aktarıyorum;
** 'Son dönemde zaten Türkiye tarım ürünleri (sebze, buğday, mısır, ayçiçeği vs.) tohumlarının yüzde sekseni dışarıdan ithal edilmeye başlanmıştı. Bu tohumların GENETİK OLARAK DEĞİŞTİRİLMİŞ tohumlar olduğunun bilinmemesi mümkün değil. Her GENETİK OLARAK DEĞİŞTİRİLMİŞ tohum, içinde terminatör geni ihtiva eder. Bu terminatör kendi neslini yok etmeye programlanmıştır. İşte bu nedenle de genetik olarak değiştirilmiş tahılın verdiği ürün tohumu KISIRDIR. Yani, her ekim yılı/mevsimi için yeniden tohum almak gerekecektir. Bu durum, sadece gıda açısından dışarıya bağımlı hale gelmekle kalmayacak çok daha vahim sonuçlar doğuracaktır.

** Dışarıdan bakınca sadece ticari amaçla yapıldığı sanılan bu işin arkasında ise çok vahim bir stratejik hedefin yer aldığı görülüyor. Bu tip tohum politikasına bağımlı kalan Türkiye, sadece ekonomik değil, genetik tuzağa da düşmüş olur.

** Genetik olarak değiştirilmiş tohumları istenilen menfi ya da müspet yönde programlamak mümkündür. Ve böylece GDO'lu ürünlerle istenilen her toplum yönlendirilebilir. Bu yöntem bir milleti ve onun yaşadığı ortamı yok edebilecek kadar tehlikelidir. Mesela bu program, kısırlaştırma (sterilizasyon) erkek ve kadınlarda KISIRLAŞTIRMA programı olabilir. Veya tedavisi imkânsız olan ölümcül alerjiler, bilinmeyen hastalıklar ve doğadaki görülmemiş değişimler olabilir. Yani GDO bünyesinde otomatik olarak ve sonsuz bir şekilde çoğalabilen GENETİK BOMBALAR taşıyabilir. Ancak ne yazık ki Türkiye'ye sokulan bu GDO'ların ne gibi sonuçlar doğurabileceğinin tespitini yapabilecek bilimsel altyapı mevcut değil.'

** Evet, tehlikenin boyutu ortada, neslimiz, sağlığımız, ülkemize 'Genleri Değiştirilmiş Tohum' biyolojik silahı ile vurulmak üzere, yediğiniz her lokmada aklınıza gelsin; işgal sizce kaç türlü olur ey tehlikedeki okur?



Dr. Tahir Tamer Kumkale
27 Kasım 2006 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale