17 Aralık 2017 Pazar

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İ,LE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Yeni vakıflar kanun tasarısını Türkiye'nin işgalini hazırlayan belge olarak görmemiz mümkün mü?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Bütün bu şartlardan daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (Nutuk-1927)

 2 Ekim 2006 Pazartesi 

26 Eylül 2006 günü televizyonlardan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın TBMM Meclis Grubu toplantısında yaptığı konuşmayı dinledim. Konu yeni hazırlanan Vakıflar Kanun Tasarısı idi. Sayın Baykal, şu alelacele meclisi tatilden çağırıp toplanmasına neden olan kanun hakkında CHP milletvekillerine bilgi veriyordu.
Söyledikleri yenir yutulur cinsten değildi. İşte aklımda kalan bir kaç cümle;

- Yabancılar bu vakıflar aracılığı ile ülkemize yerleşecek.

- Bu vakıflar vasıtasıyla yabancılar ülkemizde; ticaret yapabilecek, inşaat yapabilecek, toprak alabilecek, her türlü taşınır taşınmaz malın sahibi olabilecek, vergi vermeyecek ve istedikleri kadar yabancı yönetici çalıştırabilecekler.

- Yurtdışında mesela Almanya’da bir Türk vatandaşı herhangi bir vakıf kuramaz ve vakıflara üye olamazken bizde kapılar yabancılara ardına kadar açılacak.

- Vakıflar, yurt içinde ve yurtdışında istedikleri kadar şube veya temsilcilik açabilecek.

- Türkiye’yi kendi elimizle işgale hazırlıyoruz.

- Bu kanun sadece azınlık vakıflarını değil cemaat vakıflarını da içermektedir. Kendini farklı gören herkes bir cemaat vakfı çatısı altında kolaylıkla toplanacaktır.

- Türkiyedeki bütün yabancı vakıflar bu kanun ile diğer bütün Türk vakıfları ile eşit statü altına gireceklerdir.

- Medyayı yabancılaraa sattık, bankalarımızn %30 ‘nu yabancılara sattık. Şimdi bu kanun ile topraklarımızı ve taşınmaz mallarımızı yabancılara satmanın yollarını açıyoruz.

- Milletimiz ve devletimizin sahip olduklarını bir bir satan hükümet, Antalya’da demir döverek milliyetçilik yaptığını ve bununla halkı aldattığını sanıyor.

- Bilerek veya bilmeyerek tehlikeli işler yapıyorlar. Aslında ben bilmediklerini kabul etmiyorum. Sadece AB istiyor diye bütün bunlar milletimize reva görülemez.

- Aslında AB bizim bu verdiklerimizi istemedi. Onlar İstanbuldaki bir kaç azınlık vakfının el konulan mallarının iadesini talep ettiler. Biz ise neler yaptık.

- Bu verdiğimiz ayrıcalıkların hiç biri Avrupa’da yok. Lozan’ın 45 inci maddesi ile Yunanistan ile mütekabiliyet esasına göre azınlık vakıflarına uygulanacak şartlar belirlenmiş iken, 25 yıllılk AB üyesi Yunanistan bu antlaşmayı hiçe sayarak Türk azınlığı görmezden gelirken, AB üyesi olmayan Türkiye’nin AB istedi diye elindekini avucundakini satılığa çıkarmasını anlamak mümkün değil.

- Bu kanun ile olmayan yeni cemaatler oluşturulmak isteniyor.

- Bu vakıflar kanunu ile Türkiyenin vakıfları üzerindeki devlet denetimi kaldırılıyor. İç denetim adı altında kendi denetimlerini kendileri yapmakla yükümlü tutuluyor.

- Bu kanunun ahlaki, hukuki, siyasi hiç bir mesnedi yoktur. Tamamen Türkiye’ye yönelik bir tuzaktır. Bunun çok ağır vebali vardır. CHP bunun hesabını soracaktır..

Dikkat edelim yukarıdaki ifadeler sıradan bir kişiye ait değil. Ömrünün kırk yılını siyasetin içinde geçirmiş, ülke meselelerine vakıf CHP Genel Başkanı Deniz Baykal tarafından TBMM çatısı altında Ana Muhalefet CHP milletvekillerine hitaben söyleniyor.
Bu sözleri duyan sıradan bir vatandaş korkar... Ne oluyoruz der... Demiştir de..
Konuyu dikkatle takip etmeğe çalışmama rağmen bu kadar açık ve seçik tehlikeli boyutlarını görmemiştim. Çünkü yapılan cılız tenkitlerin yanında, pek çok demokrasi havarisi AB yanlısı kalemşör tasarı hakkında çok güzel şeyler söylüyorlardı.
Konunun sahibi halk ne yapsın. Kime inansın. Meclisin çoğunluğunu ve yerel yönetimlerin tamamına yakınını elinde bulunduran AKP, Vakıflar kanununu ülkenin en önemli ve vazgeçilemez güncel konusu olarak görüyor. Ve bu önemli konunun biran önce görüşülmesi için yaz tatilindeki meclisi olağanüstü olarak topluyor. Bu konuda Başbakan çok olumlu şeyler söylüyor. Demek ki konu CHP’nin dediği gibi çok kötü değil. Bilakis ülkemize çok yararlı olacak ki milletvekillerimiz toplanıyor diye düşünüyor..
Garip vatandaşım ne yapsın. Tabii ki seçtiği yöneticilerine inanacak ve güvenecek.
Ama durum gerçekten Sayın Baykal’ın dediği kadar vahim ve tehlikeli. Tasarı bu şekli ile kabul edildiği takdirde geri kazanılması çok zor olan kayıplarımız olacak.
Vakıflar Genel Müdürlüğü sitesinin başında yer alan yeni Vakıflar kanun tasarısını ve bu tasarı madddelerinin gerekçelerini dikkatle okudum. Sayın Baykal’ı haklı çıkaracak pek çok hususun maddelerde açıkça yer aldığını gördüm. Üşenmeyip okuyanların benim tespitlerime katılacaklarını biliyorum.

İşte tasarıdan birkaç madde;
“ - 1nci maddenin Gerekçesi: Madde 1 ile; Kanunun amacı; toplumumuzun sosyolojik, kültürel ve ekonomik gelişimi ile ulusal ve uluslararası kriter, hukuksal yapılanmalara uygunluk temini maksadıyla, vakıf yönetimi, faaliyetleri ve denetimi ile yurt içi ve yurt dışındaki vakıf taşınır ve taşınmaz eski eserlerin tescili, muhafazası, onarımı, yaşatılması, vakıf varlıklarının ekonomik şekilde işletilmesi ve değerlendirilmesini sağlamak; Vakıflar Genel Müdürlüğü ile Vakıflar Meclisinin teşkilat, görev, yetki ve sorumluluklarını belirlemek, bu hizmetlerin yürütülmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek olarak belirlenmiştir.
- Vakıf; bir mülkün menfaatlerinin hayri, sosyal ve kültürel hizmetlere tahsis edilmek üzere, özel mülkiyetten çıkarılarak kamu mülkiyetine geçirilmesi şeklinde tanımlanabilir.
- Vakıflarımızın çağdaş yapıya kavuşturulması, yeni vakıflarımızın uluslararası benzer örgütlerle işbirliği yapabilmesi, toplumda saydamlığın sağlanması, mazbut, mülhak, cemaat ve Türk Medeni Kanununa göre kurulan vakıflarımızın dağınık mevzuatının bir araya getirilmesi, Avrupa Birliği süreci içerisindeki ülkemizde katılımcı, saydam, hesap verilebilir, insan hak ve özgürlüklerini esas alan bir vakıf anlayışının oluşturulması, vakıf hizmetlerinin adil, süratli, kaliteli, etkili ve verimli bir şekilde yerine getirilebilmesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün görev, yetki ve sorumluluklarının belirlenmesi; modern kamu yönetimi anlayışına uygun vakıflar teşkilatının yeniden yapılandırılması ve vakıf hizmetlerine ilişkin temel ilke ve esaslarının belirlenmesi amaçlanmıştır.
- İnsanlığın ortak tecrübesine dayanan vakıflar, ülkemizde yaşayan milyonlarca insanın özgür ve müreffeh yaşaması kadar, gelecek nesillerin mutluluğu açısından da son derece önemlidir. Sosyal dengelerin kısmen de olsa vakıflar yolu ile sağlanması; vakıfların çağdaş, ölçülebilir, denetlenebilir, bürokrasiden uzak bir yapı ve bütçeye sahip olması ile mümkündür.
- 21. yüzyılın başlarında yeniden şekillenmekte olan bir dünyada saygın bir yer edinmemiz ve halkımızın refahını en üst noktaya taşımamız vakıflarda yeniden yapılanma sürecinin başarısı ile yakından ilgilidir. Tasarı dünyada sivil toplum kuruluşları ve insani değerler ve çeşitli ülkelerdeki uygulamalar ışığında vakıflarımızı 21. yüzyılda çağdaş bir yönetim zihniyetine ve yapısına kavuşturmak amacıyla hazırlanmıştır...”

Biliyoruz ki, Papa 16. Benedikt'in İslam’a ve Hazreti Muhammed'e yönelik açık hakaretleri, İslam-Hıristiyan ilişkiler tarihinde olduğu kadar dünya tarihinde de bir dönüm noktasıdır. Papa bu konuşmasında İslam'ın Peygamberini 'inancı kılıçla yaymayı geliştirmenin dışında sadece şer ve insanlık dışı işler yapmak'la” itham etmek gibi akıl almaz bir hata yapmıştır.
Papanın konuşmasının etkileri tartışılırken ve İstanbulda Vatikan benzeri bir patrikhanenin oluşturulması çalışmaları devam ederken Vakıflar yasasının, AB talepleri doğrultusunda 19 Eylül’de TBMM'de görüşülmesinin sağlanmasının bir rastlantı olmadığını değerlendiriyorum. Bu davranışta “cemaat vakıflarının haklarını iade” adı altında, dinci azınlık vakıflarına çok özel ayrıcalıklar tanınmakta olduğunu görüyoruz. Yeni bir saldırı karşısında bulunduğumuzun farkında olmalıyız..



Dr. Tahir Tamer Kumkale
2 Ekim 2006 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale