21 HAZİRAN 2017 Çarşamba

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Devlet ve Devlet'in memuru
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak insanlıktan uzak ve son derece üzülenecek bir sistemdir. İnsanları mesut edecek yegâne vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir. (Gazi Mustafa Kemal Atatürk-1931)

 11 Eylül 2006 Pazartesi 

DEVLET VE DEVLETİN MEMURU
Bir toplulukta kıymet ve kuvvet, onu kuran fertlerin kendilerini kıymet ve kuvvet saymalarındadır. Ancak bu gibi fertlerden kurulmuş olan toplumlardır ki, yekpare kıymet ve kuvvet manzarası gösterebilirler. -Gazi Mustafa Kemâl Atatürk(1937)

Devlet ve devlet memurları arasındaki maaş tartışması giderek büyüyor. Memur asgari derecede insan gibi yaşayacak bir maaş talep ederken kendisi de memur olan hükümet vermemekte direniyor. Sorun kısa vadede çözüleceğe de benzemiyor.
Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Bircan Akyıldız, hükümetin kamu çalışanlarına ''kasıtlı ve önyargılı davrandığını'' ileri sürerek, ''Siz kamu çalışanlarını devletin sırtında yük olarak görüyorsunuz. Ama kamu çalışanları hükümete cevabını alanlarda verecektir ve başınız ağrıyacaktır'' diyerek cevap veriyor ve devam ediyor;
''Görüyoruz ki, kamu işveren tarafı memurların sorunlarını çözmekten çok, çözümsüzlüğü ilke edinmiştir. Memurlarımızın sorunlarını çözmek için oturduklarını iddia ettikleri toplu pazarlık masasında; üstünde uzlaşmaya varılan maddeleri bile hiçe sayarak görmezden gelen zihniyetin niyeti apaçık ortadadır. 'Sayın bakan Mehmet Ali Şahin'in aba altında sopa göstererek kamu çalışanlarının en doğal hakkı olan eylem yapma hakkını kısıtlamaya çalışması kabul edilir bir durum değildir. Bu tutumu esefle kınıyoruz. Kamu çalışanlarına bu tehditleri savuranlar cevabını en kısa zamanda meydanlarda alacaklardır''
Bütün bunlar Türkiye'nin içinde bulunduğu şartlarda en son duymamız gereken diyaloglar ve en son görmemiz gereken tablolardır. Ama gerçek budur. Devlet, devlet olmasını sağlayan devlet memuru ile kavgalıdır. Bir başka deyimle beyin kollar bacaklar, kalp ve böbrek gibi vücudunun diğer bütün organları ile iletişimini koparmıştır. Beyin komuta etmeğe çalışmakta ama beynin emrinde çalışan diğer organlar verilen komutu alamaz ve görev yapamaz hale gelmişlerdir. Bu durumda sağlıklı bir bünyeden söz etmek asla mümkün değildir. Devlet memuru ile çatışarak varlığını ve bekasını tehlikeye sokmaktadır.
Şimdi bunu biraz açalım.
Devlet memurlarının maaş durumlarındaki zafiyet bir süredir ülkemin gündeminden düşmüyor. Memur kuruluşları insanca yaşayabilmek için gerekli olan maaş artışını alabilmek amacıyla her yıl hükümeti sıkıştırıyor. Hükümet ise IMF' ye verdiği sözlere bağlı kalarak isteneni vermemekte direniyor. İki taraf anlaşamayınca konu Uzlaştırma Kuruluna sunuluyor. Bu kurulun kararları da memurların isteğini karşılamaya yetmiyor.
Memurlarımızın çoğu devletin açıkladığı açlık ve yoksulluk sınırları altında maaş alıyor. Yani bir diğer deyimle devleti devlet yapan memurlarımız hem yoksul ve hem de aç.
Bugün devlet memurlarının insanca yaşayacak maddi imkânlara kavuşturulması ülkemin temel sorunudur. Bu sorun çözülmeden hükümetlerin halkın beklediği atılımları yapabilmesi ve ülkeyi yönetebilmesi mümkün değildir. Çünkü hükümetin devleti yönetme işlevi devlet memurları eliyle yapılmaktadır. Bu kesimi yok sayarsanız ve karşınıza alırsanız devlet olma vasfınız ortadan kalkar. Oysa günümüzde devlet memurlarını devletin dışında gösteren bir görüntü sergilenmektedir.
Ülkemizin temel sorunu yoksulluktur. Halkımızın satın alma gücü ve yoksulluk seviyesi cumhuriyetin ilk kurulduğu günleri aratır hale gelmiştir.
Açlık sınırlarının altında bulunan insanlarımızın sayısı giderek artmaktadır. Açlık insanoğlunun yaşayabileceği en kötü tecrübedir. Bu konudaki düşüncelerimi Bildiri-yorum okurları ile daha öncede paylaşmıştım. Hep anlatmakta yarar görüyorum. Aç insan önce kendi beynini yemeğe başlar ve bir müddet sonra beyni normal çalışamaz hale gelir. Beyni normal çalışamayan insanların çoğaldığı toplumlarda ise her türlü kanunsuz hareketin yaşandığı anarşi ve terör ortamı doğar. Ve ülke bir müddet sonra yönetilemez hale gelir.
Bugün ülkemizde sadece memurlarımız değil işçi kesimi açtır. Çiftçiler açtır. Fındık üreticisi açtır. Daima en çok kazandığı bilinen esnaf kesimi açtır. Yoksulluğun giderek çoğaldığı ülkemizde açlık gerçeği gündeme oturmuştur ve acil çözüm beklemektedir.
Bilindiği gibi AKP yönetimindeki devlet bütçemiz her yıl ortalama % 30 açık vereceği farz edilerek yasalaşmaktadır. Yani boğazına kadar iç ve dış borca batan ve gelirlerinin üçte ikisini borcunu ödemek için ayıran ve açık olan kısım içinde yeniden borçlanılarak borç hesabı giderek kabartılan ülkemizde milli bütçemiz yine açıktır. Bu düzen içinde devam edildiği takdirde bu açıkların kapatılma şansı kesinlikle yoktur..
Bu arada son derece yanlış bir tutumla memur zamlarında küçük ve büyük dereceli memurlar arasında da ayırım yapılmaktadır. "Sosyal adaleti sağlıyorum" gerekçesi ile küçük dereceli memura daha fazla, büyük dereceli memura daha az oranda zam öngörmektedir. Oysa "Hakkı ve adaleti sağlıyorum" diyerek yapılan bu uygulama en büyük adaletsizliği doğurmaktadır. Bu uygulama ile tahsil, tecrübe ve sorumluluk hiçe sayılmaktadır. Adeta devletin tepe yönetimi cezalandırılmaktadır.
Bürokrasinin en tepesindeki ve en aşağısındaki memur arasındaki maaş farkı giderek kapanmaktadır. Bu fark en fazla 1.5 katıdır. Yani onca tahsil, onca tecrübe ve sorumluluğun karşılığının böyle olmaması gerekmektedir. Taban ve tepe arasındaki farkın en az beş kat olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü sosyal adaleti sağlamanın yolu en aşağıdakinin rakamını en yukarıya yaklaştırmak değildir. En aşağıdaki daima en tepedekine gıpta ile bakmalı ve onun yaşantı seviyesini hedefleyerek motive olmalıdır. Eğer en alttaki meslekte geçireceği 30 yıl sonrasında hâlâ bir şey elde edemeyeceğini gördüğü anda çalışma azim ve şevkinin kırılacağı açıktır. "Çalışsak ne olacağız. Sanki müdür olsak ne olacağız ?" hissine kapılmaması gerekmektedir. Maalesef bugün alt derecedeki memurun üst ve amirlerini saymaması, devlet dairelerimizde görülen büyük laçkalık ve adam sendeciliğin temelinde işte bu yanlış düşünce yatmaktadır. Üst ve ast arasındaki mesafe açılmadığı takdirde, mevki ve makam sahipleri yeterince kollanmadığı takdirde devlet çarkının normal çevrilmesi beklenmemelidir.
Bilmeliyiz ki, devlet devletliğini ülkenin her yerinde etkin olarak gösterirse ve halkının desteğini alırsa bütün sorunlarını çözer. Ülkemizi yeniden huzur ve güvene, halkımızı özlediği refaha eriştirir.
Bunun için sadece hükümetin emir vermesi yetmez. Yani beynin iyi çalışması yeterli değildir. Beyinin talimatını kol ve bacaklara iletecek sinir sistemlerine, yani sağlıklı kol ve bacaklara ihtiyacı vardır. Yani devletin memurlarına ihtiyaç vardır. Çünkü işi Edirne'den Kars'a kadar yayılmış devlet memurları yürütmektedir.
Oysa mevcut hükümetlerimiz daima kendi bindiği dalı kesmişler ve adeta kendi uzuvlarını, yani memurlarını kendine düşman ederek iş yapamaz hale getirmişlerdir. Bugün gelinen durumda son otuz yılın hükümetlerinin ortak ihmalleri bulunmaktadır.
Memurlarımız, bugün kendi hakkını aramak için sokaktadır. Yani devletin bizzat kendisi sokağa inmiştir. Devlet sokağa inince de boş kalan yeri doldurulmuştur. Sonunda IMF ve Dünya Bankası gibi yabancı kuruluşlar gelerek onun işlevini üstlenmişlerdir.
Sonuç olarak;
Devlet kavramının uygulamadaki temsilcisi ve sokaktaki halk için görüntüsü devlet memurlarıdır. Devlet; devlet olmanın gereklerini fiilen memurları ile yerine getirir. Devleti devlet memurları yönetir, korur ve kollar. Eğer siz bugün olduğu gibi devlet memurlarını adeta yok sayarsanız, devlet kavramı ortadan kalkar.
Buna rağmen ülkemizde devlet memurları bizzat devlete karşı, yani kendilerine karşı hak aramak için yollara ve sokaklara dökülmüşlerdir. Başkent sokakları başta olmak üzere memurlarımız hak aramak için uzunca bir süredir bütün yurt sathında sokaklardadır.
Ellerindeki pankartlarda ne yazık ki temsil ettikleri devleti yeren, karalayan ve adeta yok sayan ifadeler mevcuttur.
Memurlarımız kendileri gibi devlet memuru olan güvenlik kuvvetleri ile her zaman karşı karşıya gelerek sokaklarda görmeyi hiç istemediğimiz ve üzülerek seyrettiğimiz çirkin görüntüler ortaya çıkmaktadır. Bu görüntü devlet sistemindeki çok büyük ve önemli bir yaranın işaretidir.
Bu yara tedavi edilmezse kangren olur ve kesip atılır. Yani devlet kendi kendini ortadan kaldırmış olur ki. Bunun korkunç sonuçlarını anlatmaya bu sayfalar yetmez.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
11 Eylül 2006 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale