28 TEMMUZ 2017 CUMA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






TBMM tarihi kararını verdi. Türk askeri Lübnan'a gidecek. Ama nasıl?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Felaket başa gelmeden evvel, onu önleyecek ve ona karşı savunulacak gerekleri düşünmek lazımdır. Geldikten sonra dövünmenin faydası yoktur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (Nutuk-1927)

 7 Eylül 2006 Perşembe 

TBMM tarihi kararını verdi. Türk askeri Lübnan'a gidecek. Bu kararın alındığı oturumda başbakan ve dışişleri bakanı olarak bulunmak istemezdim. İnanmadığı şeyleri söylemek zorunda olmanın verdiği acı ve teessür Sayın Erdoğan ve Gül'ün yüzünden okunuyordu. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, içinden de olsa "muhalefet milletvekillerinin her sözünün altına imza atabileceğini ve eğer onların yerinde olsa idim, onlardan daha sert ve etkili konuşmalar yapardım" dediğine de eminim. Ama ne yazık ki yanlış yerde duruyorlardı. İnanmadıkları halde, hiç istemedikleri halde beyinleri başka şeyler düşünmesine rağmen ağızlarıyla başka şeyler söylemek zorunda kalmalarının ezikliği yüz ifadelerinden açıkça belli oluyordu.
Türk toplumunun tamamının karşı olduğu bir kararı % 25 oya sahip bir partinin parlamento aritmetiğine dayanarak, dışarıdan verilen talimatlar gereği aldıkları açıkça belli olmaktadır. Uygulama zorunda oldukları bu karardan sonra AKP yönetiminin bulundukları makamları muhafaza etmeleri artık imkânsız haline gelmiştir. Cumhurbaşkanının, bütün muhalefet partilerinin, sivil toplum kuruluşlarının ve özellikle halkın %76' sının karşı olduğu bilinen bir kararı tatbik imkânı olmadığını hep birlikte göreceğiz.
Kanaatimce bu tarihi yanlış ve bu tarihi gaflet, AKP iktidarının sonunun başlangıcı olacaktır. Çünkü halka rağmen ve halk adına halkın istekleri dışında alınan kararların tatbiki asla mümkün değildir. Önümüzdeki süreçte AKP'nin hızla çöküş süreci içine girdiğini hep birlikte göreceğiz. Şimdi TBMM'nin tarihi oturumunu hatırlayalım.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül 5 Eylül 2006'da yapılan tezkere oylaması öncesinde hükümet adına konuşma yaptı ve burada üç konunun altını çizdi. Bunlar; "BM kararı ile uluslararası meşruiyetin sağlanması; Barış için herhangi bir çatışmaya girmemesi, bir grubun silahsızlandırılması görevini üstlenmemesi; Çatışma ile ilgili tüm tarafların Türkiye'nin katılımını açık bir şekilde beyan etmeleri'dir.
Türkiye'nin katkısı tüm taraflar tarafından istenmektedir. Bu üç şart gerçekleşmiştir.
Lübnan hükümeti, Lübnan halkı ve tüm gruplar adına Türkiye'yi davet etmişlerdir. Lübnan krizi ürkiye'nin doğu ile batıyı buluşturan stratejik konumunu iyice gözler önüne sermiştir. Barış, istikrar ve huzur söz konusu olduğunda Doğu Akdeniz'i ihmal etmemiz söz konusu olamaz. Bu çerçevede konuya duyarsız kalamazdık. Bölgemizdeki sorunlar birbiri ile bağlantılıdır. Hepsinin bağlantıları da dolaylı ya da doğrudan ülkemizde hissedilmektedir. Onayınıza sunulan tezkere, Türk askerinin karşılaşacağı riskleri en asgariye indiriyor. Görevi, deniz güvenliğini sağlamak, BM barış gücü için hava desteği sağlamak ve Lübnan ordusuna eğitim vermektir. Söz konusu kuvvet bölgedeki silahlı kuvvetlerin silahtan arındırılması (hizbullah) konusunda görev yapmayacaktır"
CHP adına Onur Öymen söz aldı;

"Bizim böyle bir dönemde kendimizi Lübnan'da ateşe atmadan önce Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını düşünmemiz gerekiyor. Nedir; Kuzey Irak'taki sorunu çözmek. Gerekiyorsa oraya asker göndereceksiniz. Kendimize yönelik tehdide karşı asker gönderemeyeceğiz, başka ülkelerin çıkarı için asker göndereceğiz. Hani büyük devlettik? Biz fedai gibi Ortadoğu için askerimizi süremeyiz. Mısır küçük devlet mi? Asker göndermiyor, küçük devlet mi oldu? Kim istiyor bizden asker göndermemizi? Amerikalılar bunu istiyor. Hangi Amerika? PKK'ya karşı Kuzey Irak'a asker göndermenizi engelleyen Amerika"
Anavatan partisinin görüşlerini ise Genel Başkan Erkan Mumcu açıkladı;

"Benim oğlum olsa askere Lübnan'a yollar mıyım? Ben 18 yaşında bir erkek çocuğu babası olarak oğlumu göndermezdim. Sayın Dışişleri Bakanı siz 2001 'de o zaman Afganistan'a asker yollama konusunda muhalefet etmiştiniz şimdi ne değişti. Sınırlarına girilip askeri kaçırılan, insanları öldürülen tek ülke İsrail mi. bir başka Ülke yok mu? Siz böyle bir ülke biliyor musunuz? Ben biliyorum: Türkiye.. Başbakan içimiz yanıyor diyor. Peki, biz Kandil'e girmek için bir başka ülkeden destek istiyor muyuz? Biz askerlerimizin öldürülmesini önlemek için Irak'a giriyor muyuz? Biz Uluslararası toplumlardan izin almadan Irak'a geçemiyoruz ama İsrail'in güvenliği için Lübnan'a gidiyoruz.."
Sonunda oylamaya geçildi. Lübnan'a asker gönderilmesine 192 red oyuna karşılık 340 evet oyu çıktı. Bir tane de çekimser oy kullanıldı.
Peki sokaktaki sade vatandaş bu işe nasıl bakıyor?;

" Erdoğan ve Gül, Lübnan'a asker gönderme meselesini; mazlumları korumak, bebekleri, kadınları, sivilleri hâsılı Müslümanları korumak için sebebine bağlıyorlar. Ama gerçek öyle değil. Lübnan'a gidecek Türk askeri Lübnanlıları değil İsrail'i korumak için isteniyor. Nasıl mı? ABD-İsrail ikilisi İran'a saldırdığı zaman Lübnan'daki Hizbullah komandolarının İsrail'e saldırmasını önlemek için. Yani Hizbullah'la Mehmetçiği savaştırmak istiyorlar.
ABD-İsrail-İngiltere ve iki Kürt çete reisi Türk ordusunu Kerkük Musul'da istemiyor ama Lübnan'da İsrail sınırına paralel istiyor. En saf Türk'ün bile aklının almayacağı bir oyun içinde oyundur bu. Ayrıca o zavallı Birleşmiş Milletler, Beka Vadisi'nde MOSSAD, CIA, M16, tarafından eğitilen PKK teröristleri 35 bin Türk insanını katlederken neredeydi?
Kelimelerin arkasına sığınmadan açıkça deseler ki; Ey milletim. Biz asker göndermeye mecburuz. Asker göndermezsek ABD ile ipleri koparırız. Çünkü biz ekonomiden dış politikaya kadar her şeyimizi ABD ve AB'ye bağlamışız. Şimdi asker istiyorlar mutlaka göndereceğiz. İşte bunu anlayabiliriz. Oysa hükümetin söylemleri tamamen havadadır, kendi söylediklerine kendilerinin dahi inanmadığı zaten yüzlerinden belli."
Sonuç olarak, olmaması gereken olmuştur.
Türk askeri, Türk milletinin temsilcileri tarafından gereksiz bir maceraya doğru yola çıkarılmıştır. Hâlbuki Anayasamıza göre TBMM adına Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil eden ve askerin kullanılmasına karar verme yetkisine sahip bulunan Cumhurbaşkanımız, Lübnan'a asker gönderilmesine karşı olduğunu açıklamıştır. AKP, Cumhurbaşkanı'nı dinlemediği gibi muhalefeti ve halkımızı da hiçe saymıştır. Bana göre AKP iktidarının amacı, ulusun ve ülkenin çıkarlarını korumak değil, iktidarının devamını sağlamaktır. AKP, iktidarının devamına dış destek için Lübnan'a asker gönderme yoluna gitmiştir.
Fakat bu hesap yanlıştır. Çünkü halkın isteği dışında olan hiç bir faaliyetin başarı şansı yoktur. Önümüzdeki günlerde bunu yaşayarak göreceğiz. Bugün kendi içinde güvenliğini sağlamak gibi bir durumla karşı olduğumuz bir zamanda Lübnan'a asker gönderilmesinin mantığını birkaç AKP'li dışında millete anlatamayacağımız açıkça bellidir.
AKP bu işten nasıl sıyrılır? Bunu daha sonra görelim.
Allah bu millete ve asker evlatlarımıza acısın..



Dr. Tahir Tamer Kumkale
7 Eylül 2006 Perşembe

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale