24 EYLÜL 2017 PAZAR

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Türk askeri bizim dışımızda kurgulanan senaryolar içinde yer alarak Lübnan'a gidemez
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Felaket başa gelmeden evvel, onu önleyecek ve ona karşı savunulacak gerekleri düşünmek lazımdır. Geldikten sonra dövünmenin faydası yoktur. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (Nutuk-1927)

 23 Ağustos 2006 Çarşamba 

Irak'ın işgali ile birlikte Arap ülkelerinde başlayan ABD ve İsrail karşıtı faaliyetlerin giderek daha da artacağı açıkça belli iken İsrail'in bir kaç askerinin kaçırılması gibi münferit bir terör olayını bahane ederek bütün ordu birliklerini devreye sokarak muntazam savaş düzenleri ile önce Gazze'ye bilahare Lübnan'a saldırması bir gaflettir. Bu davranış bölge ve dünya barışının temeline dinamit koymaktır. Bu faaliyetlerin ABD Dışişleri Bakanı Rice hanımın "Ortadoğu'da haritaların değişmesi zamanı gelmiştir" sözleri ile birlikte başlaması ise açıkça insanlığa ihanettir.
Şimdi de sözde barışın sağlanması için bugüne kadar hiç bir yerde barışı önleyememiş olan BM' teşkilatı alet edilerek bölgeye içlerinde Türk Askerinin de bulunduğu barış gücü gönderilmek istenmektedir. Oysa bu adamların hedefi bellidir. Ortadoğu siyasi haritaları değişecektir. 1920'lerde İngiltere tarafından yapılanlar bugün ABD tarafından yapılmaktadır. Yani tarih bir kere daha tekerrür etmektedir. Ortadoğu haritası yine sorunlu bölgeleri çoğaltacak ve bölge insanlarını birbiri ile devamlı çatışma süreci içinde tutacak şekilde yeniden çizilmek istenmektedir.
Türkiye olarak oynanan oyunları görmeli, bu oyunları gerçekleştirmek için yazılan senaryoların içinde yer almamalıyız. İşte onun için Türk askeri bizim dışımızda kurgulanan senaryolar içinde yer alarak Lübnan'a gidemez, diyorum.
Burada tekrarlıyorum. İsrail ordusu mutlaka ve acilen durdurulmalıdır. Çünkü nerede duracağını bilmeyen bu ordu önlenemediği takdirde ilerde neler olacağını iyi görmemiz gerekmektedir. Bölgede çıkan kıvılcım'ın kısa sürede yayılarak dünyayı kaplayacağı gerçeğini de iyi bilmemiz gerekmektedir.
Yine vurguluyorum. Türkiye'nin bu olayda kayıtsız kalması ve tarafsız davranması beklenemez. Çünkü Ortadoğu'daki istikrarsızlıktan en çok etkilenen ülke daima Türkiye olmaktadır. Fakat önce neyi önleyeceğimiz ve müdahale ile neyi elde edeceğimize iyi karar vermemiz gerekmektedir.
Bölgede kan ve gözyaşı altmış yıldır devam etmektedir. Ortadoğu'da çatışmanın durması, huzur ve güven ortamının tesisi için yine devrede olan BM bugüne kadar yüzlerce karar almıştır. Fakat bunlardan hiçbiri İsrail tarafından uygulanmamıştır. Bu defa da uygulanmayacağı açıktır.
Ortadoğu sorununda bölge ülkeleri askerlerinin de yer alacağı uluslararası barış gücü ile çözüm üretilmesi hayaldir. Bölge ülkeleri askerlerinin-Türkiye dahil- kendi plan ve organizeleri dışında böyle bir güçte görev almaları ateşi söndürmez. Bilakis bu uygulama ile diğer bölge ülkeleri de sıcak çatışmanın tarafı haline getirilecektir. Bu gerçek bilinmeli ve asla bu oyuna gelinmemelidir.
Lübnan'da barış isteniyorsa İsrail'i durdurabilecek tek gücün ABD olduğu gerçeği görülmelidir. Yani oyunu kurgulayanın bu işi yapması gerekmektedir. Fakat ABD'nin bu konuda devreye girmesi asla mümkün değildir. Çünkü bu operasyon ABD milli çıkarları doğrultusunda yürütülmüştür. Büyük Ortadoğu Planın gerçekleşmesi, ABD'nin dünya hakimiyetinin pekiştirilmesi için bölgenin yeniden yapılandırılması için bölgesel çatışmalardan başka çözüm yolu bulunmamaktadır. Şimdi düğmeye basılmıştır. Operasyon planlandığı şekilde yürütülmektedir. İşte bu planın içinde Türkiye kesinlikle olmamalıdır dememizin temel dayanağı budur.
ABD, olaya müdahale etmek istemez. Peki ABD neden bölgede çatışmalar ister bunu görelim;

- ABD bu stratejik önemi haiz petrol bölgesinde ve dünyanın en önemli ticaret yollarını kontrol eden bu kritik sahada huzur ve istikrar istemez .

- ABD, dünya İmparatorluğunu kurmak üzeredir ve bu bölgede hiç bir zaman vazgeçemeyeceği büyük çıkarları vardır.

- ABD, petrolün sürekli çıkartılmasını ve kontrolu altında olmasını ister.

- ABD, bölge halkının birbiri ile devamlı çıkar çatışması içinde olmasını ister. 1920'lerde İngiltere'nin bölge halkları arasında yarattığı sun'i nifak tohumlarının daima yeşermesini, bölge halklarının demokrasi ile değil daima teokratik idare ile yönetilmesini destekler.
Yukarıda değindiğim gibi bölgedeki muhtemel huzur ve istikrar ortamı ABD'nin bölgeye gelmesine ve bölgedeki çıkarlarını kontrol edebilmesine en büyük engeldir. Bunun için ABD, en tesirli çareyi daima huzursuzluk ortamının devam ettirilmesinde bulmuştur. Politikacı ağzı ile devamlı barıştan söz etmelerine rağmen gerçekte yaptıkları bunun tam tersidir. Bu tutum ABD'in altmış yıllık gelenekselleşmiş politikasını oluşturmaktadır.
Barış ve huzur umutları ABD'lerine dur diyebilecek ve bölgedeki ABD menfaatlerine set çekebilecek bir dünya gücü ortaya çıkana kadar, yani bölgede uluslararası güç dengesi tesis edilene kadar askıya alınacaktır. Bu güç bugün olmasa bile yarın mutlaka Türkiye olacaktır. Türkler bu rolü tarihte başarı ile uygulamışlardır.
Potansiyelimizi ve tarihi mirasımızı iyi değerlendirerek gerçekçi ve kalıcı politikalar oluşturmaya şimdiden başlamamız gerekmektedir. Ayrıca biz, bölgemizdeki gelişmelere ilgisiz kalmadığımızı göstermek için mutlaka asker göndermek zorunda da değiliz. Bölgedeki dik duruşumuzla da Ortadoğu olaylarına kayıtsız kalmadığımızı göstermemiz mümkündür. Diplomasinin çare olarak bulunduğu bir dönemde asker kullanmanın yeri olmadığı stratejik gerçeğini gözardı etmemeliyiz.
İsrail ve efendilerinin kendi başlarına hiç bir zaman beceremeyecekleri işlerde Türkleri taşeron olarak kullanmak istediklerini biliyoruz. Irak'ta taşeron olarak kullanılan Kürtler gibi, Lübnan'da kullanılan Türkler olmamalıyız.
Sonuç olarak; Türkiye'nin Lübnan'a asker gönderip- göndermemesi çok önemlidir. Askerin sayısı ise hiç önemli değildir. Bu konu ülkemizin geleceğine ipotek koyacak kadar ciddidir. Şimdi Türkiye, sadece hükümetiyle değil bütün müesseseleriyle, aydınlarıyla, üniversiteleriyle, basınıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla konuyu gündeme getirmeli ,enine-boyuna tartışmalı ve gerekiyorsa referanduma gidilerek halka sorulup milli bir politika oluşturmalıdır. Basının ve insanlarımızın gündeminden Hülya hanımın, bilmem kimin sellülitleri, Pınar hanımın aldatmaları ve tatil yörelerindeki rezillikler düşmelidir. Milletçe geleceğimiz ve bölge barışı için hayati önemi haiz bu konuya odaklanılmalıdır.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
23 Ağustos 2006 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale