29 Mart 2017 Çarşamba

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Swiss Otel'de Çeçen baskını
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 27 Nisan 2001 Cuma 

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı gecesi İstanbul'un beş yıldızlı en büyük otellerinden biri olan Swiss Otelde silahlar patladı. Daha öncede Çeçen Milletinin Rusya karşısında verdiği ölüm-kalım mücadelesine dikkat çekmek üzere Avrasya Feribotu'nu kaçıran Muhammed Emin Tokcan ve 12 adamı 11 saat 20 dakikalık bir mücadelenin ardından silahlarıyla birlikte polise teslim oldu.

Kendilerine "Çeçenistan Mücadele Grubu" adını veren teröristlerin lideri Tokcan;"Amacımız kan dökmek değil, Çeçenistan'daki Rusların yaptığı Çeçen katliamını dünyaya duyurmak" şeklinde yaptıkları eylemin gerekçesini açıkladı. Türk adaleti önünde hesap verecekler.

Zamanlama açısından Türkiye'nin çok kritik bir dönemine rastlayan bu eylemin mazur görülecek hiç bir yanı yoktur. Terörle bir yere varmanın mümkün olmadığının artık anlaşılmış olması gerekiyor. Yaptıkları bu eylemin kendilerine hiçbir yararı olmadığı gibi, son yıllarda giderek iyileşen Rus-Türk ilişkilerinin bozulmasına neden olabileceği, Çeçenler açısından da pratikte hiç bir yararının olmayacağı da açıkça görülmektedir. Nitekim Çeçen resmi yetkililerince eylemin yanlışlığı hususundaki açıklamalar çeşitli basın organlarında yer almıştır.

Çeçenistan'daki Rus mezâlimi bütün insanlığın yüzünü kızartacak bir boyutta ceryan etmiştir. Gelişmiş batı ülkelerinin gözleri önünde adeta bir soykırıma dönüşmüştür. Çeçenler yurtlarını korumak için verdikleri olağanüstü mücadelede maalesef başarıya ulaşamamışlardır. Muharebeyi Ruslar kazanmıştır. Şimdi gelinen durumda artık daha fazla kan ve gözyaşına gerek yoktur. Bütün bir ülke yanmış, yıkılmış ve adeta haritadan silinmiştir.En az iki nesil Rus Orduları karşısında telef olmuştur. Şimdi artık bu gerçek kabul edilmeli ve daha fazla zaiyat vermeden ülke ve Çeçen Halkı derlenip toparlanmalı, yeniden güç kazanmalıdır...

Şimdi konuyu tarihi biraz daha gerilere götürerek irdeleyelim. Yeni Millenyum bütün dünyada coşku ile kutlanmış, Barış, güvenlik, huzur ve daha refah bir yaşam istekleri her yerde vurgulanmıştır. Oysa bu millenyumda barıştan nasibini alamayan ve yeni bin yıla sıcak savaşın acımasız ellerinde kıvranarak giren milletlerde vardı.

"Ateş düştüğü yeri yakar" atasözümüz herhalde bu gibi haller için söylenmiştir. Ateş şimdilik sadece Çeçen halkını yaktığı için dünya gözlerinin önünde devam eden bu insan kıyımını, herhangi bir macera filmi seyreder gibi seyretmiştir. Dahada seyretmeye devam edecektir. 20 nci yüzyılda başlayan Çeçen katliamı bu yüzyılda da artan bir hızla devam etmektedir. Bu hızla devam ederse çok kısa bir süre sonra artık katledecek Çeçen kalmayacağı için savaş sona erecektir.

Her alanda Çeçenlerin mutlak mağlubiyeti ile sonuçlanması başından beri belli olan Çeçenistan-Rusya Federasyonu mücadesine detaya inmeden genel bir çerçeve içinde bakmak istiyorum.
 
Bugün Çeçenistan olarak adlandırdığımız bölge aslında Rusya Federasyonuna bağlı ÇEÇEN-İNGUŞ ÖZERK CUMHURİYETİ olarak adı geçen, 19 300 km.kare yüzölçümlü ve 1 250 000 nüfuslu bir ülke. Halkının sadece %53 kadarı Çeçenlerden oluşuyor. Yani kısaca 150 milyonluk Rusyaya kafa tutan ve başarılı bir mücadele veren insanların toplam sayısı 650.000 kişi civarındadır. Çeçenler Kafkasya'nın en eski yerli halklarından biri. Köklü bir kültür yapısını günümüze kadar bozmadan taşımışlar. Çeçenlerin büyük çoğunluğu dağlık bölgelerde avcılık ve hayvancılık yaparak geçindiğinden sert ve savaşcı bir karaktere sahipler.

Çeçenler 1732'den başlayarak Rusların Kafkasya'ya yayılmalarına ve anayurtlarını işgal etmelerine karşı büyük bir mücadele vermektedirler. Bu mücadele daima çok sanlı ve çok şerefli olmuş, fakat daima yenilgi, ateş, kan, ölüm ve gözyaşı ile geçmiştir.

5 Aralık 1936'da kurulan ilk ÖZERK ÇEÇEN-İNGUŞ CUMHURİYETİ; "2 nci Cihan Harbinde işgalci Alman ordularıyla işbirliği yaptıkları' gerekçesiyle savaşı müteakip Stalin tarafından ortadan kaldırıldı. Toprakları S.S.C.Birliğine doğrudan bağlanırken, Çeçen halkı topluca Sibirya'ya sürüldü. 12 yıllık bir sürgün dönemini müteakip Başkan Hruşçev Çeçenlerin ülkelerine dönmelerine izin verdi. 1957 de ÇEÇEN - İNGUŞ Cumhuriyeti özerk statüde yeniden kuruldu.

S.S.C. Birliğinin dağılması Çeçenistan'da büyük sevinçle karşılandı. 1991 de yapılan ve İnguşların katılmadığı "Parlamento ve Cumhurbaşkanlığı" seçimlerini müteakip General Cohar DUDAYEV Çeçen Ulusal Kongresi İcra Komitesi Başkanlığ'ına getirildi. Rusya Parlamentosu bu seçimleri yasa dışı sayarak iptal etti. Başkan YELTSİN, ülkede sıkıyönetim ilan ederek Çeçenistan'ı doğrudan merkezi yönetime bağladı. Çeçenler; 1992 de önemli bir karar alarak 1938 den beri Rusya'nın diretmesiyle kullandıkları Kril alfabesini kaldırdılar ve Latin Alfabesi'ni kabul ettiler. Rusları tanımadılar ve federasyon antlaşmasını imzalamayı reddettiler.

Bütün bu olaylar Rusya'nın ortadoğudaki stratejik petrol alanlarına ulaşan en kısa yol olduğu için hiçbir zaman olumlu karşılanmadı ve bölgede Rus hakimiyetinin mutlaka bulunması için sıcak savaşa kadar uzanan bir seri kararların alınmasına yol açtı.

Rusyanın bu topraklardan vazgeçmesi veya hakimiyetini her hangi bir şekilde azaltacak bir yapılanmaya gidilmesine izin vermesi stratejik açıdan mümkün değildi. Bir büyük devletin izlemesi gereken politikayı izledi ve bölgeye her alanda ağırlığını koydu.

Çöken ekonomisini batıdan aldığı yardımlarla nisbeten düzelttiğine inanan Rusya; kendi evinin arka bahçesi olarak kabul ettiği Kafkasya ile ilgili politikalarına ağırlık verdi. Bu bölgedeki ülkelerin bağımsızlıklarına kavuşmalarını müteakip kendi aralarındaki anlaşmazlıkları adeta körükleyerek Kafkasları birbirleri ile savaşan, birbirleri ile savaşmadıkları anlarda da içeride birbirlerini yiyen ülkeler manzarasını yarattı.

Rusya Federasyonu; 11 ARALIK 1994 günü Cumhurbaşkanı Boris Yeltsin'in emri ile başlattığı Çeçenistan işgali ile gerek kendi iç kamuoyu ve gerekse dünya kamuoyu önünde büyük bir darbe almıştır. Rus halkı bu savaşı hiç desteklememiştir. Rus asker anneleri tarihinde ilk defa isyan ederek ölen ve yaralanan oğullarının hesabını yönetimden sormuşlardır. Bu ilk saldırılarda" iki saatte işgal edileceği" düşünülen Çeçenistan; Rus Ordusu ile birlikte Rusya ekonomisini ve Rusya'nın dünya kamuoyundaki imajını da yutmuştur.

Rusya; bu ilk saldırıda başta başkent Grozny olmak üzere bütün Çeçenistanı yakıp-yıkmış dünyanın gözü önünde tam bir soykırım uygulamıştır. Eski Başkan Gorbaçov bile işgale kesinlikle karşı çıkmıştır. Rusyanın Çeçenistan saldırısı dünyadan aldığı tepkiler dışında en büyük tepkiyi kendi halkından görmüştür. Yapılan bir kamuoyu yoklaması Rus halkının %72'sinin devlet başkanlarına güvenmediğini ortaya koymuştur.

Çeçenistan; petrol ve doğalgaz boru hatlarının düğüm noktasında bulunmaktadır. Ayni zamanda çok zengin maden ve petrol yatakları da mevcuttur. Ayrıca kafkasların ulaşım ağının da üzerindedir. Karayolu ve demiryollarının kavşağındadır. Türkmenistan doğalgazı ile Azeri petrolleri bu topraklar üzerinden Rusy'a'nın Novorisisk limanına akıtılmaktadır.

Rusyanın bundan Eylül 2000 'de yeniden başlattığı saldırıların temelinde Yeltsin'in dediği yasadışı terör örgütlerinin ortadan kaldırılması değil, bu strajejik ve ekonomik önem yatmaktadır. Yani ana hedef dünyanın en önemli hammaddesi olan petrol boru hattının her hal ve şartta Rusya'nın kontrolu altında bulundurulmasını sağlamaktır.
 
Rus yönetiminin birinci Çeçenistan saldırısında ne Rus halkındane,ne Rus Meclisi Duma'dan ,nede askerlerden destek gelmemiştir. Duma Milletvekillerinden sadece 38 üye savaşı desteklerken 228 üye şiddetle karşı çıkmışlardır. Dünyanın hiçbir yerinde bir ülkenin meclisi istemediği halde yönetimin savaşmaya devam ettiği görülmemiştir.

Rus yönetimi belkide en büyük hatasını işleyerek Çeçenlerin tarihi kişiliklerini ve direnme güçlerini hesaba katmadan askeri harekât ile Çeçenistan'ı işgale kalkışmışlardır. Savunma Bakanı Graçev;" bir alay askerle iki saatte alırım " dediği ülkenin insanları ölmüşler ve fakat ülkelerini teslim etmemişlerdir. Rusya işgal ile elini kızgın yağa sokmuştur. Elini kızgın yağdan çıkartacaktır. Ama elinde bu yağın yanıkları ve yaraları daima kalacaktır.

Çeçenistan işgali ile iç ve dış kamuoyundan çok geniş tepkiler alan Boris Yeltsin yönetimi ilk saldırılarda meydana gelen aksaklıkları iyi tesbit etmiş ve uzun bir hazırlık dönemine girmiştir.

Öncelikle kendi iç kamuoyu nezdinde Çeçen'lerin tamamının anarşist ve terörist ruhlu oldukları fikri yayılmaya çalışılmıştır. Moskova başta olmak üzere sivil halkın yaşadığı kesimlere yapılan saldırı ve kundaklamaların faturası tamamen Çeçen'lere kesilmiştir. Her türlü yayın organı ve iletişim sistemlerinden istifade ile "Çeçenistan işinin tamamen kendi iç sorunu olduğu hiç bir ülke ve uluslararası kuruluşun karışmaya hakkı olamadığı hususu" vurgulanmıştır.

Yapılacak bir harekatta halkın ve meclisin desteğinin alınması yanında, bölgede yapılacak bir harekât için Rus Silahlı Kuvvetleri özel eğitimden geçirilmiş ve yeniden yapılandırılmıştır.

Sonunda Çeçenistan'da savaşahazır olunduğuna kanaat getirilmiş, Çeçenistanı cevreleyen komşu ülkelerin de desteği alınmış ve Çeçenistan'ın tamamen işgaline yönelik büyük Rus saldırıları başlatılmıştır. Rusya bu sefer hazırlıklı ve temkinlidir. Havadan ve uzaktan yaptığı ateşlerle son üç yılda yeniden toparlanma yoluna giren Çeçenistanda taş taş üstünde bırakmamıştır. Asker ve sivil farkı gözetmeden Çeçen halkını adeta pes etmeye yöneltecek bir katliâm saldırısı uygulanmıştır. Ruslara göre; tamamen isyancılara ve teröristlere karşı yapıldığı iddia edilen bu saldırılarda Çeçenler yine çok iyi direnmişler ve ata topraklarını vermemek için nasıl savaşıp ölünebileceğinin en güzel örneğini göstermişlerdir.

Bugün gelinen durum şudur; Birleşmiş Milletler başta olmak üzere bütün uluslararası kuruluşların gözü önünde Çeçenistan Rusyanın kontrol ve denetimi altına girmiştir.

Başkent Grozny ve çevresi başta olmak üzere bütün yerleşim birimleri bir daha oturulamayacak şekilde yakılmış,yıkılmış tam bir harabeye dönmüştür.

Ekonomi tamamen durmuştur.
Eğitim durmuştur.
İdare ve yönetimin ne olduğu belli değildir.
Hukuk ve sosyal yaşam bitmiştir.
Fakat savaş bitmemiştir.
Ülke resmen zaptolunmuştur.

BİLİNDİĞİ GİBİ; SAVAŞLARIN KESİN HEDEFİ KARŞI TARAFIN SAVAŞMA AZİM VE İRADESİNİN KIRILMASIDIR.
 
Oysa bu savaşta buna rastlamak mümkün değildir. Zaten az olan nüfusunun büyük bir kısmını ölü ve yaralı olarak veren, diğer bir kısmı mülteci durumunda bulunan Çeçen halkının beyni zaptedilememiş,savaşma azim ve iradesi kırılamamıştır. Bilakis ölen Çeçen'lerin yakınlarının kin ve nefreti ile intikam hırsı artmıştır.

Çeçen birlikleri gerilla taktiği uygulayarak Rus askerleri ile doğrudan çatışmaya girmemişler ve dolayısıyla gücünden kaybetmemişlerdir. Bu askerler bugün kontrolu çok zor ve gerilla muharebesine müsait görünen dağlara çekilmişlerdir. Savaşın boyutları gerilla savaşına dönüşmüştür. Bu da daha çok uzun bir süre bölgede çatışmaların devam edeceğini göstermektedir.

Peki Çeçenler bu savaş sonunda ne kazanacaklardır. Benim düşünceme göre hiç bir şey kazanamayacaklardır. Sadece ülkesi ve toprağı için Şehid ve Gazi'lik rütbesine ulaşmanın gururu ve şerefini kazanacaklardır.

BU ÇOK GÜZEL BİR DUYGUDUR. FAKAT İNSANLARIN SADECE ÖLMEYE DEĞİL YAŞAMAYA DA HAKLARI VARDIR.Yaşama hakkı insanın en doğal hakkıdır.
 
Şu anda Rusyanın herşeyi bırakıp gitmesi durumunda dahi Çeçenistanda 1994 durumuna dönülmesi için çok uzun yıllar gereklidir. Altı yıllık savaşlar sonucunda ülkeyi yeniden eski haline döndürecek insan gücüde kalmamıştır.

Burada önemli bir sonuç daha ortaya çıkmıştır. O'da Rusya'nın bundan böyle emperyalist düşüncelerini kuvvet zoruyla kolaylıkla kabul ettiremeyeceği gerçeğidir. Çeçen'ler istiklâl ve özgürlük uğruna milletlerin neleri, nasıl yapabileceğinin dünyadaki en güzel örneklerinden birini vermişlerdir. Fakat arkalarında bugün gene kan, gözyaşı, ızdırap ve yokluk bırakmışlardır.

Galip görünen Rusya'nın durumuda pek iç açıcı değildir. Rusya'nın bu bataktan kısa sürede çıkması beklenmemelidir.

Sonuç olarak; Çeçenler ve Ruslar kozlarını oynamışlardır. Şimdi görev sırası Birleşmiş Milletler başta olmak üzere bütün dünya ülkelerinindir. Kafkaslarda barış ve Kafkas halkları kadar bizim ve dünyanın da hakkı vardır. Derhal uluslararası bir organizasyon ile bölgeye ulaşılarak önce savaşı durduracak ortam hazırlanmalıdır.

ÇEÇEN HALKI YAPABİLECEKLERİNİN AZAMİSİNİ YAPMIŞTIR. BU İNSANLARIN HAYATLARININ GERİ KALAN KISMINI KENDİLERİNİ İNSAN GİBİ YAŞATACAK SİSTEMLERİ OLUŞTURMASI BEKLENEMEZ.

Bizler; yani olaylara seyirci kalan dış dünya bunu hazırlamalı ve kendilerine teslim etmeliyiz. Örnek olarak Nato ve Birleşmiş Milletler'in KOSOVA'daki çalışmalarını alabiliriz.

Çeçen halkı da artık ölüm korkusu olmadan huzur ve güven içinde yaşamalıdır. Buna herkesden çok ihtiyaçları vardır.

Haydi bütün barışseverler görev başına. İnsanlık sizden Çeçen milletine sahip çıkmanızı bekliyor.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
27 Nisan 2001 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale