22 ŞUBAT 2017 ÇARŞAMBA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanlarımızı saygıyla selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






İsrail'i mutlaka durdurmak lazım. Lübnan saldırıları Ortadoğu'yu bölgesel savaşa sürükleyebilir
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Felaket başa gelmeden evvel, onu önleyecek ve ona karşı savunulacak gerekleri düşünmek lazımdır. Geldikten sonra dövünmenin faydası yoktur. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (Nutuk-1927)

 17 Temmuz 2006 Pazartesi 

15 gün önce kaçırılan bir askerinin ardından Gazze'ye ordusunu gönderen ve taş taş üstünde bırakmayan İsrail, bu defa kuzey komşusu Lübnan'a saldırdı. Konu yine asker kaçırma. Kaçıranlar ise Lübnan'da üstlendiklerini iddia ettikleri Hizbullah örgütü. Hizbullah hedeflerini vuruyorum gerekçesi ile havadan, karadan ve denizden Lübnan'ın her tarafına rastgele bomba yağdıran İsrail ordusunun saldırıları Suriye istikametinde genişleyeceğe benziyor.
Irak'ın işgali ile birlikte Arap ülkelerinde başlayan ABD ve İsrail karşıtı faaliyetlerin giderek daha da artacağı açıkça belli iken İsrail'in bir kaç askerinin kaçırılması gibi münferit bir terör olayını bahane ederek bütün ordu birliklerinin muntazam savaş düzenleri ile önce Gazze'ye bilahare Lübnan'a saldırmasının mantıklı bir izahı olamaz.. Bu saldırılar devam ederken Suriye yönetimine de "dikkatli ol" şeklinde ültimatom verilmesi bölgesel bir çatışmanın yakın olduğunu göstermektedir..
İsrail ordusu mutlaka ve acilen durdurulmalıdır. Çünkü nerede duracağını bilmeyen bu ordu önlenemediği takdirde, muhtemel sıcak savaşın sonuçlarının bütün bölge ülkelerini önemli ölçüde etkileyeceği bilinmelidir. Irak'ın işgali ile birlikte 30 dolardan 70 dolara çıkan petrolün varilinin kısa süre içinde 100 doları aşması kaçınılmazdır. Bu da pek çok ekonominin çökmesi demektir.
Türkiye'nin bu olayda kayıtsız kalması ve tarafsız davranması beklenemez. Çünkü Ortadoğu'daki istikrarsızlıktan en çok etkilenen ülke daima Türkiye olmaktadır. Nitekim Başbakan Erdoğan bu konuda çok ciddi bir açıklama yapmıştır. İşte başbakanın konuşmasından basına yansıyan bir kaç satır;

"Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Artvin'de Hükümet Konağı önünde düzenlenen toplu açılış töreninde yaptığı konuşmada Ortadoğu'da yaşananlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Erdoğan, şunları kaydetti; 'Soruyorum İsrail'in derdi nedir? Filistin'i tamamen işgal etmek mi? Bunu görmek, bunu bilmek isteriz. Eğer buysa o zaman muhakkak karşılığını da tüm insanlık göstermektedir ve gösterecektir. İsrail'in evlatları ne kadar kıymetliyse Filistin'in evlatları da o kadar kıymetlidir. Filistin'de yaşanan kaçırma olayı ne kadar olumsuzsa, ona misliyle orantısız güç kullanımı daha çok olumsuz ve yanlıştır. Hiçbir sebep masum sivillerin üzerine bomba yağdırılmasını, insaf sınırları aşarak şehirleri tarumar etmeyi haklı gösteremez. Bunu yapanlar ne dünya barışına, ne de kendi güvenliklerine hizmet ediyorlar. Aksine geleceği daha da karartacak düşmanlık tohumlarını ekiyorlar.''

Olayların sebebi ile ilgili olarak biraz geriye dönelim. İkinci Cihan Harbi'nin mazlum milleti Yahudilerin kendilerine din kitaplarında vadedilen topraklara devlet olarak dönmeleriyle birlikte başlayan savaş hiç bitmedi. Kurulduğu günden itibaren İsrail Devleti'nin yönetimine daima savaşı körükleyecek tarzda ismi terörle birlikte anılmış kişiler gelmesine özen gösterildi.
ABD, 1947'sen itibaren İsrail'i her alanda destekledi. Bu destek; ABD bütçesinden yapılan milyarlarca dolara varan maddi yardımlar yanında, bölge ticaretinin yönlendirilmesi ve bölgeyi denetim altında tutması için ticari, askeri, siyasi, sosyal ve kültürel yardımlar şeklinde oluşmuştur.
Bölgede kan ve gözyaşının durması için başta Birleşmiş Milletler olmak üzere pek çok uluslararası kuruluş bugüne kadar yüzlerce karar almıştır. Fakat bunlardan hiçbiri İsrail tarafından uygulanmamıştır. Bunlardan sadece biri olan BM'in 1967 yılında aldığı 242 Sayılı Karar ile; "İsrail'in 1967 yılı öncesi topraklara çekilmesi, Filistin Devletinin kurulması, Arap Ülkelerinin İsrail'i tanıması, kararlaştırılarak bölgeye barış getirilmesi" öngörülmesine rağmen bu kararlar hiç dikkate alınmamış ve geçen 39 yılda Arap-İsrail çatışması hiç durmamış, aksine şiddetlenmiştir.
Bugün fiziki olarak İsrail'i durdurabilecek tek güç ABD'dir. Fakat ABD devreye kesinlikle girmez. Sadece basit kınama mesajları ile olayları geçiştirir ve İsrail'i desteklemeye devam eder. Peki ABD bunu niye yapar ?

- Çünkü, ABD bu stratejik önemi haiz petrol bölgesinde ve dünyanın en önemli ticaret yollarını kontrol eden bu kritik sahada huzur ve istikrar istemez .
- Çünkü, emperyalist ABD, dünya İmparatorluğunu kurmak üzeredir ve bu bölgede hiç bir zaman vazgeçemeyeceği büyük çıkarları vardır.
- Çünkü, ABD Petrolün sürekli çıkartılmasını ve kontrolu altında olmasını ister.
- Çünkü, ABD Bölge halkının birbiri ile devamlı çıkar çatışması içinde olmasını ister. 1920'lerde İngiltere'nin bölge halkları arasında yarattığı sun'i nifak tohumlarının daima yeşermesini, bölge halklarının demokrasi ile değil daima teokratik idare ile yönetilmesini destekler.

İsrail bu saldırıları ile daha çok Müslümanı öldürürse ne olur?
Kısa vadede daha çok Müslüman intihar komandosu kendisini feda eder. Daha çok İsrail'li ölür. İsrail, ölen her İsrail'li için yine ordusunu devreye sokar ve hedef gözetmeden daha çok masum Müslümanı öldürür. Sonunda İsrail'in silah gücü her zaman olduğu gibi zayıf Arapları susturur. Bölgede silah zoru ile yeniden geçici bir sesizlik olur. Dökülen oluk gibi kanların arkasından bir dahaki saldırya kadar geçici bir barış meydana gelir. Bu senaryo 59 yıldır aynı kalmıştır.
Yukarıda değindiğim gibi bölgedeki muhtemel huzur ve istikrar ortamı ABD'nin bölgeye gelmesine ve bölgedeki çıkarlarını kontrol edebilmesine en büyük engeldir. Bunun için ABD, en tesirli çareyi daima huzursuzluk ortamının devam ettirilmesinde bulmuştur. Politikacı ağzı ile devamlı barıştan söz etmelerine rağmen gerçekte yaptıkları bunun tam tersidir. Bu tutum ABD için altmış yıllık gelenekselleşmiş politikasını oluşturmaktadır.
İşte, son derece insalcıl(!) yaklaşımlarla kutsal kitaplarda da vadedildiği iddiası ile Osmanlı yönetiminin 400 yıllık hakimiyetindeki en huzurlu bölgesine bütün bünyeyi etkileyecek mikrop salınmıştır. Hastalanan bünyeyi tedavi edecek doktor da her zaman ABD olmuştur. Bunun böyle devam edeceği de açıkça görülmektedir. Bu bakımdan bölgeye uzun bir süre barış ve sukünetin gelmesini beklemek hayalperestliktir.
Bugün İsrail'de 130 ayrı ülkeden, yani 130 ayrı kültürden sadece Musevi dinine inandıkları için göçeden insanlar yaşamaktadır. Dünyanın şeriat ile idare edilen tek dinci ve ırkçı yönetimi İsrail'dir. Aşırı bir din devleti herşeyin tek hakimidir. Bu yönetimin başka dinlere bağımsızlık tanıması ve bir arada yaşaması mümkün görülmemektedir.
Bölgede muhtemel bir çatışmaya karşı kısa vadede ABD'nin müdahalesi dışında makul ve demokratik bir çözüm kısa vadede görülmemektedir. İsrail 59 yıldır olduğu gibi yine taviz vermeyecek ve gücünü gösterecektir. Arap ülkeleri defalarca biraraya toplanacak ve sadece kınamakla yetineceklerdir.
Barış ve huzur umutları ABD'lerine dur diyebilecek ve bölgedeki ABD ve AB menfaatlerine set çekebilecek bir dünya gücü ortaya çıkana kadar, yani bölgede güç dengesi tesis edilene kadar askıya alınacaktır.
Bu güç bugün olmasa bile yarın mutlaka Türkiye olacaktır. Potansiyelimizi ve tarihi mirasımızı iyi değerlendirerek gerçekçi ve kalıcı politikalar oluşturmaya şimdiden başlamamız gerekmektedir.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
17 Temmuz 2006 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale