26 Mart 2017 Pazar

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Küresel güçlerin çekim merkezindeki küçük adada büyük oyunlar
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Efendiler! Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece bu bölgenin (Akdeniz Bölgesi'nin) ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs'a dikkat ediniz. Bu ada bizim için çok önemlidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk

 13 Temmuz 2006 Perşembe 

Yukarıdaki başlık Kıbrıs ile ilgili olarak yazdığım ikinci kitabımın adı. PEGASUS Yayınevi tarafından piyasaya sürülen kitabın KKTC’nin 32 inci kurtuluş ve kuruluş gününden önce halka ulaştırılması için üstün gayret gösteren başta SayınYunus Sönmez olmak üzere bütün Pegasus çalışanlarına teşekkür ediyorum.
Ben Kıbrıs’ı çok önemsiyorum. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Kıbrıs ile ilgili yukarıdaki sözlerine sadık kalmamız gerektiğine inanıyorum. Ayrıca Kıbrıs’ın Türkiye’nin ve Türk dünyasının güvenliği açısından mutlaka Türkiye’nin kontrol ve denetimi altında kalmasını coğrafyanın bize dikte ettirdiği kaçınılmaz bir gerçek olarak görüyorum. Yöneticilerin her zaman hata yapabileceği gerçeğinden hareketle devletimizin sahibi olan milletimizin konuyu sahiplenmesi için bilgilenmesi gerektiğini biliyorum. İşte bu yüzden iki yıl içinde yazdığım ve Kıbrıs milli davamızın son altı yılını içine alan olayları irdelediğim iki kitap ile görevini yapmış olmanın hazzı içindeyim.
Avrupa Birliği yolunda giderken tamamiyle gözden çıkardığımız ve Yunan Megali İdeasına kansız bir şekilde hibe ettiğimiz Kıbrıs hakkında ne kadar hassas olsak ve ne kadar tartışsak azdır. Çünkü dünyanın merkezindeki bu küçük ada en az bizim kadar küresel güçler için de çok önemlidir. Bizim kadar onların da gündemini işgal etmektedir. Bu coğrafya ilminin gerçeğidir.
Kıbrıs ile ilk tanışmam lise sıralarında YA TAKSİM-YA ÖLÜM sloganları ile meydanları dolduran yüzbinlerin heyecanını duyarak başladı. Bilahare Kıbrıs Barış harekâtına katılan birliklerdeki ilk değiştirme personeli olarak 28 nci Tümen Topçu Alayı 2 nci Top. Taburu 1 inci Batarya Komutanlığına atandım. 1975 yılına çok soğuk bir havada ve çok dalgalı bir denizde Mersin’den kalkan Erkin çıkarma gemisinde ve Kıbrıs yolunda girdim. 1 Ocak 1975 sabahı yağmurlu bir havada Magosa limanında askeri merasimle karşılandım. Magosa’dan birliğimin bulunduğu Timbu (Kırklar) köyüne gelene kadar geçen sürede savaşın acımasız yüzünü beynime kazıdım. Savaş gerçekten her iki taraf için de çok kötüydü. Bu karışık düşünceler arasında “ iyi ki galip gelmişiz” dediğimi hatırlıyorum. Bu ilk zorunlu Kıbrıs ziyaretim kısa sürdü. Çünkü Harp Akademisi sınavlarını kazanarak 23 Şubat 1975’te Akademi öncesi kurslara katılmak üzere adadan ayrıldım.
1983 yılında Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinde Başbakanlık Altıncı katında görev yaparken bizim üstümüzdeki katta da Kıbrıs Müsteşarlığı vardı. 13 Kasım 1983 günü Kıbrıs Müsteşarının toplantı halinde bulunduğumuz bir sırada odaya dalarak bize Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin kurulduğu haberini sevinçle verdiğini hatırlıyorum.
Bundan sonra Kıbrıs’la ilgili bütün bağlarım kesildi. Kıbrıs ilgi sahamın dışında idi. Ancak 22 Nisan 2002 tarihli STAR Gazetesinde Saygı Öztürk’ün “Heykeli Dikilen Türk Subayı” başlıklı yazısı beni yeniden Kıbrıs sorununun içine çekti. Saygı Öztürk, Gazimağusa Kalesi Müdafii değerli kardeşim, dava arkadaşım, can dostum Oğuz Kalelioğlu’nun hayatını anlatıyor ve Kıbrıs’ta “Kıbrıs Adalet Partisi” isminde bir parti kurarak seçimlere hazırlandığını bildiriyordu. Bu benim için çok önemli bir haberdi. Demek ki Kıbrıs’ta doğru gitmeyen işler vardı. Oğuz Kalelioğlu Kıbrıs’ta parti kurmuş ve başarılı askeri mücadelesini bu defa siyasi alanda devam ettirme gereğini duymuş ise bu küçük vatan parçasında durum gerçekten vahim olmalıydı.
Bu tarihten itibaren basını yakından takip ederek ANNAN Planı adı altında Kıbrıs’ta oynanmak istenen oyunları anlamaya çalıştım. Sonunda 4 Ekim 2003 tarihinde ÖNCE VATAN Gazetesi yazarı olarak doğrudan gözlemlerde bulunmak üzere KKTC’ye gittim. Bir ayı aşkın bir süre Kıbrıs’ta toplumun her kesiminden insanlarla görüşme fırsatı buldum. Sadrazam köyden Dipkarpaz’a kadar her tarafı dolaştım. Gözlemlerimi Önce Vatan Gazetesi vasıtasıyla halkımızla paylaştım. Gördüklerimin ve duyduklarımın tamamını yazmamı milli hislerim engelliyordu. Fakat satır aralarında da olsa halkıma mesajlar vermeye çalıştım.
Kıbrıs’ta Oğuz Kaleloğlu liderliğinde bir araya gelen bir avuç vatanseverin yedi düvele karşı yaptıkları müthiş mücadeleyi gördüm. Bu küçücük adada döndürülen küresel oyunları görerek dehşete düştüm. Dünyanın merkezindeki bu cennet adaya sahip olmak üzere bütün küresel güçlerin burada mevzilendiğini görerek korkuya kapıldım. Türkiye’nin otuz yılda bu adayı nasıl bu hale getirdiğini görerek kahroldum. Sosyal ve kültürel alanda bu derece ihmal edilmişlik, inanılmaz boyutlardaki vurdumduymazlık sonunda KKTC’de Türkiye’nin adeta bir işgalci ve sömürgeci olarak görüldüğüne bizzat şahit oldum. Türkiye’nin ve Türk askerinin gözü önünde Türk milletine, Türk Devletine ve canlarını koruyan askerlerimize karşı düşmanlığı görerek şaşırdım. Evet, biz 30 yılda bu küçük adayı iyi yönetememiştik.
Kıbrıs’a 14 Aralık 2003 Milletvekili seçimleri için yeniden gittiğimde sadece gazeteci değildim. Artık siyasetçi kimliğim vardı. Annan Planına EVET- HAYIR kavgası içine girerek halkı unutan iktidar ve muhalefetin dışında ülkeye vizyon getiren ve hizmet vaat eden Kıbrıs Adalet Partisinin bir üyesi olarak görev yaptım. Kimlerle mücadele ettiğimizi, gerçek rakiplerimizin buradaki birkaç parti ve onların yöneticilerinin değil bütün küresel güçlerin yapılandırma mühendisleri olduğunu yaşayarak gördüm. Bu küçücük adaya sahiplenmek için yedi düvelin ayak oyunlarına ve döktüğü paralarla halkın oylarını nasıl satın aldıklarına şahit oldum.
Bütün bu gördüklerimi, duyduklarımı ve yaşadıklarımı, beklentilerim ve benim doğrularım ışığında irdeleyerek 24 Nisan 2004 Annan Planı Referandumundan önce yazdığım “Kıbrıs’ta Sona Doğru” kitabım ile halkımıza anlattım. Kıbrıs konusu ile ilgili olarak referandumdan sonra günümüze kadar devam eden olayları dikkatle takip ettim. Görüşlerimi yine gazete ve dergilerde ifade ettim. Konferans ve panellerde fikirlerimi halkımızla paylaştım. Yeni sürecin Kıbrıs’ın Denktaş’tan sonraki lideri Mehmet Ali Talat yönetiminde giderek Türk toplumu aleyhinde geliştiğini müşahede ettim.
Ve şimdi 20 Temmuz Barış Harekatı’ nın 32 inci şeref yılında “Küresel Güçlerin Çekim Merkezindeki Küçük Adada Büyük Oyunlar” isimli bu kitap ile halkımın karşısındayım. Kitapta, küçük adada büyük oyunlar oynayan küresel güçler ile Kıbrıs’taki maşalarının adadaki Türk varlığı ile olan mücadelelerini güncel olaylara dayanarak açıklamaya çalıştım.
Biz biliyoruz ki, Küresel güçler Kıbrıs’ı kontrol ederek; Dünyayı dünyanın geometrik merkezinden yönetmeyi, Dünya petrollerini kontrol altına almayı, Doğu-Batı ticaret yollarını daima açık bulundurmayı, Enerji ulaşım yollarını denetim altında bulundurmayı, Doğu-Batı-Kuzey-Güney istikametindeki askeri saldırılar için merkezi yığınak bölgesi sağlamayı ve İsrail’i batıdan korumayı, Hedef alırlar ve bu kazanımları birbirlerine kaptırmamak için bu küçük ada üzerinde kıyasıya bir güç mücadelesi verirler.
Küresel güçler de biliyorlar ki, Türkiye Kıbrıs’ı kontrol ederek; Türk dünyasının güneybatı ucundaki uç beyliğini elde tutarak Türk coğrafyasının batıya karşı güvenliğini sağlamayı, Anadolu’nun güney kıyılarını askeri güç bulundurmadan denizden ve havadan emniyet altına alarak bütçe tasarrufu sağlamayı, Akdeniz’i doğudan kontrol ederek Ortadoğu ülkelerini kendine bağımlı kılmayı, Bakü-Ceyhan petrol boru hattının Ceyhan ayağını ve Kıbrıs Boğazı’ndaki deniz ulaşımını güvence altına almayı, Adanın küresel güçler tarafından kolaylıkla kullanılmasını önlemeyi ve küresel güçlerin muhtemel kazanımlarına ortak olmayı, 1699’ yılında durdurulan Türk ilerleyişinin 275 yıl sonraki ilk kazanımı olan 400 yıllık Türk topraklarını elde tutarak Türk toplumunun psikolojik direncini güçlendirmeyi, Hedef alır, bunu devletin milli politikası olarak kabul eder ve uygular.
Şimdi bu küçük adada verilen mücadele, bu zıt güçlerin birbiri ile çatışan hedeflerinin elde edilmesi üzerinde sürdürülmektedir. Mücadele henüz bitmemiştir. Yeryüzünde tek Türk kalana kadar bu kutsal mücadele devam edecektir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
13 Temmuz 2006 Perşembe

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale