25 EYLÜL 2017 PAZARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Irak dışişleri bakanı Hoşyar Zebari'nin ziyareti
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Devletin içine düştüğü yok olma tehlikesinin korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar, elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1924)

 6 Temmuz 2006 Perşembe 

ABD işgali altındaki Irak'ta yapılan demokratik(!) seçimlerden sonra kurulan hükümetin Dışişleri bakanı Hoşyar Zebari resmi bir ziyaret için Ankara'ya geldi. Devlet erkânı ile yapılan bir seri üst düzey temas ve görüşmeden sonra televizyonların karşısına mütebessim ve mağrur bir şekilde çıkan Zebari, Dışişleri bakanımız Abdullah Gül ile birlikte düşüncelerini açıkladı.
Iraktaki ABD işgali ile birlikte bu ülke üzerindeki hak ve menfaatlerimiz ile savaş sebebi olarak deklere ettiğimiz kırmızı hatlarımızı bir bir kaldıran AKP hükümetinin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün yerinde olmak istemezdim. Müşterek basın toplantısındaki görünüm Irak politikamızın ( bir bakıma politikasızlığımızın) bizi getirdiği noktayı göstermesi açısından gerçekten elem vericidir.
Gözümüzün içine baka baka Irak Türklerini bir kalemde silen bir zihniyetin temsilcilerinin, yani Türkmenlerle ayni nüfusa sahip Irak Kürtlerinin kurdukları müstakil devlet bir yana, cumhurbaşkanlığı ve dışişleri bakanlığı dahil olmak üzere hükümetin etkili makamlarına atanır şekilde yerleştirilmelerini içimize sindirmek kolay iş değildir. Sayın Gül'ünde içinde bulunduğu durumu hoş karşılamadığını ve son derece sıkıntılı olduğunu yüz hatlarından anlamak mümkündü.
İşgal üzerinden geçen dört yıla yakın zaman içinde ellerinden herşeylerini aldıkları Irak Türklerinin adını dahi anmadan Irak Dışişleri Bakanı Hoşyer Zebari Bey, Başbakan Tayyip Erdoğan'dan, ülkesindeki Sünni-Şiii gerginliğini sona erdirmek için 'liderlik yapmasını' istediğini göğsünü gererek açıklıyor.
Pes doğrusu.. Bu ne geniş yürek.. Ve bu ne büyük cesaret..
Terörün yarattığı gerilimin Irak'ı iç savaşa sürüklediğini belirten Zebari, "Irak'ın güvenlik dahil her konuda Türkiye'ye ihtiyacı var. Bize yardım edin." Diyor. Başbakanımız da Irak'taki Türklerin hak ve menfaatlerini unutmuş görünerek, "Irak'ın toprak büünlüğünün önemine işaret ederek, her zaman Iraklılara yardımcı olacaklarını" söylüyor.
Biz biliyoruz ki, artık bitti olarak değerlendirdiğimiz PKK terörü, Irak'ın kuzeyindeki kontrol ve denetimin ABD güçleri tarafından sağlanması ve bizim bölgeden dışlanmamızı takiben giderek arttı ve eski seviyesine yükseldi. Bunun üzerine AKP hükümeti; "Kuzey Irak'ta PKK'ya karşı tedbir alınmasını, alınmaz ise kendisi tedbir almak zorunda kalacağını ve sınır ötesi harekât yapabileceğini" ABD'ne bildirdi.
ABD, derhal cevap verdi. Bu arada akıl vermeyi de unutmadı. "Ben operasyon yapamam. Zaten Irak'ta güç şartlar altında güvenliği sağlamaya çalışıyorum. Siz operasyon yapacaksanız Irak'ta kurduğum meşru hükümet ile görüşün, ancak onlar izin verirse yaparsınız. Ayrıca operasyonları dışarıda değil, içeride yapın ve sakın kendi sınırlarınızın dışına çıkmayın."
Şimdi dinlediğimiz Zebari'nin konuşmaları da tam ABD ağzını yansıtıyor. "Sen PKK'yı bırak. Ama gel güneydeki Şii-Sünni çatışmasında bize yardımcı ol" diyor.
Olaya neresinden bakılırsa bakılsın hepsi yanlış.
ABD ve İngiltere kendi halklarının güvenliğini sağlamak gibi ulvi bir gaye ile binlerce kilometre öteden komşumuz Irak'a geliyor. Taş taş üstünde bırakmadan bombalıyor. Yakıyor. Yıkıyor. Sonunda resmen işgal ediyor. Sonra benim güvenliğim söz konusu olduğunda "Sen hiçbir şey yapamazın. Bu uluslararası hukuka aykırı" diyorlar ve bunu da kendi kuklalarına söyletiyorlar..
Akla, mantığa ve iz'ana sığmayan bu açıklamaları kabullenmek için ancak işgal altında bulunmak veya bir ülkenin sömürgesi olmamız icap eder ki. Çok şükür ki henüz böyle bir durumda değiliz.. O halde bu cüret ve cesaret nereden kaynaklanmaktadır? İşte irdelenmesi gereken asıl konu budur..
Bu arada bugün Irak cumhurbaşkanı olan eski aşiret reisi Celal Talabani ile kendini Irak Kürdistan'ı Başkanı seçtiren diğer bir aşiret lideri Mesut Barzani, her fırsatta Türkiye'ye aba altından sopa göstererek, "Türk askeri Kuzey Irak'a girerse sonu kötü olur" diye efendilerinin ağzı ile konuşmaya devam ediyorlar.
Şimdi biz bütün entel takımımızla birlikte; "Acaba Irak'ın kuzeyindeki PKK üs bölgelerine girelim mi? Girmeyelim mi? Acaba ABD'yi kızdırır mıyız? Yoksa AB ülkelerinde şirin gözükmez miyiz?" gibi boş laflar üretimi ile meşgulüz.
Bu arada akan şehit kanları çoğalıyor. Valiler vilayetlerinde dolaşamıyor. Yol kesilip askerler ve belediye başkanları kaçırılıyor. Turistik tesisler bombalanıyor. Kışlalar bombalanıyor. Trenler demiryoluna döşenen mayınların patlaması ile yoldan çıkıyor. Uzaktan komutalı mayın ve patlayıcılar devreye sokuluyor. Ülkemizde hayat yine duruyor. İdari kadrolar şehit cenazelerin taşınıyor.. Yani ateş giderek çoğalıyor.
Öncelikle şunu bilmek zorundayız. Bizim Irak'taki muhatabımız atanmış Irak hükümeti değildir. Irak'ta halen işgal vardır. İşgal askerlerinin ülkeden atılmasına yönelik ciddi bir direniş hareketi vardır. Yapılan seçimler ve kurulan hükümet yasal olmadığı gibi demokratik de değildir. Yani bugün Irak'ın yönetimi fiilen Irak'lıların elinde değildir. Bu durumda bizim Hoşyar Zebari gibi yöneticileri de dikkate almamız söz konusu değildir. Yapılan görüşmeler uluslararası diplomasinin getirdiği protol kaidelerinin uygulamasından başka bir şey değildir.
Şimdi; Türkiye'nin PKK ile mücadelesinde ABD gibi kaldırılması gereken önemli bir engeli bulunmaktadır. Çünkü Türkiye bilinçli olarak ABD ve AB tarafından terörü besleyen ve destekleyen Irak'ın kuzeyinden uzakta tutulmuştur.
ABD yönetimi; başlangıçtan itibaren Irak'ın kuzeyindeki Kürt varlığına dayanarak Irak harekâtını sürdürmüş ve Kürt unsurlarının yanında tavır koyarak bunu yönetimde verdiği değer ile ispat etmiştir. Oysa ABD yönetiminin her ne sebeple olursa olsun Türkiye'nin menfi tutumuna rağmen Kuzey Irak'ta bir Kürt Devletinin oluşmasını uygun görmesi mümkün değildir.
İtiraf etmeliyiz ki;Türkiye Cumhuriyeti olarak komşumuz Irak'a karşı yapılan ABD saldırısını önleyemedik.
1991 Birinci Körfez Savaşını müteakip Saddam'a karşı Çekiç Güç korumasına alınan Kuzey Irak' ta gözümüzün önünde, bilgimiz dahilinde ve bize rağmen bir Kürt devleti kurulmasına yardımcı olduk.
Güvenliğimiz açısından hayati önem taşıyan Kuzey Irak'taki askeri birliklerimizi ABD'nin işgal harekâtı öncesi takviye edemedik. Çekimser davranarak bir bakıma bölgenin Mart 2003 'ten itibaren tamamen ABD denetimindeki iki Kürt aşiretinin eline geçmesine yardımcı olduk.
Bütün bunların yanında Misak-ı Milli sınırları içinde olmasına rağmen İngiltere ve ABD'nin siyasi oyunları ile elimizden çıkan Kuzey Irak'ta yaşayan Irak Türklerine ise hiç sahip çıkamadık.
Kuzey Irak ile ilgili en yetkili ağızlardan ifade ettiğimiz "Olmazsa olmaz diyerek, savaş sebebi saydığımız Kırmızı Hatların" tamamı elden çıkarken biz yine bakakaldık.
En güzide askerlerimizin kafasına çuval geçirilirken dahi sesimizi çıkartamadık.. Milletçe bu zilletin altında ezildik.
Irak'ta fiilen savaşa girmememize rağmen, yapılan saldırılarla kamyon şoförleri ve işadamlarımız başta olmak üzere en çok vatandaşı öldürülen ülke olduk..
"Irak'ın toprak bütünlüğüne saygılıyız. Olayları dikkatle takip ediyoruz" gibi klişeleşmiş bir sözün arkasına sığınarak politika yaptığımızı sandık.
İşte bu yüzden muhatap olarak Hoşyar Zebari'yi kabul etmek zorunda kalıyoruz. Bakalım daha neler göreceğiz.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
6 Temmuz 2006 Perşembe

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale