28 Mayıs 2017 Pazar

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






İsrail yine yanlış yapıyor... Ortadoğudaki barış umutlarını söndürüyor...
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Yeni Türkiye'nin takip edeceği siyaset, belirsiz ve keyfi olamaz. Bizim siyasetimiz, mutlaka milletin kabiliyet ve ihtiyacı ile mütenasip olacaktır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1923)

 3 Temmuz 2006 Pazartesi 

İsrail yanlış üzerine yanlış yapıyor. Dünyada terörden en fazla eziyet çeken ülkeler arasında olmasına rağmen terörü önleyecek adımları atmamakta direniyor. Adeta terör ateşinin üzerine benzin döküyor. Akan kanı çoğaltıyor. Ve bunu bir milli politika gereği olarak devlet eliyle yapıyor.
İsrail'in azgın yöneticilerini İsrail milletinin durdurması gerekiyor. Çünkü terör, terörle çözülmez. Terör yeni terörleri doğurur. Yeni masum canlara mal olur. Basiretsiz ve öngörüsüz yöneticiler elinde İsrail Devleti bölge ülkelerine kan kusturup barışı katlederken, kendi halkını da bu terörün kurbanları arasına sokuyor.
Kaçırılan İsrail askerinin bulunması için İsrail Ordusu'nun Gazze şeridinde başlattığı operasyonlar askeri birlik hedeflerini çoktan aştı. Katliam boyutlarına ulaştı. Köprü bombalamaları, Gazze Şeridi'ni karanlığa gömen elektrik şebekesinin tahribi, sivil hedeflere uçaklar ve helikopterlerle saldırmak, seçilmiş Hamas yetkililerini tutuklamak gibi rutin İsrail saldırılarının sadece asker Gilad Shalit'i kurtarma niyetiyle yapıldığına dünya kamuoyunu inandırmak çok zor.
İsrail'in bu yollarla askerin serbest bırakılması için Hamas'ın politik liderliği ve Hamas taraftarları üzerinde yaptığı baskıyı artırmaya çabaladığı açıkça görülüyor. Oysa İsrail bu baskı metodunu yıllardır deniyor. Ama somut bir başarı elde edemiyor.
İsrail, daha önce de Lübnan'dan kaçırdıkları kişileri, İsrailli askerleri kaçıranlarla pazarlık aracı olarak kullanmıştı. Şimdi aynı taktiği Hamas politikacıları üzerinde deniyor. İsrail hükümeti aklıselimini kullanmalı, gözaltındaki Hamas politikacılarını serbest bırakıp müzakerelere başlamalıdır. Burada mesele, bir askerin evine salimen geri döndürülmesidir, Ortadoğu'nun çehresini değiştirmek için askerin kaçırılmasını sebep olarak göstermenin mantıki bir açıklaması yoktur.
Türkiye bu defa Başbakan Erdoğan vasıtasıyla konunun çözümü için ciddi girişimler içine girmiştir. Bu doğrudur. Hatta İsrail'i caydırabilecek tek güç olan ABD'nin devreye sokulması için Başkan Bush ile temasta bulunmak çabası içinde olmak da normal ve Türkiye' den beklenen bir gelişmedir.
Baskan Bush'tan önce İsrail Başbakanı Ehud Olmert, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve Başbakanı İsmail Haniye ile görüşen Erdoğan başkan Bush'la görüşmesinin ardından barış sürecinin devamı ve krizin aşılması için birlikte çalışma konusunda mutabık kaldıklarını açıkladı. Erdoğan, "Bir askere karşı 8 bakan rehin alınmaz. Sivillerin yaşadığı yerler bombalanmaz."gibi sert sözleriyle İsrail'i eleştirirken verdiği sözü tutmayan Olmert'e de tepki gösterdi.
İsrail, kaçırılan askerini bulmak ve Hamas hükümetini yıkmak için 25 Haziran'da Filistin topraklarına yönelik başlattığı saldırılarına İsrail savaş uçaklarının, Filistin Başbakanı İsmail Haniye'nin Gazze'deki ofisini bombalaması ile devam etti. Saldırıların devam edeceğine muhakkak gözüyle bakabiliriz..
Bilindiği gibi yakın bir tarihte Hamas direniş hareketi'nin lideri Şeyh Ahmed Yasin, İsrail askerlerinin Gazze'de düzenlediği helikopter saldırısında füze ile öldürülmüştü. Bunun üzerine on binlerce Filistinli bölgede tansiyonu doruğa çıkaran saldırının ardından intikam yemini ederek "İsrail Başbakanı Ariel Şaron'un kafasını koparma ve yüzlerce İsrailliyi öldürme" andı içmişti. Bu tırmanma devam etmektedir. Bugünkü olaylar da ne ilktir ve ne de sonuncusu olacaktır.
"Terörle mücadele ediyorum ve yeniden yapılandırıyorum" diyerek Afganistan ve Irak'ı' işgal edip terörü bütün dünyaya yayan ABD'nin 'Büyük Ortadoğu Projesi'nin terör ile birlikte yürürlüğe girdiği açıkça bilinmektedir. Demokratikleştirmek istediği Ortadoğu ve Müslüman ülkeler içinde terör giderek yaygınlaşmış ve insanlık sorunu halini almıştır. Bölgemiz çok kanlı olaylara gebedir ve Türkiye bölgedeki her olumsuzluktan doğrudan etkilenmektedir.
Şurası unutulmamalıdır. Filistin toprakları silah zoru ile işgal edilmiştir. Ülkesi işgal edilen halkın yaptığı hareket milli kurtuluş mücadelesi olarak görülmelidir. Terörizm olarak vasıflandırmak abestir. Ayni benzetmelere milli mücadele döneminde Mustafa Kemâl ve arkadaşları da muhatap olmuştur. Mütareke basınının usta kalemşörleri Atatürk ve arkadaşlarını "Irz düşmanı-Eşkıya" olarak nitelendiriyorlardı. İşte aynı kafa yapılı günümüz küresel yöneticileri ile Ortadoğu'da olayların varacağı sonuçları önceden görmek mümkün.
İsrail kurulduğu günden beri kendilerine yapılan her saldırıyı şiddetle ve katliam derecesine varan bir tarzda karşılık verdi. Bu katliamın görüntüleri cılız da olsa batı basınında yer aldı. Ama hiç bir etkisi oladı. Çünkü öldürülenler her nekadar çocuklar ve kadınlar olsa da onlar zaten "eli kanlı potansiyel terörist" idiler. Çünkü küresel basın böyle söylüyordu..
Bölgede ölümün ne zaman ve ne tarafa geleceği artık belli değil. İki taraf da kılıçlarını çekmiş birbirlerine kıyasıya saldırıyorlar. Filistinlilerin düzenli orduları ve etkili silahları olmadığından saldırıları askeri hedeflerden çok sivil toplumun kalabalık olarak bulunduğu merkezlere intihar saldırıları şeklinde oluyor. İsrail ise elinde dünyanın en güçlü silah sistemleri bulunan İsrail ordusunun silahlarını kullanıyor. Hedef gözetme gibi bir kaygıları da yok. Onlar için her taraf canlı hedef tahtası. Yakabileceği, yıkabileceği bütün tesisler ve de Filistinli olmak kaydıyla istisnasız bütün insanlar onlar için potansiyel hedef olabiliyor.
İki taraf da müthiş zayiatlar veriyor. Bu işten sanırım İsrail halkı da en az Filistin halkı kadar rahatsız. Çünkü onların da normal bir günlük yaşamları yok sayılır. Çünkü ölümün ne zaman ve nerede geleceğini onlar da bilmiyorlar.
Peki, 58 yıldır aralıksız süren bu çatışma ortamı ne zaman bitecek?
Bölge sakinleri ne zaman geleceklerinden emin ve huzurlu bir hayata kavuşacaklar.? İşte bunun cevabını söylemek bizim için çok zor. Çünkü cevap anahtarları küresel mimarların ellerinde bulunuyor.
Aslında yarım asrı aşkın bir süredir çözüme hiç bir katkısı olmadan devam eden ve her geçen gün şiddetini arttıran bu olaylar bölge barışı kadar dünya barışını da tehdit ediyor. Bütün bu olaylar Türkiye'nin yakın ilgi sahası içinde meydana geliyor ve devletimizin bekası ile halkımızın güvenliğini çok yakından ilgilendiriyor.
Yavuz Sultan Selim' in Mısır seferi ile 1517'de tamamen Türk hâkimiyetine giren bölgede dört yüz yıl gerçek ve kalıcı bir barış süreci yaşanmıştır. Bu dönemde bölge halkları her alanda zengin, müreffeh ve güvenli bir yaşam sürmüştür. Her üç dine mensup halklar, burada birbirleri ile aralarında en küçük bir çatışma olmadan sanki tek bir millet gibi yaşamışlardır. Bu husus çok önemlidir. Bölge devletleri yöneticilerinin bu dört yüz yılın tarihini iyi bilmeden bugün devam eden çatışmaya çözüm üretmeleri asla mümkün değildir.
Bugün de çözüm dünün aynısıdır. Filistin topraklarında üç toplumun bir arada huzur içinde yaşamaları için bir üstlerinde güçlü bir devlet otoritesine ihtiyaç vardır. İşte Osmanlı Devleti bugün bölgede var olmayan güçlü otoritesi ile dört yüz yıl devam eden barış ortamını tesis etmiştir.
Sonuç olarak;
Ortadoğu'daki bütün olayların çözüm yeri ANKARA' dır. Bu bölgedeki istikrar ve huzur ortamı en çok Türkiye'nin menfaatinedir. ANKARA; kendisinden beklenen bölgesel güç özelliğini kullanarak daha fazla kan dökülmeden aktif olarak derhal devreye girmeli ve bölge politikalarını kendisi yönlendirmelidir. Türkiye'nin bunun için hiç kimseden fikir ve icazet almaya ihtiyacı da yoktur. Yeterli devlet tecrübesi ve istediklerini yapabilecek potansiyel gücü vardır. Sayın yöneticilerimizin artık kendi güçlerini görme ve kendi başlarına desteksiz yürüyebileceklerini anlamaları zamanı gelmiştir ve geçmektedir.
Biz devreye girmediğimiz takdirde şu anda dökülen ve daha da döküleceği kesin olarak belli olan kanları seyretmekten başka yapılacak fazla bir şey olmayacaktır.
Başbakan Erdoğan'ın son çabalarının böyle bir hareketin öncüsü olmasını temenni ediyorum.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
3 Temmuz 2006 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale