24 ŞUBAT 2017 CUMA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanlarımızı saygıyla selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi dostumuz değil. Dikkatli olalım...
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Yeni Türkiye'nin takip edeceği siyaset, belirsiz ve keyfi olamaz. Bizim siyasetimiz, mutlaka milletin kabiliyet ve ihtiyacıyla mütenasip olacaktır. Artık yeni Türkiye'nin devlet siyaseti, milli sınırları dahilinde egemenliğine dayanarak bağımsız yaşamaktır. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1923)

 15 Haziran 2006 Perşembe 

14 Şubat 2006'da İstanbul'a olan sevgisi ve Türklerle olan yakın ilişkileri ile tanınan Atina Belediye Başkanı Dora Bakoyannis Dışişleri Bakanı olarak atandı. İktidardaki Yeni Demokrasi Partisi'nin ikinci kişisi konumundaki bu güzel hanım, zarif tavırları ile ülkemizde magazin basınının ilgisini toplamayı başardı.
Annan Planına sıcak yaklaşan tavırları ile Rum lider Tasos Papadopoulos'u eleştiren Bakoyannis'in Dışişlerine gelişi Türk-Yunan ilişkilerinde önemli gelişme olarak algılandı.
Yeni Dışişleri Bakanı Türk Basınında "Türk Dostu" olarak vurgulandı. Nerede ise mevcut bütün sorunlarımızın bu hanımın gelişi ile bir anda çözüleceği belirtildi.
Keşke, gerçek bizim kurguladığımız gibi olabilseydi. Keşke, her iki ülkenin halklarının birbirine yakınlığı gerçek bir dostluk ve kardeşlik olarak siyasi hayatımıza da yansıyabilseydi ve keşke "Yabancı Damat" gibi bir senaryo gerçekleşebilseydi.
Biz daima bizim düşüncemize göre olması gerekenleri gerçekmiş gibi gösteriyoruz. Tarihi hakikatleri çabuk unutuyoruz. Ne yazık ki biz sokaktaki Yunanlıyı iyi tanıyoruz ama geleneksel Yunan politikasını anlamamakta ısrar ediyoruz. Dora Hanımın gelişi ile başlayan iyimser havanın Kıbrıs Rumlarını dahi yola getirdiğini dahi düşünebiliyoruz..
Fakat gerçekler bizim istediğimiz gibi olmuyor ve olmayacak..
Dora Bakoyannis hanımın 8-10 Haziran günleri yaptığı Türkiye ziyareti, Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül ile boğaz gezileri, etrafa dostluk gülücükleri dağıtan fotoğraflar, karşılıklı dostluk mesajları fazla bir mana ifade etmiyor.
Gerçekçi bir göz bu diyalog görüntülerin altında yatan sahte dostluğu kolaylıkla seçebiliyor.. Bizim açımızdan değişen bir şey olmadığını görebiliyor. Çünkü Yunan tarafı dün nerede duruyorsa bugünde ayni yerde duruyor. Megal-i İdeasından asla taviz vermeden Türkiye ile mücadele etmeğe devam ediyor.
11 Haziran 2006tarihli Gazetelerin manşetten verdiği dostluk haberleri şöyle;
" Ege'de buzları kıran 8 yeni işbirliği kararı:
Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyannis ile Dışişleri Bakanı Gül'ün görüşmesinden 'İki ülke arasında güveni artıralım' mesajı çıktı. İki bakan, gerilen ilişkileri yumuşatma amacıyla 8 ana başlıkta mutabakata vardı. Gül ve Bakoyani arasında şu konularda anlaşma sağlandı:

1. MORATORYUM GENİŞLETİLDİ:1988 Atina ve İstanbul mutabakatlarının unsurlarını yerine getirme yönündeki anlayışa paralel, Ege'de 1 Temmuz-1 Eylül arasında uygulanmakta olan moratoryumun 1 ay uzatılarak 15 Haziran - 15 Eylül'ü kapsaması kararlaştırıldı.

2. KIRMIZI HAT: İki taraf Genelkurmay Başkanları arasında doğrudan hat kurulması konusunda mutabakat sağlandı. Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, Yunan Genelkurmay Başkanı'nı Türkiye'ye davet etti. Bu ziyaretin yakın bir zamanda gerçekleşmesi bekleniyor.

3. ESKİŞEHİR-LARİSSA HATTI: Eskişehir-Larissa Hava Harekat Merkezleri arasında tesis edilen doğrudan hat ile ilgili teknik hazırlıklar tamamlandı. Konuyla ilgili anlaşma imzalandı, hat 1 Temmuz 2006'da yürürlüğe girecek.

4. MERİÇ'E ÖNLEM: Son sel felaketi üzerine, Meriç Nehri bölgesinde taşkınların önlenmesi konusunda iki ülke arasında işbirliğinin kuvvetlenmesi amacıyla bir uzmanlar komitesi kurulması kararlaştırıldı. Bu komiteye Bulgaristan'ın da katılımı bekleniyor.

5. SAHİL GÜVENLİK: İki ülkenin Sahil Güvenlik Komutanlıkları arasında karşılıklı ziyaret ve istişare düzenlenmesi konusunda mutabakata varıldı.

6. YENİ SINIR GEÇİŞİ: İpsala'dan Yunanistan'a ikinci bir geçiş köprüsü inşa edilmesi için anlaşma imzalandı.

7. AFET TATBİKATI : Türk-Yunan Doğal Afetlere Karşı Ortak Sivil Görev Gücü tarafından bu yıl sonbahar aylarında ortak tatbikat düzenlenmesi kararlaştırıldı.

8. ORTAK ASKERİ TATBİKAT: 1999 Marmara depreminin yakınlaştırdığı iki ülkenin doğal afetlere müdahale edecek askeri birliklerinin de ortak tatbikatlar düzenlenmesi kararlaştırıldı. İlk tatbikat Kasım'da Türkiye'de.."

Abdullah Gül, askeri düzeyde 3 güven artırıcı önlemin bulunduğunu, böylece Türkiye ile Yunanistan arasında Ege'de uygulanan güven artırıcı önlemlerin sayısının 19'a ulaştığını, daha önce kabul edilen 16 önlemin de gerektiği gibi uygulandığını kaydetti. Dora Bakoyannis de iki ülke arasında karşılıklı güven artırımı konusunda fikir birliği içinde olduklarını, böylece halklar arasında da güvenin artırılmasını amaçladıklarını söyledi.
Dostluk, kardeşlik lafları ortada dolaşırken Türkiye ile Yunanistan arasındaki; Ege Adalarının Silahlandırılması, Karasularının 12 Mile çıkartılması, Batı Trakya Türklerine yapılan mezalim, Hava Sahasının 10 Mil olmasında ısrar edilmesi, Kıta sahanlığı sorunu, FIR Hattı, N ATO komuta kontrol sorunları ve nihayet Kıbrıs gibi temel sorunlar aynen durmaktadır. Bu sorunların çözümü için Türk tezlerinden hiç birini dikkate almayan Yunanistan iki ülke arasındaki bu sorunların çözümünde yanına 25 Avrupa Ülkesinin desteğinin de alarak avantajlı duruma geçtiğini farz ve kabul etmektedir.
İki ülke politikacılarının Sirtaki oynayıp Halay çekmelerine kadar giden yakınlaşmaya rağmen sorunların çözümü istikametinde hiçbir somut adım atılmamıştır. Yukarıdaki haberde üzerinde anlaşıldığı belirtilen hususların hiçbirinin sorunların çözümüne katkısı yoktur. Bunlar iki ülke arasında bir diyalogun bulunduğunun gösteren içi boş maddelerdir.
Her fırsatta çözüm yeri olarak Lahey Adalet Divanı makamını öne sürmek gibi bir devlet politikası devam ettiği sürece Dora Hanımın Türk dostu olması ancak boğazda içkili bir tavernada kadeh tokuşturarak birlikte sirtaki oynamaktan öteye geçemez. Devletler arasındaki sorunlar duygusal değil, ancak gerçekçi yaklaşımlarla çözülür. Burada biz kendi kendimizi aldatıyoruz ve Türk-Yunan halkları arasındaki dostluğu iki devlet arasındaki dostlukla karıştırıyoruz.
Bugün Yunanistan Megal-i İdeası; Kıbrıs Rum kesimini Avrupa Birliğine dâhil ettirerek bir bakıma dolaylı ENOSİS ( Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakı) gerçekleştirilmiştir. Şimdi karşımızda Avrupa Birliğini de yanına alarak bizimle mücadele edecek iki devlet vardır.
Yunan halkının "Türk Düşmanlığı" ile yıkanan beyinlerinin hemen değişmesini beklemek safdillik olur. Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi ikilisinin "Dostluk ve kardeşlik" sözlerine de daima şüphe ile bakılmalı, sahte gülüşlerin arkasındaki dolaplar öğrenilmeye çalışılmalıdır. Tek taraflı dostluk gösterilerinin hep aleyhimize cereyan ettiği gerçeği asla göz ardı edilmemelidir.
25 Avrupa ülkesi arasına katılmasına taraf olduğumuz Londra ve Zürih Antlaşmaları cevaz vermemesine rağmen rıza gösterdiğimiz Kıbrıs Rum kesimi bugün kendisinden bekleneni yapmaktadır. 400 Milyonluk Avrupa, 600.000 Rum'u, 72 Milyonluk Türkiye karşısında dikkate alıyorsa, bizim artık bu toplulukla ilişkilerimizi ciddi şekilde sorgulama vaktimiz gelmiş ve geçmektedir.
AB yolunda her alanda haklı olduğumuz hukuken sabitken, bugün AB yönetimince hukuk değil hukuksuzluk ön plana alınıyor ve Türkiye aşağılanıyorken, bizim bu insanlarla dost olabilmemizi düşünmek gaflet derecesinde bir tutumu sergilemektedir.
Türkiye'nin stratejik menfaatleri açısından Kıbrıs'taki kazanımlarından vazgeçmesi asla mümkün değildir. Kıbrıs konusunun uzun sürecek AB müzakerelerinde daima önümüzde engel olduğu bilinirken AKP yönetiminin sonu belirsiz AB yolunda ısrarlı tavizlere devam etmesi tarihi bir yanılgıdır.
Kıbrıs konusunda Türkiye'nin milli menfaatleri açısından yapabileceği tek seçenek kalmıştır. Bu seçenek KKTC'nin üçüncü ülkelerce tanınmasını sağlamaktır. Türkiye'nin çabası izolasyonları kaldırmak ve yeni Annan Planları peşinde koşmak olmamalıdır.
Bunun için AKP yönetiminin önce KKTC'yi tam olarak tanıyıp tanımadığına karar vermesi gerekmektedir. Ayni şekilde bugün KKTC yönetimini elinde tutan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Soyer'in Partisi CTP'nin KKTC'nin tam bağımsız bir devlet olduğuna inanmaları gerekmektedir.
Özetle, bugün KKTC'nin tanınmasının önündeki en büyük engel AKP ve CTP zihniyetidir. Bu zihniyet değiştirilmeden Dora Bakoyannis ve Tasos Papadopoulos ikilisinden daha çok dayak yiyeceğimiz açıkça görülmektedir.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
15 Haziran 2006 Perşembe

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale