22 ŞUBAT 2017 ÇARŞAMBA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanlarımızı saygıyla selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Danıştay saldırısını planlayanlar hedeflerine ulaşamadılar
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

İnsanlar, huzur ile vicdan hürriyeti ile çalışmak ihtiyacındadır. Bu ise toplumu idare eden devlette ve hükümette adaletin mutlak hâkim olmasıyla mümkündür. Bunu temin edecek şey adliyemizdir. Bir memlekette adalet olmazsa, o memlekette anarşi var demektir, orada hükümet yok demektir. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1923)

 1 Haziran 2006 Perşembe 

Danıştay saldırısı arkasındaki sisler dağıldıkça yapılanlar ve yapılmak istenenler daha iyi görülmeye başladı. Katil suçüstü yakalandı. Suçunu itiraf etti. Neden yaptığını ayrıntıları ile anlattı. İlk defa bu çapta bir terörist saldırısının failleri hemen ele geçirildi.
Bugüne kadar benzeri saldırılarda yetkili ağızlardan çıkan "Kanı yerde kalmayacak" sözlerinin hiç tutulmadığını iyi bilen halkımız bu defa suçlunun hemen yakalanmasından mutlu oldu. Halkımız bu mutluluğunu ve teröre gösterdiği müthiş tepkiyi saldırının ertesi günü anıtkabire koşarak gösterdi.
Fakat hemen sonra hiç beklenilmeyen bir şey oldu. Ülkemiz küresel Psikolojik Harekât ajanlarının şiddetli bir saldırısına uğradı. Cinayetle ilgili bütün gerçekler ortada iken ve katil suçüstü yakalanıp suçunu açıkça kabullenmiş iken bir kısım basın organlarında nasıl ve nereden çıktığı belli olmayan haberler görülmeye başlandı. Bulunması zor bilgiler birdenbire arşivlerden bir dedektif titizliği ile seçilerek basın kanalıyla yayılmaya başlandı.
Cinayeti başörtüsü adına ve dini inanışına ters gördüğü davranışlar adına yaptığını belirten fail ortada iken, cinayeti yaptıranların milliyetçi, ulusalcı, vatanseverci ve eski askerler ve özel kuvvet mensupları, yani Susurluk Çetesi uzantısı Gladio ve Kontrgerilla yanlıları olduğu ortaya atıldı. Bu iddialar kafaları karmakarışık etti.
Hedefte Kıbrıs'tan Altın Madalyalı kahraman askerlerimizden emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin vardı. Çetenin kilit ismi bu idi. Cinayeti bu kişi azmettirmişti. Her ne kadar katil "O kim ki bana emir verecek" demesine rağmen medya bu kilit isme kilitlendi.
Kilit isim ve azmettirici suçlaması ile aranan Muzaffer Tekin'in serüvenini yazılmış senaryoya uygun olarak dakikası dakikasına film gibi yaşadık. Cinayeti işleyen, " Ben yaptım. Tek suçlu benim" diye haykırırken bu defa Muzaffer Tekin odaklı içinde özel kuvvetler mensubu eski askerlerin bulunduğu çete gündeme geldi. Hatta bu çetenin ordu içinde de uzantıları olduğu dile getirildi. Bu çete öyle bir çete idi ki, Susurluk ile bağlantısı dahi vardı. Arşiv resimleri bunu kanıtlıyordu.
Hatta Başbakan Yardımcısı'nın, Emniyet Genel Müdürü'nün ve Başbakan'ın açıklamaları da "Olayın faillerinin dinciler değil, kanlı ihanet çeteleri olduğu" şeklinde idi.
Bu defa operasyonu kurgulayanlar yanlış isim seçmişlerdi. Çünkü kilit isim denilen Muzaffer Tekin sıradan bir kişi değildi. Nitekim emekli olan silah arkadaşları, halen orduda korgeneral rütbesinde görev yapan devre arkadaşları, halen orduda albay rütbesinde görev yapan öğrencileri ve yine bütün yurt sathına yayılmış yedek subay okulundan öğrencileri bu suçlamalar karşısında adeta isyan ettiler. Tarihte görülmemiş bir şekilde yargıya intikal etmiş dosyada yer alan bir kişi hakkında televizyonlarda ve basın organlarında arkadaşları birer birer konuşarak Muzaffer Tekin'e bir komplo yapıldığı konusunu açıkladılar.
Muzaffer Tekin ile birlikte gözaltına alınan Emekli Binbaşı Mehmet Zekeriya Öztürk, gazetemiz köşe yazarlarındandır. Özel Kuvvetler Komutanlığında çok iyi yetişmiş, genel kültürü yüksek, kendini geliştirmiş değerli bir aydınımızdır. Üç yıla yakın bir süredir ülke meselelerini Önce Vatan'daki köşesinde büyük bir duyarlılıkla dile getirmekte, televizyon programlarında yapımcı ve konferanslarda konuşmacı olarak fikir ve düşüncelerini halkımızla paylaşmaktadır. Zekeriya Öztürk, çok iyi kullandığı silahı ordu hizmetinde bırakmış ve bu defa eline silahtan da kuvvetli olan kalemi almıştır. Kalem kullanan bir fikir adamının bir cinayet davasında adının dâhil edilmesi demokrasimiz adına şık olmamıştır.
Sonuçta Türkiye bir hukuk devleti olduğunu ispat etmiş ve çete senaryolarını yazanlar istediklerini elde edememişlerdir. Sonunda suçu İslami kesimden alıp milliyetçi askerlere atmaya çalışan grubun hevesleri havada kalmıştır.
Çünkü kanlı Danıştay saldırısı ile korkutulsa da ve baskılar altında kalsa da Hukuk devleti olan Türkiye'de hâkimler vardır. Nitekim bu hâkimler gazetelerin ve siyasilerin abartılı baskılarına değil de elerine getirilen dosyadaki bilgilere ve vicdanına dayanarak olayın çete tarafını kabul etmemiştir.
Bu tutum Türk yargısı için bütün olumsuz baskılara rağmen önemli bir kazanımdır..
Türk askerini güçsüzleştirme ve Türk Özel Kuvvetlerini emeklisi ve muvazzafı ile bir terör çetesi gibi göstermeye çalışan şer güçlere akıl, mantık ve nihayet yargı erki galip gelmiştir. Fakat bu galibiyet yeterli değildir. Birilerinin bu olaya çok üzüldüklerini ve yeni senaryolar kurgulamak üzere çalıştıklarını bilip bunlara karşı hazırlıklı olmamız gerekmektedir.
Danıştay baskını olayı ülkemizde bazı taşları yerinden oynatmıştır.
Küresel mimarların uzun yıllardır yaptığı planlı çalışmalar ile uyutulduğu sanılan, Tele -Voleler ve Pop Star yarışmaları ile uyuşturulduğu farz ve kabul edilen, tepkisizliğini alışkanlık haline getiren Türk Milleti, bu olay ile kış uykusundan uyandı. Gerçek yüzünü, milli şuurla bilinçlenmiş aydınlık yönünü Türklük ve devlet düşmanlarına gösterdi.
Milletimiz hiç bir yerden emir almadan, ceplerine para konulup bindirilmiş kıtalar haline getirilmeden ve de birbirlerinden haberi olmadan genci, yaşlısı her yaş ve meslekten insan tek bir yumruk, tek bir vücut gibi Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün manevi huzurunda bir araya geldi.
Bu manzara ülkemizde milli menfaati olup bizi güçsüzleştirmeye ve ülkede kardeş kavgası yaratıp zayıflatmaya çalışan küresel mimarları çileden çıkartmaya yetti. Hemen hemen hedef saptırarak bu müthiş görüntü üzerine gölge düşürmeye çalışanlar bu defa da adaletin keskin kılıncına çarptılar.
Sonuç olarak;
18 Mayıs'taki Anıtkabir tablosu üzerinde çok iyi durmamız gerekmektedir. Bu resim Türk milletinin cevherinde var olan milli duyguların hâlâ canlı olduğunu ve her şeye rağmen öldürülemediğini bir kere daha ispat etmiştir. Bu tek vücut olmuş kalabalıkların oluşturduğu coşkun selin elinde durabilecek hiçbir gücün olmadığı açıktır.
Anıtkabir'de ortaya çıkan güç Türk milletinin sahip olduğu yüksek dinamizmin ve potansiyel enerjinin tipik bir göstergesidir. Bu güç herkes tarafından iyi değerlendirilmeli ve iyi yönlendirilmelidir. İyi yönetilip yönlendirildiği takdirde bu milli gücün aşamayacağı hiçbir engel yoktur.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
1 Haziran 2006 Perşembe

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale