23 Kasım 2017 Perşembe

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İ,LE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Vatandaş neden yürüyor?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 8 Nisan 2001 Pazar 

Bugün 8 Nisan 2001. Başbakan Sayın Bülent Ecevit ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan tarafından 19 Şubat 2001 tarihinde yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında ortaya çıkan anlaşmazlık sonucunda başlayan Krizin üzerinden 48 gün geçti.

Türkiye tarihinde görülmemiş derecede hızla ilerleyen belirsizlik ve güvensizlik ortamı sonunda ekonomik kriz dalga dalga yurdu kapladı.

Yönetimin en büyük destekçisi olan ve bütün ülkelerde en son etkilenen ve daima düzenin yanında olan Esnaf bile dahi sokağa döküldü. Tarihimizde görülmemiş olaylar ceryan ediyor." Hükümet İstifa" sloganları memleketin her köşesinde yankılanıyor.İnsanlarımız "Açız" diyerek sokaklarda haykırıp,polisten bol bol dayak yiyor.

Bu olayları sanki hiç ilgisi yokmuşçasına Sayın Başbakan ve Bakanlar Kurulu seyrediyor. Amerikadan ithal edilen ve halkın derhal "Yerli Cotarelli" adını verdiği Sayın Bakan Kemal DERVİŞ ise Hilton Otelindeki sonu gelmeyen kahvaltılı görüşme turlarına ediyor.

Sayın Başbakan 44 yıllık siyasi tecrübesi ve ilerlemiş yaşına rağmen çekip gitmemekte direniyor. "Ben gidersem memlekette kriz olur.Benden başka alternatifiniz yok" diyerek adeta demokrasi ile alay ediyor.Kendini bir çeşit kurtarıcı gibi görüyor.

Yarın çok utanacağımız ve tarih önünde izah edemeyeceğimiz olaylar birbiri peşisıra kamuoyu gündemine geliyor.Başbakanımız iki hafta önce "Sözde Ermeni Soykırımı"nı parlamentosunda kanunlaştırdiğı için ilişkilerimizi askıya alıp,Büyükelçimizi geri çektiğimiz Franda'dan borç para istiyor.Hollanda,Brelçika ve İsviçre gibi ülkelerdende yine mektuıpla borç isteniyor.Davet edilmediği halde uçak tarifesinden dolayı yanlışlıkla indiği Fransa'da Maliye Bakanından Sayın Süper Bakanımız Kemal Derviş de , para istiyor. Yine Sayın Derviş ülkemizi resmen ziyaret eden ve ezeli Türk düşmanlığını 172 yılır hiç aksatmadan sürdüren komşumuz Yunanistan Dışişleri Bakanından dahi mali yardım istiyor.

Bakalım bu millet daha neler görecek, milli gururumuz daha nekadar ayaklar altına alınacak.Bu arada asrın harikası internetten E-Mail olarak üzerinde ECEVİT,BAHÇELİ,YILMAZ'ın resimleri bulunan ve Atatürkün Gençliğe Hitabesi'nde yer alan "Bütün bu şerâitten daha elim ve daha vahim olmak üzere memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyânet içinde bulunabilirler" cümleleri bulunan sözleri elden ele bütün yurda dağıtılıyor.

Ey şanlı yöneticilerimiz. Ey yıllardır "milletimizi yöneteceğiz" diyerek bu milletin sırtından inmeyen Türk Büyükleri Beyefendiler;

Hizmet etmekle yükümlü olduğunuz ama şeçilir seçilmez daima unuttuğunuz bu necip millette bu ülkeyi imar edecek,kalkındıracak, sizin yaptığınız ve beceriksizce harcadığınız borç paraları derhal ödeyecek para var.Hatta dahada fazlası var.Bütün yolsuzluklara, kandırılmalara,hortumlanmalara rağmen bu millette para var. Bu devlet uğrunda son kuruşuna kadar vermeye de hazır.

Sizin bizim için kimseden borç istemenize gerek yok. Ama vatandaş artık size vermiyor.Size vermez. Çünkü sizin bu milleti ilk kandırmanız değil. Dönün geriye lütfen yaptıklarınıza bir bakın.Biliriz "Hafızayı Beşer, Nisyan ile Malüldür" Yani insan unutabilir.Ama yazılı basını bir inceleyin.Lütfen bakın.Ne dediniz. Ve ne yaptınız.Alt alta sıralayın. Göreceksiniz siz bile kendinize güvenmeyeceksiniz.Ve inanmayacaksınız.

Onun için yine diyorum ki;Bu Kriz EKONOMİK değildir. Bu kriz tamamen SİYASİ'dir. Krizin yaratıcıları bizzat siyasilerdir. Halkın siyasilere ve siyasete güveni kalmamıştır.Nasıl kalsın ki? Başbakanımızın eşi ve iktidardaki DSP'nin Kurucu Başkanı,Genel Başkan Yardımcısı sıfatlı Sayın Rahşan ECEVİT Hanımefendi'nin iki gün önceki beyanatını görünce çıldırmamak mümkün değil.Yolsuzluklardan ve savurganlıktan bahsediyor.İşte vatandaşı deli eden,sokağa döken bunlar.Bakanlarımız sanki bu işleri önleyecek makama gönderdiğimiz kişiler değil.Bunları dinleyen sanki bakkal Mehmet Efendi,ev hanımı Ayşe Bacı konuşuyor sanır.

Büyüklerimize biraz tarih dersi vermek lazım.Burası Türkiye.Biz Ugandalı veya Mozambil'li değiliz.Biz Türk Milletiyiz ve 12.000 yıldır millet olarak varız.Bizi hor görmeyin.Bizi aptal sanmayın.Devlete olan saygımızı küçümsemeyin.Gücünüzü bizden aldığınızı ve varlık sebebinizin bizler olduğunu hatırlayın.Ama görünen o ki; siz artık hatırlayamayacak kadar zor durumdasınız. Bugünkü tutum ve davranışınızın cevabının sandıkta verileceğini de unutmayın.

Yaratılan Sun'i krizin bu 48nci gününde,48 gün önce konuya ilişkin olarak kaleme aldığım ve bugünde aynen geçerliliğini koruyan "DORUKTA KAVGA"isimli yazımı bir kere daha sunuyorum. Orada verdiğim çözüm önerilerinin hala arkasında ve destekçisi olduğumu bildirerek bizi yönetenleri halkımıza şikayet ediyorum.

Milletimiz kızıyor.Kızmakta haklıdır.Ama ne çare ki bu yöneticiler başımıza aydan gelmediler.Onları biz seçtik.Onlar kadar bizim de suçumuz var.Bugünleri unutmayalım ve unutturmayalım.( T T.K.)

DORUKTA KAVGA
21 Şubat 2001;
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde olduğu kadar Türk tarihinde de önemli dönüm noktalarından biri. Devletin zirvesindeki iki isim kendi aralarındaki anlaşmazlığı maalesef Türk ve dünya kamuoyunun gündemine taşıyarak binlerce yıllık dünyaya örnek olmuş devlet yönetimimize bir kara damga vurdular.

Her tarafı baştanbaşa yanlış olan bir davranış. Yeri yanlış. Zamanı yanlış. Özellikle yanlışlığı yapan kişiler yanlış.

1957 yılından beri tam 44 yıl milletvekili, bakan ve başbakan olarak Cumhuriyet tarihimizde çok önemli bir sayfası bulunan ve siyasette kibarlığı ile tanınan 76 yaşındaki şair Başbakanımız Bülent ECEVİT; devletin en önemli sorunlarının gündeme getirildiği ve yine devletin en üst düzey yöneticilerinin biraraya geldiği Milli Güvenlik Kurulu toplantısını terk ediyor.
 - Gazetecilere; " Cumhurbaşkanı bana terbiyesizlik yaptı. Ben onun gibi terbiyesizlik yapmamak için toplantıyı terk ettim " diyor.
 - Toplanan Bakanlar Kurulu sonrasında Sayın Başbakan;" Cumhurbaşkanını çok sorumsuzca davrandı" diyor.
 - Bakanlar Kurulu Bildiri yayınlayarak; " Cumhurbaşkanı ile olan bütün ilişkilerin askıya alınacağını ve davetlerine bundan böyle icabet edilmeyeceğini" bildiriyor. Ayrıca ;"Cumhurbaşkanının başbakandan kamuoyu önünde özür dilemesi gerektiğini" belirtiyor.
 - Bir Devlet Bakanı Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Cumhurbaşkanına; " Seni oraya biz getirdik, getirdiğimiz gibi indirmesinide biliriz " şeklinde kafa tutuyor.
 - Milletin sorunlarına çare bulmak için seçip gönderdiğimiz Başbakanımız;" bu şekilde çok büyük bir devlet krizi doğdu" diyerek iç ve dış kamuoyuna adeta başınızın başınızın çaresine bakın diyor.

Bir tarihçi olarak, 2100 yılı tarihçilerinin bu olayı yazarken çok zorlanacağını sanıyorum. Çünkü hiç olmaması gereken ve son derece basit sebeplerle ve duygusallıkla, 44 yıllık bir Devlet Adamı sinirlerine hakim olamıyor. Bir kaç dakika sabredip eğer varsa ,sorunlarını kendi aralarında çözmeleri gerekirken. En fazla birlik ve beraberliğe ihtiyacımız olduğu, veya en azından iç ve dış kamuoyuna böyle gösterilmesi gerektiği bir durumda, bu şekilde fevri davranışlarla ülke biranda hiç beklenilmeyen bir boyutta krize sokulabiliyorsa, artık fazla söylenecek bir şey kalmamıştır.

Maalesef gündeminden sansasyonel olaylar hiç eksik olmayan ülkemiz; bu boyut ve çapta bir krizle ilk defa tanışmaktadır. Medyamız olayı yine milli menfaatlerimiz açısından değil, ağırlıklı olarak rating arayışları içinde ele almıştır. " KİM DAHA HAKLI ? BAŞBAKAN 'MI YOKSA CUMHURBAŞKANI'MI? soruları çeşitli kesimlerden sorulmuş, cevapları ile adeta kamuoyu oluşturulmaya çalışılmıştır. Basit bir araştırma ile bunun sonucunda halkımızın büyük çoğunluğunun Cumhurbaşkanını haklı bulduğu ve arkasındaki halk desteğinin giderek arttığı görülmüştür.

GELELİM KİŞİSEL DEĞERLENDİRMEMİZE;

 - 12.000 bin yıllık kültüre sahip Türk Toplumlarının tarihinde belkide ilk defa meydana gelen bu olayın inşallah son olmasını diliyorum. 57 Başbakan ve 10 Cumhurbaşkanı ile yönetilen Cumhuriyet tarihimizde bugün içinde bulunduğumuz durumun gelebileceğimiz en kötü, ve görebileceğimiz en korkunç olay olduğunu belirtmek isterim.
 
 - 12 Eylül, 12 Mart öncesi anarşi ve terörün günde 40 kişinin canını aldığı dönemlerde dahi bu derece acz ve belirsizlik ortamı yoktu. Bugün mecliste en fazla desteğe sahip olan hükümetin icra erkini ve halk nezdindeki güvenirliğini tamamen kaybettiği görülmektedir.

 - Ne yazık ki bu hükümetin alternatifi olacak meclis muhalefeti yoktur. Ve demokrasilerde her olayın mutlak ve kesin çaresi olan parlamento ile parlamentoda yer alan siyasi partiler güvenirliğini ve arkalarındaki halk desteğini yitirmişlerdir.

 - Devletin her köşesinden yolsuzluk ve hırsızlık pislikleri çıkmaktadır. Mevcut mahkemeler hırsızlık ve yolsuzluk dosyaları ile tıkanmıştır. Bankalar ve kredi kuruluşlarına güven kalmamıştır.

Peki çıkış yokmudur?. Mutlaka vardır. Olmalıdır. Kanaatime göre bu hükümetin bir gün daha iktidarda kalması ülke ve millet için felaketttir.

Ülkeyi sayın Ecevit Hükümetinin değil, Cotarelli emrine verilen birkaç bürokratın idare ettiğini artık halkımızın en cahili dahi görmüş ve anlamıştır.

Her geçen gün ülkeyi karanlığa, kargaşaya ve kaosa, fakirliğe sürükleyen, ülke kaynaklarını ve yönetimini IMF'ye teslim eden bu hükümetin yönetimden istifa etmesi ile hiç bir şey kaybetmeyeceğimiz açıktır. Fakat bununla çok şeyler kazanmak için bir umut kaynağı yaratılacağından eminim.

Devletimiz ve milletimizin Milli Güç Kaynakları bu ülkeyi kısa sürede selamete çıkartacak kadar yeterlidir. Yeterki liyakatli ve ehliyetli kadrolar elinde olsun. Bu yeterliliğin bu mecliste olmadığı son iki yıllık icraatinden belli olmuştur. Profesörlerin açlık sınırına geldiği, işsizlik ve kitlesel iflasların çığ gibi arttığı, üretimin tamamen durduğu bir dönemde Türkiyenin gündemine "KATİL VE EŞKİYANIN AFFINI" ve "NAZIM HİKMET'İN KEMİKLERİNİN TÜRKİYEYE GETİRİLMESİ'ni taşıyan bir kadronun derhal yönetimden ve hatta insanlarının yüzüne bakacak hali kalmadığı için bu ülkeden ayrılması lazımdır. Yapılabilecek hareket tarzları ana başlıkları ile şöyle olmalıdır.

 1. Hükümet derhal istifa etmelidir.

 2. Tamamen meclis dışından tarafsız bir başbakan atanarak bir teknokratlar hükümeti kurulmalıdır.

 3. Hükümet ilk icraat olarak İç borç faiz ödemelerini en az bir yıl için dondurmalıdır.

 4. İç borç ödemelerinden elde edilen gelirlerle atıl durumda bulunan işyerlerine verilecek kredilerle işyerleri canlandırılmalı ve yeni iş iş imkanları yaratılarak üretim arttırılmalıdır.

 5. Üretim hammaddeleri ve Türkiyede üretimi yapılamayan çok hayati bir kaç madde dışında ithalat tamamen durdurulmalıdır.

 6. İhracat her alanda teşvik edilmelidir.

 7. Silahlanma harcamalarına en az bir yıl son verilmelidir. Kaynak süratle ekonomiye kaydırılmalıdır.

 8. Anayasanın parti kapatmaları ve siyasi partilerle ilgili bölümleri değiştirilerek, halkın iradesinin meclise tamamen yansıyacağı Seçim Kanunu ve Siyasi Partiler Kanunu biran önce çıkartılmalıdır.

 9. Devlet kadrolarında iş yapmadan para alan yeteneksiz siyasi yandaşlar(bankamatik memurları) süratle temizlenmelidir.

 10. Hukukun üstünlüğü her alanda hakim kılınmalıdır. Yolsuzluk ve hırsızlıkların üzerine ciddiyetle gidilerek, herhangi bir şekilde devleti soymaya çalışanların mahkemelerine öncelik verilerek halkın gözünde temiz toplum imajı yeniden canlandırılmalıdır.

 11. Zarar eden bütün kamu kuruluşlarının faaliyetleri derhal durdurulmalıdır.(Bankalar dahil) â
 12. Milletin yetiştirdiği, fakat meydanlarda kendileri gibi kimse bulunmadığı için siyasete katılmamış mümtaz vatan evlatları bütün yurtta göreve davet edilerek, eski siyasi kadroların tamamı devre dışı bırakılmalıdır. " DEVLET İDARE ETME SANATI " olarak tarif edilen siyaset alanı yeni değerlerle doldurularak temizlenmelidir.

Bunlara bu millet layık değildir. Millet; 25 yıldır enflasyon canavarı karşısında bütün maddi ve manevi değerlerini kaybettiren beceriksiz kadroların yönetimine layık değildir. Bunu hiç bir zaman haketmemiştir.

Milletimizin hiç bir yabancı devletin ve kuruluşun ne aklına , ne parasına ve nede desteğine ihtiyacı vardır.

Millet kendini idare edecek kabiliyetli ve gerçek vatansever erdemli insanlara sahiptir.

Ülkenin her yanını yangın yerine çeviren ve son olarak yarattıkları "SUNİ DEVLET KRİZİ" ile yurttaşlarını biraz daha fakir eden ve yoksulluğa iten bu kadroların yerini alacak vatansever ekipler çalışmalarına bütün yurtta başlamıştır. Her ilde ve her kasabada bu ülkeyi sevenler, bu ülke için kalbi çarpan vatan evlatları her köşede,her toplulukta "Neden bu hale getirildiklerinin" sebeplerini aramaya başlamışlardır.

İnsanlarımız; kendilerini içine düştükleri bu çıkmazdan kurtaracak yeni bir ATATÜRK arayışı içine girmişlerdir. Aslında bu ülkede bir değil binlerce ATATÜRK vardır. Görevi devralmak ve ülkeyi dünya devletleri arasındaki layık olduğu düzeye çıkartmak için halkın desteğini beklemektedir.

Bu millet sağduyusu ve uzak görüşlülüğü ile yöneticilerine daima örnek olmuş ve her seçimde yöneticilerine çok önemli dersler vermiştir. Ne yazık ki mevcut sistem ile kendisinin ve gerçek temsilcilerinin yönetim kademelerine gelmesi engellenmiştir.

Son Krizi gelinebilecek en son kötü nokta olarak görüyorum. Bu hükümetin derhal istifası ile başlayacak süreçte çok küçük ve inançlı kadrolarla ülkemizin selamete erişeceğine inanıyorum.

SÖZÜN KISASI; KALBİ BU ÜLKE VE BU MİLLET İÇİN ÇARPAN, BİRBİRİNE YUMRUK GİBİ KENETLENMİŞ 10 TEMİZ ADAM'IN ÜLKEYİ BUGÜNKÜ DÜŞTÜĞÜ ACZ'DEN KISA SÜREDE ÇIKARTIP EN GEÇ BİR YIL İÇİNDE SAYGIN BİR BÖLGE VE DÜNYA DEVLETİ SIFATINI KAZANDIRACAĞINA İNANIYORUM.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
8 Nisan 2001 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale