20 EYLÜL 2017 ÇARŞAMBA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Danıştay başkanı Sumru Çörtoğlu: "Yargısına sahip çıkmayan devlet bu olayda büyük yara almıltır."
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

İnsanlar, huzur ile vicdan hürriyeti ile çalışmak ihtiyacındadır. Bu ise toplumu idare eden devlette ve hükümette adaletin mutlak hâkim olmasıyla mümkündür. Bunu temin edecek şey adliyemizdir. Bir memlekette adalet olmazsa, o memlekette anarşi var demektir, orada hükümet yok demektir. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1923)

 19 Mayıs 2006 Cuma 

TÜRK MİLLETİ ADALET ŞEHİDİ MUSTAFA YÜCEL ÖZBİLGİN VE ADALET GAZİLERİNE SAHİP ÇIKMAK ZORUNDADIR.
Milletimiz bu sahiplenme ile doğal olarak Cumhuriyet'e de sahip çıkmış olacaktır.
17 Mayıs 2006 tarihi Cumhuriyet yönetimimizde kara bir leke olarak kalacaktır. Bu kara günde Danıştay'a yapılan silahlı saldırıda 8 inci katta toplantı halinde bulunan Danıştay 2. Dairesinde Başkan Mustafa Birden ile Mustafa Yücel Özbilgin ağır olmak üzere 5 kişi yaralandı. Saldırıda başından yaralanan Danıştay üyesi Sayın Mustafa Yücel Özbilgin tedavi gördüğü Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde vefat ederek şehadet mertebesine erişti. Adalet camiasına yapılan bu menfur saldırıyı ne yazık ki hukuk içinden gelen İstanbul Barosu Avukatlarından Alparslan Arslan gerçekleştirdi.
Bu olaydan devletçe ve milletçe çıkartacağımız pek çok dersler vardır.
Bu saldırı Adalet camiasına yapılan ilk saldırı değildir. Daha önce de pek çok adalet görevlisi sırf verdikleri kararlardan ötürü hunharca katledilmişlerdi. Ve bu şekilde hâkim ve savcılarımıza gözdağı verilmek istenmişti. Bu olaya kadar yapılan saldırılar tek tek seçilmiş kişilere karşı yapılan münferit olaylar şeklinde cereyan etmişti.
Fakat ilk defa en üst düzey bir adli müessese bu şekilde vahşi bir saldırıya maruz kalmaktadır. Dolayısı ile bu son saldırının Cumhuriyet tarihimizdeki yankıları ve neticeleri de çok daha büyük olacaktır.
Bilindiği gibi, saldırının yapıldığı daire bu yılın başında Aytaç Kılınç adlı öğretmenin başörtüsü takmasıyla ilgili olumsuz karar vermişti. Bu öğretmenin "Sadece okulda değil, okul yolunda da başörtü takmasının sakıncalı olduğunu" bildirmişti. Anadolu'da Vakit Gazetesi, bu kararın ardından üyelerin fotoğraflarını ve isimlerini yayınlayarak "İşte o hakimler" diye manşet yapmıştı. Bağcılar Cumhuriyet Savcılığı, Anadolu'da Vakit Gazetesi ve sorumluları hakkında, Danıştay 2. Dairesi Başkanı ile 3 üyesinin ''terör örgütlerine hedef gösterildiği gerekçesiyle'' soruşturma başlatmıştı.
Saldırganın saldırı esnasındaki davranışları ve ilk sorgulaması sonunda basına yansıyan bilgiler, kendisinin tamamen dini inanışı adına bu işleri yaptığını göstermektedir.
Bana göre bu saldırının hedefi doğrudan bireyler değildir. Bireylerin şahsında Laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti Devletidir.
Nitekim Cumhurbaşkanı Sayın Sezer, Danıştay Başkanı Sumru Çörtoğlu'na yaptığı taziye ziyaretinde söyledikleri şu ifadeler ile bu tehlikeye dikkat çekmiştir.
"Saldırının biçimine baktığımızda bunun kişisel bir husumetten kaynaklanmadığı anlaşılıyor. Bu saldırıyı daha önce yapılan kimi saldırılarla birlikte değerlendirdiğimizde, bu saldırıların kurumlarımıza yönelik olmayıp Cumhuriyetimize, özellikle Cumhuriyetimizin değiştirilemez olan demokratik ve laik niteliğine yönelik olduğu anlaşılmaktadır.
Türkiye'nin, Cumhuriyetin kazanımlarından geriye gitmesi olanaksızdır. Tüm kurumlarımız Cumhuriyetimizin niteliklerini sonsuza kadar koruyacaklardır, bundan kimsenin kuşkusu olmasın."
Cumhurbaşkanı Sezer'inkilere benzeri sözleri Başbakan Erdoğan da tekrarlamıştır;

"Bu menfur saldırı nedeniyle üzüntümüz büyüktür. Bu saldırıyı Cumhuriyetimize yapılmış bir saldırı kabul ediyoruz. Danıştay'a yapılan bu saldırı Cumhuriyetimizin tüm kurumlarına yapılmıştır. Emniyetimizin çalışmaları hızla devam ediyor. Ancak failin yakalanması yeterli değildir. Bunun uzantılarını da bilmek gerekir ve geleceğimiz için önemlidir."

En ağır kınama sözleri Danıştay Başkanı Sumru Çörtoğlu'dan gelmiştir;

" Demokratik ve laik Cumhuriyet'in temel güvencelerinden olan Danıştay, bugün anayasadan aldığı yetki ile Türk milleti adına yargılama görevini yerine getirdiği sırada, kendisini, dolayısıyla hukuku, anayasayı, Cumhuriyeti, devleti ve milleti hedef alan menfur bir saldırıya uğramıştır.
Bu saldırı meslektaşlarımızı kişisel olarak hedef alan bir saldırı değildir. Bu saldırı, mensuplarının kamuoyumuzun bilgisinde olan kimi kararları dolayısıyla bir kısım sorumsuz basın ve yayın kuruluşları ile yazarlarınca hedef gösterilmeleri, devlet adına yetki kullanan makamlarca da cesaretlendirici, ihtiyatsız beyanlarda bulunulması sonucu gerçekleşmiştir.
Başkanlığımızca önceki tarihlerde yapılan basın açıklamalarında ve 10 Mayıs 2006 tarihinde düzenlen Danıştay'ın 138. Kuruluş Yıldönümü töreninde Danıştay adına yaptığım konuşmada bu hususlar altı çizilmek ve tehlikeye işaret edilmek suretiyle vurgulanmasına karşın, devlet yetkisini kullanan en üst makamların açıklamalarında maalesef bu tehlike hafife alınarak göz ardı edilmiştir. Yargısına sahip çıkmayan devlet bu olayda büyük yara almıştır."

Yazımın başlığında da yer verdiğim gibi "Yargısına sahip çıkmayan devlet" sözü çok ağır bir suçlamadır. Bu söz duygusal olarak birdenbire ağızdan çıkmış bir söz değildir. Bütün Danıştay üyelerinin resmi üniformaları ile hazır bulunduğu basın toplantısında Danıştay Başkanı tarafından kamuoyuna açıklanmış ve toplantıya katılanlarca ayakta alkışlanmıştır.
Kanaatimce bu sözler çok duygusaldır ve tehlikeli gelişmeleri davet edecek bir anlam taşımaktadır. Danıştay Başkanı Çörtoğlu, bu bildirisiyle AKP'nin tüm yöneticilerini ve bu kararları eleştiren basın çalışanlarını hedef olarak göstermektedir. Bir bakıma karşı tarafı suçladığı davranışı bu defa bizzat kendisi yapmaktadır. Yani, Danıştay kararlarını beğenmeyip eleştirenleri hedef alır bir tutum izlemektedir ki bu tutum birlik ve beraberliğe ihtiyacımız olduğu bir dönemde birlikteliği değil, ayrılıkçılığı çağrıştırmaktadır.
Devletin sorumluluk gerektiren üst düzey yetkililerinin görevi milleti birlik ve beraberliğe davet olmalıdır. Bu görevliler, toplumun bütün kesimlerini kucaklayacak bir davranış içinde bulunmalıdır. Hukukun gerekleri eksiksiz uygulansa dahi halkımızın büyük bir çoğunluğunun Danıştay'ın türban kararının çağdaş demokratik esaslara, bu arada laiklik ilkesine de aykırı olduğuna inandığı unutulmamalıdır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün " Bir memlekette adalet olmazsa, o memlekette anarşi var demektir, orada hükümet yok demektir." Sözünün özüne dönerek düşünelim. Adalet dağıtma devletin temel işlevidir. Eğer adaleti devletin dağıtamadığı bir hale gelindi ise o zaman devletin olmadığı bir ortamdan söz edilir ki. Bu çok vahim bir vaziyetin açık göstergesidir.
Saldırı bütün yurtta büyük bir infial ile karşılanmıştır. Burada halkın duymayı beklediği değerlendirmeyi DYP Genel Başkanı Sayın Mehmet Ağar söylemiştir;

" Saldırıyı çok büyük bir şiddetle kınıyoruz. Türkiye'de hukuka ve hukuk adamlarına yapılan saldırıları herkesin kınaması lazım. Genel müşterek tavır alması lazım. Ancak, meselenin bu boyutu içerisinde bir siyasi rant haline getirmekte doğru bir iş değil. Türkiye'de cumhuriyet rejimi, milletin emanetidir."

Rejimin gerçek sahibi Türk Milletidir. Seçtiği kurumlar rejimi koruyamaz hale geldiğinde millet bu asli görevini yapmak zorundadır. Türk Milleti adliyesi ile birlikte milli değerlerine yapılan saldırıları şiddetle telin etmeli ve adil bir devlet düzeninden yana olduğunu her platformda göstermelidir.
Bu menfur cinayetten ders almalıyız. İnsanlarımız ve ülkemizin kurumları arasında savaş değil, bilakis birlik beraberlik tohumları ekilmesi gereğini görüp buna göre davranmalıyız. Bu olaydan birlikte yaşamak zorunda olduğumuz bu kutsal topraklarda parlamentosuyla, iktidar ve muhalefetiyle ve Cumhuriyetin bütün kurum ve kuruluşlarının güç birliği içinde bulunmaları gereğini çıkartmalıyız.
Dökülen kanın etrafında husumetler değil, dostluk ve kardeşlik duyguları yeşertilmelidir. Buna milletçe ihtiyacımız vardır.
Sonuç olarak; ben bu saldırıyı Türkiye Cumhuriyeti Devletine yönelik planlı bir saldırı değil tamamen bireysel ve şahsi husumete dayalı bir eylem olduğuna inanmak istiyorum.
Zaten sanık yakalanmış ve adli safha başlamıştır. Bekleyelim ve görelim. Fakat beklerken zaten gergin olan toplumu daha da gerecek hareketlerden kaçınalım.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
19 Mayıs 2006 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale