21 Kasım 2017 Salı

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İ,LE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Laiklik ilkesi anayasa ile teminat altına alınmıştır
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Müslümanların toplumsal hayatında hiç kimsenin özel bir sınıf halinde mevcudiyetini muhafazaya hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler dini emirlere uygun hareket bulunmuş olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur. Hepimiz eşitiz ve dinimizin hükümlerini eşit olarak öğrenmeye mecburuz. Her fert dinini, din duygusunu, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da mekteptir. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1924)

 13 Mayıs 2006 Cumartesi 

Anayasamızda, devletimizin temel ilkelerinden biri olan LAİKLİK İlkesini teminat altına almak ve bu ilkeyi korumak amacıyla, bu ilkenin uygulanmasını sağlayan 8 Kanun; "İNKİLÂP KANUNLARININ KORUNMASI "adı ile 174 üncü ve sonuncu madde olarak yer almıştır. Ve bu maddeler üzerinde tartışma dahi yapılamayacağı hükmü getirilmiştir..
Yine anayasamızın "DİN VE VİCDAN HÜRRİYETİ" başlıklı 24 üncü maddesi, dini konuları disiplin altına almıştır. Buna göre;
" Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. 14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla ( Madde 14:Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılması) ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir. Kimse, ibadete, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz... Din ve ahlâk eğitimi ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır.
Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi ve hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar sağlama amacıyla her ne surette olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz."

Şeklindeki belirgin ibarelerle Anayasa'mız vatandaşların dini duygularını, kanaatlerini ve uygulamalarını tamamen serbest bırakmış ve bu konudaki istismarları anayasal koruma altına almıştır.
Anayasa maddeleri bu kadar açık ve sarih olmasına rağmen vatandaşlarımızın dini duygu ve düşüncelerinin tarikat ve cemaatler tarafından büyük bir baskı ve denetim altında tutulduğu her dönemde görülmüştür. Tarikat ve cemaatler ülkemizin her yanını örümcek ağı gibi sarmıştır. Ticaretten, siyasetten başlamak üzere her dalda dini cemaatlerin faaliyetlerini görmek mümkündür.
Ne yazık ki bu gibi yapılanmaların pek çoğu; vatandaşlarımızı dini bilgilerle güçlendirmek yerine onları kendi siyasi ve kişisel çıkarlarına alet olarak kullanmaktadır. Yine bunların bir kısmı; Türkiye üzerinde menfaati bulunan dış kaynaklı odakların destek ve teşvikleriyle devletimizi ayakta tutan temel dinamiklerden en önemlisi olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kişiliği ile Atatürk İlkeleri ve Atatürkçü Düşünce Sistemine karşı amansız bir savaş vermektedir.
Sadece daha iyi dindar olabilmekten ve dini görevlerini layığı ile yerine getirmekten başka bir amacı olmayan pek çok yurttaşımız adeta din tüccarlığı yaparak ülkemizi ortaçağın karanlık dehlizlerine geri döndürmek isteyen bu sözde dini kuruluşların yöneticilerinin elinde oyuncak olmaktadır.
Bugün görülen manzara ve gelinen seviye; dini kuruluşların her alanda etkinliklerini devam ettirdiği ve son derece güçlü ve yaygın bir konuma geldiklerini göstermektedir.
Cumhuriyet Hükümetleri; Cumhuriyetin Temel kurumları ile Atatürk İlke ve İnkılâplarını bu bağnazlığa karşı korunmanın çarelerini aramış ve ne yazık ki çareyi cezayı gerektiren zecri tedbirlerde aramıştır. Kanaatime göre İrtica ile mücadelede çareyi, bu kuruluşları kapatmak ve cezai tedbirler getirerek mensuplarını hapsederek bu faaliyetlerin önlenebileceğini sanmak eksik ve bir bakıma yanlış bir uygulamadır.
Tek ve en tesirli çare eğitimdedir.
Bilgi; her türlü istismarı ve bağnazlığı ve bunun neticesi oluşan yobazlığı önler.
Bilgi; dergâhlarda, tekkelerde kontrol edilemeyen kapalı kapılar ardında değil, okullarımızda verilir. İmam Hatip Okullarımız, Yüksek İslâm Enstitülerimiz ve İlahiyat Fakültelerimiz bunun için kurulmuştur. Bunları kapatmak değil. Yeterli ve etkili eğitim verecek şekilde her alanda güçlendirmekle bilgili ve bilinçli yurttaş yetiştirilebilir.
Yönetim olarak; vatandaşınıza doğuştan kendisinde var olan dini duygularını geliştirmesine yardımcı olacak sistemleri ( anayasada açıkça emredilmiş olmasına rağmen) temin etmez isek, onlar bunu mutlaka illegal olarak bulmanın yollarını arayacaklar ve muhtaç oldukları bu bilgiye bir şekilde ulaşacaklardır.
O halde burada devlete düşen öncelikli görev; Mevcut anayasa ve yasalar çerçevesinde bir DİN ŞURASI tertipleyerek mevcut durumu bir kere daha bütün iyi ve kötü yönleriyle ortaya çıkartmak olmalıdır. Sonra bıkmadan ve usanmadan, halkımızın ihtiyacı olan dini bilgileri onlara modern okullarımızda ve bilgili öğretmenler vasıtasıyla vererek bu alandaki boşluğu doldurmalıdır.
Bu zor ve uzun süreli bir mücadeleyi gerektirir. Ama her geçen zaman sürecinde kazanılan şahısların ( tarikatlar elinden kurtarılan şahısların) sayısı artacaktır. Kendilerini besleyen bireylerin giderek azalması ile bu teşekkülleri ayakta tutan gelir kaynakları tükenecektir. Sonunda maliyetlerini dahi kurtaramayacak duruma gelecek tarikatlar teker teker ve bir daha gelmemek üzere ortadan kalkacaktır.
İşte burada Diyanet İşleri başkanlığının danışma kurullarına ve yetişmiş uzman personel gücüne büyük ihtiyaç olacaktır. Bu durumda Sayın Bülent Arınç'ın dediği gibi kaldırmak yerine belki de takviye edilmesi gerekecektir.
Türkiye'de şu anda İRTİCA vardır. Dün de vardı. Tedbir alınmadığı takdirde yarın da olacağı kesindir. Var olduğu için Türkiye ve Türklük düşmanları tarafından her fırsatta kullanılmaktadır. İrticai Kesim anarşi ve terör eylemcileri ile de işbirliği içinde bulunmaktadır.
İrtica'ın önlenmesi devletin beka'sı için gereklidir. Bunun için plânlı, programlı ve devamlı bir mücadele şarttır.
* Peki, irtica nasıl önlenecektir?
* İrticai kesim ile bu kesimin en büyük düşmanı olan ve çok büyük sayılara ulaşan gerçek dindar vatandaşlarımız nasıl ayrılacaktır?
* Bu vatandaşlarımıza ve dinimize zarar vermeden irtica nasıl önlenebilir?
Bu soruların cevapları devletimizin öncelikli görevleri arasında yer almalıdır. İrtica'ın önlenmesinde alınacak ne gibi ilave tedbirler olabilir? Sorusunun cevapları ise bilim adamlarımızın ilgi alanına girmektedir.
Sonuç olarak Din Duygusu; insanı insan yapan en önemli unsurlardan biridir. Bu duygu daima iyi ve gerçek dini bilgilerle beslenmelidir. Başta irticai faaliyetler olmak üzere, bu güzel yurdun devlet ve milletiyle bölünmezliğine kasteden her türlü faaliyete tespit ve tayin işi kesin olarak yapıldıktan sonra asla müsamaha edilmemelidir. Dini siyasete ve kendi şahsi çıkarlarına alet etmek isteyen din düşmanlarına kesinlikle göz yumulmamalıdır.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
13 Mayıs 2006 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale