30 Mart 2017 Perşembe

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Petrol ve Türk boğazları
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 2 Nisan 2001 Pazartesi 

2 Nisan 2001'de Ekonomik Kriz giderek ulusal bir felaket halini alıp bütün yurdu kaplarken Türkiyenin önünde çözüm bekleyen yeni bir problem sahası oluşmaya başladı. Bilindiği gibi Türk Dış Politikasının Lozan Antlaşmasını izleyen dönemdeki en önemli hedeflerinden biride Türk Boğazları için getirilen rejimi değiştirmek olmuştur. Ankara'nın 11 Nisan 1936'da ilgili devletlere birer nota göndererek Boğazlar sözleşmesi'nin değiştirilmesini istemesi üzerine 20 Temmuz 1936'da Montreux Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Anlaşmaya Türkiye'nin yanısıra Bulgaristan, Fransa, İngiltere, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya, Yunanistan ve İtalya imza koymuştur.

Türkiye'nin ciddiyetle ve anlaşma hükümlerine harfiyen sadık kalarak yaptığı uygulamalar sonucunda Montreux Anlaşması günümüze kadar başarı ile uygulanmıştır.

Geçen 65 yıl zarfında İstanbul şehir nüfusunun artması ve Karadeniz ülkelerinin boğazlar vasıtasıyla yaptıkları ticaret hacminin boyutlarının anlaşma imza tarihinde düşünülen sayının çok üzerine çıkması üzerine, gerek İstanbul ve gerekse Çanakkale Boğazlarında çok ciddi ve tehlikeli gemi kazaları meydana gelmiştir. Bu kazalar şehir yaşamını uzun süre etkileyecek tehlikeli boyutlara ulaşmıştır.

Bu iki boğaz İstanbul ve Çanakkale'de yaşayan Türk vatandaşları için çok tehlikeli bir ulaştırma yolu haline dönüşmüştür. Türkiye; bölge halkının haklı ve yerinde tepkilerine dayanarak Boğazlardan geçen gemi trafiğinin düzenli, güvenli ve sürekli olmasını sağlamak üzere bir seri çalışmalar başlatmıştır. Bu çalışmaları boğazı kullanan ülkelere duyurmuş ve aldığı güvenlik önlemlerini hazırladığı yeni tüzük ile birbiri peşisıra yürürlüğe koymuştur.

Tamamen insani amaçlarla ve boğazlarda oturan halkın, tabiat varlıklarının ve tarihi zenginliklerimizin korunmasına yönelik bu çalışmalar, boğazlardan hiç bir kayda ve kısıtlamaya tabi olmadan Montreux' bağlı olarak geçmek isteyen gemi sahibi ülkeleri rahatsız ve tedirgin etmiştir. Bu ülkeler, Türk Boğazlarını tabii bir trafik sistemi içinde sadece yol olarak görmekte ve boğaz kıyılarında yerleşen 12 milyon Türkün güvenliğini hiç dikkate almamaktadır. Oysa birbiri peşisıra meydana gelen kazalar bölge halkına daima korkulu ve dehşet dolu anlar yaşatmaktadır. Kıyı sakinleri 24 saat boyunca tedirgin olmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti olarak şu anda mevcut trafiğin meydana getirdiği tehlikelerle boğuşurken ve daha sıkı güvenli geçiş kuralları koymaya hazırlanırken çok daha büyük bir tehlike kapımıza gelip çatmıştır.

Azeri ve Kazak Petrollerinin Bakü-Ceyhan Petrol Boru Hattı ile dış dünyaya açılması ve pazarlanması için ülkeler arası çalışmalar devam ederken Kazak Petrollerinin gemilerle Türk Boğazları kullanılarak dış dünyaya pazarlanması hususu gündeme gelmiştir.

Türkiye bunun mümkün olmadığını, bu taşımanın Türk Boğazları ve boğazlar bölgesinde yaşayan Türk Halkı için çok büyük bir tehdit oluşturduğunu birçok kerre ilgili devletler nezdinde ve kamuoyunda gündeme getirmişti. Fakat Kazak Petrolü daha Karadeniz kıyılarına varmadan Rusya Devlet Başkanı Putin'in Enerji ve Petrol konularındaki danışmanı Victor Kalyujni verdiği demeç ile Rusyanın bu konudaki resmi görüşünü dile getirmiştir.

Kalyujni;" Türkiye'nin boğazlar trafiğini engelleme ya da kısıtlama hakkı yoktur." diyerek. Adeta Türkiye bu gemilerin geçişini engelleyemez demektedir. Daha petrol geçişi başlamadan başlatılan bu uyarıların dozajını giderek arttıracağından ve dünya kamuoyundan da destek bulacağından şüphemiz yoktur.

Petrol, dünyanın en stratejik maddesi olmaya devam ettiğinden ve bu madde ABD ve AB dahil olmak üzere birçok devlet ve uluslararası dev kuruluşların ekonomik faaliyetlerini yakından ilgilendirdiğinden Boğazlar Rejimi ile ilgili Rusya ile başlayan çatlak seslerin giderek yandaş bulacağına ver bu konuda Türk Hükümetine anlaşmadan doğan haklara dayanılarak baskılar yapılacağına muhakkak gözüyle bakabiliriz. Türk Boğazlarının "PETROL TAŞIMACILIĞINA SERBEST BIRAKILMASI" konusu, Türkiye'nin ve dünya'nın gündemini oldukça uzun bir süre işgal edecek bir konu olarak önümüzdedir.

Türk Boğazları dünyanın en önemli su yolları olması ve ticari bir meta olarak görülmesinin yanında Boğazlar; Türkiye için bir BİR KÜLTÜR veYAŞAM ŞEKLİ'dir. Boğazlarımız "Petrol Boru Hattı" değildir. Dünyanın gözbebeği İstanbul Boğazı; 2500 yıllık bir insanlık tarihi mirasını üzerinde taşımaktadır. Hiç bir sebep ve şartla bu muhteşem miras tehlikeye atılmamalıdır. Bu mirası korumak sadece Türk Hükümetinin asli görevi olarak görülmemelidir.

İstanbul'a sahip çıkmak en önce İstanbulluların temel görevidir. 10 milyon örgütlü İstanbullu istemediği ve yeterli derecede güvenlik tedbiri alındığına emin olmadığı sürece bu boğazdan değil dev tankerlerle bir damla dahi petrol taşımak mümkün değildir.

İstanbullu hemşehrilerimin yapacakları bu meşru müdaâfa'ya dünyadaki çevreci kuruluşların ve doğa hayranlarının seve seve katılacaklarına ve destek olacaklarına inanıyorum.

Daha işin başında iken, yani petrol trafiği başlamadan konu dünya gündemine taşınmalıdır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonları , UNESCO GREENPEACE gibi yardım kuruluşları devreye sokulmalıdır. Türk Hükümetinin konuya ilişkin yaptırımlarının tamamının arkasında 10 milyon İstanbullu fiilen yer almalıdır.

Her zaman olduğu gibi bir felaket sonrasında artık geri dönülemeyecek bir noktaya gelindikten sonra tedbir almanın bir işe yaramayacağı da artık görülmelidir.

Bu konuda İstanbul'da yer alan üniversitelerimizin yönlendirilmesi ile başlatılacak bir kampanyaya sırası ile bütün ilk ve orta öğretim kurumlarındaki öğretmen ve öğrenciler iştirak ettirilerek KARŞI TEDBİR PLATFORMU genişletilmelidir. Bilahare spor kulüplerimiz, sanatkar derneklerimiz, işçi ve işveren kuruluşlarımız bu olayda kesin tavır koymalıdırlar.

Bu teşkilatlı organizasyonlar tarafından başlatılacak Boğazlardan Emniyetli ve Güvenli Geçiş Sağlama Kampanyalarına çok kısa sürede 10 milyon İstanbullunun katılacağı görülecektir. 10 milyonluk bir şehir halkının örgütlü dayanışması sonucunda gösterecekleri tepkilere karşı koyabilecek bir başka güç dünya üzerinde mevcut değildir.

İnşallah diyerek konuyu Türkiye ve İstanbullu hemşerilerimin gündemine getiriyorum. Bundan sonrası yetkili ve ilgililerimizin çalışmalarına kalmış. Bakalım hep birlikte görecek ve yaşayacağız.

Ben şahsen böyle bir organizasyonun yönetim ve yönlendirmesinde bir İstanbullu olarak öncülük etmeği zevkle üstlenmeye hazır olduğumu ilgililerimize bildirmeyide İstanbulluluk borcu olarak kabul ediyorum.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
2 Nisan 2001 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale