20 ŞUBAT 2017 PAZARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net



Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






İnsanlarda doğuştan var olan dini duygular hor görülmemelidir
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası var ki din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin eden kişiler iğrenç kimselerdir. İşte biz bu vaziyete muhalifiz ve buna müsaade etmiyoruz. Bu gibi din ticareti yapan insanlar saf ve masum halkımızı aldatmışlardır. Bizim ve sizlerin asıl mücadele edeceğimiz ve ettiğimiz bu kimselerdir. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1930)

 10 Mayıs 2006 Çarşamba 

Dünkü yazımızda Diyanet İşleri Başkanlığı için, Türk Toplumunun emniyet supabıdır” değerlendirmesini yapmış ve laiklik adına bu müesseseyi kaldırmayı isteyen TBMM Başkanı Sayın Bülent Arınç’ın bu düşüncesini eleştirmiştim..
İnsanoğlunun doğumu ile birlikte genlerinden gelen kutsal inanç duygusu yani dini inanış ve düşüncelerinin bütünü yaşamımızın her safhasını olumlu veya olumsuz etkiler. Bundan kaçış mümkün değildir. “Ben dinsizim” diyen insanların dahi bu düşünceye ulaşması birbirinden üstün gelen dini uyarılar arasında seçim yapamamış olmasındandır. Her insanın doğasında var olan bu duygu tarihin her safhasında ikinci kişi ve kuruluşlar tarafından daima istismar edilmiş. İnsanlar adeta inançlarına göre gruplara ayrılmış ve birbirleri ile çatıştırılmıştır.
Günümüzde de din mefhumu üzerindeki istismarlar devam etmektedir.
AKP’nin tek başına iktidara gelmesini müteakip yabancı basın organları başta olmak üzere bizim aydın geçinen bir kısım entelektüelimiz; bu partinin İslâmcı bir görüşün temsilcisi olduğunu ve Türkiye’de irtica faaliyetlerinde belirgin bir artma olacağı iddiasını yaymaya başladılar.
Aslında bu fikri savunanlar da seçime katılanların % 34 ‘ünün oyunu alan bir partinin Radikal bir fikir içinde bulunamayacağını çok iyi biliyorlardı. Çünkü radikal söylemleri ve tutucu fikirleri olan partilerin ülkemizdeki oy oranının daima % 1’in altında olduğunu milletimiz her seçim döneminde ispat etmekteydi..
AKP üst yönetiminin geçmişinde Milli Görüş felsefesinden gelen fikri yapılanma olduğu farz edilse dahi bu parti seçimlerde sağ-sol-ılımlı-radikal düşünceye sahip olan toplumun her kesiminin oyunu almıştır. Dolayısıyla aldığı oyların arkasındaki halk desteği O’nu Kitle Partisi’ne dönüştürmüştür. İstese de bazılarının yakıştırmaya çalıştığı dini ağırlıklı bir eylem içinde bulunması fiilen mümkün değildir. Aksi takdirde çok kısa bir süre sonra dağılır, ufalanır ve bir daha gelmemek üzere tarihe karışırdı. Bu hususu, AKP yönetiminin de iyi bildiğine ve genel olarak bazı istisnai söylemler dışında bu yönde olumlu çaba harcadıklarına tanık olduk.
Buna rağmen, ülkemizin birlik ve bütünlük ile istikrar aradığı şu günlerde dahi irtica konusunu gündemden düşürmek asla mümkün olmamıştır. İrtica tehdidi devamlı gündemde tutulmuş ve kendisini irtica ile mücadeleye adadığını belirten dinamik güçler bu alandaki müdahalelerini devamlı sürdürmüşlerdir. AKP’yi ciddi şekilde gericilikle itham etmekten geri kalmamışlardır. AKP yönetimi kendisine yönelik ithamlar karşısındaki savunmasında kamuoyunda yeterli derecede inandırıcı olamamıştır. Aslında ülkemizde hâlâ bu konuların tartışılıyor olması dahi büyük bir talihsizliktir.
Günümüzün küresel anlayışı içinde İRTİCA’ nın gündemde bulunuyor olması eğitimsizlik ve cehalet’in doğal sonucudur. Böyle fikirlerin bilgilendirilmiş eğitimli kitlelerin bulunduğu toplumlarda etkili olabilmesi asla mümkün değildir.
Günlük yaşantımızda her zaman karşı karşıya kaldığımız “Din ve İrtica” konusu hakkında daima bilgiye muhtaç olduğumuz varsayımından hareket ederek bu hususta bilinmesi gereken asgari kavramları vurgulamak istiyorum.
İRTİCA, günümüz Türkiye’sinin iki ana tehdidinden biridir. BÖLÜCÜLÜK tehdidi ile birlikte topyekûn mücadele edilmesi ve ciddi tedbirler alınmasını gerektiren bir konudur. Aslında İrtica; cumhuriyetin kurulduğu yıllardan başlayarak ülkemizin gündemini işgal etmiştir. Bazen sessiz kalmayı başarmış ve bazen de manşetlerden inmemiştir. Ama hep varlığını hissettirmiştir.
Bildiğimiz gibi, insanoğlunun en önemli ihtiyaçlarının başında inanma ihtiyacı gelir. "İnananların dini inançlarının sömürülmesi ve sömüren mihrakların menfaatleri doğrultusunda bu inançların kullanılması" olarak özetleyebileceğimiz İrtica kavramı sadece bizim değil, devlet olma aşamasına erişmiş bütün milletlerin ortak sorunudur.
İnsanoğlunun dini duygularının sömürülmesi ve bu uğurda insanların şuursuzca kullanılması insanlık tarihi kadar eskidir. Bu davranışı yalnız Türk Toplumuna özgü bir karakter olarak algılamak çok yanlıştır. Çünkü çeşitli dinler ve inanç farklılığı olan ayni toplumlar arasında çok şiddetli savaşların ve kitlesel katliamların yaşandığına tarih şahittir. Tarihte meydana gelmiş bütün büyük savaşların sebepleri ekonomik olarak gösterilse dahi, insanların bu savaşa taraf olmalarında kullanılan tema; din ve inanç farklılıklarıdır.
İnsanoğlu bu arz üzerinde kaldığı sürece bu kavga devam edecektir.
Peki, tarihten ders alınmayacak mıdır? Mutlaka alınacaktır.
Fakat tarihini araştıran, okuyan, anlayabilen ve bundan ders çıkartmasını bilen yöneticilere sahip olunduğu takdirde ders alınabilir. Bizim gibi okumayı, incelemeyi ve araştırmayı pek sevmeyen bir toplumda bu gibi derslerin alınarak yeni yetişen nesillere aktarılması pek mümkün olamamaktadır. Hele bulundukları makamlara bilgi ve kültür yeterliği olmadan ulaşabilme başarısını göstermiş kişilerin yönettiği ülkelerde ders almak ise hiç mümkün değildir.
İnsanın dini inanışları ile birlikte aile çevresinden aldığı geleneksel ahlaki bağlar yaşantısında çok önemli bir yer tutar. Bu bakımdan yöneticiler tarafından insanın ruhsal yapısını meydana getiren bu unsurlar her durumda ciddiyetle göz önünde bulundurulmalıdır.
Bu konuda tarihimizdeki en iyi ve örnek alabileceğimiz uygulamaları Gazi Mustafa Kemal Atatürk yapmıştır. Cumhuriyetin kuruluşu için yapılan muhteşem milli mücadelede insanlarımızın bu duygu ve düşüncelerinden geniş bir şekilde yararlanılmıştır. Devletimizin temelleri atılırken bu manevi gücümüz daima ön planda tutulmuştur.
Her insanın kendine mahsus inanışları, değer hükümleri ve manevi bağları vardır. Her bireyin çok özel durumunu yansıtan bu inançlarından dolayı hiç kimse tenkit edilmemeli, ayıplanmamalı, hor görülmemelidir. Çünkü dini duygular önce iyi bir birey olmamızı, sonra milletleşmemizi ve daha sonra da sağlıklı bir biçimde devletleşmemizi sağlayan temel unsurdur.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
10 Mayıs 2006 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale